Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Yazmadığım günlerde bi sürü bişi yaptım... Tahtakale... Mısır Çarşısı , Süleymaniye'de ailece bir öğle vakti yemeği... Gamsegamse'nin keşfi olan Ali Baba'da yine O'nun tavsiyesi üzerine yediğimiz Macar kebabı... Süleymaniye Külliyesi ziyareti Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan 'ın türbesinde ağzım açık çinilere bakış... İtalyan Yokuşunu hangi akla hizmetle yürüyerek çıkış... Sebebim olacaktın ... öldürecektin beni diye kuzen Gülden'e de ayrı bir çıkış... Sabaha kadar kuzenlerle sohbet muhabbet ... gülme krizi... Cihangir'in kedileri... köpekleri.. Koru yürüyüşleri ... Bordo Köşk de çay molaları... Kızların tatile girmesi nedeniyle sabah karşılaştığın savaş alanı gibi ev... bardak dolu sehpalar, salonda sabahlamalar...Ben isyan bayrağını çekince kızların , biz tatile çıkınca sen de işe gir bari tavsiyesi:))) Dantel Falcısının beni fıtık etmesi... sandığı açıp dantelleri çıkarıp fal bakma isteğinin ulaştığı katsayı...Yemek olayında artık uçuşa geçtiğimin bana deklare edilmesi... nasıl kazıklıyorum heep uyduruk kaydırık... bu aralar motivasyonumu kaybettim bu konuda:)))


Bu resim tatilde balkonumuzda oturup bakacağımız manzaranın resmidir:))) İlknuuur bin teşekkür yeniden yeniden. Yerimizi ayarlamakla kalmayıp, göreceğimiz manzarayı, yürüyeceğimiz yolu bile resimleyip gönderdiğin ve hayatımda var olduğun için... Blog dünyası beni şaşırtmaya hayatıma güzellikler katmaya devam edecek ...

Biz de durum böyle böyle... dört gözle tatile çıkacağımız günü beklemekteyiz..
peki sizden ne haber...

not: sayfamın saat ayarını yeniden düzenleyip İstanbul yaptım, artık günah benden gitti ... yeniden Pasifiğe dönerse vardır bunda da bir hikmet:)

29 Haziran 2010 Salı

Bir yazar olsaydım satırlarıma, bir puslu Haziran sabahından sesleniyorum falan gibi bir cümle kurarak başlayabilirdim. Beşiktaş tarafında dolu yağıyormuş, burada gök gürlüyor, hava karardı ama henüz yağmur damlaları düşmeye başlamadı...

Salem Cadılarını anlatan bir kitap okuyorum... Brida'dan vaz geçtim bari yine büyülü müyülü bir şey okuyayım dedim ama henüz bir cenaze kısmında kaldık... tam yüz küsür sayfadır...Ama her an sandığı açıp, ne kadar dantel varsa çıkarıp dantel falı bakmaya başlayabilirim:))))Bir an önce bitsin istiyorum, bitsinki yeni kitaplarıma başlayabileyim...

Tatil yerimiz kesinleşti daha önce de dediğimiz gibi Amasra... çok görmeyi istediğim bir yer... kuzenim gidince - hayat boyu burada yaşayabilirim duygusuna kapılacaksın dedi.Bir başka heyecanım da İlknurla görüşecek olmamız... Günlerdir mesajlaşıyoruz , bize en uygun yeri bulmaya çalışıyor .İlknur'u ta blogcudan tanıyorum, hiç yüzyüze gelmedik, birbirimizin sesini duymadık ama Lale Abla dedikçe gerçek ablasıymışım gibi hissederim kendimi... hep diyorum ya ne sihirli bir dünya bu blog dünyası, dünyanın hiç gitmediğin yerlerinde hiç tanımadığın insanlarıyla bu derece kuvvetli bağlar kurabilmek ne müthiş ne inanılmaz... Düşünsenize aynı saadet zinciri gibi olduk... Nere gitseniz bir tanıdık var orada .

Kızlar tatile tam gaz başladılar... Naziş Metalica konseri ile ilk etkinliğini yaptı. Gamsegamse her gün başka bir yerde. Dün akşam yemek sonrası hep birlikte koruda yürüyüş yapıp Bordo Köşk de çay molası verdik. Hava limonata gibiydi tatlı serin , çok hoşumuza gitti. Ben Koruyu , yağmurda , karda her türlü severim ama bu halini ayrı severim.

Şimdiii zeytinyağlı fasulyeyi ocağa koymuşum, yoğurtlu kırmızı pancar salatası için pancarları soyulup haşlanmaya koymuşum yanına da erişte eee geri kalan tüm zaman benim kim demiş ev kadınlığı zor diye :))) Bir film seçerim kendime yanına bi kahve ... nazar etme noolur ... çalış seninde olur:)))

28 Haziran 2010 Pazartesi

Anneee bi gelll, Anneeee bi bak ...artık bizim ev de en çok duyulan söz bu. Gamsegamse bu sabah bu sözü belki yirmi kez söyleyince Kocamı bir gülme aldı anlatamam...
Tatilin ilk günü sayılır bu gün ve ben ilk günden çamura yattım, kahvaltıyı hazırlamadım, uyananamamış taklidi yaptım. Naziş hemen ben kornflakes yiyeceğim diyip olayı bitirdi.Neyse Koca insaflı çıktı da Gamse ile hazırladılar.

Dün akşama gelmeliyim hemen... Ebru blog adıyla Ebrucuk dört yıldır yaptığımız baskılar neticesinde İstanbula taşındı ve işe başladı... Yeni bir eve yeni bir hayata adım attı. Dün akşam Ebru'nun evinde toplandık. Zuz...Nalan...Zeya ve bittabiki Benn. Yine çok eğlendik...güldük... konuştuk bi sürü bi sürü yeni palanlar yaptık. Durmadan yiyip içtik, zaten Ebru'nun masası hazır ve nazır bizi beklemekteydi... masadan kalktık salonda, balkonda mutfak da, bulaşık makinesi yerleşirken hatta yeme içme işi devam etti. Evi çok ama çok güzel olmuştu...Güle güle otur Ebru, yeni hayatın sana yeni yepyeni güzelliklerle gelsin...Ebru2nun evi 12.katta ...aşağıda görülen manzara bu 12.katın balkonundan Zuz tarafından çekildi. O koca apartmanların arasında bu mahalle kendini korumuş kalmış, akşam olunca köpek sesleri falan gelmeye başladı bayıldık hatta Zeya ile acaba bu mahallede kiralık ev var mı ? araştırması bile yapmaya başladık. Evler öyle derme çatma değil, sokakları düzenli ve ağaçlı... Zuz ve Bana halamların Turhal'da oturduğu şeker fabrikasının lojmanlarını hatırlattıBizim dört yıldır süregelen artık gelenek olan adetlerimizden biri de doğum günlerimizin üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, ilk buluşmada bunu kutlamak.. dün akşam da iki hafta sonra bile olsa benimkini kutladık...
Doğum günü hediyelerim de süperdi...Zeya'nın hediyesi olan bu kitabı ilk kez Yaşamdan Dakilar da görmüş ve çok merak etmiştim... Sabırsızlıkla sıranın onagelmesini bekliyorum
AhmetÜmit'in İstanbul Hatırası ise yine alınacaklar listem de olan bir kitaptı ve paketi açınca gözlerime inanamadım... Ebru'nun hediyesi olan bu kitapta yine Ahmet Ümit eşliğinde İstanbulda gezeceğim...

25 Haziran 2010 Cuma

Son elli yılın en soğuk haziran ayını yaşıyormuşuz ve dünya 10 yıllık yağışlı döneme girmiş.Yani önümüzdeki senenin haziran ayında son ellibir yılın en soğuk haziranını yaşamanız olasılıklar dahilinde...
Bu gün Cancan'la pek eğlendik yine , evi her zaöankinden biraz daha az dağıttık çünkü tam üç saat uyudu.. ve kalkar kalkmaz ciciaaaa mama dedi.Biber dolması ve yoğurt yedik birlikte... o pilav diyo ama olsun. Bizim ev de tam bir pilavcı oldu çıktı. Tüm pilav çeşitlerini seviyor pirinçmiş bulgurmuş farketmez.

Yazarken bir taraftan da Leonard Cohen dinliyorum... sisters of mercy diyor...valla çok utanıyorum ama Leonard Cohen'i Oray Eğin sayesinde tanımıştım...bir yarışmada jüri üyesiydi o kadar çok Leonard Cohen dedi ki, üle bi dinliyeyim dur dedim o dinleyiş... Mariah Carey ile tanışmam daha da bi hazin... Çok yıllar önce hani şu el arabasında kasetler satılan falan devir... Kadıköy Altıyol da bir kaset satıcısı Mariah Carey çala çala gidiyor. Ay diyorum işete bu yaa düşüyorum adamın peşine kim bu diye işte böle acıklı bi hikaye.

Yarın kızların ikisininde farklı farklı programları varmış. Yarını bilmiyorum şimdilik ama pazar için şahane bir programım var...

YARİM HAZİRAN

Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle…
Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde…
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri…
Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın…
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, terime değen ellerin…
Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı…
Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı…
Tutkunum sana… Sadık, itaatkar ve hayran…
Yarım Haziran…Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman…
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin;
eteklerinde ilkyaz coşkuları ve isyanlarla…
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdin eski yaşlar…
Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış… Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun…
Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana…
Hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin…
peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre…
Gün oldu tomurcuk olup çiçek boyverdin;
gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın
gecikmiş bahar dallarının üzerine… hazırlıksız… insafsız…
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni…
kimi gerçek çoğu, çoğu yalan…
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze…
bir o kadar kusursuz…
Anladım ki, Haziran’da sevmek yaman…
Yarım Haziran..Ocaklar kurdum sıcacık… Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız…
Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana…
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık…
onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi…
Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları…
Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında…
Sorguda ele vermedin beni… Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi…
Kimbilir kaç sırrı sakladın… Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda…
Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını…
ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinden aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam, Sevildim ve sevdim çoğu zaman…
Müsebbibi sensin… Yarim Haziran! …
Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk…
ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım…
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi…
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım… Haziran doğumlu…
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin’den artakalan:
Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/ uy anam anam…/
Haziran’da ölmek zor”…
Lakin doğmak da zor Haziran’da…
Yaz kapıyı çalsada;
biliyoruz sonu hazan…
Yine de seviyorum seni…
Yarım Haziran! …

CAN DÜNDAR

Cuma

Kızlar haziranın sonuna geldik bu ne biçim hava diye bağıra bağıra giyinip okula gittiler... Bu gün son artık, ondan sonrası yan gel Osman bir dönüm bostan vaziyetleri... Benim havadan dolayı bir şikayetim yok oooh serin serin yatıyorum...

Aşk-ı Memnu izledik akşam ... senaryosuda internete sızmış netekim... kızlar Ednan şimdi burada derin bir soluk olacak... telefon zıızıt ayapacak... Bülent dergi okuyacak... Bihter şimdi elini başına götürecek derken izlemeye çalıştık... teknolojinin bu kadarıda fazla yani.

Dizi izledikten sonra kitap okuma seansına geçtik... Brida'dan bir kaç sayfa okudum baktım gece gece sarmadı, Dantel Falcısını aldım elime, hoşuma gitti. Bu kitabı aldığımı yazdığımda bir iki kişi merak ettiğini , okuyunca görüşlerimi yazmamı istemişti. Bazı bloglarda kitap eleştrilerine rastlıyorum da ...anam ben kim oluyorum da kitap hakkında ileri geri laf söylüyorum ... millet bu işin ilmini yapmış, kitap okumuyorlar cümle çözümlüyorlar. Benim gibi çayını kahvesini , fıstık tasını yanına alıp kitap okumuyorlar.

Bu gün Cancan geliyor, geçtiğimiz çarşambadan beri görüşmedKi,özledim çok...kelime dağarcığına bir sürü yeni kelime katmış. Artık bu kelimeleri söyleyip söyleyip alkış bekler benden:))

Şimdi gidip O' gelene kadar kahvaltımı yapayım.

24 Haziran 2010 Perşembe


Yeni bir film izledim Bright Star... İngilizlerin henüz yirmibeş yaşındayken ölen ama geride üç şiir kitabı bırakan en Romatik şairi ünlü İngiliz şair John Keats’in yaşamının son yıllarını ve bu esnada moda öğrencisi Fanny Brawne’la yaşadığı aşkı anlatan film... Eğer şiir seviyorsanız ve bir elbise tasarımına yakından tanık olmak istiyorsanız ve de bunları muhteşem manzaralar eşliğinde yapmak istiyorsanız bu film tam size göre demektir ... ben beğendim açıkçası...

Serçe Kuşun Sonbaharından sonra Brida-Paulo Coelho- ya başladım... benden önce okuyan Naziş çok sıkıcı bulduğunu söyledi ve daha önce okuyan bir kaç kişi daha aynısını söyledi...bakalım bakalım ben ne söyleyeceğim:))İşin kötü yanı sıkıcı buldum diye de bir kitabı bir filmi yarıda bırakamam...

Hava da yine yağmur havası var... Bana bakarsanız ben severim böyle havaları... ne güzel dolaşılır serin serin... yağmur insanı çileden çıkaracak boyutta olmasın yeter... son yağmur maceramdam sonra.

Yarın kızlar tatile giriyor artık... tam 51 gün tatil yapacaklarmış ... sonra okullar açılmıyor tabi ama öğretmenlerin seminer dönemi başlıyor...

Hadi gittim ben...

23 Haziran 2010 Çarşamba

Dün gece gümbür gümbür gümbürdedi İstanbul... Şimşekler çaktı ama ne çakma...arkasından da sanki gök çatır çatır ikiye ayrılıyordu sanki... Çok güzel yağdı... umarım kimse zarar görmemiştir...umarım kimse o fırtınada dışarda değildir...

Bizim ev gün sayıyor... kızlar artık yarın tatile giriyor... bundan sonrası - Anne yiyeceğiz...kahvaltıda ne var... akşama program yapalım mı... hadi Babaa dışarı çıkalım... gece salondaki kanepeyi kapma yarışları... geç kalkmalar...geç yatmalar... eve geç gelmeler:(((
Gamse geç gelme konusunda dün akşam açılışı yaptı... okulun veda yemeğiydi, servis eve getirdi ama dışarda fırtınalar koparken nasıl gelecekleri konusunda yine de endişe duyduk...gece bir de geldiklerinde dışarda dolu yağıyordu...ama ne gam o çok memnundu hayatından...

Dün çok güzel bir sürprizle karşılaştım... kapı çalıp da - kim o diye seslenmeme aldığım cevap- kargooo oldu.Olabilir çünkü bizim eve iki günde bir kargo gelir zaten... Kime dedim... banaymış... İmzaladım aldım ...belli ki bir kitap. Açtım içinde ne bir not ne bir şey... kitabın adı Lolipop Pabuçlar... Kargo paketinin dışına bakınca anladım... Mart ayında Altın Kitaplar Yayınevinin ödüllü sorusunu cevaplamıştım ve bu kitabı kazanmışım. Cevaplamış ve unutmuştum bile...Ama ne ilginç ne kazandığıma dair bir mail aldım ne de kargoda bir not... neyse süper bir hediye oldu... kitabın konusu ilginç gibi duruyor...



Hafizalardan Silinmeyen Çikolata Romanının
Kahramanlarından Sürükleyici Yeni Bir Macera...

"Vianne, kızları Rosette ve Annie ile birlikte kaçmakta oldukları geçmişlerinden kurtulmak için Paris'e gelip Montmartre'nin parke taşlı sokaklarında bir eve yerleşirler.

Bir çikolata dükkânının üst katında kendilerini mutlu hissetmeseler de göze batmadan sessiz bir yaşam sürdürmeye başlarlar. Yaşamlarını altüst eden fırtınalar ve kaçışlar artık dinmiştir, en azından şimdilik.

Ancak, kötü geçmişini ve sürdürdüğü sahte yaşamları herkesten ustalıkla saklayan lolipop pabuçlu Zozie de l'Alba ailenin huzurlu yaşamına bir fırtına gibi girer ve o günden itibaren her şey değişmeye başlar. Ailenin kadına olan dostça yaklaşımı aslında göründüğü gibi biri olmayan acımasız Zozie de l'Alba'nın planlarını değiştirmeyecektir.

Vianne yaşamlarına giren bu kötü kadının planlarını anladığında artık bir seçim yapması gerektiğinin farkına varır. Ya daha önce de defalarca yaptığı gibi her şeyi yüzüstü bırakıp kaçacak ya da kalıp azılı düşmanıyla yüzleşecektir.Ama her şeyden önce kendisiyle...

Bu günle ilgili en ufak bir programım yok şimdilik, ilerleyen saatlerde ne olur bilmiyorum...