Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Ağustos 2009 Cuma

ŞARKILARDAN FAL TUTSAM

Sahnelere atsam kendimi, bağıra bağıra şarkılar söylesem, herkes bi yana kaçışssa. Manolyam güzel kuşum ben sana vurulmuşumu söylesem. Bu benim bulaşık makinesi boşaltma şarkım, özel bi nedeni yok. Karakoldaa ayna var , ayna var, kız kolunda damga varr diye bağırsam. Mutfakda tencere kebabına dönüşmeye bekleyen patlıcanlara doğru hem de. Patlıcanlar kızarmayacaklar malesef. Bu sıcakta asla kızartamam. Hafif zeytinyağlanıp , fırın tepsisisine dizilip fırına atılacaklar. Sonra önceden pişirilmiş kuşbası et, arpacık soğan ve sarımsakla sotelenip, bol domates ve sivri biberlerle birlikte , tencerede patlıcanlarla halvet olacaklar. Patlıcan fanatiği , Gamsegamse , kızartmadan yapmışsın yine diyecek, kaşığını bir taraftan da cacığına daldırırken. Yanında da pilav olacak mutlaka.

Akşama görümcem de okey partimiz var. Okey grubumla neredeyse bir aydır görüşemedik, Ordu falan derken. Bu akşam çetin bir karşılaşma olacak :))). Dün yine görümcelerimle toplandık. Ay bi güzel sohbet ettik, bi de baktık ki saat akşamın yedisi olmuş. İki sokak ötedeyiz zaten birbirimizden. Eve girdim , balkon kapısınıa açmamla sokakda kızılca kıyamet koptu. Biri kameradan gördüm, saat altı buçukda buraya çöp bıraktın diye avaz avaz bağırmakda. Sokakda oynayan çocuklar korkuyla bağrışmakda, birden adam döndü gitti elinde tornavida ile döndü, o sırada kocam da geldi, biz aval aval balıyoruz balkondan. O kadar küçük bir sokak ki burası , öyle olaylara falan alışık değildir. Herkes birbirini yirmi senden beri tanır, Ekşi sözlük de bile, İstanbulun en kısa sokağı diye geçer:))). Toplasan karşılıklı sekiz taş çatlasa dokuz apt var. Akşamları dışarıya çıkarılan küçük çocuk sesleri,maç akşamları gol sesleri , bir de rüzgar çanları duyulur. Gece uykumda öyle hoşuma giderki onların sesi, bir de sabahın erken saatlerinde. Neyse konuyu dağıtmayalım. Olaya tornavida girince , herkes müdahele etti ve polis geldi. İkiside davacıyım diye bağırıyordu. Sonucu bilemiyorum artık.

Gözün aydın olsun sayın okuyucu, bir antin kuntin yazının sonuna daha gelmiş bulunuyoruz. Siz sağ ben selamet gittim ben patlıcanlara doğru.


Not. bu gün Marjo'dan doğum günümü kutlayan ve Teyzeme, Enişteme sağlık dileyen bir kart aldım. Teşekkürler Marjo, haftalar sonra yeniden doğum günü keyfi yaşattığın ve güzel dileklerin için. Bana yeniden iyiki blogcu olmuşum, iyiki aranıza katılmışım dedirttiğin için.

6 Ağustos 2009 Perşembe

abidik gubidik hayat,

Nasılsın derseniz bana, hışırım derim. Hışırın anlamı, parçalanmış, un ufak edilmiş, işe yaramaz hale getirilmiş demektir kanımca.

Beni bu hale getiren Cancan'dır. Hiç yıldızı barışmadı benimle. Her fırsatta saldırıya geçti, her boş anımı yakaladığında önüne neresi gelse ısırdı. Hele yere eğilmiş bir şey alırken , topuğuma bile diş geçirdi ya, helal olsun ona. Neyseki iki kez uyudu, annesi ve Zuz da erken geldi de ben canımı kurtardım. Bu günkü favorisi Gamse Ablasıydı, tüm gülücükler O'na, tüm öpücükler ona, her tarafı diş izi ola ben. Nasıl bir adalet bu anlamadım.

Güne Zuz'un -Ablaaaa, yoldayız, açız, kahvaltı falan etmedik telefonu ile başladık. Ben de yeni bir şey söyleyecek sanmıştım. Ayol sen bize gelirken hep yoldan arayıp - açıım diye bağırmıyormusun. Neyse hemen çayı koydum, Masayı hazırladım. Dünden yaptığım patatesli ruloların bir tepsisini dolaba koymuştum, hemen onu da fırına attım. Zeytinyağlı dolmalardan da koydum masaya. Siz onların kahvaltı dediğine bakmayın, gelmeleri masaya oturmaları 11.30 u buldu. Ben tabi çayımı içmiştim.


Akşam TV de not; seni seviyorumu izledim. Ordu'dan gelirken , otobüste biraz izlemiş , sonra höngürdeyeceğimi anlayıp vaz geçmiştim. Onun yerine Boley'in Kızı' nı izlemiştim. İyiki de izlemişim çok güzeldi. Kitabınının ansiklopedi gibi kalınlığı yüzünden bir türlü okumamıştım. Not; Seni Seviyorum, güzel bir aşk filmiydi.

Yarın için planım yok şimdilik. Hava azıcık serinlesin , haliç vapuru ile gerçekleştirilecek bir planım var.E hadi gittim ben .

BERAT KANDİLİZ KUTLU OLSUN

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Koruda ki Japonlar veee tatile gidemeyenlere öneriler

Bu akşam tam da biz sıcaktan bunalmışken, kocam arayıp hadi koruya gidelim deyince haydii hula hop atladık gittik. Efil efildi, püfür püfürdü. Yeni gelinler gibiydi. Yeniden dizayn edilmiş. Mevsimlik çiçekler değişmiş, yeni küçük heykelcikler konmuş, banklar pırıl pırıldı.

Ben yukarıda oturalım, kah Nakkaş'a kah Boğaza , kah Çamlıca'ya bakarız, çayımızı neyin içeriz dediysem de, ben yine taa Kuzguncuğa kadar indirdiler. Çıkarken akşam yemeğine eve dönelim dedim. Misler gibi zeytinyağlı biber dolmaları, patetesli , kıymalı fırında rulolar yapmıştım. '(poğaça hamuru hazırların, hamuru iki üç parçaya bölüp oval şekilde açın sonra iç malzemeyi koyup, rulo şeklinde sarın, üstüne yumurta sarısı sürün. Her rulonun içine değişik malzeme koyarım ben. ) . Bu yemek değil diyenlere için çorbamız, soslu makarnamız da mevcuttu. Ama hadi çay içelim, bakın simitle güzelmiş, ay yanına krem peynir alalım, bir tabak da kızarmış patetes alalım, ay şu da güzel bu da güzel derken karnımızı doyurduk. Saat 9. 30 gibi, Nazlının bulduğu kısa yollardan resim çeke çeke döndük. Nazlı sonunda - Anneee aynı Japoınlar gibi, her yerde resim çekiyorsunuz dedi. Bu söz boşuna söylenmedi. Bu Japon milleti ile olan maceralarımız, taa kızların çocukluklarına yıl 1994 Kapodokya^'sına kadar uzanır. Hala da devam etmektedir. Marmaray çalışması bitene kadar da devam edeceğe benzemektedir. Benim Taksim de bir Japon Kadıncağızı ile yaşadığım macerayı hatırlayanlarınız vardır. Nihayet o sayede karar vermiştim bir yakın gözlüğe ihtiyacım olduğuna. Yoksa hala bu kitapların yazılarını ne kadar küçük basıyorlar diye sızlanmalardaydım.

Neyse artık biraz da resimlere bakın. Zaten blog rehavette, biraz çiçek böcük görün.





Kızım da çiçekler gibi:))))












Nazlı çok çirkin dedi, Gamse ile biz çok sevdik. Resim bulanık çıkmış.







Bu resim Ece için. Çıplak ayakla harman sözüm vardı,ama resmi bir türlü aktaramadım. Onun yerine çıplak ayakla koru çimleri:)))
Gamsemle karanlık bastıktan sonra
Bu yan pencereden bakan benim, Nazlı zaten o veciz sözü burada söyledi heheheh. Sanki de görünüyorum da.

Kocam bu akşam , otururken, tatile gidemeyenlerle ilgili fikrini söyledi. İnsan tatile gitmiyorsa ya da gidemiyorsa, oturduğu yerin gezilecek görülecek yerlerini gezerek de tatil yapabilir dedi. Mesela, dışardan biri sizin oturduğunuz yere tatile gelse ne yapar, onu yapın. Diyelim ki tatile gidemeyen Ordulular. Bi gün Boztepeye çıkın Ordu'ya bakın, çay için, arabanız yoksa , Ptt önünden dolmuş kalkıyor. Geçtiğimiz yıllarada bir kez o minübüslerle çıkmıştım ben. Çok da zevkliydi, köylerden falan geçmiştik. Yanımda kuzen Halil vardı, Boztepeye çıkmalı, şu Orduya balmalı türküsünü bağıra bağıra söyleyerek bizi rezil etmişti , ama olsun. Bi gün Giresun tarafındaki plajlara gidin özellikle Mavi Dünya servis açısından çok iyi. bir gün Perşembe tarafına hatta Çaka'ya gidin. İki kaya rasından yüzün, beni anın.Uzun Saçlının yerinde köz de demlenmiş çay için. Akşamları sahilde yürüyüş yapın, mutlaka rıhtıma kadar yürüyün. Dönüşte İkizevler de bir kahve için. Denizcilerden de bir dondurma alın yiye yiye evinize gidin. Biz çocukken her akşam yemeğinden sonra sahile çıkar uzun yürüyüşler yapardık. Hatta tüm Ordu Halkı diyebilirim. O yüzden hep fitti Ordu kadınları. Ordu'da ulaşım büyük ölçüde özümlenmiş. Her yere ama her yere dolmuş var. Amma velakin trafik sıkışıklığı İstanbulu aratmıyor. Bazı yerlere giderken arabalara sığmadık, genç kesim arkamızdan dolmuşla geldi. Hatta bizden önce vardılar , gidilecek yerlere.
Hadiii ben Ordu için ip uçları verdim. İstanbulu yaza yaza ip de kalmadı ucu da. Siz de yazın yaşadığınız yerlerde neler yapılabilir, tatile gidilemiyorsa.
yarın Cancan geliyor. İki haftadır yürümeye başladı. İş büyüdü anlayacağınız. Artık peşinde bir orduyla geziyoruz. Bir bakmış çöp karıştırmakta , bir bakmışız su damacanası yerlerde. Ama süper oldu süper. Artık seviyorsa da bilinçli seviyor, en çok da kendi menfaatlerini gözetiyor. Kime yanaşırsa atta gideceğini, kiminle balkon sefasını yapacağını kiminle yemek yiyeceğini biliyor. Milletle oynuyor oynuyor ama ağlarken taa gözümün içine bakıyor.
Hadi gidip yatayım şimdi, enerji depolamam gerek.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Beyoğlundan

Herkesler gitmiş, Beyoğlu bize kalmıştı. Taksim alışılmadık bir biçimde tenhaydı. Bambinin aşcısı dışarı çıkmış , reklam yapmaktaydı, yemek yiyene çaylar benden demekteydi.Közde mısır yapanlar yüzünden biraz is kokuyordu, Arka sokaklar, ara sokaklar çöp içinde yüzüyordu , ortalık leş gibiydi.Çok arap turist vardı. Çok siyah çarşaflı kadın vardı, bir tek gözleri görünüyordu, yanlarındaki adamlar, tişörtlü ve şortluydu. Siyah çarşafların da bir modeli olduğunu biliyormuyduz, o kadar çok görünce algılarım açıldı demekk ki.. Kolları işlemeli , yırtmaçlı olanları bile vardı.

Gecesine gelelim, yine de tenhaydı. Bu kadar gürültülü müzik yapıldığını unutmuşum, Fatih Ürek'in geçen yılki şarkısı hadi hadi, hala gözdeydi. Sivrisinek vardı .Adiler hiç kimseye gitmeden beni yediler. Amma , en sonunda bir tanesini yakaladım ve kan fışkırdı. Öyle bir emmiş ki kanımı, dıçını kaldırıp kaçamadı heheheheh.


Evden bir gün önce çıkmıştım üzerinize afiyet, dün akşam yedide döndüm. Giderken ton balıklı makarna, mantı çorbası ve zeytinyağlı barbunya pilaki yapmıştım. Ton balıkları yenmiş makarna kalmıştı, çorba bitmişti, barbunyadan da biraz kalmıştı, biraz salata , tavuk falan ilave ettik yemeğe, karı- koca yedik. Beşiktaş'ın maçı varmış, salon kocaya bırakıldı, Gamseyle küçük televizyona takıldık. Sıkıntıdan patladık, facebook'a resim ekledik, tv de izlemeye bir şey bulamadık sonra ben biraz kitap okudum yatakta. Gece sıcakladım salona kaçtım, klimayı açtım , baktım sabah olmuş. Çok gürültü yapmışım, Gamsegamse ihtar çekti .

Bu kadar bu gün. Karadeniz otları, hikayeler falan başka güne kaldı .


düzenleme-1: ne sevimsiz bir gün.

31 Temmuz 2009 Cuma

her şeyin bir bedeli var

Onca güzelliği yaşamanın da bir bedeli oldu. Koştur koştur denize gitmeler, dalgalara atlamalar, gece yarısı köye gitmeler, gece yarılarına kadar balkon sefaları, Denizcilerde dondurma keyifleri , Boztepe de kendini rüzgara vermeler, bana yol su elektrik ve Susurluk olarak geri döndü:)))

Ordu^dan geldim geleli enerjimde bir düşüklük vardı. Bunu oradaki yorgunluğuma ve uzun yola bağlamıştım. Kocama da- aynı çalıştığım dönemlerdeki , koleksiyon dönemlerindeki gibiyim diyordum. Bu gün Nazlı , - Anne gel markete gidelim dedi. Gittik biraz dolaştık. Ben birden sanki uykum gelir gibi hissettim. Her tarafım ağrımaya başladı. Sanki boğazımda saçaklı bir şey var da, boğazımdan aşağı sallanıyor gibi hissettim. Nazlı'ya - boğazıma bi bak , dedim. Anneee iltihaptan bademciklerin görünmüyor dedi. Eve kendimi zor attım. Tedaviye acilen başladık. Yarına kadar iyileşmem gerek çünkü; yarın Beyoğlu ekibimle randevum var.

Biraz iyileşeyim, size Denizciler dondurmasını anlatacağım. Yanık sütten yapılan, tadını hiç bir yerde bulamayacağınzı bir dondurma. Zuz ağzına hiç dondurma koymaz mesela ama buna bayılır. Yağlılarımızı anlatacağım. Ege otları Ege otları diyoruz ya, bayılırım da ayrıca onlara da amma bizim meloycanı, hoşkıranı, sakarcayı anlatacağım size. Ve Sipahioğullarının Orduya taaa Rum Pontus İmparatorluğu zamanında yerleşmesini ama neden Sipahioğlu olarak sadece bizim olduğumuzu da anlatacağım. Ama önce bir ada çayı içmeli, antibiyotiğime başlamalıyım. İnanın bana dönüşüm muhteşem olacak ama pazartesiye.

düzenleme 1: Hastayım hastayım dedim, ilacımı içtim, bir saat yattım, hatta uyumuşum. Sonra kalktım pasta yaptım.

3 yumurtayı , iki su bardağı şekerle çırptım, yarım paket margarini erittim( zeytinyağlı margarin). Bir pakette kakao koydum, bir bardakta yoğurt koyup iyice çırptım. Vanilya ilave ettim, bir bardaktan biraz fazla un koydum , yeniden çırptım. En son da bir bardak pirinç unu ve kabartma tozu ilave ettim ve yuvarlak bir borcama döktüm. 180 derecede pişirdim. Çıkınca 10 dk bekletip , üstüne bir su bardağı süt döktüm. Ha bu arada fırında kek pişerken herhangi bir marka çikolatalı sos pişirdim. İkisi de ılık olunca kekin üstüne döktüm. Benim kızların çocukluklarından beri en sevdikleri pastadır. Bir komşumdan almıştım tarifi. Kızıyla, Nazlı aynı sınıftaydı. Nazlı kızdan nefret ederdi, hatta kapılarının önünden geçerken tükürürdü. Ödüm kopardı biri görecek diye.


düzenleme2:Dışarda ne güzel yağmur yağıyor. Ay ne anlamsız cümle, dışarda değilde içeride mi yağacaktı:))

30 Temmuz 2009 Perşembe

Ordu Olay Gazetesinde Lale'nin Bahçesi

Ordu seyahatim sırasında blogcu dan tanıştığımız , Ordulu hemşehrim S. Aysun Furtun ile tanıştığımı yazmıştım. Aysun Hanım Ordu'da diş hekimliği yapıyor. Bize verdiği kahvaltı daveti sırasında çok tesadüfü bir şekilde bir röportaj gerçekleşti. Röportajı Ordu Olay Gazetesinden Nuran Çöl Hanım yaptı. Tanıştıktan bir süre sonra foto muhabiri arkadaşını çağırdı ve kayıt cihazını önüme koydu. Röportaj sırasında buradan size anlattığım şeyleri konuştuk. Eğer okursanız zaten ne kadar doğru söylediğimi anlayacaksınız:)). Nuran Çöl ve foto muhabiri arkadaşına buradan bir kez daha teşekkürler.

Bu resimde neyi tarif ettiğimi valla ben de bilmiyorum:))))


Resimde, en başta oturan teyzem Şaziye, yanında Nuran Çöl ve Gamze. Tam karşıda oturan, Aysun Hanımîn Kızı Gül ve benim yanımda sarı bluzlu hanım da Aysun Furtun.



Dedem Ahmet Sipahioğlu

İşte röportaj.





ORDULULARIN BULUŞTUĞU ...ORDULULARIN BULUŞTUĞU ADRES: LALENİN BAHÇESİ
Bir yazar değil, çalakalem yazdığını söylüyor.. Ordu’nun köklü bir ailesinin ikinci kuşağı desem, eh sayılır.. Ordu’nun yakın tarihinin sosyal tanığı desem, evet evet diyebilirim. Haliyle benden epeyce büyük Lale CELEPOĞLU.Tesadüfi bir tanışma oldu Lale Hanımla. Bir blog siteden tanışmış ve ilk kez bir araya gelen Ordulu bir grup kadın Moda Kafe’de öyle iştahlı konuşuyorlar ki.. İçlerinde gazetemizde Ordu’nun eski ailelerine ilişkin arşiv yazıları ile tanıdığınız diş hekimi Aysun Furtun var. Davete icabet ettim, masanın bir kenarına oturdum. Efendim, masadakiler kim mi, hemen sayayım; Aysun Furtun’un kızı Gül, Ordu’nun ilk fındık tüccarlarından Ahmet Sipahioğlu(1915-2005)’nun torunu Lale Celepoğlu, onun kızı Gamze ve teyzesi Şaziye Sipahioğlu. Çözmeliydim bu buluşmanın nedeni, Lale Celepoğlu’nu diğerlerinden farklı kılan neydi ki ilgi odağı olmuştu.

Soruyorum; LALE CELEPOĞLU, KİMDİR? Aslen Orduluyum, İstanbul’da yaşamımı sürdürüyorum. • Ahmet Sipahioğlu’nun torunuyum. Dedem Karadeniz’in ilk fındık ithalat ve ihracatçılarından, aynı zamanda ilk maden fabrikasını kuran kişidir. • Uzun yıllar yaşadım burada. İsmetpaşa ilköğretim ve Fatih ortaokulunda okudum. Ordu Lisesi’nde yarım dönem okudum. Faal bir öğrenciydim, basketbol oynadım. Fatih ortaokulundayken bir şampiyonluk yaşadık. Çok eskiler bilir, İsmetpaşa İlköğretim okulunun çok büyük bir bahçesi vardı. Onun bahçesi sonradan Fatih Ortaokulu yapıldı.
ORDU KÜLTÜRÜ İLE BÜYÜDÜM
1974 yılında Ordu’dan ayrıldım İstanbul’a gittik. Babam Tokatlı. Annem Ordulu Artıklı köyünden. Kültürden anneden çocuklara daha çok geçer. O yüzden ben bir Ordulu olarak büyüdüm. Tokat ile çok fazla ilişiğimiz olmadı. Ordu kültürü ve yemekleri ile büyüdüm. Her yıl mutlaka geliyorum. Özellikle vefat eden annemin mezarını ziyaret etmek için. Evliyim. İki kızım var. Eşim emekli kimya mühendisi. Büyük kızım öğretmen, meslekte 5. yılını yaşıyor. Küçük kızım İstanbul Üniversitesini bitirdi, çift dal yaptı. Sınıf öğretmenliği ve üstün zekalılar öğretmenliğini aynı anda bitirdi.
AYAĞIM KIRILINCA MODELİSTLİĞİ BIRAKTIM
Eğitimini aldım, 10 yıl kadar modelistlik yaptım. Ayağım kırıldı ve mesleğe geri dönmedim. Bilgisayara yaklaştım bu süreçte, ilk başlarda korktum. Büyük kızım hatta ‘annem korkma bozulmaz bu’ şeklinde espriler yaptı. Önceleri bilgisayarda fal bakardım. Sonra kendime bir site kurdum ‘Lalenin Bahçesi’. (www.laleninbahcesi.blogspot.com) Orada yazmaya başladım. Burası bir nevi benim günlüğüm oldu. Günlük hayatımızın tanığı. Güzel şeyler yazıyorum, çünkü çocuklarıma güzel anılar kalmasını istiyorum. Sevdiklerim, kızdıklarım, gördüklerim, okuduklarım blogumun alt başlığı zaten...

KENDİ KENDİME YAZACAĞIMI DÜŞÜNMÜŞTÜM
Ben orada blog açtığımda kendi kendime yazacağımı düşünmüştüm. Orada günlüğüm olacak ama dünyanın her yerinden arkadaşlarım oldu. Japonya’dan misafirlerim geldi. Annemin 20 yıl önce bana yaptığı yemeği uçakla gönderen oldu. 2005 yılından bu yana çalakalem, içimden geldiği gibi yazdığım için yazılarımı henüz kitap aşamasına getirmeyi düşünmüyorum. Bu adres, hayatımın bir kısmını kapladı. Birçok arkadaşlarım oldu, reel hayata döktüklerim oldu. Diş hekimi Aysun Furtun da onlardan biri oldu.

ÜSKÜDAR’DAKİ PANCAR KOKUSU
Ordu’yu çok seviyorum. Ordu’nun usulca sokulan denizi çok güzel. Balkona çıktığımda ışıkların denize yansımasını, Ordu’nun doğasını, Boztepe’ye çıktığımda manzara muhteşem. İnternet sitemde de Ordu’nun resimlerini, yemeklerini, sözlerini ve kültürünü yansıtıyorum. Pancar çorbasını çok sık yapıyorum. Üsküdar’da bir köy pazarı var. Beykoz’un kıyısında yaşayan köylülerin pazara getirdiği melocan, kaldirik, pancar satıyorlar ve alıyorum. Eşim turşu kavurması dışındaki her şeyi seviyor, turşunun pişirilmesine hâlâ bir anlam veremiyor.

ADIMIN VERİLİŞİ TAMAMEN TİCARİ
Dedem Ahmet Sipahioğlu ile en güzel anım ismimi koyuş şeklidir. Benim doğduğum yıl Türkiye’den Hollanda’ya lale tohumu ihraç edilmiş. 1959 yılında ilk defa Türkiye’den Hollanda’ya lale tohumu ihraç edilmiş. Yani şu anda Hollanda’nın ekonomisini lale soğanı ilk defa ülkemizden gitmiş. Dedem de ilk ihracatçılardan olduğu için o gün onun anısına adımı lale vermiş. Adımın konuluş şekli tamamen ticari. Dedeme köyde İspoo Ahmet derlermiş, bana verdiği isim için çok mutluyum. Cumhurbaşkanlığı yazlık köşkü vardır İstanbul Tarabya’da Huber Köşkü dedem onun ilk sahiplerindendi. Benim çocukluğumun bir bölümü orada geçmiştir.
ŞARLO FİLMLERİ İLE BÜYÜDÜK
Dedem Amerika’dan film makinesi getirmişti. Onunla Şarlo filmlerini izlerdik. En büyük torun bendim. Dedem yurtdışından geldiğinde hediyeler getirirdi, önce ben seçer kalanı anneannem diğer torunlarına dağıtırdı.

DOKTOR DİKRAN’IN EVİNİN ÜSTÜNE ÇIKAN DİŞLERİMİZİ ATARDIK
O günkü Ordu ile bugünkü Ordu artık çok farklı. Her yıl geliyorum ama ilkokul, ortaokul arkadaşlarım vardı; bando ve basketbol takımından arkadaşlarım vardı. Bir tane bile tanıdığıma rastlamıyorum. Herkes gitmiş. İsmetpaşa İlköğretim Okulunun müdürü Mahmut İşbakan’dı. Aynı sokakta iki okul vardı: Cumhuriyet ve İsmetpaşa İlkokulu. İki okul öğrencileri kıyasıya rekabet halinde idi. Sınıfımızda bir çok Ermeni arkadaşım vardı. Onların Ermeni olduğunu başka bir dinden olduğunu bilmezdim. Onun ki Vilma’ydı benimki Lale idi. Çıkan dişlerimizi doktor Dikran’ın evinin üstüne atardık. Çıkan ilk dişi kimin evinin üstüne atarsın mesleği o olurmuş, denilirdi. Bizde mahallede bütün çocuklar dişlerimizi Dikran Amcanın evinin üstüne atardık. Eğer bu söz gerçek olsaydı hepimiz bugün doktorduk. Paskalya bayramında paskalya çöreği yaparlardı ve dağıtırlardı. Onlardan yerdik. Mahallede o kim, bu kim demezdik insandık sonuçta. Sadece isimlerimiz farklıydı.

ZAFERİ MİLLİ, KÜÇÜK BİR KÖY OLMUŞ
Değişim güzele giderse insan üzülmüyor ama Zaferi Milli artık o eski Zaferi Milli değil. Orayı satanlar köyden gelenlere satmışlar. İneği, tavuğu, danasıyla birlikte gelmişler. Oyun oynadığımız yerleri mısır tarlası yapmışlar. Küçük bir köy olmuş, orası.

MAHMUT İŞBAKAN, UNUTULMAZ BİR MÜDÜRDÜ
Mahmut İşbakan’dan bahsetmek istiyorum, çok değişik bir insandı. Kaleminizi güzel kullanın, defterlerinizi yırtmayın; bir Fransız çocuğu silgisini 6 ay kullanır, bir Alman çocuğu kalemini şu kadar kullanır diye tekrarlar dururdu. Disiplinli ve tutumlu olmayı öğretirdi. Her Çarşamba filmler kiralardı; okulun salonunda Ayşecik filmleri izletirdi. Okulumuzun bahçesinde tavuk, hindi, tavşan kümesi vardı. Her sınıfın bu kümeslere dair beslenme ile ilgili görevleri vardı. Bir hayvanın bakımını ve sorumluluk bilincini bize öğretmiş.

MEDENİ CESARETİMİ ORDU’DAN ALDIM
• Ordu’nun hayatıma kattığı çok şey var. Mesela medeni cesaretimi Ordu’dan aldığımı düşünüyorum. İlkokulda müzik, ortaokulda basketbol, bando takımında yer aldım. Bunlar benim sosyal çevreye katılımımı ve o çevrede yer almamı sağladı...
Yazı dün yayınlandı.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Melekler Korusun ama mümkünse bu Melek değil


Show TV de yayınlanan Melekler Korusun yayınlanmaya başladığı zaman, Hümeyra'nın baş rolde oluşu benim için referanstı.İlk bir kaç bölüm iyi gitti. Oyuncu olmak isteyen bir genç kız. Onu yalnız büyüten ve kendince daha saygın bir meslek edinmesini isteyen anne. Sonunda kızını kıramayarak , evet diyen ve arkasına düşüp gelen , Onu her şeyden korumaya kararlı anne modeli. Buraya kadar iyi güzel. Ne olduysa İstanbul'a gelince oldu. Ve anlaşıldı ki bu dizinin misyonu, Anadoluda yaşayanlara aman kızlarınızı büyük şehirlere okumaya göndermeyin. Çünkü üniversite de okuyan erkek öğrencilerin baş görevi kızları ya yatağa atmak ya da abileri olmak. Arkadaşlık diye bir kavram yok.
Hele bir süt anne var, dağlara taşlara, düşman başına. Eve beş dakika geç kalsan, eve giremiyorsun. Geceyi artık nerede geçirirsen geçir. Bu nasıl namus korumaksa. Kadının en küçük küfürü zaten höst. Höst aşağı höst yukarı.Evlerine girip çıkan kıza , hızmasından dolayı taktığı isim; Nallı. Nallı gel, Nallı git. Yani eşek falan demenin kibarcası galiba. Dizide birbirine yalan söylemeyen yok. Üniversite hocaları baş yalancı. Okulun baş gişisi, artık dekan mı ne bilemem, kıytırık Melek Hanım aşkı yüzünden dolaplar çeviriyor.Okulun kostüm işini , O'nun çalıştığı yere veriyor. Okulun öğretim üyesi kadın hoca, eski sevgilisini , sevgilisinden ayırmak için yapmadık numara bırakmıyor.Dizideki tek düzgün kişi Salih Bey'e düzgün imajı verilmek için neredeyse salak yerine konmuş. Sigara kesin kes yasak, buzlanıyor ama rakı balık muhabbeti gırla. Hoş bence mahsuru yok rakı balığa bayılırım da.


En ucuz kafa yapma yolunu öksürük şurubu olduğu kafalarımıza bir kaç bölüm boyunca kazındı. Hem de reçetesiz de alabiliyorsun oh ne güzel.Senin canın yeterki kafayı bulmak istesin. Geçen bölüm deki bekaret testi son damlayı taşırdı. Kocam bu ne ya, niye izliyoruz, mağara devrindemiyiz? diye sordu.Bihter le Behlül yatağa girdi diye Kanal D yi kapatmaya kalkan RTÜK nerede çok merak ettim. Sezon finalini yaptı ama bence toptan bitiversin .


Ay Ordu muhabbetinin arasına bu girdi , çoktandır yazmak istiyordum kalmıştı.