Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Bir Nazlı Kız büyüdü bizim ev de. Hiç acele etmedi, dünyaya gelirken dr un tahmininden 10 gün sonra doğdu. Emin oldu adımlarından. Böylece bastığı yere de hep emin adımlarla sımsıkı bastı. Kimi seviyorsun en çok diyenlere, ilk olarak kandimi ) dedi, kendimi demek isteyerek. Ta o zamandan bildi, her şey kendini sevmekle başlar. Misafirliğe gittiğinde , kendine oyuncak getiren arkadaşlarına, istersen vermeyebilirsin dedi, çünkü; sen bize geldiğinde , ben sana oyuncaklarımı vermem. Böylece seçme şansı verdi onlara. Kitaplar en büyük tutkularından oldu. Bir kitabı , annesine belki 50 kez üst üste okutup ezberledi, sonra onu açıp okuyarak insanları aa okuma biliyor diyerek şaşkınlıktan küçük dillerini yutturdu.( 3 yaşında) . İlk kez, Vua gel( Zuhal gel) dedi. Anne, baba ya da mama demesi beklenirken.Vua’yı bir sevdi, bir daha bir kez bile bırakmadı. Onsuz nefes almadı. O bir yere gidince hastalandı, ateşlendi. Bu yüzden Zuz’un tatilleri aile içinde sorunlara yol açtı. Baba gitmese olmuyor mu? dedi. E söz konusu olan kendi kızıydı. Anneanne , çiğ börek yapmayı bilmediği için anneyi suçladı, o olmadığı zaman Nazlı ,çiğ börek istese ne olacaktı.Erkek kardeşi olan arkadaşına , bak Özge , yaptın yaramazlığı yaptın yaramazlığı , buldun cezanı, erkek kardeşin oldu dedi. Kendisi çok uslu olduğu için))) kız kardeşi olmuştu çünkü. Ta o zamandan bildi kadın ne kadar önemlidir. Kardeşi doğduğunda, balkona çıkıp- annem doğurduuuu, annem doğurduuu diye cümle aleme ilan etti. Çünkü ta o zamandan bildi kardeş ne kadar önemli bir şeydir, insan yaşamında. O Nazlı kız büyüdü , koca bir öğretmen oldu, belki oyuncaklarını kimseyle paylaşmadı ama öğrencilerine paylaşmanın güzelliğini , sorumluluğu öğretiyor şimdi. Annesiyle ortak kitaplar okuyup, siyasi tartışmalar yapıyor. İsterse bilgisayara takla bile attırabiliyor, öğrencilik yıllarında bilgisayar teknolojileri bilimi öğrencisi arkadaşlarıyla ev arkadaşı olduğu için. Etnik kültüre çok ilgi duyar, meslek yaşamında hep azınlık okullarında çalışması ve hemen her milletten arkadaş grubuna sahip olması nedeniyle.Her yaşadığı ortam Ona yeni bir şey kattı . Asıl zenginliğinde bu olduğunu kavradı. Üniversite bitip geldiğinde , giderken bıçağın ne tarafı kesiyor diye sordu , geldiğinde annesine bir sürü yemek öğretti.
Ben bir tek belgesel izlerim diyenlere ya evet öyledir diye güleriz ya, onun bir canlı örneğidir. . Her genç kız gibi çiçek böcek, kedi , kuş, balık gibi hayvanlardan hoşlanması beklenirken, o annesini yerinden zıp zıp zıplatan hayvanlara sahip olmayı ve bir gün onları eve getirmeyi düşler.Yarın, Nazlı’nın doğum günü, benim dileğim her annenin dileği. İyi ki doğdun Nazlı , iyi ki benim kızımsın, başkalarının kızı olsaydın inan onları çok kıskanırdım. Nice sağlıklı mutlu yaşlara tüm sevdiklerinle…
Ambale olmuş bir zihni en iyi boşaltmanın yolu, mutfaktan gelen elmalı pastanın kokusudur. Benimki fırına henüz girdi ve kokusu gelmeye başlamadı ama biliyorum ki, tarçın kokusu eve bir yayılsın zihnim açılacak, tüm yorgunluğum gidecek. Evde hiç kimse elmalı pasta sevmez. Kocam bir zahmet yer bazen. Bir tek kendim için yaparım . En sevdiğim pastadır. Bursa kokar , Uludağ kokar. Babayla yapılan vapurda sıra beklemeyelim noolur körfezi dolaşalım, hem Karamürsel'de, Annemim sevdiği balıkçıda , yemek yeriz pazarlıkları çınlar kulağımda. Arabanın arkasında üç kardeş tepişmek gelir aklıma. Teyzemler Bursa'da oturuyorlardı bizde her hafta sonu ama her hafta sonu cuma akşamından yola çıkar, ertesi gün onlarıda alıp Uludağ'a çıkardık. Teyzem benim sevdiğimi bildiği için her hafta elmalı pasta yapardı. Benim tarifim hala o tariftir zaten. Bir hafta sonu gittiğimiz de bu sefer yapamadım dedi. Teyze yapmışsındır, sen benim umutlarımı boşa çıkartmassın diyorum , yok yapmadım diyor. Bir baktım , mutfak tezgahının en üstünde bir tencere duruyor. O tencerenin işi ne orada dedim. Aldım sandalyeyi çıktım, ama yerdeyim, sandalye içeri geçmiş. Teyzem öyle bi korktuki hemen tencereyi aşağıya indirdi, pastada meydana çıktı. O yıllarda lakabımın iskeletor olduğunuda belirteyim yalnız. Öyle iştahlı falan biride değildim yani. . Üç kardeş biz, üç de kuzen ne eğlenirdik. Şimdi altı çocuğun bir araya gelmiş halini düşünemiyorum bile. Hah koku gelmeye başladı, hiiiç kusura bakmayın şimdi bir dilim pasta ve bir fincan kahve ile kitap keyfi zamanı. Elli kez yazdığım tarifi, yeni okuyanlar için yineleyelim:))) elmalı pasta: Bir paket eritilmemiş margarin.( Ben becel kullandım) bir yumurta, 5 adet orta boy elma, birbuçuk bardak şeker, tarçın, ceviz, kabartma tozu, vanilya, bir çay bardağı süt. Un Elmaları rendeleyin, yarım bardak şekerle pişirin. Soğuyunca bir tatlı kaşığı tarçın ve dövülmüş yarım s.b ğı ceviz ekleyin. Margarin, süt , yumurta ve bir bardak şekeri, kabartma tozu va vanilya ilave ettiğini unla kulak memesinden biraz daha set bir hamur yapın. Daha doğrusu turta hamuru yapın. Hamuru ikiye bölün. Oklava ile açın. Tepsiye serin bir tanesini, üstünede elmalı içi yayın. Diğer hamuruda aynı işleme tabi tutup tepsinin en üstüne yerleştirin. Hadi pişirin şimdi soğuyunca da pudra şekeri serpin. Ben bazen ikinci hamuru merdane ile açar, kurabiye kalıpları ile şekil şekil kesr, elmalı için üstüne dizerim. Kalpler, kelebekler falan çok şık bir görüntü olur. Hatta böyle bir resmini koymuştum bir zamanlar. Durun bulursam hemen koyayım yeniden:)). Evettt yukarıya yerleşti bile resimm. Not: Dün Cancan bizdeydi,, sokaklara çıktık gezdik yine apartmanı inim inim inlettik. . Size bir bilmecem var bilin bakalım. Ben giderim o gider, arkam sıra tim tim eder:))). Evde aynen böyle dolaşıyoruz. Ben önde o arkada. Ama almaması gereken bir şeyi aldığında, o önde, ben arkada koşuyoruz o da başka.
Not-2. Enişteme karnından beslenme yolu açıldı. Çok önceden düşünülmüştü ama ancak yapıldı. Şimdi konuşması daha düzgün olacakmış ve ciğerleri daha rahatlayacakmış.
Ben kızlarım gelecek diye bekleyip durayım, ha bire saate bakayım. Haftanın ilk günü sevdiklerini pişireyim diye uğraşıp durayım. Kızların biri İKEA dan biri Capitol den ses verdi. N'oldu bana yahu iki gündür, terkedildim, terkedildim.Ben de ne yapayım yaptım kendime bir kahve geldim buraya. Ne güzeldi bu gün hava, ışıl ışıl bir sonbahar günüydü . Yazdan kalma bir gün denir ya , hah işte! aynen öyle bir gündü. Bu gün pazarımızdı bizim, pazarcılarda rahat rahat açtılar tezgahlarını. Çok güzel bir görüntü var pazarda, yaz sebzelerinin yanında boy gösteren kış sebzeleri. En çok da gece sabunlu sularla yıkanıyor ya sokaklar onu seviyorum. Pazar kurulmayan tek sokak da bizimki. Ama arka sokak, yan sokak ve de tüm mahalle pazar yeri. Hep derim ya burası çok kısa bir sokak. Üç bizim tarafta dört tane de karşımızda apt var. Aaralarda da apt otoparkları. O yüzden sanırım tezgah konmuyor. Bu da bizim avantajımız oluyor tabi. Bu sabah Gamsegamse, artık dolabına sığmadığını, o yüzden ne giyeceğini şaşırdığını söyledi. O gittikten sonra dolabını tamamen döktüm, her şeyi yeniden askılara asıp düzelttim, çok yazlık olan, askılılarına falan bizim dolapta yer açtım. Abiyelerini de benim tarafıma geçirdim. Bi de yumoşun dolap içleri için olan kokusunuda sıktım kapattım dolabın kapağını:))). Sonra hadi elim değmişken çanta dolabınada el atayım dedim. Bi baktım ki uhuuu yazlık , çantalarla kışlık çantalar sarmaş dolaş, ayzlık çantalarıda aldım , benim çantaların olduğu yere transfer ettim. Sonra gözüme takılarının olduğu hasır sepetler ilişti. İki üç tane olacağına onları tek büyük kapaklı hasır kutuya koydum. O işte tmam oldu. Bakalım gelince memnun olacak mı. Belli olmaz, bir keresinde sen burayı düzelttiğinden beri hiç bir şey bulamıyorum, o karışıklık benim düzenimmiş meğer demişti. Dün geceyi anlatmalıyım. Gece saat bir , uyumuşuz hepimiz, hatta ben rüya falan bile görüyorum o arada. Kolay mı hafta içleri 05.30 da güne merhaba diyoruz. Her neyse. Bir den benim cep telefonum çalmaya başladı. Fırladım ama nerede olduğunu bile bilmiyorum ki, ben uyku sersemliği ile onu bulmaya çalışırken biz evcek uyandık tabi. Sabahnur teyzem yani en küçük teyzem. Canı sıkılmış bi Lale'mi arayayım demiş, tabi saate falan da bakmamış. Ben konuşuyorum ama apır sapır, kalbim gümbür gümbür. O da bi mahcup oldu, canım benim ya. Yerim onu ya , yazın plajda, git benim yedek mayomu giy, cup yanıma denize atla sen. Rahatsız olduğu için yıllaradır denize girmiyordu. O giriş, bütün yaz denizden çıkmadı, gelirken o mayoyu da ona bırakmıştım zaten. Benim teyzeleri biliyosunuz, kimi elbisemi giyer, bana çok yakıştı bana ver der. O arada ben yine denizden çıkmışım ha, giyecek başka bir şeyim yok. Biri ayağımdaki yakkabidan bulmak için beni tüm İstanbulu dolaştırır. Bir benzerini buluruz, ama Ordu'ya gittiğimde bir bakarım ki düğüne giderken yine de benimkini giymiş. Bana diyolar ki kızları evlendir gel buraya yerleş, oldu canım dedim. Sizinle uğraşıcam sonra heheheh. Bu günkü yazı ödevimizi de eda ettik:)) . Yarın ola hayr ola.
Bu gün pazar, Öyleyse , mutfakdan babamın yaptığı mücverin kokusu gelmeliydi, biz sıcacık yataklarımızda uyurken, anneminde yine soğanı çok doğradın ona diye mızıklanma sesleri. Bakır çaydanlıktaki çayın kokusu yayılmalıydı eve.Sofrada mutlaka incir reçeli ve dağ çileği reçeli olmalıydı. Duvara dayalı mutfak masaındaki , duvar tarafındaki yerime oturmalı, kitabımı yanıma açmalı, Annemi yine gıcık etmeliydim. Annem bir taraftandan kendi yerken bir taraftanda Zuz ve Metin'in ağzına sokuşturmalıydı lokmaları. Öğleden sonra sinemaya gidip, iki film üst üste izlemeli, film aralarında Çamlıca gazozu içmeli, koko yemeliydik. (Koko bazı kuruyemişcilerde var hala, alıyorum bazen). Dışındaki alimunyum sargı hala dişimi gıcırdatıyor:))). Sinemaya ne kadar teyze dile kolay tam 5 tane ve de kuzen taifeside gelmeliydi. Ben bunları düşünmezdim, eğer kocam işe gitmeseydi, Naziş 'in okulunda çocuklar için parti olmasaydı ve Gamsegamse öğrencisine derse gitmeseydi. O zaman bunların aynını yapardık. Hem incir reçeli ve dağ çileği reçeli de var üstelik. Teyzelerim yaptı.Madem öyle pazar pazarlığını yapmayacaktı, bu gün niye pazar , pazartesi olsaydı. Dün Cancanla geçti. Başta çok eğlendik , bu beklenmedik an da ortaya çıkan görüşmeden çok memnun kaldık. Birbirimizi görünce sevinç çığlıkları attık. Hatta o ağzındaki lokmayı çıkarıp bana ikram etti ama uyumaya giderken baktım elleri çok sıcak. Hemen ateşini ölçtüm 38 derece. Bi de bebeklere uygun bir derece ile ölçülsün dedik, hemen bizim sokaktaki eczaneye götürdük yine 38 derece çıktı. Hemen Anne ve Dr ikilisiyle irtibat kuruldu, ilaçlar alındı . Ama Cancan ateş mateş dinleemdi yine oynamaya devam etti, ara ara başını yastığa koydu, halının üzerine yattı .Biraz önce konuştum gayet iyiymiş, gece biraz kusmuş onun dışında sakin geçmiş. . Aslında bu gün İlmiyem'le yemek sinema programı yapacaktık ama O'nun beklenmedik bir işi çıktı. Hava da keyifsiz.Avrasya Maratonu nedeniyle köprü kapalı, Kadıköyde de miting var. Ara sokaklar bile kapalı olacak trafiğe. Anlayacağınız bu gün evci çıktık. Kitap, tv keyfi yapacağım tek başıma. Nasıl bir cumartesi oldu sizin için bilmiyorum ama Pazarınız daha keyifli olsun
Dil sürçmesinde geldiğim son noktaydı ''açıllar okuldu mu'' cümlesi. Meali okullar açılmadı mı?, dün akşam dizi izlerken, dizi de hala , okul açılınca şöyle olur böyle olur( üniversite) denilirken, dizi de güya gerçek zamanla eş zamanlı gidiyor görüntüsünde, ben de dönüp böyle demişim Gamse'ye. Zuz'un Nazlı'ya, Zuhal; yani kendi adıyla seslenmesinin ardından gelen ikinci tavan yapan bir durum . Ama bir tane daha var ki o da akıllara ziyan bir durum. Bundan yıllar önce Gamse ortaokulda falan olmalı. Zuz'la Ben, Gamsegamse'yi dr kontrolüne götürdük. Herzamanki yapılan normal kontrol, o yüzden danışmada ki kız bilgisayarda randevumuza, ismimize falan bakıyor. Kız- Hastanın adı neydi pardonZuz- NazlıGamsegamse- Teyze ben GamzeZuz- Ben ne diyorum, Nazlı Gamsegamse- Teyze , Gamze ben Zuz( üstelik de sinirli)- Tamam işte ben de Nazlı diyorum işte kız bize aval aval bakarken hah tamam buldum dedi, Zuz da o arada anladı . Yani arada böyle cozuturuz. Zuz'un telefonuyla uyandım, ama öncesinde Gamse için 6.30 da uyandım. Bu gün veli toplantısı varmış.Acaba cumartesi günü sabahın altı buçuğunda kalkıp, veli toplantısına gittiği için mi??,avaz avaz ' Gaybana Dünya' dinliyordu:)))) Gaybana sözcüğü bize hastır. Yeni nesil pek bilmez ve kullanmaz , ben Anneannemden çok duyardım. Çünkü dut ağaçlarının tepesine çıktığımda gaybananın kızı yine mi tırmandın oralara derdi . Şarkı sözü olarak duyunca valla bu kesin Ordu'lu dedim.Şarkıyı Manga söylüyor. Bu şarkının sözleri grubun gitaristi Yağmur’a ait; Yağmur, Karadenizli olmamasına rağmen şarkının içinde geçen ve dikkat geçen Karadeniz’e özel “Gaybana” kelimesini çok sevdiği ve çok anlamlı bulduğu için kullanmış..
(Şarkının asıl adı: Beni benimle bırak dinlemek isteyenler için).
gaybana; doğu karedeniz bölgesinde çokça kullanılan kelimenin, hain, lanet olasıca gibi anlamlarına gelmektedir. ( türkçe sözlük)
Saat sekizde de kocaya bir fincan yeşil çayla eşlik ettikten sonra , kitabımı alıp yatağa geri döndüm. Açlığın Şarkısı bitti. Beğendim tavsiye ederim. 1998 Nobel'ini almış. Bizim Nobelli Masumiyet Müzesi de hala baş ucumda durmakta. 20-30 sayfa falan okumuş, sonra bırakmışım . Bir güç toplayıp başlayacağım . Kitap bitince göz kapaklarım ağırlaştı, kirpiklerim birbirine yapıştı sanki, dalmışım. Zırr Zuz- yarım kg kuru fasulyeden kaç kişilik yemek olur. Bak bak kuru fasulye pişircekmiş dedim, meğer arkadaşı pişirecekmiş:))). Şimdi de Berfu aradı, Cancan Babaanneyi halletmiş heheheh, kadının tansiyonu düşmüş. O yüzden annesi şantiyeye giderken O da bir kaç saatliğine bize geliyor. Gidip kahvemi içeyim, Naziş ev de, Cancan'ı duyunca yataktan fırladı. Birlikte kahvaltı da yapalım. Gelince o önde biz arkada evde geziyoruz çünkü. Çekmeceleri açıyor, eline ne gelirse alıp atıyor. En sevdiği şeylerden biride , buz dolabının kağağındaki magnetleri almak. Hadi git onu yerine koy diyorum, gidip onu yapıştırıyor yerine ama gelirken de , başka bir tane alıp geliyor. Keyifli cumartesiler size
Güne başlayalı iki saat oldu ama kafam hala sepet gibi. Lodos mu var dışarda dedim ama yok. Sert bir kahve kendime getiri beni. Öğleden sonra okey grubumla buluşup , okey oynayacağım. Dün kargalı postu yazdıktan sonra , Zuz aradı, Capitole gidiyoruz, seni de alacağız dedi. Dedi, bir dakika sonra telefon yine çaldı, kapının önündeyiz dedi. Etilerden geliyorlar beni almaya, kapının önünden arıyorlar:)) Neyse gittik, Berfu ile O'na buhar kazanlı ütü aldık. Artık her şey renkl ya bu ütülerde mor. Sonrasında evdeydim, ama ne yaptığımı ben de bilmiyorum, bir ara yemek yaptım işte.Sonra kızlar geldi. Akşam iki diziyi arka arkaya taktım , heeee ondan benim kafam sepet gibi. Kaybolan çocuk haberlerini duyunca , sanki suratımın ortasına yumruk yemiş gibi oluyorum, mideme bıçaklar saplanıyor. Ne oluyoruz ya, ne acımasız millet olduk. İnsan sokak da yol sorandan, yardım isteyen yaşlıdan korkuyor. Şimdi İstanbul da ki yeni moda dilencilikten söz ediyorum size. Aslında iki yıldır rastlıyordum ama son zamanlarda adım başı oldu artık. İyi giyimli kadınlar , beyler yaklaşıp- pardon bir liranız var mı acaba diye soruyorlar. Ya cüzdanları çalınmış ya da yol da kalmış oluyorlar. Bir lira size ufak gelebilir ama günde yüz kişiden alsalar , akşama kadar siz hesaplayın artık gerisini.Domuz gribi konusunda yapılan açıklamalar, kafa karıştırıcı olmaya devam ediyor. Böyle bir konuda bile siyaset yapılması midemi bulandırıyor. Ortaokuldaydım, kolera salgını var dendi. Okullar tatil edildi. Müdürümüz toplantı yaptı, ellerinizi yıkayın, kalabalık yerlere girmeyin, sebze ve meyvaları çok çok yıkayın dedi. Ama çok iyi hatırlamıyorum, salgında çok kişi hayatını kaybetmişmiydi. Sonra lisedeyiz bir gün, uyuz muayenesi yapılacak, kızlar öğretmenler odasına tek tek girsin, karınlarını açıp bayan öğretmenlere göstersin dendi. Erkek öğrenciler de başka bir yerde muayene ediliyorlar. Tabi bizim kızlar fingir fingir, gülüyorlar komik geliyor olay. Birden kimyacımız Seval Hanımın sesi geldi içeriden- 20. yy da , İstanbul'un göbeğinde , bir lisede uyuz muayenesi yapılıyor ve bu size komik geliyor. Ama ne bağırma. Şimdi Seval Hanım bağırsın istiyorum yine öyle.Ah Seval Hanım Fizikcimiz Attila Beye aşıktı ve herkes bilirdi. Bir gün bizim kızlardan biriyle takıştı bu Seval Hanım- kız bağırıyor- çatlada patla da Attila seni almayacak, Seval Hanım- seni alsın o zaman, dedi. Bunlar arkadaş değil, öğretmen ve öğrenci. İki farklı tepki gördük burada biri uygar bir öğretmen diğeri aşık bir kadın. İkiside aynı kişi. Ben yine gördüğünüz gibi bir Şam'dan bir kavaktan yazmaya başladım. Beceremiyorum bu işi :))) baksanıza domuz gribi konusunda ahkam kesecektim, yine burayı mahalle kahvesine çevirdim heheheheh gideyim en iyisi ben. İyi bir hafta sonu olsun.
NOTLAR
Ne güzel bir yağmur var dışarda, camdan izlemeyi tercih ederdim ama yağmura karışmam gerek , çünlü birazdan evden çıkıyorum.
Akşam yemeğimiz hazır değil, bu gün böyle istedi canım. Kahvaltı yaparız mesela yumurtalı patates ,çay, ekmeklerimizi acılı domates sosuna bandırırız. Nasılsa aile apt'sinde değiliz artık. Gamze kapıyı açıp bağıramaz- Annem kahvaltı hazırlamışşş, ben ekmeğimi salçalı, etli yemeğe bandırmak istiyorum diye. Hala ve Babaanne koştururlardı ev de ne varsa.
Bir karga var, benimle köşe kapmaca oynuyor. İki gün sonunda anladım , onun o kadar gürültüyü yaptığını, balkonda bi takırtı , tukurtu gidiyor, bakıyorum bir şey yok. Kuş olsa bu kadar gürültü yapamaz diyorum. Sonra baktım ki eşek kadar bir karga. Balkonda da bir şey olsa yanmam, bir tek çiçek saksıları var, onlarda artık son demlerindeler. Çoğu kez yazdıktan sonra , yazımı hiç kontrol etmem, kızlar okurken - anneee ne bu , yine alıp başını gitmişsin derler. Bazen yorumlarda da oluyo bi bakıyorum, anlamsızca yan yana gelen harfler bana sırıtmakta. Tabi bunu da gönderdikten sonra farkediyorum. Benim klavye ve maus kablosuz. Bazen maus elimde içerilere gidip aoraya buraya bırakıyorum, sonrada onu ara dur. Bazen de hem klavye hem maus bağımsızlıklarını ilan ediyorlar. Bastığım harfler o an gitmiyor, farketmiyor devam ediyorum, tabi bi de serde Balkanların ve Ortadoğunun iki parmakla en hızlı yazan kalvyecisi olmak var. Klavye hızıma yetişemiyor da olabilir. Yani diyeceğim şu arada spnrty gibi bir kelimeyle karşılaştığınızda anlayınki suç ben de değil:)) Dün Cancanla çoktandır ilk kez başbaşa olmanın keyfini yaşadık. Zaten saat 12 de geldi. Yarımda yattı iki de uyandı. Sonra koridorda koşmaca oynadık, çizmeli kedi okuduk. Devin göbeğine parmak soktuk. Brokoli çorbası yedik. O beni ara ara ısırdı. Nazlı ablası gelince onunla fasulye kavurması yedi:)) Gamse ablasıyla da kek yedi, kek tabağını attı parçaladı. Parçanın biri Nazlı Ablasının dizine geldi kanattı. Yeni ismi zarar dağarcığı. Biraz tv izleyeyim dedim , sabah programlarında magazin kalkmış yerini dedektiflik programları almış. Dizi furyası devam ediyor. Bu Kalp Seni Unutur mu? Hatırla Sevgilinin bizim zamanlarımızı anlatan versiyonu. İzleyip izlememekte kararsız kaldım. O zaman yaşananları , bi gün tv karşısına oturup bir şeyler yiyerek içerek izleyeceğimiz kimin aklına gelirdi. O duygu beni rahatsız ediyor. Önceki akşam Gamse ile dışardaydık, o bir saatliğine falan ayrıldı benden, ben cafe de oturup kocaman deri koltuklara gömülüp , çay kahve içe içe Açlığın Şarkısını okudum. Okurken kendimden geçmişim , kitap yarım olmuş.Aradan bir buçuk saat geçmiş. Hemen Gamse'yi aradım, beni unutmuştu bile:)))Artık havaların soğuyacağını bildirdi meteoroloji uzmanı kocam , bu gün soğudu bile. İlk kez uzun kollu giyindim ev de. Yarın okey grubumla buluşuyorum. Hafta sonu için belirli bir planım yok şimdilik. İzlemek istediğim bir kaç film var. ''Uzak ihtima''l eğer Capitolde oynuyorsa , İlmiyem'i çağırıp gideceğim. Şimdii hayata atılma vakti...
Not: Ordu'dan beni Aysun Furtun ve bizimkiler dışında da okuyanlar var biliyorum, ufacık bir not yazssalar ne çok sevinirim.