Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Ekim 2010 Pazartesi

Bir kitap bir film


Önce kitap; Gece Güzelliği ... yazarı Onur Caymaz. İlk kez bir kitabını satın aldım. Bir gece yarısı bir hikayesini okuttu bana Leylak Dalı... Hani gönlüne dokunur ya bir el aynı öyle hissettim kendimi. Sanki yazarın eli kalbime değdi. Gece Güzelliği bir hikaye kitabı. Bir Kolonya hikayesi var... Okurken ben çocukluğuma gittim. Ordu^'da elimde kolonya şişesi ile yokuşlardan indim, Servet Abi'nin dükkanından PE RE jA kolonyası doldurttum... Şişenin biri limon kolonyası misafirler için, diğeri lavanta ... biz okula giderken Annem evden çıkarken yakalarımıza , saçlarımıza hafif hafif sürsün diye. Sonra o şişeyi bir gün kırdım , milyon parçaya bölündü... Üvey de tıkandım ben, yanımda bir olsa, bağrıma bassam istedim. Şimdi şu anda böyle hisseden kendini hiç bir yere ait hissetmeyen çocuklar için titredim. Kitaba ismini veren Gece Güzelliği ise bambaşka bir tarz...Sanki bir divan şiiri okur gibi okudum onu...


Politik bir gerilim filmi olarak da tanımlanabilecek The Ghost Writer, kitabın yazarı Robert Harris tarafından sinema senaryosu haline getirilmiş oldukça başarılı bir film. Apaçık bir Tony Blair (Eski İngiltere başbakanı) göndermesi olan Adam Lang karakterinin hayatını, hatıratlarını kitaba almaya çalışan bir gölge yazarın hatıratlar dışındaki olaylara da nasıl müdahil olduğunun anlatıldığı başarılı bir yapım

24 Ekim 2010 Pazar

Haftasonu... haftadolu:)

Yine o kadar çok şey sığdı ki bu haftasonuna sanırım ancak resim altlarıyla anlatabileceğim.
Önce sondan başlayalım yani bugünden... Bu gün Naziş'in doğum günüydü. Bu senki doğum gününün konsepti cadıydı:) Zuz , Cancan ve Berfu^nun da katılımıyla küçücük mini minnacık bir parti yaptık. Özel bir yazı yazmadım geçen seneki yazıyı tüm zamanların doğum günü yazısı ilan ettim:) Oy Benim Nazlı Kızım burada:)) Kendi aramızda kutladık, Cancan tüm marifetlerini gösterdi...Doğum günü vesilesiyle her zaman söyledim sözü tekrar söyleyeyim bir tek.
İyi ki doğdun Nazlı , iyi ki benim kızımsın, başkalarının kızı olsaydın, inan onları çok kıskanırdım.


Dün Zeya ve Peren'le muhteşem bir Kadıköy günü yaptık. Neler sığdırmadık ki güne... Hümeyra'da yemek yedik...
toplantıdan koştura koştura gelen Gamsegamse'de katıldı bize... Alkım'da kitaplar rasında kaybolduk. Ben alacağım bir kaç kitap vardı onları aldım... İki tanesini bulamadım hafta sonu dolayısıyle kalmamıştı... Birbirimizi kaybettik, ara ara buluşup bir kitabı birlikte aradık , gözümüzün önündeki kaitabı bulamayıp görevli bulunca şaşırdık. Çıkışda gamsegamse bizden ayrıldı...

Biz ay hadi bir şe.yler içelim derken Zeya'nın hadi Baylan'da Cup Griye yiyelim demesiyle Baylan Pastanesine gittik. Cup Griye ile kendimizden geçtik.. . Sohbetin tadına doyamadık. Peren'in Zuz'un ortak arkadaşlarının olmasına şaşıp dünya ne küçük dedik. Masaların üstünde pastanenin tarihini ve oranın müdavimi ünlü yazarların , şairlerin şiirlerinden , yazılarından alıntılar olan kitapçığa hayran kaldık. Çıkışda o kitaplardan aldık.

Özel notlar.
Edebiyatda Baylancılar denilen bir grup vardır..

Beyoğlu'nda İstiklal Caddesi’ndeki Baylan’ın müdavimleri arasında Atilla İlhan, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haldun Taner, Cemal Süreyya, Salah Birsel, Peyami Safa, Orhan Kemal, Orhan Duru, Ahmet Oktay, Fethi Naci gibi yazarlar vardır. Leyla Erbil, Tomris Uyar, Sevim Burak gibi kadın yazarlar da pastanenin müdavimleri arasındaydı. Bu gruba daha sonraları Baylancılar dendi ve edebiyat tarihinde de Baylancılar Akımı olarak yerini aldı. Kadıköy Baylan'ın müdavimleri arasında ise; her gün gazetesine yazısını buradan yazan Tarık Buğra’yı sayabiliriz.
Cup Griye... Avrupa pastanelerinde cup Baylan adı altında sunulur.
Buket Uzuner'in Kumral Ada Mavi tıuna isimli kitabında bahsettiği pastahanedir. Orada da kupgriyeden bahsediyordu.

Yukardaki resim, Peren imzalı bir güzellik... Kitap John Berger'in- O Ana Adanmış-Taş ta Foçalardan bizim için gelmiş. Peren'in Babasının tasarımı. Üstündeki minik papatyalar bizzat Babası tarafından çizilp boyanmış. Ayraç da çok özel... Bedri Rahmi Eyüboğlu yazmalarından yapılmış. Üstünde gördüğünüz çiçekli kısım bildiğimiz yazma kumaşı...

Daha ben pastaneden çıkmadan Gamsegamse aradı, direk Capitol'e gel, sinemaya gidelim dedi.

Ye Sev ve Dua Et'i izledik. Kitabına üç yıl önce başlamış yarım bırakmış ve önceki akşam yeniden başlamıştım. Filmi çok beğendim... sanırım kitabı artık daha rahat okurum:) Filmi en öndeki yatar koltuklarda ayaklarımızı da puflara uzatıp aynı evde gibi yatarak izledik:)

Eve gelince Yahşi Cazibe başlamıştı... onu izledim ve Ye Sev Dua Et^'i nasılsa izledim sonra okurum deyip, Onur aymaz2ın Gece Güzelliğine başladım. Gece ikiye kadar kitap okudum. Tam yatıp uyumuştum ki, arkadaşlarıyla doğum gününü kutlamakta olan Naziş aradı ve Neslihanlar'ın evine geldik artık uyuyabilirsin dedi. Çünkü ben Onlar eve girmeden uyumayacağımı söylemiştim:) Uykum kaçtı gittim tv açıp, TRT1 de Küstüm Çiçeğini izledim. Ne zaman uyudum bilmiyorum ama bir ara uyanıp yatağa gitmişimki sabah gözümü açtığımda kendi yatağımdaydım:)) Yeşil çayımı yaptım, Gamse ben de içerim dedi... çayımızı içtik yeniden uyudum... Sonrasında başa dönün işte... Doğum günü şamatası:))

Bir de ben bu Ayı çalan hırsızlara bayıldım...

Leylak Dalıcımın deyimiyle koridor yolluğu gibi bir yazı oldu ama olsun okumazsanız resimlerine bakarsınız:)

22 Ekim 2010 Cuma

Akşam Akşam




Biraz önce Babies 2010'u izledim...Leylak Dalıcım'ın tavsiyesiydi. Böylece dayım bir kez daha ahklı çıktı. Başkalarının tecrübelerinden yararlanırsan bedavaya gelir. Ama kendin tecrübe etmek insana pahalıya gelir. Dayım bu kadar da beleşci bir insan değildi ama bu konuda haklı. Tavsiye edilen filmlerin hepsi benden geçerli not aldı. Babie 2010 bir belgesel. Dünyanın farklı yerlerindeki dört bebeğin bir yıllık yaşamları. Sonuçda hepsi farklı beslendi, farklı yaşadı ama aynı zamanda emekleyip, aynı zamanda yürüdüler:) Sıradaki izleyeceğim film yine bir tavsiye üzerine stoklardaki yerini almıştı. Ghost Writer ... tavsiye Vladimir'den geldi...bir Roman Polanski filmi...İzleyeyim paylaşırım nasılsa sizinle.

Bu sabah , sabah dediysem baya bi sabahtı ha!( saat altı falan olabilir... dedik ya önceki yazıda sabaha kadar uyumadım, mört mört baktım diye ondan) Ayhan Sicimoğlu'nun programını izledim. Çeşme'den götürdükleri malzemeyle İtalya'da yemek yaptılar. E süper daha ne istiyosunuz. Malzeme İtalya'dan gelse burada pişse onada bir kulp bulurdunuz... burada malzeme yok mu? diye. Balık yumurtalı makarna yaptı. Benim babam o balık yumurtasından bir omlet yapardı aklınızı alırdı valla... Kurutulup taş gibi olmuş,balık yumurtasını rendeler bir şeylerle karıştırır masaya bir getirirdi, kapışırdık.

Neyse size doyum olmaz. Ben biraz aha buralrada takılıp Kavak yelelrini izleyeceğim. Efe yeniden diziye girince benim koca aha şimdi Aslı ile karşılaşacaklar aha Mine Efe'yi gördü diye yeniden dümen kırdırdı bize ...


Bu akşam başlayacağım kitap bir Haruki Murakami kitabı... Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında... Diğer ansiklopedi gibi kitaplarının yanında bu bana çerez gelecek sanırım...

Bu akşam biz yine oğlan yedi oyuna gitti çoban yedi koyuna gitti hallerindeyiz. Naziş Çerkesce kursunda... Gamse'de arkadaşıyla çıktı.

Bu gün okey grubumu evde ağırladım... Bir tepsi hamsili pilav yani bizim deyimimizle işli tavayı yedik bitirdik.Oyunda da ev sahipliği yapmadım yapamadım:))

Sabah sabah dır dır

İnsan uykusuz bir gecenin sabahında kendini nasıl hisseder. Uykusuz değil mi? ama benim hala uykum yok. Nasıl oldu, ne oldu anlamadım, gayet güzel dizilerimi izledim. Türkan az reyting alır diye ödüm kopuyordu ama neyse üçüncüymüş. Türkan'ı da izledikten sonra bir tartışma programına takıldım. Merve Kavakçı, telefonla ABD'den katıldı. Kendisine sürekli Merve Merve diye hitap eden M.Ali Birand'a - lütfen, ya Merve Hanım yada Sayın Kavakçı diye hitap edin dedi. Birand- Merve Hanım diyeyim dedi ama yine Merve demeyi sürdürdü. Baktım tartışma bi gıdım ileri gitmiyo... hala aynı yerde, hadi uyuyayım dedim .Ama sadece dedim tabi:) Baktım olmuyor salona gidip debelendim, okudum , tv izledim yok. Yoksa yok yav dedim bak öyle mört mört.

Hava bu gün birden soğudu. Dün akşam poyraza dönmüştü rüzgar zaten. Bakın bu rüzgar işinden iyi anlarım . Lodosmuş, poyrazmış, karayelmiş, meltemmiş şıppadak tanırım. Birde sam yeli denilen o sıcak rüzgar var ya nefret ederim.Kolumdaki lekenin Annem, sam yelinden olduğunu söylerdi, güya denizden çıkmışım, duş almadan, kurulanmadan güneşlenmişim de , o sırada sam yeli esmiş de ondan olmuş pekiii o zaman niye Naziş ve Gamegamse' de de var:)

Bir de dünden bir olayım var anlatacağım... Dün akşama doğru , yatak odamdaki kitaplığı düzenliyorum, bir çocuk çığlığı geliyor canhıraş. Herhalde ya düştü, ya da istediği bir şey alınmadı bağırıyor dedim. Ama sürünce , salona koşup balkona çıktım ki, köşedeki apartmanın alt kat pencere demirine küçücük bir kız kafasını sıkıştırmış. Kimse sesini duymuyor. Hele evdekiler nasıl duymadı, çocuğu nasıl görmüyor şaştım kaldım. Bu kez ben bağırmaya başlayınca herkes çıktı dışarı. Uğraştılar çıkmadı, itfaiyeyi aradılar, derken bir adam elinde demir testeresi ile gelip demiri kesti çocuğu çıkardı. Herkes dağıldııı dadi dai itfaiye geldi. Eeee kimse yok ortada. Bir saat olay incelemesi yaptılar, kafanın sıkıştığı pencerenin ait olduğu daireye girdiler. İtfaiyeci aç kapıyı sen bi bakim dedi sert sert. Zavallı adam ya evde oturmuş gazetesini okurken, sokağa bırakılmayacak yaştaki çocuk, gelsin kafasını senin pencerenin demirine soksun , sen suçlu ol. Bilemedim valla.

Burada oturup çene çaldığıma bakmayın. Bu gün okey grubumla bizde toplanıyoruz. Gerçi hazırlıklar tamam. Zaten Gamse'den zor kurtardım:)) Akşam elinde tabak her yaptığımın başına gelip sulandı. Kızım kek, börek var , hem ıspanaklı hem patatesli börek, havuçlu kek.Ayrıca sevdiğin yemekler de var. Ama yok O', benim misafir için hazırladıklarımı bozma peşinde. Bi sürü pazarlık yaptı benimle:)
Bu sabahın içinden programı burada sona ermiştir. Keyifli bir gün olsun sizin içinde ...

son not:Edebiyat festivali başlıyor bilgi burada

20 Ekim 2010 Çarşamba

Akşama Doğru

Akşama doğru programı vardı... Seynan Levent sunardı... sonunu bir şiir ve bir resimle kapatırdı... Bi tek Leylak dalı hatırlarsa hiç şaşmam...Cemazüyelevvelimiz aynı da ondan:)) O zamanların bakanlarından birinin kızıydı galiba. Her neyse konumuz Seynan Levent'in değil bizim evin akşama doğru programı. Ben bu program hemen bitsin, şarkılara geçilsin istiyorum. Bizim ev akşama doğru bi karışır. Eve gelen herkes çok ama çok yorgundur. Çok ama çok açtır. Hep ama hep hayalinde başka yemek vardır ve de benim yaptığım yemek o gün okulda çıkmıştır. O yüzden okulun yemek listesi nal kadar çıktısı alınıp duvara yapıştırılmıştır. Yemek saati için çok erken çayla bir şeyler vereyim desem ama okulda ikindi kahvaltısında kek ve poğaça çıkmıştır. Ama akşam yemeği saat beş buçukda yenirse karınlar yatana kadar on kez acıkmaktadır.

Bu gün a önlemlerimi çifte aldım... Ne isterlerse onu yesinler diye... hem yemek yaptım hem atıştırmalıklar... Önce köfteli çorba... adını bilemem biz buna Cancan'la kısca küfteli çooba deriz. Sonra patates haşladım kavurdum... isteyen yumurta kırsın, isteyen öylece alsın yesin... Ispanak kavurdum... börek içi için... havuçlu , portakallı cevizli keke yaptım... Kekin havucu fazla gelmişti, patatesde fazla haşlanmıştı , onları tornistan ettim, birazda kaşar peyniri koydum içine ıspanaklı böreklerin yanına arkadaş ettim. Dünya kadar bulaşık çıktı... makine iki kez çalıştı. benimde pilim bitti. Pekiii sonra ne oldu dersiniz.... Gamsegamse telefon açtı okuldan direk Kadıköy'e gitti arkadaşlarıyla, Naziş de gelip canım tost istedi dedi, yedi kursa gitti.Yani Annemin dediği oldu... Oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti... ev yine bana kaldı:)

Küfteli Çoba: Dövülmüş ya da çekilmiş buğday haşlanır, aynen yayla çorbası yapar gibi pişirilir. 100-150 gr kadar kıymanın içine azcık soğan rendelenir, tuz ve karabiber ilave dip yoprulup minik minik yuvarlak köfteler yapılır, tereyağda tavada sallaya sallaya pişirilir, nane ve iki domates rendesi ilave edilip biraz da domatesle pişitkten sonra çorbanın içine dökülür afiyetle yenilir. Ha bir haşlanmış nohut koyun çorbaya...


Hafta Sonunda , izlenmedikfilmkalmasın etkinliğim için:) filmler hazırlamıştım. Bu sabah izlediğim film kötü ötesiydi. Filmde Haluk Bilginer ve Özgü Namal'ın oynuyor olması yeterli değildi. Ya da ben absürd film sevmiyorum sebebi odur.Filmin adı Güneşin Oğlu... Konusu; güneş tutulması sonucu insanların hayatında oluşan gariplikler silsilesi.

Bir kaç gündür, yağmur geceleri yağıyor, sabah hiç bir şey olmamış gibi... Bir garip sonbahar yaşıyoruz. Geçen yılki sapsarı, kıpkızıl sonbarı arıyorum. Yaprakların üstünde yürürken çıkan hışır hışır sesleri... Yürüken önüme aniden düşen at kestanesini alıp çantama koymayı...çantada at kestanesi taşımak bereket uğur getirirmiş. Siz her ihtimale karşı bir at kestanesi atın çantanıza, belli mi olur, en azından hiç bir zararı yok:)Eczacılıkta da çok kullanılan bir bitki aynı zamanda.geçen gün Zuz, Aylin'le konuşurken Aylin- at kestanesinden peeling hazırladığını söylemişti. Sorup öğreneyim nasıl yaptığını yazarım size... Siz bu arada at kestanesi toplamaya başlayın:)


Julia Roberts'in oynadığı Ye Sev Dua Et filmini izlemek istiyorum ama önce iki yıldır baş ucumda sıra bekleyen kitabı öne almam gerek. Aslında be O kitaba başlamıştım ama nedendir bırakıp başka kitaba geçmiştim. Yeni basımlarda kapağa Julia Roberts'in resmini de koymuşlar

Bir de ,bu günün şarkısı

Bunlarda sabahın notlarıydı...

Arif Damar'ı Türk Şiirinin sessiz emekçisini uğurladık ...

19 Ekim 2010 Salı

Bu akşam


Dizi...Usman'ımın dizisi, Öyle Bir Geçer Zaman ki

Kitap... İstanbul Yüzlü Kadın
Şarkı... Sarhoş-Duman söylüyor
Yemek... Pırasa Dolması
Fizki durum... salon tüllerini ütülemiş olmaktan mütevellit yorgun



Ruhsal durum... ortayan karışık yine

Kızlar... büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper
Koca... herkese selam eder, Benim her cumartesi bir iş çıkarıp,Koru-
Kuzguncuk yürüyüşlerini yapamıyor olmaktan dolayı sitem eder:)

Bu akşamın notlarıydı...