Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Ocak 2009 Perşembe

Bir süredir yazamadım. Hastalık bir girdi çıkamadı bizden, Nazlı derken , sonra da babam hastalandı. Derken Gamsenin sınavları , ev de bir hengamedir gitti.

Bu arada ben bi Beyoğlu yaptım, iki kitap okudum. Ama yine de çok keyifli olduğumu söyleyemem.Kitaplar Kürşat Başar 'dan''Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum'' ve Şirin Devrim 'den ''Şirin''.

Beyoğlu da keyifli geçti. Dayımda katıldı bize. Bir an önce evdeki sınav ve hastalık havası geçsin istiyorum.

Yani bu kadar desem şimdilik...

23 Ocak 2009 Cuma

Hal böyleyken böyle işte,

Dünkü yazımda bu gün Dragos yolcusu olacağımı belirtmiştim. Çocukluk arkadaşımla , çocukluk arkadaşımız Nimete ziyarete gideceğimizi. Yani bir zamanların Zaferi Milli Çetesi üyelerinin buluşması.

Şimdi noktası virgülüne anlatıyorum bu günü. Ayşegül'le sabah 10.30 Üsküdar olarak belirlemiştik saati.Ama ben baktım ki saat 9.45 de hazır ve nazırım. Aradım hadi çıkalım dedim , aha çıktım bile dedi. Çıktım bi pastaneye uğradım sonra indim Üsküdara, buluşma yerimize vardım ki kimse yok. Aradım ben geldim dedim- ben niye görmüyorum o zaman seni dedi. Bir de baktım ki meydanın karşı tarafında benimle konuşuyor )). El salladım , geldi. Neyse önce Kadıköy yaptık, sonra da Dragos arabasına bindik. Nasılsa yolda uzun ya biz sohbet sohbet gidiyoruz. Ayşegül anlatıyor- Lalem, Hırvatistan Türkiye Maçının olduğu gece eltimin kına gecesi vardı, gece dönerken baktık maç bitmiş biz kazanmışız, baktım tam da burada millet horon çekiyor, ula bunlar bizim uşaklar durudurun arabayı dedim , indim aşağı bi horon teptim bi horon teptim , çocuklar ooo abla da geldi dediler daha da coştular ta gece dörtte geldik eve .O anlata dursun ben bi baktım ki biz Dragos sahillerinde seyrediyoruz. Ayyy biz burada ineceğiz dedim atladık indik.

Asıl sürpriz benden saklanmış, benim ortaokuldan, liseden arkadaşım. Hem aynı takımda basketbol oynamışız, hem de lisenin bando takımında ben trampet çalmışım o flama tutmuş, okul yollarını birlikte arşınlamışız, ne sırlar paylaşmışız , evlenmiş Antalya ya yerleşmişti, Can arkadaşım Nurgül açmaz mı? kapıyı. Meğer Nimetle yıllarca komşu olmuşlar Antalya da,uçmuş gelmiş. Onu görünce ki yüzümün halini görmenizi isterdim.
Dragos

Nurgül, Nimet'den önce bi koşu kahvelerimizi kaptı geldi. Sonra başladık önce geriye geriye sonra ileriye konuşmaya. Annelerimize ne kadar benzedik diye güldük. Dördümüz de annemizi birer yıl arayla kaybettik. Görüşemediğimiz arkadaşlarlarla görüşenlerden , onlar hakkında da haberler aldık.
Prens Adaları
http://istanbulwallpapers.com/wp-content/images/1024/adalar/ADALAR_istanbul_wallpapers_1024x768.jpg

Denize Prens Adalarına karşı çaylarımız içtik .Konuştuk da konuştuk. En çok da deniz maceralarımızı. Öyle bir açılırdık ki, bir bakardık kumsalda tepinen ufacık noktalar, annelerimiz. Kız kızım derlerdi, bu denizin her yeri aynı deniz değil mi? ha bura ha ora, sizin derdiniz ne. Sahi neydi derdimiz acaba.

Akşamın olduğunu telefonlarımız çalmaya başlayınca anladık. Sohbet tatlı ama yol uzun . Kalktık vedalaştık. Ayşeğül'le Kadıköyde ayrıldık.

Eve geldim , Naziş karnelerini dağıtıp gelmiş, çıkınını hazırlamış Zuz'a gidiyor. Gamse'nin bu gün tam üç sınavı vardı hepsi iyi geçmiş. Hal böyleyken böyle işte. Akşam da yemek memek tv, gazete daha ne olsun. Her gün böyle olsun...

22 Ocak 2009 Perşembe

ben eskiden eskiden

Dün sıkıcı bir yazı yazmışım. Ama bu gün hava o kadar güzel ki, yalancı bahar öyle bir sızmakta ki içeriye mümkün değil sıkılmak.

Sabah kahvemi içtim, şöle en sertinden zınk diye kendime geldim. Bİrazdan Gamsegamse sınavdan gelecek, anne ben biraz yatıp, öyle ders çalışayım diyecek, vapurdan da mesaj çeker, gelince ne yiyeceğini sorar. Bizim sülalede iki cins kadın var. Ne yese kilo almayanlar ve su içse top top et olanlar. Gamse, Zuz, Ayşe, Emine ve Mecbure teyzem bu gruptan. Bunlar yatıp kalkıp yerler, her an yiyecek bir şey aranırlar. Ve ikinci grubu da sürekli kontrolsüz yemekle suçlarlar.

Bu gün evdeyim ama yarın Ayşegül'le Dragos sahillerindeyiz. Ayşegül'den söz etmiştim daha önce , çocukluk arkadaşım. yarın onunla başka bir çocukluk arkadaşımıza Nimet'e gidiyoruz. Biz Ordu Zaferi Milli Mahallesi Zafer sokağın en ünlü kız çetesiydik. ıslıkla haberleşir. Hiç bir sinema filmini kaçırmaz, deniz mevsimini ilk biz açar, sigara falları bakar, bahçelerden mandalina çalardık. Üstelik de üçümüzün de evinin mandalina bahçesi varken. Nimetlerin fıstık çamı vardı. Onların evinin damına çıkar , kozalakları düşürür,içlerinden çıkan fıstıkları yerdik. Nurlar içinde yatsın Ayten Teyze damdaki kiremitleri kırıyorsunuz diyerek veryansın ederdi bize. Kahramanımız o zamanların protesti Jane Fonda idi. İkisi de benden üçer dörder yaş büyüklerdi. Ama bana hiç küçükmüşüm gibi davranmazlardı. Bazen Ayşegül arada abla de kız derdi ama hiç abla demedim.

Daha sonraki yıllarda biz İstanbula geri döndüğümüz de, hayatımın bu kısmını yazmıştım, istanbulada doğdum ama annemin en büyük ve evli tek çocuk olması, dayılarımında annem evlendiğin de daha çok çok küçük olmaları nedeniyle babam ailedeki ikinci erkek konumuna geçmiş. O yüzden her aksaklıkta biz Orduya gitmişiz. Dayılar işten , fabrikadan anlamaya başlayınca da yine İstanbula döndük. Nimetle benim İstanbul sokaklarında bir ay süren bir maceramız var. O İstanbul Bankasında işe girmişti. Kendine düzenli bir yer sağlayana kadar bir ay biz de kalmıştı. O sürede aynı odayı paylaştık ve çılgın haftasonları geçirdik. Daha sonra evlenip Antalya 'ya yerleşti. Şimdi o da geri döndü. Yani üçümüz sonunda aynı şehirde buluştuk. Kulağımda annemi kaybettiğim de arayan Nimetin sesi, Behice Teyzeni kaybettik diye arayan Ayşegülün sesi ve bunların arasında süzülerek gelen taa 70li yıllardan gelen ıslık sesleri. Benim ıslığımda Lovestory yankılanıyor. Aramızda dolaşan kitap Marx Gallo dan İktidar Çarkı. Jerzy Kosinski den Boyalı Kuş.

Şimdi kendime bir çay almak üzere mutfağa gidiyor ve yazının devamını yarını anlatmak üzere bırakıyorum

NOT: laleninbahcesi 16 Ocak da sessiz sedasız üç yaşını bitirdi. Üç yıl da ne çok şey paylaştık. Hepsi için bin teşekkür hepinize

21 Ocak 2009 Çarşamba

Berbat bir gece geçirdim, uyudum uyandım. Tam sabaha karşı uyayacakken Naziş kombinin derecesini yükseltmiş, sıcaktan öleceğimi sanıp pencereyi açtım, kocam uyandı noluyor dedi, hiç dedim. Kalktım mutfak pencerelerini açtım, gezindim, Gamse uyandı ben yarın sınava giricem ne bu gürültü dedi.

Şimdi herkes gitti ama bu kazan kafa bana kaldı. Haberlerde Türk erkeklerinin %57 sinin Angelina Jolie ile bir gün geçirmek sitediğini söylüyor.Ben gün deyim siz anlayın işte. Anket yapılmış 255o kişi arasında.

Mail kutumu dolduran spamlardan sıkıldım. Her gün milyonlarca dolar kazandığım için beni tebrik edenlerden, I NEED YOU diye başlık atanlardan. Facebook da beni arkadaş olarak eklemişsiniz diye gelen virüslerden, biz kekiz ya. Köyden yarın geldik ya.

Derya Baykal'ın açık süt reklamından. İnadına inadına herkes açık süt alsa. e- faturaya geçtiğimiz halde hala posta kutusunun zarflarla dolmasından sıkıldımmmmm.

19 Ocak 2009 Pazartesi

BİR PAZARTESİ YAZISI

Sabah Gamsegamse'nin anneeeee Tuçe kahvaltıya geliyo diye, yattığı yerden bağırışıyla uyandım ki saat 10 olmuş. Naziş gitmiş duymamışım, koca gitmiş duymamışım. Hey gidim hey , anneannem sağ olsaydı ne kızardı. Evlenirken, ataş gibi olcan dedi bana, bi bastığın yere bi daha basmayacaksın dedi ooo bizde ev boşalmışta pireler ıçmuş bir yerlerde haberimiz yok.

Biraz daha yatakta oyalanıp kalktım, kahvaltıyı hazırladım, zaten poğaçalarımız vardı, Tuçe de simit getirmişti. Birlikte kahvaltı yaptık. Hemen salonu toparladım, onlara yine bir yiyecek , içecek ,kuru yemiş tepsisi hazırladım ve onları ders çalışmaya bırakıp, günlük işlerimi yapmaya koyuldum.

Dün akşam kitabımı bitirmeden yatmadım. Uçurtma Avcısını. Son bölümlerinde ağlaya zırlaya bi haller oldum. Naziş de tam kendime çay hazırlayıp okumaya çekilirken Lipton Huzur vermişti, al anne bunu dene çok rahat uyuyosun hem de demişti., tadını pek sevmedim ama sanırım onun da etkisiyle küp gibi uyumuşum. Kitabı tavsiye ediyorum. Konusunu bir önceki yazım da kırmızı harflerle yazmışım zaten. Dili çok güzel, anlatılanların gerçek olduğunu bilmek insanı daha da sarsıp kitabı daha da etkileyici hale getiriyor. Afganistan hakkında okuduğum ikinci kitap bu, ilkini de aşağıda tanıtıma aldım, çünkü bunu da okumanızı tavsiye ediyorum.Bilirsiniz ben şunu bunu okudun beğendim beğenmedim derim ama kolay kolay kitap tavsiye etmem.
Belgesel yapımcısı Siba Shakib, Afganistan´daki bir mülteci kampında tanıştı Şiri-Gül ile hayatını anlatan bu kadının yaşama gücü ve direnciyle büyülendi. Şirin-Gül, bütün Afganlı kadınların trajik yaşamlarının ete kemiğe bürünmüş bir örneğiydi ve tam karşısında duruyordu.
Şirin-Gül, yalnızca açlıktan, yoksulluktan, hak ve hukuksuzluktan değil, Kızılordu´dan da, Mücahidin´den de, Taliban´dan da kaçmak zorunda kalmıştı yaşamı boyunca. Hem de uğradığı baskılara, işkencelre, tecavüzlere karşı.

Pazar günü Zuz kahvaltıya gelirim demişti ama sonra kahvaltı sonrasına bıraktı. Bnede mücver olayını kıymalı poğaça olayına çevirdim. Baktım dolapta iki tane haşlanmış patetes var , birazcık kıymalı iç ayırıp onlarıda içine ezdim ve böylece Gamsegamse'nin de istediği oldu. Çünkü O patatesli içle hazırlanan böreğe poğaçaya bayılır. Zuz gelince birlikte ikindi çayı içtik. Biraz didiştik çokça gülüştük ve çok geçe kalmadan akşam yemeğini de yanına alıp gitti)).

Bu gün pazarımız var, birazdan çıkıp dolaşacağım, şimdi yiyecek dışında ne saçmalık varsa alır gelirim yine)).
HADİ BAKALIM İYİ BİR HAFTA OLSUN HEPİMİZE

17 Ocak 2009 Cumartesi

öylesine bi yazı

Yazmadığım günler de biraz gezme var biraz hastalık var , bi sinema var bi de kitap var.
Ben de biraz boğaz ağrısı ve burun akıntısı ve hapşırık ile başladı ama Naziş de tavan yaptı. Okula gidemedi, ateşlendi . Okuldan müdürü arayıp , iki çocukta rota viriüsü görüldü denince üç ayrı dr a gidildi. Niye üç dr diye sormayın çoook ama çok uzun hikaye. Birinci normal muayene yaptı, tahili falan isteyince biz de madem o zaman her zaman ki hastanemize gidelim hem tahlil neyinde orda yaptırırız dedik. Dokrorumuz çok şeker bir kadın. Zaten insanlara şekercim diye hitap ediyor. Nazişi muayene ederken de ağzını aç örtmenim, hadi kocaman bir nefes al örtmenim, karnını aç örtmenim. Sanırsınız çocuk doktorundasınız. Üçüncü doktorumuz tamamiyle kocamın pinpirikliği yüzünden gidilen emektar dr. Sanırım artık doksan yaşına falan gelmiştir. O tıs tıs aletlerle tansiyon ölçüp, nabız sayıyor hala . Bir ara ben gülme komasına falan girecektim ki zaten kendi de gülmeye başladı. Neyse işte antibiyotik , ateş düşürücü falan bu gün iyi. Aaaa hani ben bu arada hastaydım dimi unutmuşum o ara))

Sinemaya perşembe günü Gamsegamse ile gittik. Biletler çarşamaba gecesi iki de alındı. Hayır yanlış falan okumadınız gecenin ikisinde. Çarşamba gecesi hayırdır işalah erken yattık, ben bi güzel uyumalarda , kelebek kelebek uçmalardayım rüyamda. O sırada aynı filmlerdeki gibi acı acı çalan bi telefon. Zuz tabiki, o an aklına bişe gelmiş onu söylüyo, ama benim kalbim yerinden fırlamış sanki güm güm. Ve Allah hayırlara tebdil etsin arkenden uyuyan ev halkı da ayaklandı tabi. Uykusu kaçan Gamsegamse bilgisayara oturdu, geri kalan zevat yeniden uykuya dalmışken bu kez Gamze - anneeee yarın ben evdeyim, haftaya da finaller başlıyo, yarın senle sinemaya gidelim mi??. --Homur homur giderlimghfj. Birazdan hangi filme gitmek istersin ... homur homur Avusturalya. Neyse sonunda uyuduk.



Ertesi gün benim boğaz ağrımakta, burun akmakta, ama biletler alınmış. Sinema ağzımızın içinde yani Capitolde. Bir iki ilaç yuttum, toparlandım gittik. Önce bi yemek yedik ana kız. Sonra sinema. Valla izlediğim en güzel Nicole Kidman filmiydi. Biraz uzun üç saat falan ama hiç sıkılmadık. Biiti dediğimiz yerden film yeniden başladıki bütün eleştirmenler de aynısını yazmış. Film bitince Gamse'ye filmin son cümlesini söyledim. ''Hadi eve gidelim, ev gibisi yoktur''. Ama öyle olmadı tabiki önce D&R a girdik. Çok güzel kitap kampanyaları var , haberiniz olsun. Yazarların bir kaç kitabını bir paket şeklinde 25-30 tl ye alabiliyorsunuz. Sonra Mango sonra Migros derken eve geldik. Geldik ki ınının ınının Nazlı okuldan gelmiş ve ateşler içinde yatmakta. Sonrasını biliyosunuz işte.

2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde geçen romantik bir macerada, kendisine kocasından bir sığır çiftliği miras kalan ve bu toprakları almak için Avustralya’ya gelen Lady Sarah (Nicole Kidman), bölgenin yerlilerinden, sert mizaçlı ve kaba Drover (Hugh Jackman) ile aynı safta yer almak istemese de buna mecbur kalır. Bulundukları yerden çok uzakta olan topraklara varabilmek için yola çıktıktan sonra “Darwin” isimli şehrin Japon kuvvetleri tarafından bombalandığını öğrenirler. Bundan sonra Lady Sarah’ın hayatında yeni bir sayfa açılıyodur… Zarif ve kaba; inat, tutku ve aşk ile savaş arasında incelikle örülmüş bir hikaye olan Avustralya, uzun zaman hafızanızda kalacaktır

Gelelim Kitaba , henüz başladım , pazar akşamlarını tv izlemeden okuma gecesi yapıyorum ya onun için seçtim. Adı Uçurtma Avcısı. Bu da son dönemlerin çokça sözü edilen kitabı. Kendi görüşümü pazartesi yazarım artık.


Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz. Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor. Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü


Şimdi yemeklerimi yaptım İlmiyemi beklemekteyim. Mercimek çorbası, fırında tavuklu patates , domatesli bulgur pilavı ve ayran mönümüz. Valla salataya üşendim. Bu gün aynı zamanda temizlik günümüz dü . Yani annemin deyimiyle otuz iki çarşamba bir araya geldi. Ne anlama geldiğini annemin bunu bana neden söylediğini defalarca yazmıştım heheheheheh hatırlayan var mı??. Mavianne kesin bilir bu sözü.

Yarın da Zuz kahvaltıya geliyor. Mutlaka mücver ister kahvaltıya. Bunu da çok yazdım bizim mücverimiz kabak mücveri değil. Kavrulmuş kıyma, maydonoz, taze soğan ve yumurtanın karabiber ve tuzla çırpılıp tavada alt üst kızartılmasıyla oluşan bir mücver. Hadi bunu da yüz bilmem kaçıncı kez yazdıktan sonra gidim artık...

14 Ocak 2009 Çarşamba

köşe yazarlarım

Bir gün gazeteyi elimize alıp, her gün okuduğumuz köşe yazarının sayfasını açsak ve şöyle bir yazı ile karşılaşsak. Yazarımzı bu gün konu sıkıntısı nedeniyle yazı yazamamıştır ya da yazarımız yazma modunda değildir. Ne düşünürüz.

Siyasi yazanların işi kolay , maden kaynağı gibi bir ülke , hergün onlarca yazı konusu çıkar. Bi gün batıyoruz acil önlem paketi derler, bi gün Ergenekon bi gün İsrail- Filistin savaşı. Bi gün yolsuzlukluk v.s. Magazincilerin işi de kıyak, haber aramaya bile gerek yok.Ben acırım acırım da hani yaşam yazarı denilen bir tayfa var ya Haşmet Babaoğlu, İclal Aydın, Mutlu Tönbekici, O da gitti Tuçe Baranı öldürdü halbuki ne keyifli yazardı o zamanlar neyse bu gibi yazarların işi zor. Memleket batmış, Ortadoğuda kan gövdeyi götürüyor, sen hala Çeşme'deki sakız ağaçlarından, Alaçatı'daki kır evinden, sakızlı kurabiyelerden söz et, Hayat Güzeldir de, adın hayat güzeldir İclal'e çıksın. Sen de tut bundan alın. Ama bu güzellikleri hatırlatan , aklımızda kalmasını sağlayan bu insanlar olmasa ne olacak. O yüzden çok sevmiştim ben Ahmet Altan'ın İsyan Günlerinde Aşk romanını. O kabus dolu günlerin içinde doğan bir aşk ne güzeldi, dayanma gücü vermişti .Şimdi ben sözünü ettiğim bu yazarları övdüm mü dövdüm mü??. Valla övdüm. Ama ne yapayım ki benim şeklim bu , o şekil yani.

Bir de sağlık yazarları var. Ölürüm onlara. Bu gün yumurta zararlı, hayır değil. Çay kansızlık yapar ama kolestrolü düşürür, kanseri önler. C vitamini diye diye yıllarca kafamızı ütülediler, şimdi hiç bir koruyuculuğu yok diyolar. Domates çok yararlı kanserden koruyucu etkisi var, ertesi gün mideye zararlı. Siz siz olun annenize takılın. Mevsiminde yiyin, abartmayın yeter.yani bu tayfa şunu yiyin bunu yiyinle işi götürmekte.

Peki biz okuyucu kitlesi olarak ne yaparız. Benim her gün okumadan edemediğim bir kaç yazarım var. Onları okurum bi kere. Okumaktan vaz geçtiklerim var Hasan Pulur ve Selahattin Duman mesela, nedense yazılarından aynı keyfi almıyorum. Hadi Uluengin'den Modern Zamanları okumayı çok severim. Onun bir fotoğraf makinesi hikayesi vardır. Çok sevdiği fotograf makinesini, kızının hiç sevmediği sevgilisine yılbaşında armağan ettiği, çünkü çocuk çok iyi bir fotoğrafçıdır ve o makinenin hakkını verecektir. Mine Kırıkkanat'ı hiç atlamam.Yaptığı analizleri çok beğenirim.

Bu gün böyle yazasım geldi ...