Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

4 Nisan 2011 Pazartesi

Ankara

Benim önce çocukluğumun ;Ordu -İstanbul arasında ki konaklama şehriydi Ankara...Yarıyıl tatilinde karlar içinde girerdik , yaz aylarında ise daha bi çabucak geçerdik ki bir an önce denize kavuşalım diye... Annem ille de geceyi Ankara'da geçirmek isterdi. Hem teyzemi görürdük hem Anıtkabiri ziayret ederdik. İlk yürüyen merdivenleri Anafartalar çarşısında görmüştüm. Hatırladığım o çocuk kafamla mide bulandırıcı olduğu...


Biraz büyüyünce Sevgi Soysal oldu... ''Yenişehir de Bir Öğle Vakti' oldu...Sonrası kötü geldi, hastalık oldu... bitmez tükenmez hastane günlerimizin başladığı yer oldu.

Şimdi Ankara'ya binbir hevesle gidiyoruz. Umarım Ankara , artık güzel anılara kodlanacak. Gamse'nin hastane bahçesinden O'nu camdan bile olsa görebilmek isteyen Annesinnesine el salladığı yer değil de dostlarla buluşulup, gezip tozulduğu , gülümseyen anıların yeri olacak ...

Biraz hüzün yaptık, dağılsın diye
bir mizah dergisinde taaa çocukluğumda okuduğum ,şu dizeler var:)
Angaradan Anayasso
Elini öpi Hasso
Yap bize bir iltimasso
Heç bunun mümkünü
yokmudur oy babooo
..
Bir de bir mizah dergisinde taaa çocukluğumda okuduğum ,şu dizeler var:)
Angaradan Anayasso
Elini öpi Hasso
Yap bize bir iltimasso
Heç bunun mümkünü
yokmudur oy babooo

Bir milim bile boşluk kalmamacasına dolu koşuşmalı binbir programla bu akşam Ankara yolundayız...Organizasyon sorumlusu Leylak Dalı... yardımcısı Gamsegamse


Şimdilik Allahaısmarladık... Ankara Belgeselinde görüşmek üzere...

2 Nisan 2011 Cumartesi

Jane Austen Kitap Klubü


Hemen bir film tavsiye edip gidiyorum...Hava tam film havası... Yağmur çamur ama ben yine de dışarı çıkmak zorundayım:))
Bu filmi sabah karıkoca birlikte izledik.Hayatında hiç Jane Austen okumamış kocam bile çok beğendi. Jane Austen'in burada sözünün geçmesinin nedenini filmin adı ve kurgusu... Jane Austen Kitap Klübü... özellikle Jane Austen okuyanlara tavsiye ediyorum ama ziyanı yok okumasanız da bu film hemen okumanıza vesile olacak. İlk romanını okuduğumda henüz ortaokul öğrencisiydim ... Umut Parkı yani Mansfield Park. Beyaz Lake kaplı ve ciltliydi. O zaman ki çoğu kitaplar gibi...
Bu film ille de izleyin izlemezseniz küserim kategorisinden:))

Konu: California Central Valley’de beş kadın ve bir erkek Jane Austen’ın kitaplarını konuşmak üzere bir araya gelirler. Altı ay içinde evlilikler gözden geçirilir, ilişkiler başlar, uygunsuz anlaşmalar uygun hale getirilir ve aşklar yaşanır.

İnsan davranışlarındaki zayıflıkları ve sosyal ilişkilerdeki saçmalıkları mükemmel biçimde gözlemleyen Karen Joy Fowler hiç bu kadar esprili, karakterleri hiç bu kadar albenili ve modern aşk hiç bu kadar hilekâr olmamıştı.

NOT:

İstanbul otobüsünü seçiyor... Biz ailece oyumuzu mor rekli otobüslere kullandık... İstanbul renklensin biraz...Oyunuzu buradan kullanabilirsiniz.

1 Nisan 2011 Cuma

Geceleri dinleyici istekleri çalardı radyoda... sobada kaynayan ıhlamurun kokususu içimi bayardı...Masada ders çalışırdım bir taraftan...Öyle bir akşam sanki... radyoda rüzgar uyumuş ay dalıyor diyor şarkıcı... Kızlar ve Kocam dışarda... Salona geçmedim bile yatağımın üstüne oturdum, bu şarkıyı dinliyorum elimde ders kitabı yerine laptop ... ıhlamur kokusu yerine de kahve kokusu var. Ama nedense eve çöken bu sessizlik beni çocukuğumun o akşamlarına götürdü. Birazdan teyzemler seslenir belki çaya yukarı çıkın diye... ya da Ayşegül^ün ya da Nimet'in ıslığı gelir kulağıma beni ayartmaya çalışan...

Bu gün öğleden sonra ; Üsküdar cuma pazarında dolaştım biraz... Tek tek alt pijamalar aldım, üstlerine uygun t-shirtler aldım... Bi sürü yazlık pijama kombinasyonları yaptım. Bayılıyorum bunu yapmaya...kendimi modacı falan sanıyorum. gelince hepsini doldurdum makineye yıkandılar mis gibi.Bir de ütülendiler mi görün bakın. Kırmızı beyaz pötikareli bir pijama altının üstüne beyaz t-shirt aldım mesela önünde frambuazları yerlere saçılan kat kat kocaman bir pasta var...turkuazlı açık kahveli krem renk desenli bir pijamalının üstüne krem rengi t-shirt aldım , onun önünde de yine turkuazlı bir desen var.Çok güzel pamuklular ve bu pijama takımları altışar liraya mal oldular:)) E kolleksiyon dönemlerinde az kombinler oluşturmadık çalıştığım dönemlerde..

Kızlar bu gün itibariyle 11 Nisana kadar sürecek olan ; paskalya tatiline girdiler. Yani bizim evde bir devinim başlayacak yine... Mutfak daha .çok çalışacak, kapı daha çok çalışacak, telefonlar sürekli çalacak...Gece yarılarına kadar evin ışıkları sönmeyecek..

Şimdi bu yazı burada sona eriyor. Çünkü kuşlar yuvaya döndü... Kimi çok susamış,kimi çok yorgun...

şaka değil

Bundan tam 32 yıl önce Babam eve gelip- Nişan yapılacak salonun yani Aksaray Orduevinin sadece; 1-Nisanda boş olduğunu ve okeylediğini söyleyince; şaka dedim bu tarih, şaka..
Ama her şakada bir gerçek payı varmış demek ki. Neyse ki davetliler , davetiyeleri ciddiye aldılar da; biz 1-Nisan-1979'da nişanlandık. Saçlarımı yapan kuaför ; teyzemin kulağına eğilip - ay bunlar kaçtılar mı? ya da akraba evliliği falan mı? niye bu kadar küçük evleniyorlar demiş. O tarihten tam 4 yıl sonra evlendik...
Nişan töreninden aklımda üç şey kalmış..biri annemi hüzünlü gören kayınvalidemin, anneme kız veriyorum diye üzülme,sen bana Lale'yi verme , Zeki senin oğlun olsun demesi...Sanki sünnet düğünüymüş gibi programa konulan palyaço gösterisi ve içkiyi kaçırıp dansözün karşısında kadın programını bitirene kadar oynayan kocamın arkadaşı:)) Gerisi çok eskiden görülmüş ve hala hatırlanan güzel bir rüya gibi...
Oki geleneksel 1-Nisan yazımı da yazmış bulunuyorum.

Dün gece okuma saatini o kadar uzun tutmuşum ki, her uyanmamda gözümde gözlük var hissi vardı. Tatil dönüşlerinde yaşadığım kafamda gözlük var hissi gibi:))

Bu sabahın filmi ;
Film sansürlenmiş ve yönetmeni tarafından 18 yaş altı çocuklar için uygun değil denmiş...Ben de uyarımı yapayım böylece...Filme eleştirmenler dört yıldız vermişler...

Van Reitman'ın yönettiği ve Natalie Portman, Ashton Kutcher, Kevin Kline ile Cary Elwes'in oynadığı “Bağlanmak Yok (No Strings Attached)” filminin konusu şöyle:

“14 yaşındaki Emma ve Adam'ın cinsellikle ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Yıllar sonra, yolları tekrar kesişen Emma ve Adam kendilerini yatakta sevişirken bulurlar. Emma'nın ilişkilere karşı alerjisi vardır. Adam ise tüm ilişkilere tövbe etmiştir. Çünkü babası, Adam'ın eski kız arkadaşıyla çıkmaktadır. Emma ve Adam duygusal ilişkileri bırakıp, çıkar arkadaşlığı kurmaya karar verir.”

30 Mart 2011 Çarşamba

Bir film Bir kitap

Siz baharın geldiğini nereden anlarsınız ben bizm karşı apt. de oturan Komşunun torunu Mert'den anlarım. Çünkü O' bahar gelince günde on posta ananeeee diye bağırır. ben de ah bahar geldi derim. Bu sabah yağmur uyandırdı beni yık tık cama vura vura...kim o dedim ...Koca anlamsız anlamsız baktı kafayı kaldırıp.Ben gözünü açınca uyanan insanlardanım. Bu sabahta aynısı oldu. Biraz oraya buraya saldırdım ev de gezeledim falan. Sonra bigisayarı açtım spamları sildim. Bir spam kovucu olsa... Mailleri okudum cevap yazacaklarıma sabahın böğründen kopmuş cevaplarımı gönderdim. Gazetelerimi okudum. Ruhum dünyaya tam adapte olunca yeşil çayımı alıp filmimi seçtim. Çoktandır elimin altında duran Mary&Max'i izledim. Film bir animasyon filmi. İlle de ille de izleyin diyeceğim filmler kategorisinden.
Adam elliot'un yeni stop motion animasyon filmi , çekimleri 13 ay sürmüş. hafta başına 2,5 dakikalık stop motion bölüm çekmişler. iki mektup arkadaşının hikayesini anlatıyor film, bir komedi filmi gibi ama , intihar, yalnızlık, alkolizm gibi konuları işlemiş. Yapım süresi beş yılı bulmuş.Adam Elliot'un tedirgin ruhlara armağanı, bipolar animasyon film..(Bipolar iki uçlu duygu bozuklu imiş. Yani sabah pür neşe iken akşama intiharaın eşiğine gelmek gibi). Filmde aynı zamanda çok merak ettiğim asperger hastalarının durumunuda gözlemlemiş oldum. Çünkü Max bir asperger.Film ayrıca teknik bakımından da ilginç.Stop notion teknikle çekilmiş,
stop notion;objelere ufak hareketler vererek kare kare fotograflamarak yapılan bir teknikmiş.Yani herbir hareketin tek tek resmi çekiliyor. Yani her akıllının yapacağı bir iş değil.Türkiyede ilk kez Akbank reklam filmi çekilirken kullanılmış.Tam 23 bin kare resim çekilmiş bu reklam filmi için. Varın siz düşünün bir sinema filmi yapmak için kaç bin resim çekilmesi ve bunların birleştirilmesi gerektiğini...
Bu gün Zuz'a bu filmi baştan sona anlattım. Hatta çekim tekniği, ve asperger hakkında da bilgilendirdim. Kızdı ama bu gün ablasından üç yeni şey öğrendi... stop notion..biopolar ve asperger. Bi de kızıyo anlatıyosun seyretmemem gerek kalmadı ,çok güzel seyret diyosun üstelik. Bakın şu kadir kıymet bilmeze:)

Zuz'la biz nerede mi? görüştük bu gün...Dün akşam Cancan aradı -Cicianne gel dedi. gerçi ilk önce Zeki Dede nerede dedi , daha açar açamaz ama olsun. Beni davet etti. İrem gelecekmiş onlara. İrem Berfu ve Zuz'un çok eski iş arkadaşları. Çok severiz kendini uzun yıllar yurt dışında yaşadığı için görüşememiştik. Bu gün Cancan ve Uras vesilesiyle görüştük. Cancan çağırır da ben gitmezmiyim. Aslında dün akşam kzılara yarın akşam kapıyı size ben açacağım demiştim. Onlar da inanalım mı? demişlerdi ama çağrı Cancan'dan gelince mecburen gittim.Gittiğimde dedesiyle gezmeye gitmişti.Geldiğinde uysuzluktan ayakta sallanıyordu. Bir 15dk görüşebildik, uyudu. Nöbeti Uras devir aldı.Evdeki yardımcılarına o kadar alışmış ki , annesi Can'ı uyuturken ben kucağıma aldım vız vızladı. Ama Sophie'nin kucağında sakinleşti o O'na birşeyler mırıldandıUras Beyde mır mırladı uyudu.Çocuk milleti uyuyunca biz Berfu'nun meşhur böreklerine dalış yaptık. Zuz , Berfu'ya börekçi açmak konusunda ısrarlı:))

Biraz da kitap konuşalım bu ara gez toz kitap işini salladık. Ben zinhar devam okumaya da yazma fırsatı olmadı.Can Kırıklarını okudum en son.Can Kırıkları , can acıtıcı bir kitap. Hani bir yerinize cam batarda yeri ince ince sızlar, bazen küçücük bir zerreciği kalır içerde de üstüne eliniz falan değdikçe bi hoplatır insanı ya işte öyle bir şey. Karin Karakaşlı başkasının derdine tercüman olabilen biri...
Bu akşamın dizisi Muhteşem Yüzyıl...Sonrası kitap okuma...

Süper bir yazı yazdım, bir film tavsiye ettim. Filmi teknik bilgilerle destekledim. Kitap ve yazarı hakkında da az buçuk bilgi verdim. E daha ne olsun.

29 Mart 2011 Salı

@Turkuazoo

Bu günün programı Lise arkadaşm Nermin ile idi. Nermin'i hatrladınız mı? Avrupa seyahatine çıkıp dönüşte bana takma kirpikler getiren Nermin:)) O yllar çok modayd yav gülmeyin:))
Nermin'e programı sen yap demiştim iyiki de demişim. Şahane bir program yapmştı.

Şimdi bi flashback yapalım sabaha dönelim. Her zaman pörtleyen ben gece alerji hapını yutunca zor kalktım. Yeşil çay ile kendime gelip saat dokuzda ev de çıktm. Programa gel arkadaş programa, sabahın köründe başladı. Üsküdardan Eminönü vapuruna bindim. Ben fırt diye Kabataş'a geçmeye alışık olduğumdan bu Eminönüne geçmek bana uzun gelir. Hemen kitabımı açtım- CAN KIRIKLARI-inene kadar 22 sayfa okumuşum. Bi de sardı kitap yolu farketmedim. Kitap hakkında uzun uzun konuşacağız bitince... İndiğimde Nermin beni arabada bekliyordu. Doğru Florya'ya gittik. Lise yıllarında okulu kırıp gezdiğimiz sahiller, Yenikapı, Samatya Kumkapı sahilllerinden geçerken bir taraftanda yaptığımız çılgınlıkları andık. Bir zamanlar bu sahillerde ki tüm öğrenci kahvelerinde şanımız yürüdü...Floryada ki Ziya Şark Sofrasındaymış kahvaltı programımız.
Şimdi oralarda yol boyu restoranlar, sosyal tesisler, parklar çarklar var yahey gidi biz oralardan denize girerdik. Dayım bana direksiyon çalıştırırdı boş alanda... Kahvaltımız süperdi, kuş sütü eksikti. Ben bi tek manzaralı bir yer seç , kapalı yer olmasın demiştim. Sohbet muhabbet denize karşı kahvaltımızı yaptık. Kahvelerimizi içtik. Nermin'in yaptığı programı takip etmeye başladık. Önve Ataköyde arabayı bıraktık metro ile Foruma geçtik. Turkuazoo ya gittik. Burayı kelimelerle anlatmak olanaksız. Dev akvaryumun içinde geziyorsunuz. Kafanızın üstünden köpek balıkları, balık sürüleri falan geçiyor.Görülecek yerler listenize koyun. Ulaşım çok kolay metro ile gelebilirsiniz.Yalnız giriş ücreti 30 lira...Çoluk tombak gidip de bi dünya para erince kulaklarımı çınlatmayın diye önceden söyleyeyim. Bir bir gidin :)))ben çocuk gibi köpek balığı kovaladım durdum. O da çok gıcık ağzını açıp açıp üstüme yürüdü. Neyseki aramızda cam vardı.resimler iyi sonuç ermedi ama fikir olsun açısından ekledim...

Turkuazodan çıktığımızda başımız döndü sanki. Forumdaki bir Cafeteryaya yıkıldık. Aaa biz geze geze cıkmışız dedik. Pizza sipariş ettik. Yedik içtik , garson çay içermisiniz derken yok yok çayımızı başka yerdec içeriz dedik:)). Metro ile geri döndük . Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezinin bahçesinde içtik çaylarımızı . Baktık akşam oldu. Trafiğe kalmayalım diye yola çıkıp sahil yolundan -bak şurayı hatırladın mı? kız bizim kahve Kervan neredeydi?, ben bu Ahırkapı Fenerini çok severim diye diye Eminönüne geldik. Ben kitabımı okuya okuya, karşımdaki kaherengili güzel e şık kadın- ama harbi öyleydi, bacak bacak sütüne attı, müzik dinlemek için kulaklığını taktı, gofret paketini yanına koydu, yuarlak şişle ördüğü mor renkli örgüsünü öre öre ben kitabımı okuya okuya Üsküdar'a geldik.

Ev gibisi yok...

28 Mart 2011 Pazartesi

Dün akşam motorda gelirken İlmiyem aradı. Yarın benimle doktora gelirmisin dedi. Aaa nası bi soru , tabiki de gelirim dedim. İlmiyem'i eski arkadaşlar hatırlar. Çok önemli bir ameliyat geçirmişti. Hatta doktoru ; bizi kitaplara geçirdin demişti. Ameliyat olalı beş yıl oldu. Bu günlerde kendini rahatsız hissetmiş. Bu gün saat iki buçukda buluştuk . Acıbadem Hastanesine gittik. Ameliyatını da orada olmuştu zaten.Daha önce İlmiyem'de tanıştığım Sema da geldi buluşma yerine. Üçümüz birlikte gittik. Doktorun yanına ben de girdim. Çok iyi , bence problem yok, ama bi emar alalım dedi. Moralimiz iyi hastaneden çıktık.Hadi deniz kıyısı bir yere gidelim yemek yiyelim dedik. Ama o arada İlmiyem'i Koşuyolunda bir tıp merkezine bırakıp biz tüm koşuyolu ara sokaklarında araba ile fır döndük. Amanın hayatta girmeyeceğim sokaklardan defalarca geçtik:)).

Deniz kıyısı deniz kıyısı dedik ya, hadi şöyle Kız Kulesi falan görelim Üsküdar sahiline gidelim dedik. Tam Kız Kulesinin karşısına çok güzel bir restoran açılmış. Filizler Köfetcisi adı. Adı köfteci ama biraz şaşalı bir köfteci:)) Dışarda oturduk. Aldık Kız Kulesini karşımıza yedik içtik , kendimizden geçtik. Saçlarımızı rüzgarda savurduk. Akşam ettik. Akşam olunca telefonlar zır zır etmeye başladı. Ben rahattım çünkü Gamse bu kez şarj aletimi okula götürmüş beni telefonsuz değil ama şarjsız bırakmıştı. Gerçi İlmiyemin telefonundan ulaşıp işlerini gördüler:)
Hastaneden aldığımız iyi haberden sonra eve geldiğimde bir iyi haberde beni evde bekliyordu. benim dün alamadığım festival biletini Zeya almış, mesaj bırakmıştı. Haruki Murakami^nin tek aşk romanı olan İmkansızın Şarkısının filmine gidebiliyorum yani.

Şimdi akşam vakti ... Herkese iyi akşamlar olsun...