Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

30 Nisan 2010 Cuma

TEYZELER GÜNÜ


Tam 16 yıl geçti yani Gamsegamse 8 yaşındayken - Teyze neden , Anneler Günü, Babalar Günü var da neden Teyzeler Günü yok diye tutturup, bu günü yani 30 Nisanı Teyzeler Günü ilan etmesinin üzerinden. Tam 16 yıldır, şartlar ne olursa olsun, nerelerde olursak olalım hiç atlanmadan kutlandı.

Zuz, Naziş'in Anne Baba demeden ilk söylediği isim olan,Gamse'nin bir şey yapmadan önce tamam teyzeme sordum izin verdi deyip , beni fıtık ettiren... Kızları sana güveniyorum bak, sakın evden çıkmayın, gözümü arkada bırakmayın diye emanet ettiğim, O da onları alıp iki gün İstanbul'da hoptrinam attıran. Kızlar henüz küçükken biri ilkokul biri ortaokuldadır sanırım. Sevmediği kıyafetlerimi, kızlara telefon açıp, onu Anneniz görmeden atın diyen, tatile gidince - hadi gelin hadi gelin diye kafamı ütüleyip, biz gelince de tatile giden... Hiç bir yerde bana hesap ödetmeyen'en sevdiğim huyu)her eve gelişinde oooh misss gibi patates kızartması kokuyo diye giren-olsa da olmasa da- Annem hemen kızartırdı.Okumadığım kitabı alıp, beş sene - daha okumadım diye geri vermeyen, küçükken üşüdüm diyeceğine soğukladım diyen... Beni en eski tanıyan... En çok güldüğümde de , en çok ağladığımda da yanımda olan Canım Kardeşim,

Teyzeler Günün kutlu olsun

29 Nisan 2010 Perşembe

Otuzlu yaşlarıma yaklaşırken tanıdığım,
Altı yıl aynı sokak da oturduğum,
Bana hep adım ve soyadımla birlikte hitap eden,
Sabah kahvaltısına davet edip, sabahın dokuzunda mangal yakıp , kocamın gözlerini pörtleten,
Yılın hangi ayında ya da gününde olursa olsun, telefona mutlu yıllar diye cevap veren,
Oğlu kız arkadaşıyla kaçıp onlara geldiğinde; bir gece yarısı evde diğer uyuyanları da uyandırıp bize getirip, bizim evin salonunda yapacaklarını ve yapamayacaklarını açıklayan...
Yaz geceleri balkonuma dondurma paketi atan
Evinin balkonunda , Babamın iş yerinden aldığı döner koltukta döne döne oturan,
Bayram sabahları sabah yedide kapımızı çalıp içeri girmeden bayram kutlaması yapıp, kızlara bayram harçlığı verip üç gün boyunca bir daha görünmeyen
Gamsegamse'nin Annemin amcası diye hitap ettiği,
Her iki lafının arasında - hayret bir olay diyen Amcam, hayatının 65.yılında
hayattaki en büyük zaafı, tutkusu yüzünden dün gece gitti...

Amca umarım orada da Anneme takılıp , O'nu kızdırmazsın...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Dün, bu gün, bu sabah 2

Dünden başlayalım sabah kızlar gidince -izlemediğim film kalmasın etkinliği için film - Adını Sen Koy- izleyerek başladım. Tuna Kiremitçi'nin senaryosuymuş. Adamın sevdiğim bir kitabı var - Yolda Üç Yabancı- keşke onu senaryolaştırsaymış. Bir derinlik katılmak istenmiş filme ama bence hiç olmamış...

Bu yıl ne kadar Ortadoğu ve Afganistan'la ilgili kitap okuduğuma şaşırdım, bilinçli bir seçim değil, sanırım öyle rastladı. Uçurtma Avcısı ve Muz Sesleri en iz bırakanlar olmuşlar. Ay ben de böyle bir şey yapsam yılın en iz bırakanı, en kötüsü falan diye. Kategorilerim de film ve Kitap olsa...
Benim için son bir yıl içinde okuduğum en güzel kitap Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi ve Asi...Asi idi. Yabancı romanlarda ise Uçurtma Avcısı... Muz Seslerinden ise aklımda kalan bazı cümleler varki, iz bıraktı... Loksandra ise benim gibi kalabalıklarda yaşayan, kocaman bir ailesi olan hatta sülalace yaşayan , kendi felsefesi olan bir kadını buldurdu bana ve - Mutluluğu hiç aramam, o gelir beni bulur- sözünü gönlüme kazıdı. Gerçekten de mutluluk araya araya bulunacak bir şey değil.

Bu kadar kültür aşı yeter:))) şimdi asıl aştan söz edeceğim size. Dün okey grubumla buluştuk. Yediğim bir börekten söz etmeliyim. tavuklu ve mantarlı iç hazırlanıp, kreplere sarılmış ve üstüne kaşar konulup fırınlanmıştı. Nasıl hafifti anlatamam. Krep yağsız zaten, içide çok az yağla hazırlanmıştı... Valla ben bu akşama ev halkına yapmayı düşünüyorum...

Bahar bahar dedik o da kaçtı. İstanbul'da bir kaç gündür poyraz var. Dün biraz yürüyelim dedim, iliklerime işledi... Sanırım hafta sonuna kadar devam edecek. Bu yıl serin bir yaz geçirecekmişiz. Bana zaten iki üç hafta bir yaz lazım:))) tatil dışında yaz mevsimini sevmem hemen sonbahara geçiş yapabiliriz ... Sıcağa hiç tahammülükm yoktur zira...

Bu gün kuzenlerle Beylerbeyi buluşması yapacaktık ama poyraz yüzünden erteledik... O yüzden biraz ev de etkinlik yapayım, yarın Cancan'la randevumuz var...

Kitap dedik, film dedik, börek tarifi de verdik ucundan kıyısından... hava durumu bilgisi de verdik .E bundan iyisi Şamda kayısı... yine çok doyurucu, bilgilendirici bir yazı yazdım ellerime sağlık...artık gidip gönül rahatlığı ile kahvaltımı yapabilirim...

27 Nisan 2010 Salı

S.O.S



Ben dünden beri yutkunamıyorum, dilim boğazıma kaçıyor sanki...lokmalar boğazıma diziliyor. Başbakan çıkmış bir yıl önce olan bir olayı bu güne taşımak habercilik değil diyor dün akşam.
Bunlar çocuk değil, askere geç gitmesi için nüfusa bir kaç yıl geç yazdırılan çocuklar. Tecavüz eden biri çocuk olamaz zaten. Şimdi serbestlermiş... Peki kamu vicdanı nasıl rahatlayacak...Kimin ne düşündüğü umurumda bile değil, yasalmış, etikmiş. Anaları, babaları bu çocuklar cezalarını bulmalı, kimsenin ettiği yanına kalmamalı....

İki yıl boyunca ilk öğretim öğrencisi yedi kız öğrenciye tecavüz eden 100 kişi de bu ilden çıkmıştı... İlin adını yazmadım ama buraya acil hem de çok acil yardım gerekli... Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri yeterli değil bu işe... Orası insanlık açısından insani değerler açısından S.O.S veriyor.

Fatih Çekirge'nin yazısı

25 Nisan 2010 Pazar

@ Havacılık Müzesi

Bu gün Kocamın Yeğeni Ercü, eşi kankam Banu, kızları Ceren ve Gamsegamse ve de Kocam dan oluşan grupla hiç programsız dışarı atıverdik kendimizi, Boğaz köprüsünden geçtik sahil yolunda ilerlerken birden Ercü- Havacılık Müzesine uğrayalım mı dedi. Ne de iyi dedi. Gerisini resimlerde görün...









Burada ismini görmüş olduğunuz Akil Muhtar Erdem benim çocukluk arkadaşım Ferhan'ın Eniştesidir. Kocam da çok yakından tanımış. Akil Abi'nin ismini de burada görünce inanılmaz duygulandık...
Müze sonrası ise Florya da sahilde akşam yemeğimizi yedik, Florya Sosyal Tesilerinin parkında dolaştık ama aşırı kalabalıktı. Ve uçaklar o kadar alçaktan geçiyorlar ki, hangi ülkeye ait olduklarını bile görünüyor, Gamse tam altlarına girip bir kaç resim bile aldı. Yani bu gün dedik ki İstikbal Göklerdedir...
Dün akşam Gamsegamse'nin davetlisi olarak, Öğretmen Evi olarak hizmet veren, Adile Sultan Kasrındaydık. Adile Sultan yaşasaydı bundan memnun olurmuydu bize verirmiydi Kasr'ını bilinmez ama biz, pek memnunuz:))) Evimize yakınlığı nedeniyle örtmen evleri tercihimizde birinci sırayı alır. Her akşam canlı müzik vardır, geleni gideni bellidir, bahçesi büyüktür. Ve de ünlü Habababam Sınıfı filmlerinin burada çekilmiş olması nedeniyle nostaljiktir de. Yemek yerken aa bak Kel Mahmut bu merdivenin başında konuşma yapardı, Adile Naşit buradan zil çalardı, bak bu yolda tek sıra dizilmiş , tek ayak üstüne durma cezası almışlardı gibi hoş konuşmalar geçer aranızda:)) Hatta odalardan biri Hababm Sınıfı Müzesi olarak düzenlenmiştir. Benim iki yıl önceki doğum günümüde burada kutlamıştık . aç parantez , önceden doğum günü kutlaması olarak rezervasyon yapılıyor ki, pasta servisi falan da yapılsın diye. Benim pasta gelirken şarkıcı kadın beş kez anons edince , herkes de alkışlayıp happybirthday şarkısı söyleyince orkestrayla birlikte , pek mütehassıs olmuş, pek duygulanmış, kendimi ünlü biri sanmıştım:))) kapa parantez...

Havanın ısınması, tatil olması nedeniyle de çok kalabalıktı. Gamsegamse ile biz her sipariş sonrası, Kasrın bahçesindeki kermesi gezmeye giderek, siparişler gelince telefonumuzu çaldırırsınız diyerek Kocamla Naziş'i biraz fıtık etsek de hoş bir akşam oldu.

Bizim cumartesi akşamımız böyle geçti. Pazar sabahına da oldukça sakin başladık. Şimdi pusudayım, Babam çayı demlesin, hemen bir fincan çay kapıp gelicem. Havaların ısınmasıyla Babamda da gidiş hazırlıkları başladı, Mayıs15 gibi gidiyor...Klüp arkadaşları , havalar ısındı gel demeye başladılar. Artık briç turnuvaları da başlar... ben şimdi çayımı almaya gidiyorum , sonra biraz film keyfi yapacağım...

24 Nisan 2010 Cumartesi

Beyoğlu...Beyoğlu ve sonrası

Artık bahar geldi diye üstüne basa basa söyleyebiliriz. Dün İstiklal'de ki genç kızları görünce ahah dedim ağustos ayında ne giyeceksiniz. Derinizi mi? soyacaksınız :)))

Anlaşıldığı üzre dün bir Beyoğlu günüsü daha yaptım. Sabah kahvaltıdan sonra baktım herkesin gözü dışarıya düştü,Gamsegamse hatta Moda-kahvaltı programı için , kahvaltı öncesi firar etti.Naziş de Caddebostan sahilinde buluşacağız arkadaşlarla dedi, Koca baktım başka telden çalıyor eh dedim günah benden gitti. Bir gün önceden sağlamalarımı yapmışım, gıpgıcır bir ev , her ihtiyaca verecek bir buzdolabı daha ne olsun. Zaman gezme zamanıdır dedim. Bi koşu motora atla , motordan in, finüküler derken hoop Taksim'de buldum kendimi. Anıtın önünde merasim çelenkleri, çiçekçiler, böcekçiler hepsi yerli yerindeydi asayiş berkemaldi yani Beyoğlu çevresinde...

Kuzenler Terkos Pasajı ve İş Merkezi önerime sıcak bakmadılar. Doğrudan yeme içme faslına geçme taraftarıydılar... Her yer çok kalabalıktı... Yiyis içiyos geziyos anacım, Türk Halkı olaraktan.

Dönüşü İtalyan Yokuşundan başka bir deyişle Defterdar yokuşundan aşağı inerek yaptım. Bu yokuş üstünde İtalyan Hastanesi de olduğu için genellikle bu adla anılır. Bir ucu Sıraselvilerde bir ucu Tophane'dedir. Gayet manzaralı manzaralı inersiniz. Tophaneye gelince de tramvaya bineyim dedim ama hangi taraftan girdiysem kart basmadan geçmişim. Bi baktım millet ilerlerde bi yerden turnikeden geçe geçe geliyor. Ay ben oraya nasıl geçtim anlamadım, yolun karşısından geçtim işte. Hay Allahım dedim, acep vapurda iki kez üst üste mi? bassam, ama bu sefer işlermeler değişik. Yani İBB yi tam bir buçuk lira zarara uğrattım.Ama benim gibi bir şaşkın bunu bilmeden yaptıysa , sanırım bu işin müdavimleri vardır...

Akşam eve giren herkes bu gün ne kadar sıcaktı diye girdi. Akşam ortak bir tv programı yapıp, herkes kitap okuma falı için odasına çekildi. Ben de elime koca bir tas çilek alıp, Mazhar Olmak'a devam ettim.

Bu sabah Gamsegamse - kahvaltıda menemen istediğini beyan etti. Menemenli bir kahvaltı sonrası yine dağıldık ama akşam Adile Sultan Kasrındaki Öğretmen Evinde buluşup Gamsegamse'nin Öğretmen Evi kartını ıslatacağız, meslekteki ilk yılı nedeniyle...