Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayram bayram


Her zaman zırt diye erkenden kalkan ben, bu sabah bayram ya ; zor kalktım yataktan... Bi nazlı bi edalı oturdum kahvaltıya... Neyseki böreklerim vardı da, aman bayram sabahı , özel kahvaltı isteriz tantanasını geçiştirdim...

Bayramın ilk konuğu üç yıldır olduğu gibi Cancan'dı...Artı kardeşi ile birlikte geliyor. O da nasıl güleryüzlü.Tabi bunların bayram ziyareti bildik ziyaretler gibi değil :)) tüm güne yayılan, yemekli,içmekli, uyku molalı bir ziyaret... Onları yolcu ettikten sonra, Naziş , hemen kendine bir program yaptı, arkadaşlarıyla buluştu...Kocambana kimse ellemesin evde dinleneceğim dedi...Gamse ile biz hadi bi Kadıköy mü_? yapsak falan derken kendimizi Beyoğlu'nun hengamesinde buluverdik. Amanın , kalabalığı anlatmanın tarifi yok... Taksim Heykelinin önünde yere bile oturmak isteseniz dolu... Gamse ile gülmekten öldük,şimdi burada oturanlar da Taksim'e geldiler, Beyoğlundalar dimi dedik...Bir taraftan halay çekenler, resim çekenler, öpüşenler, koklaşanlar ve kendine gülen ana kız biz...Ama yine de kendine has o doku , beni hep çeker... Sonra benim kuzenlerle yeme içme , kahve faslı yaptık ve gece boğazın serinliğini içimize çeke çeke evimize döndük.

Kitap bayramlık kitabım...Buğday Tanesi'nin düzenlediği kitap hediye çekilişi sonucu bana Hüznün Tadı'nın hediyesi...Osmanlı minyatürlü ayracım, Atatürk ve uğur böcekli magnetim de yine hediyelerim arasında... Okur okumaz , paylaşacağım tabi. Hüznün Tadı'na isabetli seçimi için çok teşekkür ediyorum.Hava Kurşun Gibi Ağır;Nazım Hikmet'in , aşklarını, acılarını, tutkularını anlatan bir roman...En kısa zamanda okuyup, paylaşmak üzere deyip bayramın birinci gününden selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum hepinize... haydi keyifli bayramlar olsunnn

29 Ağustos 2011 Pazartesi

bayram şiiri

Perdeler yıkandı ütülendi...
ev gıpgıcır oldu
güççük güççük etli dolmalar sarıldı
tepsi tepsi börekler yapıldı
zeytinyağlılar pişti
bayram alış verişi yapıldı
e sende geleceksen gel artık BAYRAM

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Bir film Bir kitap

Bu gün kızlar gider gitmez , şöyle bir toparlandım...sonra yattım kitabımı okudum , sonra bir film izledim...
Kitabım çok güzel...Patty Smith'in Çoluk Çocuk adlı kitabı... bununla ilgili epey konuşuruz.
Patti Smith'in çocukluğu hepimizle aynı minvalde başladı...Sonunda bir rock yıldızı olamamış olsam da , dünyanın farklı yörelerinde olsak da, kitap okumaya düşkünlük, hayal kurmalar,ilk kuğu gördüğünde duyulan heyecanlar yoksa benim ki flamingo mu? idi...Ama 17. sayfada ayrıldık, çok çabuk oldu ... Patti Smith daha 16 yaşındayken başını derde sokmaya başladı...Henüz şair ve müzisyene dönüşmedi... Anlatım dili çok hoşuma gitti. Oturduk karşılıklı Patti ile O'anlatıyor hayat hikayesini ve Robert Mapplethorpe'yi...-Kendisi 20. yüzyılın en önemli fotoğrafçılarındandır.Bu yıl ocak ve şubat aylarında Beyoğlu-Mısır Apartmanında resimleri sergilendi..(
© Image by Robert Mapplethorpe © Resim Robert Mapplethorpe
David Hockney, 1976 David Hockney, 1976
Vintage silver gelatin print, edition of 5 Vintage gümüş jelatin baskı, 5 sürümünün
40.7 x 50.8 cm/16 x 20 ins, edition of 5 40.7 x 50.8 cm/16 x 20 eklentileri, 5 baskı)


Gelelim filmime...Filmin adı PRİNSESSA...Kuzey Avrupa sinemasından çok güzel bir örnek...Bir Finlandiya filmi...Not:Filmin hikaayesi gerçek bir hikaye ve şimdi o hastanenin bahçesinde Prenses için dikilen bir heykel var...

Anna Lappailein
annesi tarafından istenmeyerek akıl hastanesine yatırılır...Önce doktorlara sessizlik boykotu uygular sonrada birden dili çözülerek kendini prenses ilan eder.Yaşadığı drama karşılık kendine tamamiyle ütopik bir dünya kurar ve hastanenin gözdesi haline gelir.Doktorlar önce müdahale etmeye kalkarlar ama sonra kendileri de bu oyuna dahil olurlar... Müzikler muhteşemdi... hele bir arya vardı ki anlatamam, aradım ama bulamadım hiç bir yerde...Bu filmi mutlaka izleyin dediğim filmler kategorisine koyabilirsiniz...

Bu gece Kadir Gecesiydi malum...Biz de üzerimize düşeni yaptık. Allah hepimizin dualarını ve dileklerini kabul etsin...

26 Ağustos 2011 Cuma

Patti Smith - Horses & Hey Joe ve Bu gün

Tüm günü avare avare geçirdim. Kitabımı bitirdim.. Televizyon izledim... Film izledim.İzlediğim filmi yazmıştım zaten.

Dün gece saat bir gibi kitap okuyordum, birden bir bağırtı duydum ,pencereden baktım.Bir adam hem koşuyor hem avazı çıktığı kadar - savaş çıktııı diye bağırıyor ama nasıl bir bağırtı. Ben de tv de haberlere baktım. Allahım bu oruç beni saftirik yaptı... Baktığımı da sizden başkasına demedim ha:)





Yeni kitaba başlıyorum bu akşam... Daha önce de sözünü ettiğim Çoluk Çocuk-Patti Smith...Kitabın kapağı insanı hemen çarpıyor insanı. Bu kitap bana çocukluk , okul, basketbol ve bando takımı arkadaşım Nurgül^ün kızı Sinem'den armağan. Hiç tanışmadık...Annesiyle göndermişti, Ordu seyahatimde...Facebookda resmini gördüğümde karşımda gençliğimin Nurgül'ü vardı sanki... Biz birazda bu kitapla başlıyoruz Sinem'le olan hikayemizi yazmaya... Ya da Nurgülle olan hikayemizin devam ettirmeye...Kitaba bir başlayayım... Müzikleri , şiirleri ve Patti ile geleceğim...Ben başlamadan önce bir alt yapı çlışması yapıp, Patti Smith'in şarkılarını dinledim. Okurken de bana eşlik etmeleri için kaydettim... Kitap okumak artık biliyorsunuz ki benim için bir ritüel... Mesela bir önceki kitabım olan ; Ferhan Şensoy'a ait Karagöz ile Boşverinbeni'yi okurken kitabın konusu Beyoğlu ve civarında geçtiği için ayraç olarak , Beyoğlu , İstiklal caddesi kartpostalları kullandım. Ha hemen de hazırmıydı derseniz.... e o da benim uzmanlık alanım der çıkarım işin içinden... Bi de sağolasın Ecem derim:)


Bayram için ufak bir plan yapmaya çalışıyoruz ama havanın durumuna göre uygulamaya koyacağız...Her halukarda ilk gün İstanbu'ldayız...

gece gece ancak bu kadar


25 Ağustos 2011 Perşembe

Bir tatlı bir film

Dün akşam yemekte misafirimiz vardı. Misafirler yabancı değil , görümcem, Meral ve Zuz'du... İşte asıl bu yüzden daha bi önemliydi....

Yemek yaparken işin ucunu biraz kaçırmışım ama bu gün yemek yapmıyorum işte... Gecenin yıldızı güveçte patlıcan ve Çikolatalı armut tatlısıydı... Şahane organizasyonum nedeniyle, saat dör buçukta işim bitti ve misafirler gelene kadar yattım.. ve masada hiç kalkmadan misafirlerimle birlikte oturdum yedim içtim. Peki bu nasıl oldu...

Armut tatlımı bir gün önceden yaptım , eretsi gün sadece çikolata sosunu döktüm. Patlıcan güvecinin ön hazırlıklarını da bir gün önceden yaptım, ertesi gün tek kişik güveçlere bölüp fırına verme işi kaldı. Tek kişik güveçler olunca, kalkıp servis yapmak da gerekmedi... Geri kalan yemekler zaten servis tabaklarında ortadaydı, içinde servis kaşıklarıyla...yemeği biten neden devam etmek istiyorsa, kendisi aldı ve sohbet muhabbet yemeğimizi yedik.

Çikolatalı armut tatlısı tamamiyle kendi tarifimdir. Okuyup da heee bizim komşu da böle yapıyo, annem de böle yapıyo, ben bundan daha önce yemiştim, bu tarifi şurada görmüştüm diyebilirsiniz hatta deyin de ama bu tatlıyı ben kendim bizzat şahsen, araştırıp taraştırmadan yapıverdim. Tatlı ne yapsam, bizimkiler öyle ağır, şerbetli, hamurlu tatlılar yemezler falan filan derken, gözüm kocamın pazardan aldığı armutlara takıldı...Daha yeni getirmişti ve henüz dolaba bile girmemişlerdi. Hemen sekiz tanesini aldım. Soydum, ikiye bölüp, sap kısımlarını ve çekirdek kısımlarını bıçakla temizledim. Tencereye dizdim. Üstüne bir çay bardağı kadar şeker koydum. Bir çubuk tarçın ve bir kaç da karanfil attım. Yumuşayana kadar pişirdim. Altını kapatınca bir kaç dilim Bodrum'dan getirip dondurucuya attığım minik Bodrum mandalinalarından attım içine ki kokusu geçsin armutlara... Yumuşayınca , armutları ısıya dayanıklı bir fırın kabına aldım... Bir kaç dakika fırınladım ki, haşlaklığı)) gitsin... Soğuyunca dolaba koydum...Ertesi günde , çikolatalı sos pişirdim(Dr. Ötker) üstüne döktüm. Fındık ,fıstık, ceviz ne isterseniz artık süsledim. Vanilyalı dondurma eşliğinde servis Ettim. resim çekmek malesef aklıma gelmedi ama beğenildiğine göre tekrar yapılacak demektir.

Sabah kalktığımda ev toplu, akşam yemeği içinde hazır yemeğimiz olduğu için bu günü kendime tatil ilan ettim. Bir film izledim.
Yerli film. Geçen yıl vizyona girmişti...Sinemada izlemek istemiştim ama Gamsegamse beni ekip arkadaşlarıyla gitmiş sonra ben de bir fırsatını bulamamıştım. Film ''Ya Sonra'' Özcan Deniz ve Deniz Çakır'ın... Yan rollerde Ragıp Savaş , Barış Falay,Erdem Akakçe(Bayılırım kendisine)Naz Elmas ve Cezmi Baskın( bayılırım kendisineee) Janset( bayılırım bayılırım kendisine)olması yeterince referans...Film tamamiyle bir aşk filmi öyle aman aman yan hikayeler yok ama ben beğendim. Cezmi Baskın'ın tek bir sahnesi var ama ömre bedel...Çekimler güzel, tertemiz, oynayanların hepsi iyi, yakışıklılar var, güzel kızlar var, aşk var, komedi var, hüzün var e daha ne istiyonuz diye sormazlar mı adama...Siz de bir şey düşünmeden, aman bunun mesajı neydi aha şimdi ne demek istedi,
alt metninde, üst metninde ne var, göndermeler var mı falan filan demeden keyifli bir film izlemek isterseniz. Tam sizin kaleminiz. Ben bu Özcan Deniz'i beğenirim ya, accık bi arabesk tarafım var galiba...

E biir tatlı tarifi, bir film hiakyesi daha ne olsun. ... Bu günlük de böyle olsun...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir film Bir kitap


Çoktandır bir film bir kitap yazısı yazmamıştım. Dün gece hem yeni bir kitaba başlayıp hem de bir film izleyince , hah dedim tam sırası..
Önce film
Düşes...Sonsuz, göz alabildiğine uzanan İngiliz çayırları, balolar, kostümler, peruklar, korseler, aldatmalar, aldanmalar,

.On sekizinci yüzyıl sonlarında geçen filmde, dönemin en güzel ve karizmatik kadınlarından olan Düşes Georgiana Cavendish (Keira Knightley) yaşadığı aşk, müsrifliği ve politikaya el atması sonucunda itibarını kaybeder.Ve bu arada kocası, en yakın arkadaşı Leydi Bess ve kendi yasak aşkı arasında ki ilişkiler karmaşası..


Kostümlü filmleri çok severim. Eski klasikleri okuyormuşum gibi gelir. Ben filmi beğendim. Bunu beğendiklerim, izlerseniz beğenirsiniz kategorisine koyabilirsiniz.

Bu rada ben bu filmi izlerken , o uzun up uzun, geniş İngiliz çayırlarına bakarken, kendi İngiliz çimi maceramız geldi aklıma.. Denizi olmayan yerde, eğri çatılı evde otururken.; kocam İstanbul seyahatindren bir kaç kilo İngiliz çimi tohumu ile dönmüştü. Biz de gördüsüzce , arap yağı bol bulunca orasına burasına sürermiş hesabı, tüm tohumu bahçeye saçtık. Sanırsınız buğday ekiyoruz. Ay bunlar bir çıktı. Bahçevan Mehmed Ağa elinde bir makas tayır tayır her dakika çim biçti. Ben de o kızmasın diye , her sabah kahvaltısına beş yumurta kırdım :)


Gelelim kitaba... Kitabın bana geliş hikayesi var önce... Ben Atalet'in bloğunda bu kitabı gördüm. Bi de altına Atalet bunu çok beğendi çok güldü falan yazmış. Ben de bir ara sesini çok iyi bildiğim yazarları okuyamamam hastalığı vardı::) neyse hallettim onu... Kitabı görünce hah dedim ya artık okuyabilirim... Frehan Şensoy kendi okumaya kalkmaz bana. Ama gelin görün ki kitap yok. basımdan kalkmış. Canım Bahar karları bana göndermeyi teklif etmişti hatta. Neyse o sırada Leylak Dalıcım ne etti etti bana kitabı ulaştırdı...
Kitap, tammaiyle bir yalnızlık hikayesi... Annemin İstanbul'a ilk geldiğinde tanıdığım bir kuş bile yoktu demesi gibi... Neyse bu adamceyizin tanıdığı iki kumru var... Ben onları izlemedeyim şimdi. Beyoğlu-Karaköy- Şişhane hattında yürüyoruz, uçuşuyoruz...Hem kumrulara da aşinayım. Yuva yeri bulma konusunda nasıl gerzek olduklarını, açtığım banyo penceresinin üstüne yuva yapmaya kalkmalrından bilirim. Kitabın harfleri o kadar büyük basılmış ki, gözlüksüz okuyabilirim sandım ve dün gece şıp diye yarıladım.Tipik bir Ferhan şensoy kitabı...Kelimelerle oynayışı, onlara cambazlık yaptırışı, araya sokuşturduğu ince kara mizahlar... Bana çok iyi geldi. Hele bir de Ferhan Şensoy oyunlarına aşinaysanız. Sahnede Ferhan Şensoy izliyor gibi okuyabilirsiniz.
Bu günlük de bu kadar

21 Ağustos 2011 Pazar

Evrenden Torpilim Var

Sakın yanlış anlamayın kimsenin torpil falan yaptığı yok bana ... Sadece dün akşam başlayıp gece dörtte bitirdiğim kitabın adı... Bu kitaba karşı niyeyse bir direnç oluşmuştu bende...İlk baskısından itibaren elime defalarca alıp bıraktım. Her Ebru ve Zeya ile buluşmamızda bundan konuştuk. Okumadan okumuş gibi oldum neredeyse ve sonunda 95. baskısı Ebru tarafından bana hediye edildi... Ben bunu okuyana kadar Aykut Oğut ikincisini yazdı:))

İşin aslı benim hiç ama hiç kişisel gelişim kitabı okumayışım, hoşlanmayışım. Ferrarisini Satan Bilge ile başlayıp kitabın yarısında biten bir serüven benimkisi. Bu kitapları okurken bir taraftanda yazara - evet vet öyledir, heeee aynen öyle gibi içimden cevaplar veren bir tipim. Ama bu kitap, öğüt veren , ille de şöyle böyle yapın diyen bir kitap değil. Bir reçete sunmuyor insana... Kendi serüvenini anlatıyor Aykut Oğut. Şöyle şöyle yaptım, böyle böyle oldu diye anlatıyor. Ben bile bir iki tüyo kaptım ve sabah ev ahalisine sunum yaptım:))

Geçen gece Karı Koca ''Gişe Memuru'' nu izledik. Altın Portakallı bir film. Adı Gişe Memuru olabilir ama bir gişe filmi değil. Gişe memuru Kenan'ın çalıştığı gişesiyle evi arasında tıkalı kalmış monoton hayatını anlatmaktadır.İnsan ben büyüyünce gişe memuru olayımm demez tabiki... Film için Edirne yolunda ıssız bir yola gişe inşa edilmiş. Filmde Van Gough'un taboları gibi manzaralar var. Bittim o uçsuz bucaksız ayçiçeği tarlaları arasında kıvrım kıvrım uzanan yollara. Bir huyum var, şimdi o yollardan geçmeliyim diye tutturdum. Ama ayçiçeklerinin açtığı zaman. Hatta çaktırmadan bayramı o taraflarda bir yerlerde geçirsek diye kıtır attım ama kimse düşmedi...Bir de anız yakmaya başladıkları zaman gitmemek lazım. Kumburgaz, Kumburgaz'ken; bizim sitenin karşısında ayçiçeği tarlaları vardı... Mevsim sona ererken başlarlardı anız yakmaya, ne pencere açabilirdik,ne balkonda oturabilirdik. Şimdi oralar havuzlu siteler olmuş. İçim cızladı. Razıydım anız kokusuna...


Kitap dedik film dedik yazının sonuna geldik bile...