Artık saat çalmadan çok önce gözümü açıyorum pıt diye. Bu da tahmini 05.30 falan oluyordur:))Çünkü bizim evde hayat saat 06 da başlıyor. Önce Gamse hanımlar kalkıyorlar. Arkasından Nazlı Hanımlar en son da saat sekizde Koca Bey hayatın kollarına atılıyor. Kızların ikisinin okulunda da ders başlamadan önce kahvaltı var ama Gamse serviste giderken bardak termosundan çay yudumlamayı sever, anasının kızı, ben de servise elimde çay , kahve bardağıyla binerdim. . Ya ekinezya ya da yeşil çay yapar koyarım, bazen şeker atmayı unuturum:). Naziş de çıkmadan ev den bir şeyler atıştırıyor, okuldaki kahvaltı çok kalorili oluyormuş.
Bu sabahta bu onları evden attıktan sonra , kendi yeşil çayımı yaptım, alıp yatağa gidip, Neva ya devam ettim. Galiba ben duyarsız , dengesiz biriyim ya da etkileneceğim bölümler henüz gelmedi. Zaten kitap neredeyse bitecek , Neva yeni çıktı ortaya. Du bakali n'olcak. Bu arada kitaptan söz etmişken Alkım'da ikinci defadır ki aradığım kitabı bulamadım. İlki Kirpinin Zerafetiydi, sonra D&R dan alacakken Meral hediye etmişti, doğum günümde. İkinci kitap ise Erişteci; Çin Edebiyatından, yazarını şimdi hatırlayamadım . Dün D& R ' ın önünden geçtim ama başka bir yere gidiyordım uğrayamadım.
Dün cilt analizi yaptırdım, genlerimden gelen bir bir cilt güzelliğim varmış . Arada bi cozutur, saçmalar Ama genelde iyi geçinmişizdir. Fikri Mühim'den gelen L'oreal revitalift den de çok memnunum . Fikri Mühim'e bir uğrayın çok eğlenceli bir site hem de faideli:))). Üç ay önce haberdar oldum bende.
Bu aralar okuma işinde yavaşım, günde 50-60 sayfa ancak okuyabiliyorum. Bunun tek müsebbibi ( böyle mi yazılır bu ??) kurumuş dallar , sarı yapraklar, bu rahatsız etmeyen pırıl pırıl güneş kısaca çılgın sonbahar. Ay bu havaları bir daha bulamam deyip kendimi dışarı atıyorum. Çarşamba günü Gamsegamse ile bir Kadıköy turu daha yaptım. O'na biraz örtmen kıyafeti aldık. Naziş'ler de giyim serbest, kot pantolon, spor ayakkabı, convers canları ne isterse öyle giyiniyorlar. Gamseler'de öyle etek boyu, renk falan kısıtlaması yok ama klasik giyiniyorlar. O da elbiseler altına uzun çizmeler, babetler, fularla işi renklendiriyor. Yoksa etek döpyesli bir Gamse düşünemiyorum:)))) Elbise üstüne kısa ceket kombinasyonlu bir kıyafet aldık mesela, nası şirin. Kısım , örtmen oldu yavv. E beraber okuttuk, kep törenini yaptık, işe başlattık. O kıyafetiyle bi resmini koyarım , sizin için buraya artık hehehe. O gün Kadıköy'de girip çıkmadığımız yer kalmadı yine, sonra baktık akşam oldu, akşam yemeğimizi de yedik koşa koşa eve geldik.
Bu günkü programımı açıklıyorum şimdi hazır olun, domates doğramak, zeytinyağlı dolma sarmak. Domatesler dondurucu için.
Adı lazım değil biri, bayık karıların yazdıklarını okumaktan bıkmıştım iyi oldu seni okuduğum demiş, kime mi, kabız olduğunda tuvaletini ( tabi ben tuvaleti diyorum) nasıl yaptığını tüm ayrıntılarıyla yazan birine . Tesadüfen rastladım ama ne tesadüftü )), ben yazıya değil yorumlara takıldım. Herkes bayılmıştı. Ay şimdi adım gibi biliyorum , bayık karı esprisiyle dolar bura. Oldu canım , o espri kapıldı, başkasını bul, yeni şeylerle gel buraya . Ne olur ne olmaz ben önlemimi alayım da:)))
Aptallık Çağı adlı film bu hafta sonu vizyona giriyor, hala uyanamayıp ekolojik dengeyle oynamaya devam eden bizlerin yaşadığı çağın adı bu.
Bir de Zaman Gezgininin Karısı var, izlemek istediğim.
Çoktandır selam yazmadım,
Bahariye'de iki arkadaşın oturmuş, tam da sen oturacakken , pat diye banka oturduğum için kusura bakma delikanlı, çok yorulmuştum, kızım da karşı magazadaydı, bi de ben kaptım diye kötü bi espri yapmıştım . İşte O delikanlıya ve sürekli O'na gülen arkadaşlarına.
Yine ben bankta otururken , önümde durup gelene geçene UNİCEF kartı satmaya çalışan genç kız, anacım insan bi de bana sorardı , çok alındım valla.
Göztepe SSK nın sigortalı güncelleme servisindeki numara dağıtan , kaytan bıyıklı amcaya. Nasılda keyifli bir işin vardı. Bir taraftan numara ver bir taraftan tesbih salla, bir taraftanda bacak salla .
Kadıköy - Üsküdar dolmuş durağındaki, hanım kızımıza, anacım en önde biz varız, üçüncü kişi sensin, dolmuş sekiz kişilik ne diye önüme geçmeye çalışıyordun ki???
Kuruçeşmedeki Eczacı Bey, adres soran kız güzeldi tamam ama sen de kabul et ki adresi bilmiyodun, ne diye o kadar cebelleşip milleti bekletttin.
Hepinize selam olsun, öptüm gözlerinizden
Şimdi gidip dolma sararken izlemek üzere film bulmalıyım. Filmsiz asla dolma saramam. Ya film ya dolma, bunu bizim ev halkı bilir:))). O zama bi gayret sarıyorum, sardığımı da anlamıyorum bir nevi uyuşturma işlemi heheheheh.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
9 Ekim 2009 Cuma
6 Ekim 2009 Salı
Çok yoğun geçen pazartesinin ardından ki bu yoğunluk hafta sonundan kalan evi yeniden ev şekline sokmak içindi.
Dün kızlar 6 Ekim dolayısıyla evdeydi ve Can da bizdeydi o nedenle. Sabah 11 de akşam yedide gitti. Ama tam bir prens gibiydi dün. Oyunlar oynadık, danslar yaptık, ablalarıyla etkinlikler yaptı. benimle kitap okudu, kitaptaki devin göbeğine kafayı taktı, elini sürekli oraya sokmak istedi ama olsun:)). Birlikte yürüyüş yatık, alışverişe gittik , velhasıl güzel bir gün geçirdik.
Can'la o kadar tepişen Gamse bu gün okula gidemedi, hasta ev de yatıyor. Öğleden sonra dr a gideceğiz.
Nevayı okuyorum. herkes çok etkilendiğini söylüyor, antoloji.com a yazan biri kitabı yedi kez okuduğunu söylemiş. Biri hayatını değişitirdiğini, biri baş ucu kitabı olduğunu söylemiş. Sanırım daha sonraki bölümlerde oluşacak bu hisler. Bir kitap okudum hayatım değişti efsanesi ne kadar doğrudur bilemem ama Ölü Ozanlar Derneği, temkinli olmayı ve hayır demeyi ve asıl önemlisi her yerde her ortamda kendin kalabilmeyi öğretmiştir bana.
Bizim ev de sık sık çay kaşıkları azalır, kaybolur giderler. Aynı sorunu yaşıyorsanız işte cevabı:)))
Kaybolan çay kaşıkları nereye gidiyor?
Çay kaşıkları niye azalıyor? sorusunu bulmak için Avustralya-Melbourne'deki Halk Sağlığı Merkezi bilim adamları çalışma yaptı. 70 çay kaşığı numaralandırıldı ve kullanımları 5 ay boyunca incelendi. Araştırmanın sonunda kaşıkların yüzde 80'i kayboldu. Sonucu İngiliz Tıp Dergisi'nde bile yer alan bu kaybolmanın iki nedeni var. Ya kendilerine ait zekaları olan çay kaşıkları göremediğimiz bir kara delikle "Özgür Kaşık Gezegeni"ne yolculuğa çıkıyor ya da insanlar dikkatsiz davranarak onları kaybediyor.
Bu günlük bu kadar.Şimdi bir kahve alıp tv keyfi yapacağım, Gamse uyanana kadar.
Not. Ordu yazıma gelen, Turnasuyu' lu arkadaş. Eğer sürekli beni okuyorsan. Anlattıklarından aynı zaman diliminde Ordu'da yaşadığımız anlaşılıyor, çok sevindim beni bulduğuna.
Google de beni Lale Sipahioğlu olarak arayan arkadaş, güldürdün beni be yav. O annemin kızlık soyadı ama doğru yere getirmiş seni yine de :)))
Dün kızlar 6 Ekim dolayısıyla evdeydi ve Can da bizdeydi o nedenle. Sabah 11 de akşam yedide gitti. Ama tam bir prens gibiydi dün. Oyunlar oynadık, danslar yaptık, ablalarıyla etkinlikler yaptı. benimle kitap okudu, kitaptaki devin göbeğine kafayı taktı, elini sürekli oraya sokmak istedi ama olsun:)). Birlikte yürüyüş yatık, alışverişe gittik , velhasıl güzel bir gün geçirdik.
Can'la o kadar tepişen Gamse bu gün okula gidemedi, hasta ev de yatıyor. Öğleden sonra dr a gideceğiz.
Nevayı okuyorum. herkes çok etkilendiğini söylüyor, antoloji.com a yazan biri kitabı yedi kez okuduğunu söylemiş. Biri hayatını değişitirdiğini, biri baş ucu kitabı olduğunu söylemiş. Sanırım daha sonraki bölümlerde oluşacak bu hisler. Bir kitap okudum hayatım değişti efsanesi ne kadar doğrudur bilemem ama Ölü Ozanlar Derneği, temkinli olmayı ve hayır demeyi ve asıl önemlisi her yerde her ortamda kendin kalabilmeyi öğretmiştir bana.
Bizim ev de sık sık çay kaşıkları azalır, kaybolur giderler. Aynı sorunu yaşıyorsanız işte cevabı:)))
Kaybolan çay kaşıkları nereye gidiyor?
Çay kaşıkları niye azalıyor? sorusunu bulmak için Avustralya-Melbourne'deki Halk Sağlığı Merkezi bilim adamları çalışma yaptı. 70 çay kaşığı numaralandırıldı ve kullanımları 5 ay boyunca incelendi. Araştırmanın sonunda kaşıkların yüzde 80'i kayboldu. Sonucu İngiliz Tıp Dergisi'nde bile yer alan bu kaybolmanın iki nedeni var. Ya kendilerine ait zekaları olan çay kaşıkları göremediğimiz bir kara delikle "Özgür Kaşık Gezegeni"ne yolculuğa çıkıyor ya da insanlar dikkatsiz davranarak onları kaybediyor.
Bu günlük bu kadar.Şimdi bir kahve alıp tv keyfi yapacağım, Gamse uyanana kadar.
Not. Ordu yazıma gelen, Turnasuyu' lu arkadaş. Eğer sürekli beni okuyorsan. Anlattıklarından aynı zaman diliminde Ordu'da yaşadığımız anlaşılıyor, çok sevindim beni bulduğuna.
Google de beni Lale Sipahioğlu olarak arayan arkadaş, güldürdün beni be yav. O annemin kızlık soyadı ama doğru yere getirmiş seni yine de :)))
5 Ekim 2009 Pazartesi
pazartesi yazılan ama pazarı anlatan yazı:))
Dün sabah , saate baktım 11 olmuş. Ama ben kendimi hala yeni yatmış gibi hissediyorum. Nasılsa pazar bu gün , akşamlara kadar yatıcam valla dediiiim Gamse odaya girip yatağa atladı. Hadi Kadıköy'e gidelim, alış- veriş yapalım dedi. Ayyy çok yorgunum , daha kahvaltı faslı var, ev toparlanacak dedimse de , yok anlamadı. Nazlı da hadi ben de geliyorm, akşam çıkıcam dışarıya diye seslenince , kader utansın dedim kalktım. Ne çok dedim dedi geçti bu yazı da yav. Neyse işte birer tost ve çayla kahvaltı kısmını geçiştirdik , çıktık evden.
Hava da hafiften yağmur vardı ama ne gam:)). Kadıköyde girip çıkmadığımız dükkan kalmadı. Kızlar bir şeyler aldılar, giydiler çıkardılar. Benim derdimse bir an önce bir yere oturup kahve içmek. Giyim kısmını halledince bir de ayakkabı mağazasına girdik. E benim elimde armut toplamıyo bu arada. Hazır uykumda iyice açılmışken bir ayakkabı bir çizme de ben aldım. Yanlarından püsküllü müsküllü bir apaçi çizmesi. Kızlara gösterdim gösterdim, yok tarzları değilmiş, sevsinler tarzlarını , ben aldım o zaman :)))). Çıkışta bir de baktım ki, ayakkabımı bi kızım, çizmemin ödemesini bi kızım yapmış. Ooooh ne güzelmiş yahu , böyle alış-veriş. Gamse çıkar çıkmaz bizi ekti , arkadaşımla buluşucam hadi bana eyvallah dedi. Biz Naziş'le , Reks sinemasının aşağı kısımlarında otantik ya da marjinal eşyalar satan dükkanlar vardır. Eğer cadı konseptli , kuru kafalı mafalı :)) bir şeyler ararsanız oralara gidin. Zeya'nın oralarda bir çift melek kanadına takılıp ben bunu istiyorum diye tutturmuşluğu vardır. Naziş de bayılır o dükkanlara. Biraz da oralardan bir şeyler aldı , kendimizi Alkım Kitabevinin içindeki Kahve Dünyasına attık sonunda. Kahvemizi içtik, pastamızı yedik bi sürü de kitap aldık. Ben Ilgın Olut'un Neva'yı aldım. Hiç okumadığı bir yazar, bu kitabı 17.baskıyı yapmış. Başka kitaplarda almıştım ama bir baktım Naziş karşımdan bir kucak kitapla geliyor. Heee dedim, ben burda geri adım atayım, ev de okunacaklar var, gelecek sipariş iki kitap da var. Bir tek Neva'yı aldım. Nazlı, Stefan King'den ''O'' ve Jean Christophe Grange'in son kitabı Grange Koloni bir de Erdal Öz'ün Gülünün Solduğu Akşamı almıştı.
Eve geldik, akşam yemeği, çayı biraz tv , gazete, alınan kitaplara göz gezdiriş tumba yatak. Şimdi herkes gitti bu her yeri her yerde ev bana kaldı. Biraz toparlanayım, yemek işini halledeyim, pazara çıkacağım. Tüm program bu.
Yarın 6 Ekim. İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle okullar tatil. Kızlar ev de yarın, Cancan'ı da davet ettik. Yani yarın bizim ev de harp var:)))
İyi bir hafta olsun ama dikkat yağmurlu bir hafta bekliyor bizi
not-Dün Kadıköy' de burnunu, takı dükkanının camına yapıştırıp, vitrindeki takıların resmini çeken hanımlar sizi esefle kınadım:))). Ama pek de şekerdiniz yav, komşu bahçeden erik çalan yaramaz çocuklara benziyordunuz. Ama yaptığınızın sonuç da bir adı var dimi heheheh. Yoksa tezgahta beş liraya satılan kitaba, ben dün niye 27 tl verdim, yanii .
Hava da hafiften yağmur vardı ama ne gam:)). Kadıköyde girip çıkmadığımız dükkan kalmadı. Kızlar bir şeyler aldılar, giydiler çıkardılar. Benim derdimse bir an önce bir yere oturup kahve içmek. Giyim kısmını halledince bir de ayakkabı mağazasına girdik. E benim elimde armut toplamıyo bu arada. Hazır uykumda iyice açılmışken bir ayakkabı bir çizme de ben aldım. Yanlarından püsküllü müsküllü bir apaçi çizmesi. Kızlara gösterdim gösterdim, yok tarzları değilmiş, sevsinler tarzlarını , ben aldım o zaman :)))). Çıkışta bir de baktım ki, ayakkabımı bi kızım, çizmemin ödemesini bi kızım yapmış. Ooooh ne güzelmiş yahu , böyle alış-veriş. Gamse çıkar çıkmaz bizi ekti , arkadaşımla buluşucam hadi bana eyvallah dedi. Biz Naziş'le , Reks sinemasının aşağı kısımlarında otantik ya da marjinal eşyalar satan dükkanlar vardır. Eğer cadı konseptli , kuru kafalı mafalı :)) bir şeyler ararsanız oralara gidin. Zeya'nın oralarda bir çift melek kanadına takılıp ben bunu istiyorum diye tutturmuşluğu vardır. Naziş de bayılır o dükkanlara. Biraz da oralardan bir şeyler aldı , kendimizi Alkım Kitabevinin içindeki Kahve Dünyasına attık sonunda. Kahvemizi içtik, pastamızı yedik bi sürü de kitap aldık. Ben Ilgın Olut'un Neva'yı aldım. Hiç okumadığı bir yazar, bu kitabı 17.baskıyı yapmış. Başka kitaplarda almıştım ama bir baktım Naziş karşımdan bir kucak kitapla geliyor. Heee dedim, ben burda geri adım atayım, ev de okunacaklar var, gelecek sipariş iki kitap da var. Bir tek Neva'yı aldım. Nazlı, Stefan King'den ''O'' ve Jean Christophe Grange'in son kitabı Grange Koloni bir de Erdal Öz'ün Gülünün Solduğu Akşamı almıştı.
Eve geldik, akşam yemeği, çayı biraz tv , gazete, alınan kitaplara göz gezdiriş tumba yatak. Şimdi herkes gitti bu her yeri her yerde ev bana kaldı. Biraz toparlanayım, yemek işini halledeyim, pazara çıkacağım. Tüm program bu.
Yarın 6 Ekim. İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle okullar tatil. Kızlar ev de yarın, Cancan'ı da davet ettik. Yani yarın bizim ev de harp var:)))
İyi bir hafta olsun ama dikkat yağmurlu bir hafta bekliyor bizi
not-Dün Kadıköy' de burnunu, takı dükkanının camına yapıştırıp, vitrindeki takıların resmini çeken hanımlar sizi esefle kınadım:))). Ama pek de şekerdiniz yav, komşu bahçeden erik çalan yaramaz çocuklara benziyordunuz. Ama yaptığınızın sonuç da bir adı var dimi heheheh. Yoksa tezgahta beş liraya satılan kitaba, ben dün niye 27 tl verdim, yanii .
3 Ekim 2009 Cumartesi
SONBAHAR YAZISI


İnanılmaz keyifli bir sonbahar geçiriyor İstanbul. Üşümüyoruz, sıcaklamıyoruz. Güneş pırıl pırıl, tam da istediğim kıvam da ısıtıyor.
Biraz önce dışardan geldik. Gelince gördüm ki, Ordulu blogdaşım , arkadaşım Aysun Furtun facebook da bana bir mesaj bırakmış. Ordu sonbaharını anlatmış. Göçmen kuşların, Ordu semalarından sıcak ülkeler doğru, göçünü anlatmış. Nasıl tatlı, eski bir hatıra benim için. Nasıl bir güzellik anlatılmaz. V şeklinde kaplarlar gökyüzünü, günlerce günlerce göç ederler. Sonra yunuslar boğazdan geçmek için göçe başlarlar. Bunları anlatmış Aysun. Artık üzerinde koca sitelerin yükseldiği, Duru Göl'e götürüdü babam bizi o zamanlar. Anneme dekorasyon için kamış keserdik. Uzun bir sapın üstünde kahverengi kadifemsi başlıklı bu kamışları annem uzun uzun vazolara yerleştir evin girişine , koltukların yanlarına koyarak müthiş dekorlar yapardı eve. Kuşların sığınak yeriydi Duru Göl. Bazen hep birlikte havalanırlardı , uçak kalkar gibi ses çıkarırlardı. Kekliği, yaban ördeği ne ararsan vardı. Şimdilerde göl çoktaaan kurudu, hatta kardeşim o gölün üstündeki Duru Göl sitesinde oturmakta...:)))
Zuz nihayet yılın son yaz tatilini yapıp döndü. Bizim koltuğun ahşabıyla büyük uyum içindeler, ikisi de aynı renk))). Gece biz de kaldı. Ama iki kız da hastalıktan ve erken kalkmaktan erkenden sızınca benimle idare etti. Birlikte "Dünya Bir Tiyatro Sahnesi"'ni izledik. Zülfü Livaneli konuktu. Kenan Işık konuya seldeki yağmadan girdi. Zülfü Livaneli de yağmanın biz de gelenek olduğunu, padişahların bir yeri fethedince, orada askere yağma için üç gün izin verdiğini söyledi . O yüzden bu görüntülerin onu şaşırtmadığını açık yüreklilikle söyledi.
Sabah baktım mutfak da tıkırtılar var hah dedim , kahvaltıyı hazırlıyorlar ben de kalkayım. Ben kalkar kalkmaz onlar oturdular. Ay keşke kalkmasaydım dedim. Öğleden sonra Cancan yarım saatliğine uğradı, bir doğum günü partisine gidiyordu. Doymadık doyamadık. Çok şık giyinmişti. Artık tv de sadece futbol olsun istiyor, babasıyla katıldığı futbol dolu toplantılardan dolayı... "Gol! Gol!" diyerek bize zorla spor kanallarını açtırıyor. Aman ne keyif onları görünce , görmelisiniz hem "Gol! Gol!" diyor hem ellerini havaya kaldırıyor.
Akşama doğru acıktık, ne yapalım derken, Gamsegamse ile geçen akşam gittiğimiz kebapçıya gidelim dedik. Burnumuzun dibindeki bu enfes kebaplar yapan yeri biz es geçmişiz yıllardır. Önceki akşam kocam Beşiktaş maçına, Naziş de arkadaşlarıyla dışarı çıkınca, ikimiz gitmiştik Gamse ile. Çıkarken ustaya teşekkür ettim valla, enfes patlıcanlı kebabından dolayı. Bu gün de Naziş, ben ve Zuz gittik. Kocam artık iki aylık tatilden sonra hafta sonları mesaisine başladı. Göğsümü gere gere tavsiye ediyorum, Bağlarbaşı'ndaki "Kardeşim Kebap" aklınızın bi köşesinde olsun. Dışarda da yemek yiyebileceğiniz yeri var. Biz zaten hep dışarda yiyoruz. Fiyatları için Zuz, şaka mı dedi. Öyle de fiyatları makul yani.
Yemekten sonra Zuz bizden ayrılıp kendi evine gitti. Naziş'le biz de alışveriş ede ede eve geldik. Gamse yolda arayıp sinemaya giriyoruz şimdi dedi. Oh dedik akşam yemeğine bir kişi kaldı, karnı doyurulacak. Zaten bir paket de eve hazırlatmıştık.
Naziş geçenki yaptığın tatlıdan yap dedi. Tatlı yine benim uydurmasyonlarımdan biri, hanımeller negritayı alın, bu yeni çıkan bir bisküvi çeşidi.Yoğun kıvamlı bir çikolata kreması var arasında, biraz kurabiyemsi ve rulo şeklinde yapılmış da dilimlenmiş görüntüsü var. Yarım kg sütle , bir paket vanilyalı pudingi pişirdim. Puding pişerken bisküvileri süt ile iyice ıslattım, servis tabağına dizdim. Pişen pudingi , bisküvilerin üstüne kaşık kaşık döktüm. Soğuduktan sonra buzdolabına koydum. İyice soğuduktan sonra servis yapıyorum. Tadını parfeye benzettiler.
Umarım keyifli bir cumartesi olmuştur sizin için de, devamında gelen pazar da aynı keyif içinde devam etsin...
1 Ekim 2009 Perşembe
yazı mı? yazı
Yorgunum bu gün.Okey grubumla biz de toplandık ama yorgunluk ondan değil hem Naziş Hem Gamsegamse hastalar. Naziş okula gitti geri geldi hemen, Gamse ise neredeyse ağlayarak girdi içeri. İkisi de şifayı almışlar anlayacağınız. Misafire mi? bakarsın, onlara mı? koşturursun canım çıktı. Ihlamur, ekinezya , ve soğuk algınlığı ilaçlarına başladık. Benim de ufaktan kulaklarım ağrımaya başladı bile.
Kocayla yaptığımız gezme sefaları sona erdi, bu gün o da iş başı yaptı artık. Tadilat bitti, ben Ada programını gerçekleştiremeden. Eylül de süper olur Ada. Bi de yapraklar iyice sararıp kızarmaya başlayınca ekim otası kasım başı gibi koru( Fethi Paşa) süper olur.
Dün akşam tam yemek yerken msn de kamerayı açtık karşılıklı benim Ordu kabilemle, onlar da yemektelerdi, karşılıklı yemek yedik. Siz de ne var, sen ne pişirdin , bu gün nereye gittin , onlar yine toplanmışlardı, amanın ben bu sefer daha çabuk özledim bu İsbogilleri, İsbogiller dedim de , bizim soyadımızın tarihini yazacaktım, du yazayım hemen , hem de böylece kayda girmiş olsun.
Benim atalar Sipahi, yani atlı askermiş. Soyadımız oradan geliyor zaten Trabzon Rum Pontus imparatoru, vergi vermeyi reddince Fatih'in üzerine gönderdiği gönderdiği sipahiler arasındalarmış. Vergi işini halledince , çok beğendikleri Ordu'ya yerleşmek için Padişahtan izin isteyip Ordu'da kalmışlar. İyi de etmişler:))) Soyadımız da Sipahioğlu olmuş böylece.
452'de, FATİH 20 yaşında tahta çıkınca, TRABZON'a bir dostluk mesajı göndermiş; KALO İOANNES ise, vergi ödemeye devam etmesine rağmen; OSMANLILAR aleyhine AKKOYUNLU hükümdarı UZUN HASAN ve PAPA 3. CALİXTUS'un GÜRCİSTAN'a gönderdiği LODOVİCO ile irtibata geçmişti... Ayrıca İSTANBUL'un fethinden sonra (1453) göçeden pek çok RUM aileyi TRABZON'a kabul etmişti... Bunun üzerine FATİH, 1456'da SİVAS Valisi HIZIR BEY'i karadan, SAMSUN'daki donanmayı da denizden TRABZON üzerine gönderdi. İOANNES'te şafak attı. Hemen HIZIR BEY'le anlaştı, ve kardeşi DAVİD KOMMENOS'u FATİH'e elçi olarak yolladı. 2000 altın vergi ödemeyi kabullendi. FATİH bu densiz adamı yola getirmek için vergiyi 3000 altına çıkarttı!..
kaynak:http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk57.html
Hadi gideyim ben, ıhlamur kaynadı, içine bir poşet de tarçın karanfil çayı atacağım. Ihlamur, Ordu^dan köyden.Şifa niyetine olsun inşallh...
Kocayla yaptığımız gezme sefaları sona erdi, bu gün o da iş başı yaptı artık. Tadilat bitti, ben Ada programını gerçekleştiremeden. Eylül de süper olur Ada. Bi de yapraklar iyice sararıp kızarmaya başlayınca ekim otası kasım başı gibi koru( Fethi Paşa) süper olur.
Dün akşam tam yemek yerken msn de kamerayı açtık karşılıklı benim Ordu kabilemle, onlar da yemektelerdi, karşılıklı yemek yedik. Siz de ne var, sen ne pişirdin , bu gün nereye gittin , onlar yine toplanmışlardı, amanın ben bu sefer daha çabuk özledim bu İsbogilleri, İsbogiller dedim de , bizim soyadımızın tarihini yazacaktım, du yazayım hemen , hem de böylece kayda girmiş olsun.
Benim atalar Sipahi, yani atlı askermiş. Soyadımız oradan geliyor zaten Trabzon Rum Pontus imparatoru, vergi vermeyi reddince Fatih'in üzerine gönderdiği gönderdiği sipahiler arasındalarmış. Vergi işini halledince , çok beğendikleri Ordu'ya yerleşmek için Padişahtan izin isteyip Ordu'da kalmışlar. İyi de etmişler:))) Soyadımız da Sipahioğlu olmuş böylece.
452'de, FATİH 20 yaşında tahta çıkınca, TRABZON'a bir dostluk mesajı göndermiş; KALO İOANNES ise, vergi ödemeye devam etmesine rağmen; OSMANLILAR aleyhine AKKOYUNLU hükümdarı UZUN HASAN ve PAPA 3. CALİXTUS'un GÜRCİSTAN'a gönderdiği LODOVİCO ile irtibata geçmişti... Ayrıca İSTANBUL'un fethinden sonra (1453) göçeden pek çok RUM aileyi TRABZON'a kabul etmişti... Bunun üzerine FATİH, 1456'da SİVAS Valisi HIZIR BEY'i karadan, SAMSUN'daki donanmayı da denizden TRABZON üzerine gönderdi. İOANNES'te şafak attı. Hemen HIZIR BEY'le anlaştı, ve kardeşi DAVİD KOMMENOS'u FATİH'e elçi olarak yolladı. 2000 altın vergi ödemeyi kabullendi. FATİH bu densiz adamı yola getirmek için vergiyi 3000 altına çıkarttı!..
kaynak:http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk57.html
Hadi gideyim ben, ıhlamur kaynadı, içine bir poşet de tarçın karanfil çayı atacağım. Ihlamur, Ordu^dan köyden.Şifa niyetine olsun inşallh...
30 Eylül 2009 Çarşamba
bir expresso makinesin ettiği

Bu gün Ruhdağı, bir yazı yazdı, aldı beni nerelere götürdü. Konu kırmızı renkli bir expresso makinesiydi. Benim çocukluk yıllarım, babama yurt dışından bir arkadaşı expresso makinesi getirmiş. Getirmiş de Türkiye henüz hazır kahve ile yeni tanışıyor. Amerikan kahvesi ve o yıllardaki en bilindik marka olma nedeniyle nescafe diyor. O da çok ünlü resteurantlar da veya yurtdışı ilişkileri olanlar da var. Adam makineyi fabrikaya bırakıp gidiyor. Babam kahve makinesiymiş dediyse de Annem onun Avrupa usulü demlik olduğuna karar verdi ve onunla ara ara çay demledi bize. Makineyi geçen senelerde gördüm , tezgahın altındaki dolapta, babam hala saklamış. Boru değil 60 lı yılların sonlarına denk gelen bir çocukluk yaşadık . Dedemn Amerika dan getirdiği kahveleri Anneannem inatlaTürk usulu pişirirdi. Dedem , bunu sıcak suya karıştıracaksınız, kaynatmayacaksınız dedikçe , hiç öyle olur mu ? der kızardı. Bizim makine resimde gördüğünüz. Ocak üstüne oturtuluyor. Şimdiki makineler aynı uzay aracı gibi kalıyor bunun yanında. Zuz görünce hemen hatırlayacaktır olayı:)). Yani insanların olduğu gibi eşyaların da bir kaderi var galiba. Bu makine bizim ev de tabiatina aykırı bir yaşam sürdü. Hayatta umduğunu bulamadan bizim tezgahın altını boyladı:)))
Sonra yine Almanya dan gelen bir grundig marka radyo. Yıllarca Anneme eşlik etti mutfak da. Biz İstanbul'a yeniden döndüğümüz de, yıl 1974 , Türkiye artık tv ile tanışmış. Aşk-ı Memnu , Zengin ve Yoksul, Kaçak , Kaptanlar V e Krallar yerleşmiş baş köşeye. Annem yine mutfağının baş köşesine oturttu onu. Bir gün ikimiz de mutfaktayız, radyoda, yüksek yüksek tepeler ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler çalıyor. Ağladı annem, ben güldüm ne komik bir türküye ağlamak diye. Şimdi ne zaman bu türküyü duysam ağlarım. Annem İstanbul'a ilk gelişin de; tanıdığım bir kuş bile yoktu derdi. Zeynep Kamil de , Zeynep Kamil Hastanesinin karşısındaymış evimiz. Ben doğunca , hastane odasının penceresinden bakar, evimi özledim diye ağlarmış. Aradan yıllar geçip de yeniden döndüğünde aynı gurbet duygusunu yaşaması tuhaf gelirdi bana. Yıllarca yaşadığın, çocuklarının doğduğu, artık geniş bir çevrenin olduğu bir yer halbuki derdim. Gerçi, yıllar geçince Ordu O'na gurbet gelmeye başladı. Ordu yazlarının yerini Kumburgaz, Yalova yazları aldı.
Ruhdağının yazısını okuduğumdan beri Ordu'dayım ben. Zaferi Millinin yokuşlarına tırmanıyorum, okuldan çıkıp çantamı ters çevirip yokuştan aşağı eve ışınlanıyorum. Mehmet Amcanın frenk üzümlerine dadanıyorum. Dut ağaçlarının tepesine tırmanıyorum.
Dip not. Yamayı unutmuştum dün, Zaferi Milli mahallesi deyince aklıma geldi. Dün karı koca İstiklal de yürüyoruz. O sırada karşıdan Karşıdan Ordu'lu olup, dizilerde , reklamlarda sıkça karşılaştığımız tanınmış biri gelmek de. Çemberimde Gül Oya da Selda Alkor'un kocasıydı diyeyim anlayın siz. Tam karşımıza geldiğin de , Zaferi Milli den Lale değil mi dedi. Ta kendisi dedim. Kocamla tanıştırdım, ayak üstü sohbet ettik. Belki 25 yıldır görmemişimdir kendisini. Ayrılınca , kocama döndüm dedim ki-böyle de unutulmaz bir şahsiyetimdir anla dedim:)))
29 Eylül 2009 Salı
Salının akşamı
O yeni nesil bebeklerden, ilgi alanında bilgisayarlar, cep telefonları var. Naziş de baktı ona fırsat vermiyor, bu önlemi aldı. Artık birlikte çalışıyorlar. Arada yine ablasınınkine sarkmıyor da değil yine de. Bizim açık renk salonun ortasında , masanın baş köşesinde duran cart mavi sandalye O'na ait. Her gelen de soruyor bu kimin diye, biz de bu , bizim evin yeni efendisinin tahtı diyoruz:))Bu gün, öğleden sonra karı- koca yollara düştük. Beyoğlu, Cihangir, Çukurcuma da dolaştık. Eniştemi ziyaret ettik. Kemancı Bar da çıkan kavgaya tanık olduk. Yollar birbirine girdi, polisler koşuşturdu, bizim meraklı millet oraya doluştu. Biz tam oradan geçerken olayın patlak vermesi de enteresandı hani. Sonbahar gelmişti Taksim'e. Lavanta satıcıları, kestaneciler çıkmışlardı piyasaya. Hava çok güzeldi, biz birer t-shirt le çıktık. Ama bot, çizme giyen hatunlar vardı. Tamam kombineleri güzeldi, mini elbiselerin altında uzun çizmeler pek yakışmıştı ama kışın ne giyeceğiz anacım. Bu ara kocamın iş yeri tadilatta , fırsattan istifade geziyoruz, bir programım da Ada'ya.
Benim okey grubumla buluşmalarım da başlıyor. Perşembe günü sancak alabanda deyip bizim ev de başlıyoruz turlara.
Bu arada alınacak kitaplar listem doldu taşıyor. İlk sırada Açlığın Şarkısı ve Moskof Cariye Hürrem var. Kitapları alayım, bir başlayayım , sonra bu konuda konuşuruz.
Yeter akşam akşam şimdi , Canım Ailem dizisini izlemek üzere salona yollanmalıyım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)