Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Mayıs 2010 Salı

poğaça tarifli, gündüz tv li yazı

Pazar günü kahvaltı sonrası evden çıkış ve akşam dokuzdan sonra eve giriş sonrası, iki gündür evdeyim...

Sanırım uzun yolculuk, üzüntü falan derken bağışılık sistemim fire verdi... Ama yarına diktim gözümü... belki bir Beyoğlu seferi , bir kuzenler buluşması tertipleyebilirim...

İki gün boyunca kanepeye çöreklendim, elimde kumanda , gündüz programlarını izleyeyim bari dedim. Kafam kitap okuyacak modda değil. Seda Sayan , sahalara geri dönmüş , haberim yok. Burçlar bölümüne rastladım... Bu hafta süperim , dolunay benden yana... Yemekteyiz izledim... tamam yarışma falan ama seviyesizlik yarışması bence bu... kadının annesi börek göndermiş jest olsun diye... Böreği beğenmediler, anasına bak kızını al dediler... yyyyuuuuuh dedim. Ben yine kendi filmlerime döneyim en iyisi... insan sinir olur böyle ya... Bu ara en favori tv programım , Kenan Işık'ın sunduğu kelime yarışması... Dün akşam Gani Müjde ve Şafak Sezer yarışmacıların partneriydiler... Gani Müjde kelimlerin Efendisi lakabını sonun akadar hak etti. Süper anlattı, anlatılanı anında anladı. TV haberlerim bu kadar.

Bir de Özlem için poğaça tarifim var.Kendisi kuzenimin eşi olur, beni takip ediyormuş ve tarifini yazacağım dediğin bir poğaçanın tarifini yazmadın dedi. Ve hangi yazıda dediğimi de hatırlattı valla...
Poğaçanın özelliği hazır olarak dondurucuda saklayabiliyorsunuz...

İşte tarif.
1/2 paket margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı yoğurt
1 tatlı kaşığı tuz
2 paket kabartma tozu
2 yumurta beyazı
3,5 su bardağı un(elenecek) ele yapışacak kadar yumşak bir hamur olsun... Galete ununa her iki tarafınıda bulayıp, d dondurucuya at. Üst üste bile koymuşlardı , birbirine yapışmıyor, galete unundan dolayı..

Bu tarifi uygulamadım, yedim çok güzeldi...

Ve bir kitap önerisi ... Küçük Prensi daha önce okuyanlar için... Gamsegamse almış bu kitabı... Küçük Prens dünyada en çok okunan kitap. Uzun yıllar biz bu kitabı sansürlü okuduk. Nedeni Atatürk'den diktatör diye söz edilmesi. Benim size önereceğim kitap elbetteki Küçük Prens değil. Okumamış olduğunuzu aklıma bile getirmedim:))) Benim sözünü ettiğim kitap ''Küçük Prens Üzerine Düşünmek'' yazarı Nuran Direk.Kitap özellikle 13-15 yaş grubu için hazırlanmış ve Türkiye Felsefe Kurumu tarafından desteklenmiş. Kitabın tanıtım yazısı şöyle...Öykü aracılığıyla düşünmeye çağrı ya da felsefeye sanatla yaklaşma denemesidir...


Küçük Prens hakkında:
Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. Sahra Çölü'ne düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlayan kitapta Küçük Prens'in ağzından Saint-Exupéry, insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgular.

Evet yine zannımca çok faydalı bir yazı yazdım... Gündüz tvlerine eleştirel bir bakış attım. Dondurucu da saklayıp, canınız çektiğinde pişirebileceğiniz bir poğaça tarif ile hayatınıza bir lezzet daha ekledim... Bir kitap önerisinde bulundum. Veeee bu da bu gün izleyeceğim film
Şimdi yazıyı göndere bastıktan sonra bu filmi izleyeceğim... tabi önce kahvemi ve yanına un kurabiyelerimi aldıktan sonra...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

23 Mayıs 2010 Pazar

Pazar günü yazılan Cumartesi yazısı

Dün sabah gözümü açtığımda Gamsegamse yağmur havası alın diyerek , pencereyi açıyordu... Bu bir anlamda karnım acıktı kalkın demektir. Ne güzel yağdı... Tüm gece de devam etti. Cumartesi tüm gün evdeydik. Naziş bir ara hadi çıkalım bir kahve içelim bir yerde hava alalım dedi ama sadece bön bön baktık yüzüne:))) Evden bir tek Gamse çıktı , o da akşam üzeri bir iki saatliğine.

Keşke dışarı çıksaymışız, Gamse bari dolabımı düzenleyeyim dedi veeeee ben de şura bura derken baktım aynı işe kalkışmışız... Neyse yapılması gereken en berbat iş yapılmış oldu bu arada... Paltolar , çizmeler, botlar kışlık güzergahlarına kalktılar...

Sonra da yemek operasyonu yaptım. Hava nasılsa serin , yağmurlu diyerek sezonun son kuru fasulyesini yaptım, yanına da bir pilav çektim... Ordu^^ya gideceğimden habersiz dışarı yaprak çıkarmıştım, bozulmasın diye bir de dolma sardım ... Cumartesi günü böyle geçti.

Ha bir de film izledim..kendim için bir şey yapmak adına:)))Aşkım Cheri...Michelle Pfeiffer başrol de

Fransız yazar Colette'in şatafatlı Belle Epoque döneminde geçen, cinsellik, para, yaş(lılık), toplum ve aşk hakkındaki bu cüretkâr ve şehvani romanını sinemaya uyarlayan, "Atonement / Kefaret", "Total Eclipse / Tutkunun Şairleri" ve yine Stephen Frears'ın yönettiği "Dangerous Liaisons / Tehlikeli İlişkiler" filmlerinin de senaryo yazarı olan Christopher Hampton.


"Aşkım", zengin erkekleri baştan çıkarmasıyla meşhur 49 yaşındaki Léa de Lonval'le, daha 19 yaşındaki havalı ve deneyimsiz Fred'in altı yıl süren ilişkilerini anlatıyor. 1900'lerin başında Paris'te geçen filmde Léa, rakibesi Charlotte'un oğlu Fred'i kadınlar hakkında bir şeyler öğrenmesi için kanatları altına alır. İlişkileri safi zevkten ibaretken birbirlerine âşık olurlar.
Şuradan fragmanını izleyebilirsiniz... Bakın sizin için ne araştırmalar yapıyorum)))

Not: Yolun açık olsun Gandi Kemal... Dilerim estirdiğin rüzgarın hızı hiç kesilmesin.

21 Mayıs 2010 Cuma

GÖNÜL YORGUNU

uyanamadığım bir rüyada gibiyim... bir günde 2200 km yol yaptım... DAYIMI sonsuzluğa uğurladım... Şimdi Evdeyim... Ne çabuk oldu her şey. Sanki bir yerlere ışınlandım , geri geldim.

Ordu'ya giderken birden sabah oldu, şaşırdık... sanki geceyi yaşamadık dedi Oya...Saat farkını gözlerimizle şahitolduk.

Ordu kısmını tek tek anlatmayacağım... acıydı... ve tazelenen acılar vardı... yüreğime tek iyi gelen Burcu ve Doğa'yı görmemdi.

Dayımı son yolculuğuna uğurladıktan bir saat sonra yeniden yola çıktık. Oya'nı Eşi , Kadir'in iş yerinin Samsun Bayisi, yolda bizi bir kaç kez arayarak, yemek molası vermemizi ısrarla rica edince kıramadık uğradık. Bir 45 dk mola verdik orada. Sonra yol... yol.Gece üç gibi evde oldum. Geldiğimde kötü bir sürpriz bekliyordu. Üst katın zeminden geçen su borusu sızıntı yapmış, bizim mutfağa damlamaktaydı. Tabi bunun o borudan kaynaklandığını ertesi gün öğrendik... Ben gecenin üçünde üst katın ziline bastım. Onlarda şaşırdı, çünkü görünürde hiç bir şey yok... Hemen vanalarını kapattılar... ve ertesi gün gelen tesisatçı olayı çözdü. Neyseki kayda değer bir sıkıntı yaşamadan atlattık. Saat on bire doğru da Zuz geldi. Ve aynı günün akşamı Babamı evine yolcu ettik. Sabah aradı , evine rahatlıkla ulaşmış....

İki gün üst üste Cancan'ın bizde oluşu, sonra benim Ordu'ya gidişim, dün Babamın gitme telaşı , Cancan'ın Büyük Dedeyi yolcu etmeye gelip, gelmişken evi biraz daha karıştırması derken bizim ev, evden gitmişti... Bu gün hummalı bir temizlik vardı... Pırıldadık... sonra Görümcem ve kızı Meral geldi, başsağlığı ziyaretine,Gamsegamse'de gelmişti... Birlikte çay içtik.

Annem hep en zoru gönül yorgunluğu derdi... Evet en büyük yorgunluk gönül yorgunluğuymuş...

not: Telefonlarınız ,mailleriniz... yorumlarınız en önemlisi de kendinizi, yanımda olduğunuzu hissettirdiğiniz için bin teşekkür hepinize....

20 Mayıs 2010 Perşembe

DAYI...

Biz Apatmanın merdivenlerinde, harmanlarda, sokaklarda coşkun akarsular gibi sel olup akarken yatağımıza sığmaz taşarken , sen kendi dere yatağında sesizce aktın ... hep zarif...kırılgan...naif
Hasta dediklerinde her zamanki hallerinden biri sandım...

İpek çarşaflara alışkın bedenin, köyün o ''pur'' dedikleri killi toprağına bırakılırken, teyzemlerin toprakların içindeki taşları bile ayıklamaya çalışmalarını izlerken, Ben biliyordum ki Annem elinde süt bardağı ile bekliyor seni... Bunu iç uyu diyecek sana...bak artık hiç bir yerin acımıyacak diyecek..Bak artık ablanın koynundasın artık...

Annemin en yakın arkadaşı taa uzaklardan geldi, Canım arkadaşım dedi bağıra çağıra, kimseyle senin gibi olmadı , olamadı... doyamadım arkadaşlığına... kardeşinide uğurladık yanına...Bizler gıcıların, paşaların her yerden koptuk geldik... Halbuki, bu yıl Orduya gelmeyeceğim demiştin herkese... Ben O'nu getiririm mi? demiştin...

Otobüs gelip de ben binene kadar balkonda oturur bizim sahilde yaptığımız şamatayı izlerken... ben hep senin yemek saatine denk gelen, yemeğinin soğumasına neden olan gitmelerime sinir olurdum...Hadi git git içeri gir diye sana seslenirken sen sadece olsun olsun anlamında sessizce başını sallardın sadece...Ben de hep içeri girmeni söyler hem de hala oradamısın diye çaktırmadan bakardım...

Orkestra tango çaldığında ben saklanır, sen beni mutlak saklandığım yerden çıkarır , birlikte tango yapardık ya... bilsem saklanmaz... saatler boyu tango yapardım seninle...

Biz seni 19 Mayıs sabahında uğurlarken , bir taraftan da bandolar geçti yanımızdan. Ordu'nun en yakışıklı , en kibar delikanlısını böyle uğurladılar...

Güle güle Durmuş Sipahioğlu... artık Cumhuriyet Baloları sensiz eksik... tangolar öksüz kaldı...

18 Mayıs 2010 Salı

Bizimkiler






Can'lı Hayat ve DANİŞMENT

Babaanne dedeyle tatile , Cancan bize... üç gün birlikteyiz... maceradan maceraya koşmaktayız...Pazartesi günü de O' Kaş yolcusu...

Öpüşüp, koklaşıp , bol bol yiyip içiyoruz. Cancan eve her gelenle yemek yiyor. Dün Babamla oturdu makarna yedi, hatta arasında su niyetine süt içti...Kızlar geldiğinde fırına pizza koymuştum... Dörde bölüp masaya koydum... Hadi oturun dedim... Onlar gelene kadar bir baktık ki; Cancan çıkıp sandalyeye oturmuş da pizzayı çatala takmış bile...Kendi evlerinde öyle değilmiş, oyunla yemek yediriyorlar ama bize gelince uykudan kalkınca bile mamaaa diyor.... bende yatırıp O'nu mama niyetine ham ham yapıyorum.

Anlayacağınız üzre bizim evdeki tek aksiyon, tek konu bu üç gün boyunca Cancan da Cancan... bizim şikayetimiz yok ,aksine çok memnunuz:))Dün gece yattım, bir baktım sabah olmuş. Yani böyle de faydalı bir olay:)))


ne yiyeceğiz danışmacısı
ne giyeyim danışmacısı
hava durumu danışmacısı
yemek tarifi danışmacısı
telefon numarası danışmacısı
kitapçıdayım , ne tavsiye dersin danışmacısı
o filmdeki adamın adı neydi danışmacısı
aaa duydun mu ? danışmacısı.... ..................kim sizce?