Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

27 Kasım 2009 Cuma


Onca sarı lale içindeki Kırmızı LALE bayramınızi canı gönülden kutlar.

26 Kasım 2009 Perşembe

SİS


Bir kaç gündürkü manzaramız aynen budur. Dün gece yine sabaha kadar vapur düdükleri öttü. Bayram sonuna kadarda sürecekmiş.Görüş mesafesinin sıfıra yakın olduğu yolculuklar yaptım. Berbat bir şeydir, belirsizlik içnde yol almak. Öyle pencereden izlemeye benzemez. Bir kaç yıl önce konvoy şeklinde Karadeniz gezisi yapıyoruz. Yolumuz Ordu- Akkuş üzerinden Tokat'a doğru.Tekkiraz yaylasına geldiğimizde sis bastırdı. Peşpeşe dört araba falanız. Biz önde, arkamızda ise Kuzen Ebru'nun arabası var, sis içinde ilerliyoruz, sis lambalarımız da yanıyor. Telefonum çaldı , arayan Ebru. Neredeyse tampon tamponayız , lambalarımızı dahi göremiyormuş, nerdesiniz diye soruyor. . O yolculuğumuzu hiç unutamam. Sis içinde kilometrelerce yol kat ettik.

Bir keresinde de hiç unutmam. Uludağ'dayız. Çocuğum daha. Biraz ayrıldım Annemlerin yaanından, birden sis indi, ben ciyak ciyak bağırdım. Sesimden buldular beni.

Her sis olayında Tevfik Fikret'i hatırlarım. Tevfik Fikret'in ''Sis'' şiirini bilmeyen var mı?. İstanbul'a lanet okur o şiirde. Tüm şairlerin kızssalar bile güzelleme yaptıkları İstanbul'u nasılda tiksinç nefretlik bir şekilde anlatır.
Ankara'nın en güzel yanı, İstanbul' a dönüşüdür diyen Yahya Kema'li de analım bu arada. Hey gidi Mehmet Karakuş Ed. öğretmenimiz. Yaşıyorsan kulakların çınlasın, yaşamıyorsan nur içinde yat. Nasılda dersin içine çekerdin bizi, ağzının içine baktırırdın.

Aslinda bayram yazısı yazmak için oturdum buraya ama perdeleri açınca bu yazı çıktı ortaya.

Not- teşekkürler Beşiktaş, sayende kocam dün akşam çok mutlu oldu:)))

25 Kasım 2009 Çarşamba

Dün Akşam

Bu sabah baktım mutfakta tıkırtılar var, ohooo yaşasın Babam kahvaltı hazırlıyor dedim. Babamın burada olduğu zamanların en büyük keyiflerinden biride bu. Şimdi kızlar tatile girsin, Dede- sabaha patatesli mücver yap diye başlarlar. Babam ikinci çayındayken yetiştim kahvaltıya. Ekneklerimi kızarrtım tabi önce. Eğer kahvaltıda kızarmış ekmek varsa, bir tek peynir zeytin bile olsa bana ziyafet gibi gelir. Yani illede ekmeğim kızarsın:))

Dün akşam nihayet Zeya ile Capitolde buluştuk. Çoktandır planlanmış birşeydi ama benim hastalığım, Zeya'nın İspanya seyehati derken bu güne geldik. Kitaplarıma kavuştum sonunda heheheh. Zeya bi gün, bana mail attı - Lale Abla, sürpriz kitapların var, bende dedi. hemen kahvaltı planı yaptık ama araya yukarda saydığım nedenler girdi. Sağ olsun Zeya, arada beni kışkırttı- Lale Ablaa, kitapları merak etmiyomusun diye:))). Dün akşam kahve eşliğinde muhteşem sohbetler ettik, sonra Gamsegamse 'de katıldı bize. Ay eve gelince iki kitap da O^nun çantasından çıkmaz mı? bana, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi oldu. Zeya'nın hediyesi kitaplardan biri çok çok özel. Bana kendimi de öyle hissetirdi.

Dedesi Kazım Karabekir'in ''Hayatım'' adlı eseri.Eve gelir gelmez Kocam- önce ben okuyacağım diye kaptı. Diğeri yine çok merak ettiğim Rolkesen, yazarı Millenia Black. Gamse'nin hediyesi kitaplar ise, Andre Malraux'un yazdığı Altenburg'un Ceviz Ağaçları ve Falih Mardi'den Binbir Hayat Masalları. Bu kitapla ilgili nette bir şey bulamadım. Ama arka kapakta yazdığına göre kendi memleketinde sürgünü, sürgünde ise yaşadığı dışlanmayı anlatıyor anlatıcı diyor. Binbirgece Masallarının kenti Bağdat'dan bu güne kalanlar diye de ekliyor. Anladığınız gibi çok kitaplı bir bayram var önümde.

Dün akşam eve geldiğimizde , Naziş'de beş dakika önce gelmişti, kendi okulun yemeğinden. Öğretmenler Günü çekilişinde en büyük hediye O'na çıkmış. İki kişilik Safranbolu Seyahati. Gecenin devamnı benim kabilemin kutlama telefonlarıyla getirdik. Gündüz kızların telefonları kapalı olduğu için ulaşamamışlar .

İşte bizden haberler bu günlük bu kadar.

düzenleme- Bu blog dünyası bir hediye bana, hergün iyiki iyiki dedirtiyor . Dün sabahın beş buçuçuğunda , minik bir çengelli iğne lazım oldu Gamse'ye. Ev de onun aradığı miniklikteki çengelli iğne , Ece'nin hediyesi dikiş setinden çıktı. Biz ana kız bağırdık sabahın köründe; Eceee süpersin diye.Öyle bir bağırmışız ki, bir kaç saat sonra Ece aradı:)))

24 Kasım 2009 Salı

Bizim Ev de Öğretmenler Günü

Biz,dün akşam çok meşgulduk.Bu gün , Öğretmenler Günü Malum. Kendileri için çok özel bu günde, öğrencilerine çok daha şık , güzel görünmek isteyen öğretmenler var bu evde. Gamsegamse yakasına melek broş taktı. Melek gibi bir öğretmen oldu,ilk Öğretmenler Gününde. . Naziş artık beş yıllık öğretmen olmanın olgunluğunda, duruşunda.

Müsterihim ki, ta başından beri, iyi bir eğitmen olmanın sinyallerini verdiler bana . Ne de olsa çizgi filmlerde bile ağlayabilecek bir annenin, karısına yük taşıtıp kendi elini kolunu sallayarak giden adamın yolunu kesip kavga edebilen bir babanın, başkalarının başarısından sonsuz haz duyup gözleri yaşaran, okul birincisi olan öğrenciyi kendi ailesini bile şaşırtan çılgınlıkta alkışlayan anne ve babanın, kızları onlar. Umarım hep böyle devam eder. .Sabah kalktık karı-koca uğurladık, kutladık kızlarımızı ve onların nezdinde TÜM ÖĞRETMENLERİ.

Onlara ögüdüm. İlerlediğiniz yol çok dikenli ve çetrefil. Rehberiniz Atatürk'ün şu sözleri olsun.



Cumhuriyet sizden "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller ister. 25.081924 Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine.

• Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. 25.08.1924 Öğretmenler Birliği Üyelerine.

• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden eğiticiden mahrum bir Öğrenci her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın. (1930)





23 Kasım 2009 Pazartesi

Biz dün çok CAN'lı saatler yaşadık. On beş gün sonra ilk kez görüşebildik, benim hastalığım yüzünden. Nasıl özlemişiz birbirimizi nasıl anlatamam. Arabaları daha bizim sokağa girerken sevinç çığlığı atmış.

Dün birlikte yattık yuvarlandık, koştuk yedik içtik. Ablalarına pirzola , O'na köfte kızarttım pilavının yanına. Ama o ne cin biliyomusunuz. Köfteyi attı, pirzolayı kaptı. Kemiğini bile zor aldım elinden. Nasıl kemirdi, diğer eliyle nasıl pilav kaşıkladı inanamzsınız. Artık O kocaman bi adam oldu.

Öğleden sonra uyumuştu. Gamsegamse de kendi odasında uyuyordu, Naziş'de salonda laptopda bir şeyler yapıyordu. Bende fırsattan istifade akşam yemeğini hazırlayayım dedim. Ara sıra gidip bakıyordum, uyuyor mu? diye. Tam tencereyi karıştırıyorum, arkadan biri bacaklarıma sarıldı. Uyanmış, yataktan inmiş, pıt pıt sessizce gelmiş. Sarıldık birbirimize, kucağıma aldım, yeleğini giydirdim. Göğsümde biraz daha uyudu. Kan bağıymış pöh dedim. O an , böyle bir mutluluk var mı daha dedim. Bir bebek sana böylesine sarılsın, yaslansın. Yeşil çay yapmıştım, O da bisküvi batırdı, hapır hupur nasıl zevkle yedi. Arada bana da ikram etti. Kaşla göz arası cep telefonumu çaldı kaçtı. Anlayacağınız dün çok Can'lı çok güzeldi.

Akşam Gamsegamse ile Çok Güzel Hareketler Bunları izledik. Naziş'de izlediğini iddia atti. Bize kalsa uyududa. Sonra sizle bir şey izlenmiyor dedi gitti. Gece Murat Bardakçı Ve Murat Belge'nin konuk olduğu Teke Teki izlerken uyumuşum. Halbuki çok güzel bir programdı. Nazlı da radyodan dinliyor, kulaklıkla .

Bu gün itibarıyla bayram hazırlıklarına startı verdim. Bu gün genel temizlik var. Son rötuşu perşembe günü olur. Ooo daha dolmalar falan sarılacak. Geçen bayram yapmadım da , burası kimin evi, bizim ev değil dediler:)))

İyi bir hafta olsun.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Oyyy bugün , günler sonra kankalarımla buluştuk okey oynadık. Evden çıkarken kocam- hala yüzün bembeyaz gitme felan diyodu, Naziş'i de kışkırtıyordu. Sana kalsa beni hasta modundan çıkartmayacaksın, hoşuna gidiyo dimi evde oturmam diye çıkım çıkım çıkıştım. Ay tam giyindim kuşandım, apaçi çizmelerimi ayğıma çekiyorum, bende bir halsizlik. Yuh olsun sana dedim, tüm enerjimi aldın, beni hasta moduna soktun yeniden. Üzüm üzüm üzüldü hemen umca koşturdu hehehehehehe sonunda umca aldık. Tavsiye ederim süper bir şey. Neyse gittim, okeyimi oynadım , yedim içtim, eve geldim. Tam kapıdan içeri giriyorum, gögsümde sanki bir kaplan oturuyor. Ülen , ille bu adamı haklı çıkaracaksın dedim. Çaktırmadan gidip 10-15 dk falan uzandım geçti.


Ekmek sepeti örtümü fotoğraflamam hakkında baskı yapmayın boşuna canlarım, yemezler. Zuz ben yoldayken telefon açtı , yazımı okurken gülmekten gözünden yaş gelmiş, çok merak ediyormuş falan filan. Valla çok güzel oldu yav, biraz amacından şaştı o kadar heheheheheheh. Hem Ece ile anlaştık O bana ekmek sepeti örtüleri bulacak ben onlardan bere yapıcam.

Yazımı yazayım bu gecemi sadece okumaya ayıracağım, bir ara Kavak yelleri izleriz Gamsegamse ile. Şimdi sinemada, hangi filme gittiğini bilmiyorum. Eve gelirken tiyatroya uğradım, aralık ayı oyunlarının listesini aldım. Taaa lise yıllarında izlediğim Tarla Kuşuydu Jülyet yeniden sahneleniyor. Beğenip beğenmediğimi hatırlamıyorum hoş o zaman beğendiğim bir şeyi bu gün beğenmeme olasılığım çok fazla.
O yıllarda en beğendiğim film , Tommy müzikaliydi hatırladığım kadarıyla. Şimdi yeniden izleyip ne düşüneceğimi merak ediyorum.







En sevdiğim şarkıcı Suzy Quatro idi. Can the caaaaaan diye onunla birlikte çığırır Annemi deli ederdim. Bakın o şarkıyı hala da çok severim.

Şimdi çikolatalı Türk Kahvesi içeceğiz. iYİ PAZARLAR OLSUN


not: Çikolatalı Türk Kahvesi öyle çok da menem bir şey değil. Sakızlısı daha güzeldi galiba. Herşeyi kendi tadında bıraksalar olmaz , bende denemesem olmaz.Mavi cola bile içmiştim:)))Şimdi kocama sorsam nasıldı diye, inadımdan sormuyorum. Cevabı - ne bilim olur. Bu ne bilim. Beğenmedim demektir. Şimdi beğenmese küscez sanır , söylemez heheheheh.

20 Kasım 2009 Cuma

Ördüğüm bere ekmek sepetimize çok şık bir örtü oldu baştan söyleyeyim . Kenarına oya bile yaptım. Kenarlarındanda renkli yünlerle bağladım. Yaratıcılıkta sınır tanımaz olduğumu bir kez daha ispatladım. Akşam bitiripte kafama takınca evdekiler gülme krizine girdi, kocam bir ara cılız bir sesle yakıştı bile dedi. Ama ekmek sepetinin içine yerleştirince abartılı bir şekilde çok güzel oldu dedi. Şimdi pazartesi Derya Baykal bir başlasın. Elimde yünlerim tığlarım ve şişlerimle oturup hemen yeni bir şeye başlayacağım.Ölmek var dönmek yok .Hep atkımı örücem ben ha bir de şal örneğim var örebildiğim. Yalova yazlık yıllarında, Babamın ortağının eşi öğretmişti. Kulaklarınız çınlasın Gülseren Yenge.

Dün gece dizi gecemdi. Aşk-ı Memnunun hemen ardından flaşh dizim Bir Bulut Olsam'ı izledim. Son karesinde işte burada bitsin dedim. Narin ve Serdar ilelebet orada yaşasın dedim. Sence de öyle değilmi Peren. Hep mutlu sonlar olsun. Herkes umduğunu bulsun hayatta, kimsenin emeği boşa gitmesin istiyorum. Şu kısacık dünyada.


Bu gün 10 gündür ilk kez dışarı çıktım. Kocamla yürüyerek Üsküdar'a indik. Hava çok güzeldi, ara ara soğuk rüzgar hissettim ama sesimi çıkarmadım. Nasıl özlemişim açık havayı. Baktık cuma pazarı kurulmuş biraz dolaştık. Anlayın işte kocam hatırım için pazara girdi ama bi baktım fırt diye dışardayız. Öyle bir yola sokmuşki beni sonu pazarın dışı:))). Sonra balık pazarına girdik, balık aldık. Akşama tereyağda domatesle buğulatılmış, fırında barbun var. İki kızda akşam yemeğinde evde olmayacaklar. Aa ben dün akşam yöresel takıldım keşkek pişirdim. Yapabilirmiyim yapamazmıyım derken valla yaptım şahane oldu. Naziş daha yerken - Anne tatilde hemen yeniden yap dedi. Nasıl mı yaptım. Keşkeklik buğdayı bir taşım kaynatıp altını söndürdüm. Bir kaç saat beklettim. Daha sonra kontrol ettiğimde sanki neredeyse pişmişti. Tencerenin dibine tereyağ koydum erittim. Babamın fırınlatıp getirdiği kuzu etlerini buzluğa paketleyip koymuştum. Onlardan bir paketini içine attım, 100 gr kadarda çemensiz pastırma koydum, kırmızı biber ilave ettim, birlikte soteledim. Üstüne buğdayı koydum. Ve bolca sıcak su koydum. Sanırım 1,5 saat daha pişirdim. Bizim keşkek kültürümüz yok mesela Annem hiç keşkek pişirmemiştir ama kocamın ailesinde dillere destan keşkekler pişer. Biz de yenen keşkek pilavımsı olur, bazı yörelerde ise çorba kıvamına yakın pişer. Yanında sadece salata yedik. Üstüne çay içtik . Akşam yemeğini saat 18.30 gibi falan yedik. Yoksa pişirmezdim. Çünkü genelde saat sekiz gibi falan yenir yemek bizim evde.


Şimdi az gidim ben , karıkoca bir çay molası verelim, sonra gelir belki devam ederim.

not. Beni izlemeye alanların çoğu blogcu değil. Nasıl merak ediyorum kendilerini beni neden okuduklarını falan. Okuyunca bi not yazsalar nasıl sevinirim.
Geçende beni okuyan Ordulular bir merhaba deseniz nasıl sevinirim yazmıştım. Bir kaç merhaba aldım, teşekkür ederim.Ama isimde yazsaydınız keşke :)))