Dün sabah , saate baktım 11 olmuş. Ama ben kendimi hala yeni yatmış gibi hissediyorum. Nasılsa pazar bu gün , akşamlara kadar yatıcam valla dediiiim Gamse odaya girip yatağa atladı. Hadi Kadıköy'e gidelim, alış- veriş yapalım dedi. Ayyy çok yorgunum , daha kahvaltı faslı var, ev toparlanacak dedimse de , yok anlamadı. Nazlı da hadi ben de geliyorm, akşam çıkıcam dışarıya diye seslenince , kader utansın dedim kalktım. Ne çok dedim dedi geçti bu yazı da yav. Neyse işte birer tost ve çayla kahvaltı kısmını geçiştirdik , çıktık evden.
Hava da hafiften yağmur vardı ama ne gam:)). Kadıköyde girip çıkmadığımız dükkan kalmadı. Kızlar bir şeyler aldılar, giydiler çıkardılar. Benim derdimse bir an önce bir yere oturup kahve içmek. Giyim kısmını halledince bir de ayakkabı mağazasına girdik. E benim elimde armut toplamıyo bu arada. Hazır uykumda iyice açılmışken bir ayakkabı bir çizme de ben aldım. Yanlarından püsküllü müsküllü bir apaçi çizmesi. Kızlara gösterdim gösterdim, yok tarzları değilmiş, sevsinler tarzlarını , ben aldım o zaman :)))). Çıkışta bir de baktım ki, ayakkabımı bi kızım, çizmemin ödemesini bi kızım yapmış. Ooooh ne güzelmiş yahu , böyle alış-veriş. Gamse çıkar çıkmaz bizi ekti , arkadaşımla buluşucam hadi bana eyvallah dedi. Biz Naziş'le , Reks sinemasının aşağı kısımlarında otantik ya da marjinal eşyalar satan dükkanlar vardır. Eğer cadı konseptli , kuru kafalı mafalı :)) bir şeyler ararsanız oralara gidin. Zeya'nın oralarda bir çift melek kanadına takılıp ben bunu istiyorum diye tutturmuşluğu vardır. Naziş de bayılır o dükkanlara. Biraz da oralardan bir şeyler aldı , kendimizi Alkım Kitabevinin içindeki Kahve Dünyasına attık sonunda. Kahvemizi içtik, pastamızı yedik bi sürü de kitap aldık. Ben Ilgın Olut'un Neva'yı aldım. Hiç okumadığı bir yazar, bu kitabı 17.baskıyı yapmış. Başka kitaplarda almıştım ama bir baktım Naziş karşımdan bir kucak kitapla geliyor. Heee dedim, ben burda geri adım atayım, ev de okunacaklar var, gelecek sipariş iki kitap da var. Bir tek Neva'yı aldım. Nazlı, Stefan King'den ''O'' ve Jean Christophe Grange'in son kitabı Grange Koloni bir de Erdal Öz'ün Gülünün Solduğu Akşamı almıştı.
Eve geldik, akşam yemeği, çayı biraz tv , gazete, alınan kitaplara göz gezdiriş tumba yatak. Şimdi herkes gitti bu her yeri her yerde ev bana kaldı. Biraz toparlanayım, yemek işini halledeyim, pazara çıkacağım. Tüm program bu.
Yarın 6 Ekim. İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle okullar tatil. Kızlar ev de yarın, Cancan'ı da davet ettik. Yani yarın bizim ev de harp var:)))
İyi bir hafta olsun ama dikkat yağmurlu bir hafta bekliyor bizi
not-Dün Kadıköy' de burnunu, takı dükkanının camına yapıştırıp, vitrindeki takıların resmini çeken hanımlar sizi esefle kınadım:))). Ama pek de şekerdiniz yav, komşu bahçeden erik çalan yaramaz çocuklara benziyordunuz. Ama yaptığınızın sonuç da bir adı var dimi heheheh. Yoksa tezgahta beş liraya satılan kitaba, ben dün niye 27 tl verdim, yanii .
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
5 Ekim 2009 Pazartesi
3 Ekim 2009 Cumartesi
SONBAHAR YAZISI


İnanılmaz keyifli bir sonbahar geçiriyor İstanbul. Üşümüyoruz, sıcaklamıyoruz. Güneş pırıl pırıl, tam da istediğim kıvam da ısıtıyor.
Biraz önce dışardan geldik. Gelince gördüm ki, Ordulu blogdaşım , arkadaşım Aysun Furtun facebook da bana bir mesaj bırakmış. Ordu sonbaharını anlatmış. Göçmen kuşların, Ordu semalarından sıcak ülkeler doğru, göçünü anlatmış. Nasıl tatlı, eski bir hatıra benim için. Nasıl bir güzellik anlatılmaz. V şeklinde kaplarlar gökyüzünü, günlerce günlerce göç ederler. Sonra yunuslar boğazdan geçmek için göçe başlarlar. Bunları anlatmış Aysun. Artık üzerinde koca sitelerin yükseldiği, Duru Göl'e götürüdü babam bizi o zamanlar. Anneme dekorasyon için kamış keserdik. Uzun bir sapın üstünde kahverengi kadifemsi başlıklı bu kamışları annem uzun uzun vazolara yerleştir evin girişine , koltukların yanlarına koyarak müthiş dekorlar yapardı eve. Kuşların sığınak yeriydi Duru Göl. Bazen hep birlikte havalanırlardı , uçak kalkar gibi ses çıkarırlardı. Kekliği, yaban ördeği ne ararsan vardı. Şimdilerde göl çoktaaan kurudu, hatta kardeşim o gölün üstündeki Duru Göl sitesinde oturmakta...:)))
Zuz nihayet yılın son yaz tatilini yapıp döndü. Bizim koltuğun ahşabıyla büyük uyum içindeler, ikisi de aynı renk))). Gece biz de kaldı. Ama iki kız da hastalıktan ve erken kalkmaktan erkenden sızınca benimle idare etti. Birlikte "Dünya Bir Tiyatro Sahnesi"'ni izledik. Zülfü Livaneli konuktu. Kenan Işık konuya seldeki yağmadan girdi. Zülfü Livaneli de yağmanın biz de gelenek olduğunu, padişahların bir yeri fethedince, orada askere yağma için üç gün izin verdiğini söyledi . O yüzden bu görüntülerin onu şaşırtmadığını açık yüreklilikle söyledi.
Sabah baktım mutfak da tıkırtılar var hah dedim , kahvaltıyı hazırlıyorlar ben de kalkayım. Ben kalkar kalkmaz onlar oturdular. Ay keşke kalkmasaydım dedim. Öğleden sonra Cancan yarım saatliğine uğradı, bir doğum günü partisine gidiyordu. Doymadık doyamadık. Çok şık giyinmişti. Artık tv de sadece futbol olsun istiyor, babasıyla katıldığı futbol dolu toplantılardan dolayı... "Gol! Gol!" diyerek bize zorla spor kanallarını açtırıyor. Aman ne keyif onları görünce , görmelisiniz hem "Gol! Gol!" diyor hem ellerini havaya kaldırıyor.
Akşama doğru acıktık, ne yapalım derken, Gamsegamse ile geçen akşam gittiğimiz kebapçıya gidelim dedik. Burnumuzun dibindeki bu enfes kebaplar yapan yeri biz es geçmişiz yıllardır. Önceki akşam kocam Beşiktaş maçına, Naziş de arkadaşlarıyla dışarı çıkınca, ikimiz gitmiştik Gamse ile. Çıkarken ustaya teşekkür ettim valla, enfes patlıcanlı kebabından dolayı. Bu gün de Naziş, ben ve Zuz gittik. Kocam artık iki aylık tatilden sonra hafta sonları mesaisine başladı. Göğsümü gere gere tavsiye ediyorum, Bağlarbaşı'ndaki "Kardeşim Kebap" aklınızın bi köşesinde olsun. Dışarda da yemek yiyebileceğiniz yeri var. Biz zaten hep dışarda yiyoruz. Fiyatları için Zuz, şaka mı dedi. Öyle de fiyatları makul yani.
Yemekten sonra Zuz bizden ayrılıp kendi evine gitti. Naziş'le biz de alışveriş ede ede eve geldik. Gamse yolda arayıp sinemaya giriyoruz şimdi dedi. Oh dedik akşam yemeğine bir kişi kaldı, karnı doyurulacak. Zaten bir paket de eve hazırlatmıştık.
Naziş geçenki yaptığın tatlıdan yap dedi. Tatlı yine benim uydurmasyonlarımdan biri, hanımeller negritayı alın, bu yeni çıkan bir bisküvi çeşidi.Yoğun kıvamlı bir çikolata kreması var arasında, biraz kurabiyemsi ve rulo şeklinde yapılmış da dilimlenmiş görüntüsü var. Yarım kg sütle , bir paket vanilyalı pudingi pişirdim. Puding pişerken bisküvileri süt ile iyice ıslattım, servis tabağına dizdim. Pişen pudingi , bisküvilerin üstüne kaşık kaşık döktüm. Soğuduktan sonra buzdolabına koydum. İyice soğuduktan sonra servis yapıyorum. Tadını parfeye benzettiler.
Umarım keyifli bir cumartesi olmuştur sizin için de, devamında gelen pazar da aynı keyif içinde devam etsin...
1 Ekim 2009 Perşembe
yazı mı? yazı
Yorgunum bu gün.Okey grubumla biz de toplandık ama yorgunluk ondan değil hem Naziş Hem Gamsegamse hastalar. Naziş okula gitti geri geldi hemen, Gamse ise neredeyse ağlayarak girdi içeri. İkisi de şifayı almışlar anlayacağınız. Misafire mi? bakarsın, onlara mı? koşturursun canım çıktı. Ihlamur, ekinezya , ve soğuk algınlığı ilaçlarına başladık. Benim de ufaktan kulaklarım ağrımaya başladı bile.
Kocayla yaptığımız gezme sefaları sona erdi, bu gün o da iş başı yaptı artık. Tadilat bitti, ben Ada programını gerçekleştiremeden. Eylül de süper olur Ada. Bi de yapraklar iyice sararıp kızarmaya başlayınca ekim otası kasım başı gibi koru( Fethi Paşa) süper olur.
Dün akşam tam yemek yerken msn de kamerayı açtık karşılıklı benim Ordu kabilemle, onlar da yemektelerdi, karşılıklı yemek yedik. Siz de ne var, sen ne pişirdin , bu gün nereye gittin , onlar yine toplanmışlardı, amanın ben bu sefer daha çabuk özledim bu İsbogilleri, İsbogiller dedim de , bizim soyadımızın tarihini yazacaktım, du yazayım hemen , hem de böylece kayda girmiş olsun.
Benim atalar Sipahi, yani atlı askermiş. Soyadımız oradan geliyor zaten Trabzon Rum Pontus imparatoru, vergi vermeyi reddince Fatih'in üzerine gönderdiği gönderdiği sipahiler arasındalarmış. Vergi işini halledince , çok beğendikleri Ordu'ya yerleşmek için Padişahtan izin isteyip Ordu'da kalmışlar. İyi de etmişler:))) Soyadımız da Sipahioğlu olmuş böylece.
452'de, FATİH 20 yaşında tahta çıkınca, TRABZON'a bir dostluk mesajı göndermiş; KALO İOANNES ise, vergi ödemeye devam etmesine rağmen; OSMANLILAR aleyhine AKKOYUNLU hükümdarı UZUN HASAN ve PAPA 3. CALİXTUS'un GÜRCİSTAN'a gönderdiği LODOVİCO ile irtibata geçmişti... Ayrıca İSTANBUL'un fethinden sonra (1453) göçeden pek çok RUM aileyi TRABZON'a kabul etmişti... Bunun üzerine FATİH, 1456'da SİVAS Valisi HIZIR BEY'i karadan, SAMSUN'daki donanmayı da denizden TRABZON üzerine gönderdi. İOANNES'te şafak attı. Hemen HIZIR BEY'le anlaştı, ve kardeşi DAVİD KOMMENOS'u FATİH'e elçi olarak yolladı. 2000 altın vergi ödemeyi kabullendi. FATİH bu densiz adamı yola getirmek için vergiyi 3000 altına çıkarttı!..
kaynak:http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk57.html
Hadi gideyim ben, ıhlamur kaynadı, içine bir poşet de tarçın karanfil çayı atacağım. Ihlamur, Ordu^dan köyden.Şifa niyetine olsun inşallh...
Kocayla yaptığımız gezme sefaları sona erdi, bu gün o da iş başı yaptı artık. Tadilat bitti, ben Ada programını gerçekleştiremeden. Eylül de süper olur Ada. Bi de yapraklar iyice sararıp kızarmaya başlayınca ekim otası kasım başı gibi koru( Fethi Paşa) süper olur.
Dün akşam tam yemek yerken msn de kamerayı açtık karşılıklı benim Ordu kabilemle, onlar da yemektelerdi, karşılıklı yemek yedik. Siz de ne var, sen ne pişirdin , bu gün nereye gittin , onlar yine toplanmışlardı, amanın ben bu sefer daha çabuk özledim bu İsbogilleri, İsbogiller dedim de , bizim soyadımızın tarihini yazacaktım, du yazayım hemen , hem de böylece kayda girmiş olsun.
Benim atalar Sipahi, yani atlı askermiş. Soyadımız oradan geliyor zaten Trabzon Rum Pontus imparatoru, vergi vermeyi reddince Fatih'in üzerine gönderdiği gönderdiği sipahiler arasındalarmış. Vergi işini halledince , çok beğendikleri Ordu'ya yerleşmek için Padişahtan izin isteyip Ordu'da kalmışlar. İyi de etmişler:))) Soyadımız da Sipahioğlu olmuş böylece.
452'de, FATİH 20 yaşında tahta çıkınca, TRABZON'a bir dostluk mesajı göndermiş; KALO İOANNES ise, vergi ödemeye devam etmesine rağmen; OSMANLILAR aleyhine AKKOYUNLU hükümdarı UZUN HASAN ve PAPA 3. CALİXTUS'un GÜRCİSTAN'a gönderdiği LODOVİCO ile irtibata geçmişti... Ayrıca İSTANBUL'un fethinden sonra (1453) göçeden pek çok RUM aileyi TRABZON'a kabul etmişti... Bunun üzerine FATİH, 1456'da SİVAS Valisi HIZIR BEY'i karadan, SAMSUN'daki donanmayı da denizden TRABZON üzerine gönderdi. İOANNES'te şafak attı. Hemen HIZIR BEY'le anlaştı, ve kardeşi DAVİD KOMMENOS'u FATİH'e elçi olarak yolladı. 2000 altın vergi ödemeyi kabullendi. FATİH bu densiz adamı yola getirmek için vergiyi 3000 altına çıkarttı!..
kaynak:http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk57.html
Hadi gideyim ben, ıhlamur kaynadı, içine bir poşet de tarçın karanfil çayı atacağım. Ihlamur, Ordu^dan köyden.Şifa niyetine olsun inşallh...
30 Eylül 2009 Çarşamba
bir expresso makinesin ettiği

Bu gün Ruhdağı, bir yazı yazdı, aldı beni nerelere götürdü. Konu kırmızı renkli bir expresso makinesiydi. Benim çocukluk yıllarım, babama yurt dışından bir arkadaşı expresso makinesi getirmiş. Getirmiş de Türkiye henüz hazır kahve ile yeni tanışıyor. Amerikan kahvesi ve o yıllardaki en bilindik marka olma nedeniyle nescafe diyor. O da çok ünlü resteurantlar da veya yurtdışı ilişkileri olanlar da var. Adam makineyi fabrikaya bırakıp gidiyor. Babam kahve makinesiymiş dediyse de Annem onun Avrupa usulü demlik olduğuna karar verdi ve onunla ara ara çay demledi bize. Makineyi geçen senelerde gördüm , tezgahın altındaki dolapta, babam hala saklamış. Boru değil 60 lı yılların sonlarına denk gelen bir çocukluk yaşadık . Dedemn Amerika dan getirdiği kahveleri Anneannem inatlaTürk usulu pişirirdi. Dedem , bunu sıcak suya karıştıracaksınız, kaynatmayacaksınız dedikçe , hiç öyle olur mu ? der kızardı. Bizim makine resimde gördüğünüz. Ocak üstüne oturtuluyor. Şimdiki makineler aynı uzay aracı gibi kalıyor bunun yanında. Zuz görünce hemen hatırlayacaktır olayı:)). Yani insanların olduğu gibi eşyaların da bir kaderi var galiba. Bu makine bizim ev de tabiatina aykırı bir yaşam sürdü. Hayatta umduğunu bulamadan bizim tezgahın altını boyladı:)))
Sonra yine Almanya dan gelen bir grundig marka radyo. Yıllarca Anneme eşlik etti mutfak da. Biz İstanbul'a yeniden döndüğümüz de, yıl 1974 , Türkiye artık tv ile tanışmış. Aşk-ı Memnu , Zengin ve Yoksul, Kaçak , Kaptanlar V e Krallar yerleşmiş baş köşeye. Annem yine mutfağının baş köşesine oturttu onu. Bir gün ikimiz de mutfaktayız, radyoda, yüksek yüksek tepeler ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler çalıyor. Ağladı annem, ben güldüm ne komik bir türküye ağlamak diye. Şimdi ne zaman bu türküyü duysam ağlarım. Annem İstanbul'a ilk gelişin de; tanıdığım bir kuş bile yoktu derdi. Zeynep Kamil de , Zeynep Kamil Hastanesinin karşısındaymış evimiz. Ben doğunca , hastane odasının penceresinden bakar, evimi özledim diye ağlarmış. Aradan yıllar geçip de yeniden döndüğünde aynı gurbet duygusunu yaşaması tuhaf gelirdi bana. Yıllarca yaşadığın, çocuklarının doğduğu, artık geniş bir çevrenin olduğu bir yer halbuki derdim. Gerçi, yıllar geçince Ordu O'na gurbet gelmeye başladı. Ordu yazlarının yerini Kumburgaz, Yalova yazları aldı.
Ruhdağının yazısını okuduğumdan beri Ordu'dayım ben. Zaferi Millinin yokuşlarına tırmanıyorum, okuldan çıkıp çantamı ters çevirip yokuştan aşağı eve ışınlanıyorum. Mehmet Amcanın frenk üzümlerine dadanıyorum. Dut ağaçlarının tepesine tırmanıyorum.
Dip not. Yamayı unutmuştum dün, Zaferi Milli mahallesi deyince aklıma geldi. Dün karı koca İstiklal de yürüyoruz. O sırada karşıdan Karşıdan Ordu'lu olup, dizilerde , reklamlarda sıkça karşılaştığımız tanınmış biri gelmek de. Çemberimde Gül Oya da Selda Alkor'un kocasıydı diyeyim anlayın siz. Tam karşımıza geldiğin de , Zaferi Milli den Lale değil mi dedi. Ta kendisi dedim. Kocamla tanıştırdım, ayak üstü sohbet ettik. Belki 25 yıldır görmemişimdir kendisini. Ayrılınca , kocama döndüm dedim ki-böyle de unutulmaz bir şahsiyetimdir anla dedim:)))
29 Eylül 2009 Salı
Salının akşamı
O yeni nesil bebeklerden, ilgi alanında bilgisayarlar, cep telefonları var. Naziş de baktı ona fırsat vermiyor, bu önlemi aldı. Artık birlikte çalışıyorlar. Arada yine ablasınınkine sarkmıyor da değil yine de. Bizim açık renk salonun ortasında , masanın baş köşesinde duran cart mavi sandalye O'na ait. Her gelen de soruyor bu kimin diye, biz de bu , bizim evin yeni efendisinin tahtı diyoruz:))Bu gün, öğleden sonra karı- koca yollara düştük. Beyoğlu, Cihangir, Çukurcuma da dolaştık. Eniştemi ziyaret ettik. Kemancı Bar da çıkan kavgaya tanık olduk. Yollar birbirine girdi, polisler koşuşturdu, bizim meraklı millet oraya doluştu. Biz tam oradan geçerken olayın patlak vermesi de enteresandı hani. Sonbahar gelmişti Taksim'e. Lavanta satıcıları, kestaneciler çıkmışlardı piyasaya. Hava çok güzeldi, biz birer t-shirt le çıktık. Ama bot, çizme giyen hatunlar vardı. Tamam kombineleri güzeldi, mini elbiselerin altında uzun çizmeler pek yakışmıştı ama kışın ne giyeceğiz anacım. Bu ara kocamın iş yeri tadilatta , fırsattan istifade geziyoruz, bir programım da Ada'ya.
Benim okey grubumla buluşmalarım da başlıyor. Perşembe günü sancak alabanda deyip bizim ev de başlıyoruz turlara.
Bu arada alınacak kitaplar listem doldu taşıyor. İlk sırada Açlığın Şarkısı ve Moskof Cariye Hürrem var. Kitapları alayım, bir başlayayım , sonra bu konuda konuşuruz.
Yeter akşam akşam şimdi , Canım Ailem dizisini izlemek üzere salona yollanmalıyım.
SALI SALI
Günler kısaldı ama bizim için uzadı. Çünkü; gün artık bizim ev de , 05.45 de başlıyor. Malum okullar açıldı aslında nihayet açıldı demeliyim, Türk eğitim tarihi, böyle bir geç eğitime başlama tarih,i henüz görmedi. Neyse orası benim üzerime vazife değil, pek muhterem devlet büyüklerim varken, her bayram tatilinin kıçına iki üç gün daha yapıştırıp onu anlı şanlı tatile dönüştürenler varken. Laf aramızda çalıştığım dönemlerde pek hoşuma giderdi böylesi durumlar heheheheh. Şimdi işin ucu bana dokunmaya başlayınca böyle afra tafralar yapmaya başladım. E millet 10 gün ev de olup, üç öğün hizmet beklerse, mutfak 24 sat hizmet verirse olcağı bu :))).Karşıyım abi uzun tatillere karşıyım. Ben bu fırsattan istifade tatile gidersem olabilir :))).
Neyse işte! dediğim gibi, sabahın köründe pörtlüyoruz. Servislerin, trafik yüzünden erken yola çıkması sebeplerden bir tanesi. İkisinin de okulunda kahvaltı çıkıyor , kahvaltı merasimimiz yok ama, evde bir harket bir bereket sormayın gitsin. Bi de Anneee olmuş mu?? bu, bunla diye sormalar.Akşamdan hazırlanıyor giyinilecekler ama nedense bu soru hep sabah sorulur. Bir de hava soğuk mu?? acaba sorusu. Uzatın parmağınızı dışarıya bakın dimi.
Dün, Cancanla hasret giderdik. Biz O'na bol bol sarıldık O da bizi bol bol ısırdı. 12 gündür görüşemiyorduk. Tatilde, büyümüş, bronzlaşmış daha bi yakışıklı olmuş.Gelirken Kaş'ın çok sevdiğim kırık zeytininden ve kekiklerinden getirmeyi unutmamış. Geçen yıl Gamse ile son anda pazara dalmış, İstanbul'a gelince de niye az aldık diye hayıflanmıştık. Kırık zeytinler, tek tek elde kırıcıyla kırılıp, salamura yapılıyor. Üzerine de kekik serpin enfes olur. Cancanla birlikte kahvaltı yaptık. Naziş de Kipur nedeniyle evdeydi. Yabancı okullar da çalışmanın bir faydası da, bizim tatillere ek olarak bir de onların bayram tatillerinin olması. Naziş de hep yabancı okullarda çalıştığı için bu hakdan bol bol faydalanıyor. Geçen hafta da Roşaşana tatili vardı.
Dün akşam iki dizi başladı. Ezel ve Kapalıçarşı. Ezele bir baktım, senaryosunu yazdım. Kapalıçarşıyı da yazdım ama izlerim. Tüm zamanların en yakışılısı Nejat İşler ve ne kadar dram oynarsa oynasın benim için 7 Numaranın Sabiti olan, çok güzel Mihriban söyleyen Olgun Şimşek var. Erkan Can'ı da unutmayalım. Fırtınada ki İmam rolüyle kalbime taht kurmuştur.
Gece kabus görmüşüm, vik vik edince kocam uyandırdı. Sonrada ne gördün , ne oldu sorgulaması , sabah konuşuruz dedim. Garip bir suya düştüğümü hatırlıyorum, birinin parmağı kopmuş onu arıyormuşum. Suyun üstünde bir şeyler vardı onlara basarak yürüken cup diye düştüm. Su berraktı ama dibinde kalıntılara benzeyen bir şeyler vardı. Valla peşin peşin sölim, şuran açık kalmış, buran açık kalmış esprisi çok bayatladı. Ama yeni bir esprisi olan varsa çekinmesin yapsın.
Kalktım, yeşil çayımı içtim, tostumu yedim, sabah gazetelerini okudum, biraz nette gezindim, hadi bi yazı yazayım dedim , yazdım saat oldu 08.25. Gidip biraz şekerleme yapayım tv karşısında , sonra bir kahve ile kendime gelirim. Hadi bakalım gününüz aydın olsun, iyi bir gün olsun.
Neyse işte! dediğim gibi, sabahın köründe pörtlüyoruz. Servislerin, trafik yüzünden erken yola çıkması sebeplerden bir tanesi. İkisinin de okulunda kahvaltı çıkıyor , kahvaltı merasimimiz yok ama, evde bir harket bir bereket sormayın gitsin. Bi de Anneee olmuş mu?? bu, bunla diye sormalar.Akşamdan hazırlanıyor giyinilecekler ama nedense bu soru hep sabah sorulur. Bir de hava soğuk mu?? acaba sorusu. Uzatın parmağınızı dışarıya bakın dimi.
Dün, Cancanla hasret giderdik. Biz O'na bol bol sarıldık O da bizi bol bol ısırdı. 12 gündür görüşemiyorduk. Tatilde, büyümüş, bronzlaşmış daha bi yakışıklı olmuş.Gelirken Kaş'ın çok sevdiğim kırık zeytininden ve kekiklerinden getirmeyi unutmamış. Geçen yıl Gamse ile son anda pazara dalmış, İstanbul'a gelince de niye az aldık diye hayıflanmıştık. Kırık zeytinler, tek tek elde kırıcıyla kırılıp, salamura yapılıyor. Üzerine de kekik serpin enfes olur. Cancanla birlikte kahvaltı yaptık. Naziş de Kipur nedeniyle evdeydi. Yabancı okullar da çalışmanın bir faydası da, bizim tatillere ek olarak bir de onların bayram tatillerinin olması. Naziş de hep yabancı okullarda çalıştığı için bu hakdan bol bol faydalanıyor. Geçen hafta da Roşaşana tatili vardı.
Dün akşam iki dizi başladı. Ezel ve Kapalıçarşı. Ezele bir baktım, senaryosunu yazdım. Kapalıçarşıyı da yazdım ama izlerim. Tüm zamanların en yakışılısı Nejat İşler ve ne kadar dram oynarsa oynasın benim için 7 Numaranın Sabiti olan, çok güzel Mihriban söyleyen Olgun Şimşek var. Erkan Can'ı da unutmayalım. Fırtınada ki İmam rolüyle kalbime taht kurmuştur.
Gece kabus görmüşüm, vik vik edince kocam uyandırdı. Sonrada ne gördün , ne oldu sorgulaması , sabah konuşuruz dedim. Garip bir suya düştüğümü hatırlıyorum, birinin parmağı kopmuş onu arıyormuşum. Suyun üstünde bir şeyler vardı onlara basarak yürüken cup diye düştüm. Su berraktı ama dibinde kalıntılara benzeyen bir şeyler vardı. Valla peşin peşin sölim, şuran açık kalmış, buran açık kalmış esprisi çok bayatladı. Ama yeni bir esprisi olan varsa çekinmesin yapsın.
Kalktım, yeşil çayımı içtim, tostumu yedim, sabah gazetelerini okudum, biraz nette gezindim, hadi bi yazı yazayım dedim , yazdım saat oldu 08.25. Gidip biraz şekerleme yapayım tv karşısında , sonra bir kahve ile kendime gelirim. Hadi bakalım gününüz aydın olsun, iyi bir gün olsun.
26 Eylül 2009 Cumartesi
Evdeyim iki gündür . Dün temizlik yaptım , film izledim. Akşamı kahvaltı ile geçiştirdik. Çünkü saat dört gibi bir şeyler yemiştik Naziş'le . Kocam ve Gamsegamse de yarı tok geldiler. Dün akşam tam biz karı-koca kahvaltıdan bozma yemeğimizi yemiştik ki, Gamse arayıp , - Anne kuaföre gelsene dedi. Ay gelemem, dizim başladı, çayım elimde dedimse de kıyamadım gittim. Kuaför bizim evin üç apt yanında zaten. Çok şirin espritüel bir çocuk, Ordu'lu bi de heheheh. Neyse biz , O'nunla çene çaldık. O bir taraftan bizim kızın saçlarını fönledi. Gülmekten öldürdü beni. Hani diyor , şu sosyetik kuaförler var ya, bak onlar saçı şöyle fönler. Saçı sarıyor fırçaya , artistik bir biçimde yandan atıyor. Bak ben de yapabiliyorum,ama ne gerek var , saçı da , müşteriyi de , kendimi de yormaya. O eğitimi bizde alıyoruz, hafta da bir seminerlere katılıp, yenilikleri takip ediyorum. Müşreri tiplerinden söz ediyoruz, zor müşteriler var falan diyorum ben. O da , ama ben de zor kuaförümdür ha , diyor, müşteriye küserim, trip atarım, hep onlar mı? yapacak. Bu arada manikürcü gitmişti tabi, dur ben seni yarınlık idare edeyim dedi, Gamseye, tırnaklarını törpüledi, french yaptı ve extra bir kuruş da almadı.
Eve geldiğimiz de Hanımın çiftliği yarı olmuştu zaten. Yeniden çay demledik.Çok mu? içtim nedir, gece uyuyamadım daha doğrusu zor uyudum. Salona gittim, baktım naziş uyumuş, uyandırmadım geri yatağa döndüm. Orada da tv açmadım bu kez de kocam uyanır. Sabah olunca, salonda uyumayı yasak etim. Rahat yataklarını bırakıp, battaniye ile oraya buraya kıvrılmaya bayılıyorlar, hafta sonları öyle yapmak hoşlarına gidiyormuş.
Bu gün ne yemek yapmayı teklif ettiysem hepsi burun kıvırdı. Ben de akşama kadar bir şey yapmadım, akşam üzeri kalkıp orman kebabı yaptım. Valla orman kebabı dile geldi:))) . Yanına da bi pilav çektim .Ama ne yazık ki ,kızların ikisi de yemeğe gelmedi.
Yarın için hiç bir planım yok, yarın ola hayrola.
Eve geldiğimiz de Hanımın çiftliği yarı olmuştu zaten. Yeniden çay demledik.Çok mu? içtim nedir, gece uyuyamadım daha doğrusu zor uyudum. Salona gittim, baktım naziş uyumuş, uyandırmadım geri yatağa döndüm. Orada da tv açmadım bu kez de kocam uyanır. Sabah olunca, salonda uyumayı yasak etim. Rahat yataklarını bırakıp, battaniye ile oraya buraya kıvrılmaya bayılıyorlar, hafta sonları öyle yapmak hoşlarına gidiyormuş.
Bu gün ne yemek yapmayı teklif ettiysem hepsi burun kıvırdı. Ben de akşama kadar bir şey yapmadım, akşam üzeri kalkıp orman kebabı yaptım. Valla orman kebabı dile geldi:))) . Yanına da bi pilav çektim .Ama ne yazık ki ,kızların ikisi de yemeğe gelmedi.
Yarın için hiç bir planım yok, yarın ola hayrola.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)