Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

10 Temmuz 2011 Pazar

Cancan Üç yaşında


Cancan , yarın üç yaşına giriyor...Doğduğu gün hastaneye gittiğimizde şöyle bir bakmıştım...45. günü tutkunu oldum, olduk. Üç yıl boyunca bana hissettirdiği her şey için...ikram ettiği brokoli çorbası için, beni içiiiii diye çağırdığı günler için(canımın içi demek),aynı bardaktan içtiğimiz sular için, yüzüme bakıp gülümsediği için, annesine sen işe git ben cicianne ile uyucam dediği için ve de sayamadığığım bir sürü şey için çok ama çok teşekkür ederim.Hissettirdiği duyguların ederi ödenmez bir tek helal etmesi gerekir.

Cancanım nice mutlu, keyifli yaşların olsun...hep hayatımda, hayatımızda ol...

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Ve tilki inine döner



(Gamse'nin yakaladığı bir resim...aynada ben...ama en önemli özelliği sağ üsttte gördüğünüz resimdeki kişi; Anneennemin Sarıkamış harbinde kaybolan babası...)

.( canım arkadaşlarım çok ama çok güzel bir gündü...İstanbul'luların Moda Teras'ı varsa bizim de İkizevler Terasımız var.:))

Bu sabah itibariyle İstanbul'dayız... Gideceğiz diye herkes eve geldi...telefonlar zır zır çaldı...Arkamızdan sular döküldü...Son resimler çekildi.
Ordu'da ki son espri kuzen Yüksel'den geldi. Biz tam garaja giderken ki bu garaja niye gittik neden evin önünden binmedik onun da ayrı hikayesi var. Graj yolunda telefonum çaldı; arayan Yüksel.- kız, senin otobüs kaçda kalkıyodu
Ben- altı buçuk daa
Yüksel- İyi o zaman , o otobüs , geldi , çoktan kalktı , siz gelmeyince ben bindim gidiyorum.

Bir saniyesi bile boş geçmedi ama yapamadığım bir sürü şey kaldı.... Arkadaşlarla sözleştik, Nurgül ve Birgül; temmuz ayında Antalya'dan Ordu'ya geçiyorlar,seneye bizimkilere görünmeden bir hafta onlarla geçiricem hehehe bu Birgül ve Ayşegül'ün planı...Ayşegül dört gündür senin peşinde gezmekten helak oldum dedi ama onu ağlamamak için söyledim dedi sonra ...bilmezmiyim , biz Ordu'dan İstanbul'a taşındığımızda , ikimizde neredeyse çocuktuk. Bizi yolcu ettikten sonra eve gelmiş, bahçeye saklanmış ağlamış. Behice Teyze O'nu zor bılmuş.Sabaha kadar resmen uludum demişti...

Teleferiğe binemedim, geldiğimiz gün hizmete girdi. Tam da bizim evin önünden biniliyor. Günlerce gidiş gelişini izledim ama ben geldiğim gün insan taşımaya başladı. Dayım gel bin, gitmeden dedi ama, sonra Boztepe'de kalırı, otobüse yetişemem diye korktum...

Gece köyde kalamadım. Gamsegamse ve onu yaşıtı benim kuzenler geceleri dışarda oldukları için , merakta kalırız diye kalmadık. Gerçi gamse gelirken gece arabayla geldikleri yerleri gösterdi de az kala İstanbul' da ki klüplere geliyorlarmış laf aramızda:)Sığamamışlar kaplarına...

Gelmeden bir gün önce,Ankara'da oturan kuzen Hakan aradı ve yarın sabah yola çıkıyorum beni mutlaka bekle dedi. O yüzden biletimizi iptal ettik ve sonra ancak Trabzon'dan gelen Ulusoy'a binebildik. O yüzden de evin önünden değil, garajdan bindik. Yoksa torpilliyiz, evin önünden bineriz her zaman.... Hakan'la bir akşam beraber olabildik ama o arada helva geleneğimizi sürdürdük...Bizim Hakan'la buluştuğumuzu güya gizledik ama beş dakika sonra duyuldu, helva işi tahmin edildi...telefonlar durmak bilmedi hatta İstanbul'dan bile:))

ÇOK AMA ÇOK GÜZELDİ AMA BİTTİ ...darısı seneye

8 Temmuz 2011 Cuma

resimli ordu tarihi



Fasulye kızartması... taze fasulye bütün bütün haşlanıp , mısır unlu falan böyle altlı üstlü kızartılır, çayın yanında afiyetle yenir...
İkiz Evler girişinde...
Ordu semalarında artık teleferiklerde var...
yukarıdan merak ve korku ile mahkumların volta attmasını izlediğimiz yerde ; oturup böyle poz vermek de varmış kaderde....
Bando takımının ve de basketbol takımının iki as oyuncusu...Canım Nurgül...
Dıgı'nın yerinde çay molası... Mahalle arkadaşım, sınıf arkadaşım Neşe ...benim yanımdaki Eviz... Bando takımından ve Basketbol takımından arkadaşım Nurgül... Birgül... Meeeşur Ayşegül.... Mahalle arkadaşım, çocukluğumun akıl danesi Ayşegül... ve eee bizim Gelin hanım yani kardeşimin eşi Arzu.... Bu gün Ordu günü yaptık hep birlikte...
Dıgı'nın yerinde yemek molası....tabiki de pide yedik... yumurtası rafadan olacak...pide dilimlenmeden gelecek ...kuyruğundan koparacaksın yumurtaya banacaksın, iki yandan aynı işleme devam ede ede ortaya geleceksin:))
Ordu sokakları mor beyaz bayraklarla dolu....

Yıllar sonra frenk üzümünü dalından yemek...

Ayının kırk hikayesi varmış, kırkı da ahlat üzerineymiş benimki de yemek üstüne oldu ama :)))

7 Temmuz 2011 Perşembe

Haldır huldur Ordu

Ordu günleri haldır huldur geçmekte...Dönüşe az kaldı...bir sürü şeyi yapamamış gibi hissetmeme rağmen, aile çevresi tarafından ; gezmekten onlara vakit ayırmamakla suçlanıyorum:)) Bu kez biraz değişik program uyguladım arkadaş buluşmalarına daha çok vakit ayırdım.

İlk buluşma Ordulu blogcu arkadaşım Aysun Furtun ile oldu...Daha doğrusu deniz kıyısındaki güller içindeki evinde bizi ağırladı... öğle sonrası başlayan buluşma gece saatlerine kadar sürdü... Yedik içtik, deniz kıyısında yürüyüşler yaptık...ağaçtan dut yedik...şahane sohbetler ettik. Kızı Öykü'de bize katıldı ve en az annesi kadar misafirperverdi....



Ertesi gün ise biizm Cucu'nun-Burcu-kayınvalidesi benim çocukluk arkadaşım Sabiha , diğer çocukluk arkadaşlarımızı da çağırıp bizi evine davet etti... Ayşegül, Sabiha ve benim Annem sıkı arkadaştı... Bize bir örnek kazaklar örerlerdi...Sabiha su börekleri ev baklavalarını bize hem ikram etti hem de kalanını kutulara koyup yanımıza verdi:)) Akşam eve gelince sanki hiç yememiş gibi açtık kutuları...


Bu sabah Arzu, yani erkek kardeşim Metin'in eşi salona kocaman bir kahvaltı masası kurmuştu...Kahvaltıda zeyrtinyağlı dolmadan şakşukaya kadar aklınıza gelebilecek her türlüyiyecek vardı.Hep birlikte uzun uzun kahvaltı ettik,kahvelerimizi içtiiiik ben Antalya'dan Ordu'ya gelen arkadaşlarıma gitmek için evden çıktım. Gamse ve Arzu'da havuz programı yaptılar. Ben önce Ayşegül'le çocukluğumun Kuğu Pastanesinde buluştum. Buranın özelliği, benim çocukluğumda nasılsa halen öyle duruyor olması...Ayşegülle resim çeke çeke, sohbet ede ede Nurgül ve Birgül^ün Taşbaşı mahallesindeki evine gittik. Onlar da Antalya'da oturuyorlar ama yazdan yaza Ordu'ya geliyorlar.Biz taaa ilkokul anılarına kadar indik... diğer arkadaşları aradık benim erken dönmeme kızdılar, bekle biz de geliyoruz dediler ama bizim önceden yapılmış planlarımız yüzünden dönmek zorundayız netekim.

(Bizim Zaferi Milli Mahallesi ile Taşbaşı Mahallesini birbirine bağlayan yokuş. Bu yokuşun dibinde aşağıda gördüğünüz kilise var. Burası bizim çocukluğumuzda yarı açık cezaevi idi. Düşünebiliyormusunuz bir mahallenin ortasında...Biz bu yokuştan iner, aşağıda volta atan erkek mahkumları ve yan tarafındaki kadın mahkumların çamaşır yıkamalarını izlerdik. Onlara el sallardık. Şimdi burası halka açıldı, restore edildi...konserler yapılıyor, sergiler açılıyor ...içinde oturup çay içebiliyorsunuz...yarın inşallah burada olacağız arkadaşlarla)
(Şiribanla Miriban'ın evi...artık onlar yaşamıyorlar ve burası yenilenip bir iş yeri olmuş. Çocukluğumuzun en güzel renklerinden biriydi bu anne-kız... çok kendilerine özgü giyim tarzları vardı. İki yana örgülü saçları, şapkaları , çantaları, çiçekli elbiseleri ile hep kolkola gezerlerdi...Yaz aylarında güneş şemsiyesiz asla çıkmazlardı... Akli dengeleri biraz zayıftı...Bazen bir bakardınız arkalarında çocuk ordusu sokakta geziyorlar)(Ordu'nun ulu manolya ağaçlarından biri)
Gelelim akşam programına :)) Akşam yemeğinde kuzen Yüksel'e gittik. Eşi Hürmet'in yaptığı sebzeli hamsiden mi? yoksa fasulye diblesinden mi? çayın yanında ikram ettiği ıslak kekinden mi? söz etsem...yoıksa Yüksel'in bizi gülmekten kırıp geçirdiği mesleki anılarından mı söz etsem? bu fıkra gibi anıları hiç unutmadan bir gün yazmak istiyorum... Hürmet yazımı okursan, kekin tarifini bana vermeyi uınuttuğunu hatırlatırım...Bi de , resim çekmeyi unutmuşum, bu gece de gelebilirmiyiz:)))




Şimdi evdeyiz...Kardeşim bacaklarını uzatmış tv izliyor...Arzu kanepede uyumuş...Gamse elinde laptopla...Burcu ve Doğa çoktan uyudu...Gamse geceleri benim kuzenlerimle takılıyor, çünkü benim onun yaşında da kuzenlerim var hehehehhh...Anneannem her yaşa hitap etmiş... Dayılarım benden bir kaç yaş büyük olunca çocuklarımızın yaşları da böyle oluyor tabi:)




Yarın için yine çok dolu bir programım var...

3 Temmuz 2011 Pazar

@ORDU

Ordu'da üçüncü günümüz...Otogarda kuzenler tarafından karşılandık. Gamse'nin bu eşek ölüsü bavul nasıl dördüncü kata kadar çıkacak dediği bavulu Anıl, kafasına üstüne oturtup kuş gibi uçurdu. Bizi bekleyen kahvaltı şahaneydi. Zuz telefonda - tamam tamam daha fazla saymayın dedi:)

İstanbul'dan gelirken hastaydım , ama gelir gelmez, tavuk suyu çaorbalar, ballı, elmalı ıhlamurlarla yapılan kür sayesinde daha iyiyim.Teyze ve Yenge korumasına girdim anlayacağınız.

Hava süper... Güneşli havada sıcaklamadan gezmek, geceleri serin serin uyumak ; Allah'ın Karadenizlilere hediyesi... Geceleri balkonda otururken sırtımıza hafif hırkalar alıyoruz.Sabahları erken kalkıyorum, yeşil çayımı ve kitabımı alıp balkona çıkıyorum.Kah okuyorum, kah denize bakıyorum, kah Boztepe'ye çalışan teleferiğin deneme gidiş gelişlerini izliyorum. Şimdilik kum torbalarıyla gidip geliyorlar.Dayımın kalkkkk borusuyla kahvaltı harekatı başlıyor.

Dün akşam Cucu'nun nişanında hepimiz bir araya geldik. Burcu çoook ama çok güzel olmuştu... .Hiç oturmadan dans etti oynadıı...Her yere yetişti:))Nişan bitince bizim daha genç nesil başka yere eğlenmeye gittiler. Eski arkadaşlarımla karşılaştım... Her resim çektirenin -Laleee, Lale ablaa buraya diye bağırmasına ayyy yeter ama yoruldum artık diye yalancıktan naz yapıp aslında şımardım...TAZE KAYINPEDER VE KAYINVALİDE:)b

Bu gün köye gittik, Annemi ziyaret ettik... Dular ettik... içimizden konuştuk...
Köy dönüşü Sabahnur teyzeme konuşlandık. Hazırladığı güzelim yemekleri, börekleri yeyip köydeki oksijen çarpmasındanmı nedir? yatıp uyuduk. Hem de hepimiz. Teyzem'de şaştı bu işe:) Biz uyurken çayı demlemiş , kalkınca balkonda çayımızı içtik eve geldik. Köydeki dutlar olmuş artık... karşıda gördüğünüz boş alan; eskiden fındık bahçesiydi, sonradan buranın toprağı killi olduğu için bir Alman şirketinin teklifi sonucu topraktaki kil ayrıştırıldı. 2013' e kadar yeniden fındık ağaçları dikili olarak teslim edecekler
Babam ve Gamsegamse'nin yatıp yuvarlandıkları yer bizim harman yeri, burada bir, bir buçuk ay sonra kuruması için serilen fındıklarla dolacak...
Evşen ve Gamze geceleri dışarı çıkarken evin hatta apartmanın kadın tayfası arkalarından balkona çıkıp, araba gözden kaybolana kadar arkasından okuyup , üflüyorlar. Geç kaldıklarında dayım hemen, arabayı , bu kıza sen aldırdın diye yengeme başlıyor:)Gece bir buçukta falan gelirlerse erken diyoruz. Benim de aklıma kendi zamanım geliyor. Her daim hava karardığında evde olmak zorundaydık.devir değişti, Çelik de değişti:)

Ordu'dan durum bildirges, budur.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Gidiyorum




Sabah kalkınca bu manzaraya bakmaya


Gece balkondan bu manzaraya bakarak oturmaya

Buradan denize girmeye

Sabahları bu yürüyüş parkurunda yürümeye(ayıptır söylemesi evin karşısı burası)
Yürüyüşten yorulunca bu bankta oturmaya
Bu iki kayanın arasından çocukluğumdaki gibi yüzerek geçmeye
Köye giderken pazara uğrayıp , alışveriş yapmaya, arabada bizi bekleyen dayımın hadi hadi diye bağıran sesine aldırmadan , bir de pıoz verip resim çekmeye
Bu yoldan koşa koşa harmana çıkmaya
Boztepe'ye çıkıp çay içerek Ordu'ya bakmaya gidiyorum.
Yolculuk yarın akşam ama sanırım artık Ordu'dan yazarım size. Bu kez ki gidiş; biraz buruk, hüzünlü ve biraz hasta.Ama gidiş nedenlerinin en başında geleni mutlu bir olaya tanıklık etmek. Yeğenim yani kardeşim Metin'in kızı Burcu -Cucu- nişanlanıyor. Hem de benim çocukluk arkadaşımın oğluyla:))İkisi de okullarını bitirdiler, Anıl, vatani görevini yaptı ve yıllar süren arkadaşlık dönemi artık nişanlılık dönemine geçiyor.

Artık Ordu'dan görüşmek üzere hepinize keyifli bir yaz diliyorum...

28 Haziran 2011 Salı

İki üç gecedir yatarken, inşalah uyurum, sabah daha iyi kalkarım diye yatıyorum. Dün gece parça bölük de olsa biraz uyudum ama sabah yine kazan kafa, acıyan boğaz, tıkalı burun ile kalktım hatta kalkamadım. Perşembeye kadar iyi olmam lazım. hatta hemen iyi olmam lazım. Dondurucuya , Naziş ve kocamın elinin altında bulunması için yemek koymam, bavul hazırlamam, birazcık alışveriş yapmam gerek.Keyfimin gelmesi gerek hemen , acilen ...

Var mı? bildiğiniz formül