Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Haziran 2011 Çarşamba

Gidiyorum




Sabah kalkınca bu manzaraya bakmaya


Gece balkondan bu manzaraya bakarak oturmaya

Buradan denize girmeye

Sabahları bu yürüyüş parkurunda yürümeye(ayıptır söylemesi evin karşısı burası)
Yürüyüşten yorulunca bu bankta oturmaya
Bu iki kayanın arasından çocukluğumdaki gibi yüzerek geçmeye
Köye giderken pazara uğrayıp , alışveriş yapmaya, arabada bizi bekleyen dayımın hadi hadi diye bağıran sesine aldırmadan , bir de pıoz verip resim çekmeye
Bu yoldan koşa koşa harmana çıkmaya
Boztepe'ye çıkıp çay içerek Ordu'ya bakmaya gidiyorum.
Yolculuk yarın akşam ama sanırım artık Ordu'dan yazarım size. Bu kez ki gidiş; biraz buruk, hüzünlü ve biraz hasta.Ama gidiş nedenlerinin en başında geleni mutlu bir olaya tanıklık etmek. Yeğenim yani kardeşim Metin'in kızı Burcu -Cucu- nişanlanıyor. Hem de benim çocukluk arkadaşımın oğluyla:))İkisi de okullarını bitirdiler, Anıl, vatani görevini yaptı ve yıllar süren arkadaşlık dönemi artık nişanlılık dönemine geçiyor.

Artık Ordu'dan görüşmek üzere hepinize keyifli bir yaz diliyorum...

28 Haziran 2011 Salı

İki üç gecedir yatarken, inşalah uyurum, sabah daha iyi kalkarım diye yatıyorum. Dün gece parça bölük de olsa biraz uyudum ama sabah yine kazan kafa, acıyan boğaz, tıkalı burun ile kalktım hatta kalkamadım. Perşembeye kadar iyi olmam lazım. hatta hemen iyi olmam lazım. Dondurucuya , Naziş ve kocamın elinin altında bulunması için yemek koymam, bavul hazırlamam, birazcık alışveriş yapmam gerek.Keyfimin gelmesi gerek hemen , acilen ...

Var mı? bildiğiniz formül

27 Haziran 2011 Pazartesi

ve hayat


Tv izliyorum... Türkmax da Jess ve ekibi bir başlık açtılar ve seyirci bağlantısı alıyorlar. Bu günkü başlık- Şeytan diyor ki.... boşluk doldurulacak. Bir seyirci bağlandı iki lafının biri şeytan diyor ki- git,bir tepsi su böreği ye...Yani, ye de rahatla be kadın dedim, ye...Kendini diyet konusunda fazla sıkmış belli garibim.

Dün gece bir film izledim. Filmin adı ; Örnek Aile.... Baş kadın oyuncu Demi Moore olunca ilgimi çekti. Çağın tüketim alışkanlıkları ile ilgiliydi. Göürnüşte zenngin mahallesine yeni taşınan bir aile gibi görünüyor, Demi Moore ve ailesi. Ama onlar bir pazarlama şirketinin , çalışanları. Kullandıkları eşyaların hepsini pazarlıyorlar. Bu arada herkesi ama herkesi kullanıyorlar. Mesela Demi Moore kuaföre gidiyor. Kuaförde telefonu çalıyor. Telefonu pazarlıyor orada aslında... Kuaföre gel maskeni bizim komşulara v emüşterilerine tanıt derken evdeki her şeyi pazarlıyor o arada, klozet kapağına varana kadar. Yani insanlarda farketmeden bunların pazarlama ağlarına takılıyor. Evin oğlu evde parti verip bir içeceği pazarlıyor öreneğin gibi gibi örnekler var. Ama daha sonra evin babası rolündeki eleman bizim Demi'ye aşık oluyor.Zaten bu rolü oynayan altıncı kocasıymış .Ve film burada biraz değişmeye başlıyor. Gerisini anlatmayayımda izlemek isteyenler olabilir.Filmi dün gece Kanal D'de izledim. Ve galiba hepimiz birer pazarlama elemanıyız diye de düşünmeden edemedim.Ama o kadar kaçınılmaz ki. Gittiğim güzel bir yerden orada yediğim yemekten söz ederken, okuduğum kitabı anlatırken ya da izlediğim filmi...ben size yaşadığım şeyi paylaştığımı sanırken aslında biraz da onların pazarlamasını yapmış oluyormuşum:)) Neyse işte , ama bunları yapmadan da olmaz ki...

Bu arada feci hastayım. Kışın olmadım olmadım ama soğuk algınlığı mı? yaz gribi mi? beni pençesine aldı. Burnum tıkalı, nefes alamamaktan gece uyuyamadım sanki göğsümde bir aslan oturdu. Sabaha kadar hiiç ama hiç uyuyamadım. Eksik olmasınlar aile fertlerinin şunu yapayım bunu yapayım tekliflerine sadece beni rahat bırakmalarını söyleyerek asabi cevaplar verdim. Kocam tutturdu . niye uyuyamıyorsun, aklına bir şeyler mi geliyor, bir şey mi takıldı kafana ... o öyle dedikçe hastalık yetmez gibi nerede abuk subuk düşünce varsa kafama üşüştü.Anlayacağınız berbat hatta berbat ötesi bir geceydi. Dilerim perşembeye kadar iyileşirim. İyileşmezsem Gamse gelmeyecekmiş, benimle uğraşamazmış:)))
Hastayız netekim...

not...Arayan, mesaj gönderen, yorum bırakan, mail atan ve böylece acımızı paylaşan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Bize güç verdiniz, yanımızda oldunuz. İyiki varsınız...

26 Haziran 2011 Pazar

Bazen de hüzünler böler hayatı

Eniştem bu gün üç yıldır çok özlediği, azcık kendine geldiği zamanlarda hadi gidelim dediği Ordu'suna kavuştu... Ordu toprağı Anneme ve Dayıma yaptığı gibi; O'nu da bağrına bastı. Artık daima bizi Ordu girişinde karşılayacak...

Ben gidemedim Ordu'ya, perşembe günü gidiyorum. yapılacak duaya yetişeceğim. Gamze'yi beklemek zorunda kaldım. Akşam Fato ile konuştum., kabri yol kenarındaymış, otobüsle önünden geçeceğiz dedi.

Artık hayata karışma zamanı... Dünya kanunu biizm için de işleyecek, zaman geçecek, rüzgar esecek, yağmurlar yağacak, güneş açacak ve Eniştem hep anılarımızda en güzel en yakışıklı , en neşeli haliyle ; biz yaşadığımız sürece yaşayacak...

25 Haziran 2011 Cumartesi



Biz bir kaç saat sonra Eniştem'i uğurlayacağız...Üç yıldır verdiği ,yaşam mücadelesine dün akşam saat sekizde son verdi...

Artık kimse Ordu girişinde otobüsümü durdurup, burada in diyemeyecek.... Kimse - bu teyzen , kendi yeğenleri gelince ta, gözlerinin içi gülüyor diyemeyecek...

O taa ilkokulda ben Ayşe ile evleneceğim deyip, askerden gelirgelmez de bana ; Ayşe'yi isteyin dediği , 53 yıl aynı yastığa baş koyduğu Ayşe'sini bırakıp gitti.

Gittiği yerdekileri uyarıyorum, çok komik bir adam geliyor yanınıza. Kendine özgü esprileriyle,enerjisinin hiç tükenmeyeceğin isandığımız Necmettin Kalafat o çok sevdiği Cikangir- Sıra Selviler yolundan son kez geçip başka bir sevdasına Ordu'suna gidiyor...

Gülegüle Enişte yaşamımın tamamnına tanıklık etmiş koca adam güle güle....

23 Haziran 2011 Perşembe

UYUŞUKKK

Bugünün programında sadece mel mel bakma vardı... Nasıl uyuşuk bir gündü, anlatamam. Halbuki şu çamaşırı toplasam, katlasam , ütüye ayırsam, hatta ütü yapsam. Ama yok , oturdum Elle izledim, e2'de. Konuk Antonio Banderas'tı. Akşam yemeği için ise, geçen gün fazlaca menemen hazırlamış sonra da yemek planı değişince dondurucuya atmıştım.Onu gündeme getirdim. Yanına makarna haşlayacağım. Kızlar seminer dönemindeler. Okul çıkışı arkadaşlarıyla birlikte program yapıyorlar, o yüzden de yemek yapma şevkim kırılıyor.

Dün gece Muhteşem Yüzyıl sezon finali yaptı. "Acep şimdi acaba Kanuni ölecek mi, Hürrem zehirlenecek mi?" diye düşünenler varmıdır? Korkmayın Kanuni tam 46 yık padişahlık yaptı. Hürrem ise tamıtamamına 43 yıl Hürrem Sultan olarak yaşadı.Pargalı'nın ölümünü ise Hürrem hazırladı.Hürrem'den sonra Kanuni çok yaşayamamış, üç yıl sonra ölmüş. Hürrem valide sultanlığı görememiş yani...Hürrem ilk nikahlı padişah karısı. Kanuni ona üç gün üç gece süren şahane bir düğün yapmış ve tüm Avrupa ellerinde aylarca konuşulmuş bu düğün. Ay hadi yeter bu kadar Hürrem Sultan bilgisi:)

Kitapta maalesef hala New Yor"k Üçlemesi'ndeyim. İkinci bölüm olan Hayaletler'deyim. Kocamın bile dikaktini çekmiş. Bu ara az okuyorsun" diyor. Yaz rehavetimidir bilemedim.

Bu günlük bu kadar olsun mu?

BEŞİKTAŞ GÜNÜ


Bu günü tamamen Zuz'la , kardeş kardeş geçirdik. Önce buluşup göz doktoruna gittik. Sonra motora atlayıp püfür püfür deniz havası ala ala Beşiktaş'a geçtik.Beşiktaş'a geçince önce bir şeyler yiyelim dedik. Zuz burada bir yerde döneri çok iyi olan bir yer vardı oraya gidelim dedi.Gittik ki, etrafındaki her yer tenha bura tıklım tıklım.Dışarda hiç yer yok ama biz dşlarıda oturmak istiyoruz..Bir kaç dakika oyalandık neyse ki bir masa boşaldı, oturduk. Dürüm dönerini, ayranını ve limonatasını gerçekten de beğendim. balıkçılar çarşısı içinde Define Büfe....Alkım Kitapevinin sokağından girerseniz , biraz yürüyünce ; önüne çıkıyorsunuz.Yemekten sonra bir önceki yazımda bahsettiğim mağazaya gittik ve hiç bir şey beğenmedik. Bir kaç mağazada da aynı şeyle karşılaşınca hadi Kadıköy'e kendi bildiğimiz yerlere bakalım derken Beşiktaş Büyük Çarşı^ya girdik. Burada tam benim tarzımda iki dükkan keşfettim ki, sanırım artık sadece buralardan bile giyinebilirim. İlk dükkanın adı; Oscar... Biraz abiyemsi ya da spor şıklık isteyenler için süper bir mağaza... Buradan bir elbise aldım, sahibi ile Zuz dalış ve yelken üzerine sohbet ettiler ben giyip çıkarırken ve iyi bir indirimle sevdiğim bir elbise aldım. Hatta elbiseye uygun bir takıyı da yine hediye ettiler.Çıkışta hadi bir yerde oturup çay kahve molası verelim dedik. Zuz yine, buralarda ağaçlar altında bir yer vardı, oraya gidelim dedi . Orayı bulamadık ama tam Büyük Çarşı çıkışında yeni bir dükkan daha keşfettik. Tamimiyle tasarım kıyafetler satan , çok hoş iki bayanın işlettiği bir dükkandı; Willy.Nilly... Bu dükkand ki her elbiseyi, bluzu , eteği , pantolonu çok çok beğendim. yani tombiğiz diye eski jenerasyon babaanneler gibi mi? giyineceğiz yani... Her şeyi beğendim ama sonunda en beğendiğim elbiseyi aldım. İlk aldığım Zuz'un doğum günü hediyesiydi zaten... Zuz, tabi bu arada boş durmadı. Dolaşırken o da alışveriş etmekten geri kalmadı. Hatta son giydiği elbiseyi çıkarmadı bile:))
( Sağda gördüğünüz resim, Büyük çarşının tuvaletinde çekildi... tuvalet olduğunu anlamadık önce , girişte kanepeler, tv, çiçekler ve bu anı defteri:)))

Alışveriş bitince Beşiktaş sahine indik. Orası mı? burası mı? derken, Bahçeşehir Üniv önündeki cafeye konuşlandık. Nasıl güzel geldi orası bize , onca yorgunluktan sonra anlatamam. Ihlamur ağaçları altında , filbahri kokuları içinde çaylarımızı içtik, sohbet ederken saati unutmuşuz . Akşam yedi buçuk olmuş haberimiz yok. Kızlar aradı tek tek de hadi kalkalım dedik. İskelede ayrıldık ben Üsküdar motoruna o Kadıköy vapuruna yöneldik...
Ve iyi bir haber aldım Nike'dan...Bir kaç ay önce aldığım ayakkabı her giyişten bir saat sonra falan hayatımı kabusa çeviriyordu. Sıkmaya başlıyor, ayaklarımı mahvediyordu. Götürdüm aldığım mağazaya, derdimi anlattım. Aldılar, fabrikaya incelemeye gönderdiler ve dün gelip yeni bir ayakkabı almamı , ayakkabının hatalı bulunduğunu söylediler... Yaşasın diyorum ve üğerttikleri malın hatasıyla sevabıyla arkasında durdukları için de onları kutluyorum...hay Allah ya, Gamse üniversitedeyken Nike ile ilgili bvir sunum yapmıştı , niye acaba...şimdi geldi aklıma...ama yarın sorabilirim ancak:)
Sonrası akşam yemeği, Muhteşem Yüzyıl falan filan işte...