Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

20 Mayıs 2010 Perşembe

DAYI...

Biz Apatmanın merdivenlerinde, harmanlarda, sokaklarda coşkun akarsular gibi sel olup akarken yatağımıza sığmaz taşarken , sen kendi dere yatağında sesizce aktın ... hep zarif...kırılgan...naif
Hasta dediklerinde her zamanki hallerinden biri sandım...

İpek çarşaflara alışkın bedenin, köyün o ''pur'' dedikleri killi toprağına bırakılırken, teyzemlerin toprakların içindeki taşları bile ayıklamaya çalışmalarını izlerken, Ben biliyordum ki Annem elinde süt bardağı ile bekliyor seni... Bunu iç uyu diyecek sana...bak artık hiç bir yerin acımıyacak diyecek..Bak artık ablanın koynundasın artık...

Annemin en yakın arkadaşı taa uzaklardan geldi, Canım arkadaşım dedi bağıra çağıra, kimseyle senin gibi olmadı , olamadı... doyamadım arkadaşlığına... kardeşinide uğurladık yanına...Bizler gıcıların, paşaların her yerden koptuk geldik... Halbuki, bu yıl Orduya gelmeyeceğim demiştin herkese... Ben O'nu getiririm mi? demiştin...

Otobüs gelip de ben binene kadar balkonda oturur bizim sahilde yaptığımız şamatayı izlerken... ben hep senin yemek saatine denk gelen, yemeğinin soğumasına neden olan gitmelerime sinir olurdum...Hadi git git içeri gir diye sana seslenirken sen sadece olsun olsun anlamında sessizce başını sallardın sadece...Ben de hep içeri girmeni söyler hem de hala oradamısın diye çaktırmadan bakardım...

Orkestra tango çaldığında ben saklanır, sen beni mutlak saklandığım yerden çıkarır , birlikte tango yapardık ya... bilsem saklanmaz... saatler boyu tango yapardım seninle...

Biz seni 19 Mayıs sabahında uğurlarken , bir taraftan da bandolar geçti yanımızdan. Ordu'nun en yakışıklı , en kibar delikanlısını böyle uğurladılar...

Güle güle Durmuş Sipahioğlu... artık Cumhuriyet Baloları sensiz eksik... tangolar öksüz kaldı...

18 Mayıs 2010 Salı

Bizimkiler






Can'lı Hayat ve DANİŞMENT

Babaanne dedeyle tatile , Cancan bize... üç gün birlikteyiz... maceradan maceraya koşmaktayız...Pazartesi günü de O' Kaş yolcusu...

Öpüşüp, koklaşıp , bol bol yiyip içiyoruz. Cancan eve her gelenle yemek yiyor. Dün Babamla oturdu makarna yedi, hatta arasında su niyetine süt içti...Kızlar geldiğinde fırına pizza koymuştum... Dörde bölüp masaya koydum... Hadi oturun dedim... Onlar gelene kadar bir baktık ki; Cancan çıkıp sandalyeye oturmuş da pizzayı çatala takmış bile...Kendi evlerinde öyle değilmiş, oyunla yemek yediriyorlar ama bize gelince uykudan kalkınca bile mamaaa diyor.... bende yatırıp O'nu mama niyetine ham ham yapıyorum.

Anlayacağınız üzre bizim evdeki tek aksiyon, tek konu bu üç gün boyunca Cancan da Cancan... bizim şikayetimiz yok ,aksine çok memnunuz:))Dün gece yattım, bir baktım sabah olmuş. Yani böyle de faydalı bir olay:)))


ne yiyeceğiz danışmacısı
ne giyeyim danışmacısı
hava durumu danışmacısı
yemek tarifi danışmacısı
telefon numarası danışmacısı
kitapçıdayım , ne tavsiye dersin danışmacısı
o filmdeki adamın adı neydi danışmacısı
aaa duydun mu ? danışmacısı.... ..................kim sizce?

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Günlerden pazar
Yer Kadıköy
Dört keyifli kadın
Her yer sarı - lacivert
Ama kadınların hiç biri FB li değil, yolları tesadüfen kesişmiş onlarla
Bira- balık, bir tatlıcının tatlılarının tümüne yakınının tadına bakış, akşam kahvesi - çayı
Gırla muhabbet
Eskici gezme, Annenin dolaplarını, vitrinlerini bir kez daha elden geçirme isteği...

Sonuç bildirgesi...
Kadınlardan biri ile zaten tanışmış olmanın verdiği, artık onun balkonundan caddelere sokaklara inmiş olmasının verdiği tat...

Biri en eski tanıdığın ama ilk gördüğün, buduarlı ... hakkında hiç yanılmamış olduğunun verdiği tat...

Biri en yeni tanıdık... ama tanımış olmanın sevincinin verdiği tat

Ve bu tat hala benimle...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

uyuz cumartesi

havalar ısınır ısınmaz bloga rehavet havası da çöktü her zamanki gibi.

Nasıl uyuz bir cumartesi bu. Ev de in cin top oynuyor... Gamse konser organizasyonları dolayısıyla, Naziş ise bir müze programı dolayısıyla çıktı evden... Kocamsa kaşla göz arası tüydü... Nasılsa Zuz geliyo , siz kardeş kardeş oturursunuz dedi. Ha neyseki Zuz gelecek birazdan. İyiki kuaförü bizim burada:))) Ama ben her zamanki geleneksel anlı şanlı kahvaltımdan mahrum etmedim onları. Kaşarlı patetesli omlete yumulup beni ev de yalnız bırakmak reva mı?

Dün evden çıkmayacağım dedim ama, cuma günleri okuldan erken çıkan Gamse, araypp da - Anne , Kadıköy'e gidelim mi deyince- iyi dedim. Ayağı yanık kedi gibi ora benim şura senin gezdik. Mercan da kendimize ziyafet çektik. Akşam yedi buçuk gibi Gamse beni ekti, ben eve geldim. Benim kzılarla evden birlikte çıkabilirsiniz ama birlikte eve dönme şansı çok azdır, mutlaka onların bir devam programı çıkar çünkü...Eve geldiğimde ayağım beton gibi olmuştu. Yarınki programıma çizme ile gideceğim çaresiz:)))

Nasıl yapış yapış bir hava bu, çok erken şikayet etmeye başladık ama öyleee ne yapalım.
Şu an da yanı başımda bir film var... Gamsegamse getirmiş belki Zuz la izleriz... ''Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar''. Çok kalabalık da bir ünlü kadrosu var. Böyle ünlü dolu filmler genelde fos çıkar ya bakalım bakalım nasıl...İzlersek fikrimi yazarım elbette...

ne diyeyim keyifli bir cumartesi öğleden sonrası olsun, keyifle akşama devam etsin....

14 Mayıs 2010 Cuma

sabah sabah mırıl mırıl

Birden bastı sıcak, alışamadım ağır geldi... Dünü sarhoş gibi geçirdim. Elim klimanın kumandasına gitti geldi ama ...açmadım.Gece bir de baktım yağmur yağıyor. Yağ ulan dedim yağ... Sabah hiç yağmamış gibiydi.

Akşam, Aşk-ı Memnu Matmazelin gözlerinde bitti, elindeki anahtarda bitecek sanmıştım:)) Bu arada ben yarısını telefonda konuşarak geçirdim.Teyzem sanırım konuşma ihtiyacındaydı ben de hiç ellemedim... Canım Teyzem ya... Eniştem'le öyle meşgul ki,tüm dünyası O' oldu artık..

Farkındaysanız iki gündür evdeyim... Ayağımı fazla zorlamak istemiyorum. Biraz üstüne gidince isyan edip ağrıyor...Doku ezilmesi olmuş...Dokununca acımasından belliydi heheheh.

Evde olunca fazla bir aksiyonda olmuyor tabi, kızlar okula gidip geliyorlar, yaklaşan dönem sonu nedeniyle ... etkinlikler falan... bazen hafta sonu bile okulda olabiliyorlar.

TV deki tüm açık oturumların konusu Baykal...B.k nu çıkarmadan bırakmazlar artık. Bir tek Balçiçek Pamir'in yönettiğini izledim. Sadece kadın gazeteciler vardı. Yazgülü Aldoğan- yazdığı kitabı hiç ama hiç sevmemiş olsam da-Canan Barlas ve şimdi adını hatırlayamadığım iki gazeteci daha...Gayet düzeyli, olaya çok daha geniş açıdan bakarak konuştular, tartıştılar...

Şimdilik de bu kadarrr.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Sabah seansı

Ne kadar sıcak bir geceydi...E hani bu yaz serin geçecek palavrasını savuran kimlerdi... yok İzlanda'da da ki o tuhaf isimli yanardağ patlayınca mevsimlerin dengesi bozulmuş da... Onun patlayacağı bi kere isminden belliymiş...Eyjafjoll... patlamaya her an hazır bir ad bence...Dün Koru bile çok sıcaktı, bir saat falan ancak durabildik, koşa koşa eve geldik.

Zemberek Kuşu dünyayı kurdu yeniden... Her sabah kurduğu gibi...kiiii kiiii diyerek...dün gecede kitabım elimde sızmışım... E Cancan vardı bizde, boru mu? . Yorulmuşuz...Oynadı zıpladı... evi darma duman etti gitti. Olsun, uykudan uyanınca; içiii içiii diye beni çağırıyor ya yeter( bilmeyenler için not. canımın içi demek istiyor Can'ım bana)... helal olsun O^na dağılan evler, çorbalı duvarlar...

Akşam Natilius Carrefoura , alış- verişe gittik... Geldiğimiz de Canım Ailem , yarı olmuştu. Şöyle bir onu izledim sonra yatakta çay ,kitap faslı yaptım. Bir film izlemeye çalıştım öncesinde- Aşkın İngilizcesi- ama sonra yarısında sıkıldım , bıraktım. Demek ki bu filmle buluşma zamanım henüz gelmemiş hehehehehe bu sözü Elif Şafak 'dan çaldım.

Dün Dilaram , Beyaz Gelinciğimle telefon görüşmesi yaptık. Ne güzel oldu. Hiç görüşmedik ama bir kaç kez konuştuk... Bloğun bu tatlarını seviyorum.

Jakarta'dan gelip arşivimi bile okuyan arkadaş, e bi de selam çaksaydın... Ne güzel olurdu... İnsan merak ediyor yav.

Sabah seansını kapatıyorum... Öğleden sonra görüşürüz.

not: Bu yıl Bursasporluyum. Hadi yürü be Bursa kim tutar seni. Timsah Yürüyüşü yapalım hep birlikte. Zeya Vedat'a söyleme bu yazdıklarımı... yolu yine Amsterdam'a düşebilir... laleleri görünce aklına yine ben gelebilirim :)))

düzenleme: Dağın adı konusunda Ataletim uyardı beni... doğrusu...
Eyafyallayöküll

düzenleme:2. Cacık yapmak için soyduğum salatalıkları çıtır çıtır yedim valla:)Bulgur pilavının yanına yoğurdu sek alıcaz artık:(((

düzenleme:3. Mahallenin en bela teyzesi, sen Arzu'nun annesimisin? dedi , yok dedim Gamze'nin- haa Gamzu'nun dedi... hastalanmış, oğlu pencereden girmiş... herkesle kavgalı , kimse farketmemiş yokluğunu ama Gamse 'yi bi sever,ona hiç kıyamadığı çiçeklerini saksılarla verir.- Alma kıs , diyorum, geri isteyeceği tutar, çiçek solar molar neme lazım:)))