güzel olmuş mu dedi anne. Bir hikaye yazdım 55 kelimelik.- Ay ama bu çok hüzünlü, hiç yakışmamış sana. Sen komik bi, şeyler yaz dedi küçük kızı.- Vayy demek ben hep eğlenceli olmak zorundayım. Ama her zaman gülümsemiyor ki hayat bana da, bazen de ben ona gülümsüyorum. Olsun sen yine de komik bir şeyler yaz. Gıdı gıdı))
************************************************************************************
İŞTE BU DA HÜZÜNLÜSÜ
yatağından doğrulurken , kadının gözü aynaya takıldı. Ayna da gördüğü yüz annesinin yüzüydü sanki. Yıllar önce gitmişti . Yüz belki annesine aitti ama gözler. Bu kadar hayat dolu bir kadın nasıl bu kadar hüzünlü bakardı diye düşündü. . Yok be anne dedi, ben ne hissedersem öyle bakacağım hayata. Yüzüm belki senin yüzün ama , bakışlarım asla . Yürüdü gitti sabaha.
******************************************************
ha bu da neydi demeyin. Bu bir sobeydi. Nalan , 55 kelimelik bir roman için sobelemiş beni. Valla kelime sayısı ile sınırlanmak ne zormuş. Başına gelmeyen bilmez. Yani ben de diyorum ki, rüzgar yani gimmemamalove ve zeya ve de mavianne sobelenmedilerse hala bu konuda yazssınlar bakalım onlarda 55 kelimelik bir roman. Ha ne dersiniz...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
22 Mart 2008 Cumartesi
21 Mart 2008 Cuma
dünden, bu günden bi de eskiden
Dün bütün günü ev de Nazlıyla geçirdik. Geç kalktık yedik içtik. Yan gelip yattık. Öğleden sonra benim temizlik aşkım depreşti, dedim yeter bu bu günlük bu kadar yan gelip yatma, bir giriştim evimizi gıpgıcır yaptım.
Sabah tabii yine Nazlı Purim tatilin de olduğu için ev de.Öğlene kadar keyif yaptık yine. Benim zaten Yeni favori kanalım TNT de her sabah saat 10 da romantik filmlerim var. Ay bu günkü de pek bi güzeldi. Tek kötü tarafı bir tek yatak odasında izleyebiliyorum. Çünkü digitürk de yok. Kablosuz kanal da var. Olsun be yaw. Her bi kes gittikten sonra, alıyorum çayımı kahvemi oh kebapppp.
Bu gün öğleden sonra Zuz Nazlının kanına girdi. Hadi gel bana , yarın evdeyim, bi tek spora gidip gelicem, öğleden sonra da kısır yaparız, annende poğaça yapsın bize deme mi?. Yani onlar hafta sonu keyfi yapacak , kabak benim başıma patladı. Kalktım tam dört tepsi kıymalı poğaça yaptım. Bir buçuk tepsisini onlara verdim.
Şimdi sıra eski yazı da
*************************************************************************************
24/3/2006 - BANYODA Kİ KIR ÇİÇEKLERİ
Geçtiğimiz eylül dü.. Yeni bir eve taşınmanın telaşı içindeydik.Aynı zamanda Nazlı mezun olmuş göreve başlamış ,Gamze üniversiteyi kazanmış onun telaşı,eşyalar uymuyor çok gerekli olanların yerine yenisi sipariş ediliyor ve bu arada da günlük yaşam devam ediyor.Bir koşturmacadır gidiyor evde,
Bu arada ben devamlı banyoda çiçekler buluyorum.ama kurumuş,buruşuk,kiminin sapı falanda yok, aha diyorum kocam yollarıma gül döküyo ama bunlarda pek bi buruşuk,soluk.Akşam sorayım diyorum,yemekti,bu gün ne yaptındı,hadi bir iki koli daha açalım derken unutuyorum.Gece aklıma geliyor,uyumuşlardır sabah sorayım derken bir kaç gün geçti ama bu arada her gün banyo gene çiçekler içinde kalıyor .O sıra da karı koca 1- 2 günlük ani bir seyehate çıktık.Geldim durum devam ediyor.
Akşam olana kadar zor sabrettim.Hepimiz bir araya gelince dedim nedir bu çiçek durumları.Nazlı.anne benden düşüyorlar dedi.Çocuklar bahcede çiçek bırakmadı ,durmadan koparıp bana getiriyorlar bende atamam ya ceplerime falan sokuyorum ama bişey denir diye de çekiniyorum dedi.
Nazlı dört yıl bizden uzakta İzmir Ege Üniversitesinde okudu.Hep özlem oldu aramızda.Sınav dönemlerin de gelemedi.Hiç bir yeni yıla, bu 4 yıl boyunca birlikte giremedik.
Allahın bana verdiği ödül de banyoda bulduğum kır çiçekleriydi.
Sabah tabii yine Nazlı Purim tatilin de olduğu için ev de.Öğlene kadar keyif yaptık yine. Benim zaten Yeni favori kanalım TNT de her sabah saat 10 da romantik filmlerim var. Ay bu günkü de pek bi güzeldi. Tek kötü tarafı bir tek yatak odasında izleyebiliyorum. Çünkü digitürk de yok. Kablosuz kanal da var. Olsun be yaw. Her bi kes gittikten sonra, alıyorum çayımı kahvemi oh kebapppp.
Bu gün öğleden sonra Zuz Nazlının kanına girdi. Hadi gel bana , yarın evdeyim, bi tek spora gidip gelicem, öğleden sonra da kısır yaparız, annende poğaça yapsın bize deme mi?. Yani onlar hafta sonu keyfi yapacak , kabak benim başıma patladı. Kalktım tam dört tepsi kıymalı poğaça yaptım. Bir buçuk tepsisini onlara verdim.
Şimdi sıra eski yazı da
24/3/2006 - BANYODA Kİ KIR ÇİÇEKLERİ
Geçtiğimiz eylül dü.. Yeni bir eve taşınmanın telaşı içindeydik.Aynı zamanda Nazlı mezun olmuş göreve başlamış ,Gamze üniversiteyi kazanmış onun telaşı,eşyalar uymuyor çok gerekli olanların yerine yenisi sipariş ediliyor ve bu arada da günlük yaşam devam ediyor.Bir koşturmacadır gidiyor evde,
Bu arada ben devamlı banyoda çiçekler buluyorum.ama kurumuş,buruşuk,kiminin sapı falanda yok, aha diyorum kocam yollarıma gül döküyo ama bunlarda pek bi buruşuk,soluk.Akşam sorayım diyorum,yemekti,bu gün ne yaptındı,hadi bir iki koli daha açalım derken unutuyorum.Gece aklıma geliyor,uyumuşlardır sabah sorayım derken bir kaç gün geçti ama bu arada her gün banyo gene çiçekler içinde kalıyor .O sıra da karı koca 1- 2 günlük ani bir seyehate çıktık.Geldim durum devam ediyor.
Akşam olana kadar zor sabrettim.Hepimiz bir araya gelince dedim nedir bu çiçek durumları.Nazlı.anne benden düşüyorlar dedi.Çocuklar bahcede çiçek bırakmadı ,durmadan koparıp bana getiriyorlar bende atamam ya ceplerime falan sokuyorum ama bişey denir diye de çekiniyorum dedi.
Nazlı dört yıl bizden uzakta İzmir Ege Üniversitesinde okudu.Hep özlem oldu aramızda.Sınav dönemlerin de gelemedi.Hiç bir yeni yıla, bu 4 yıl boyunca birlikte giremedik.
Allahın bana verdiği ödül de banyoda bulduğum kır çiçekleriydi.
20 Mart 2008 Perşembe
benden , ordan burdan bir de PURİM
Bazı arkadaşlarımı merakta bırakmışım, bir süredir yazmayarak. Öncelikle söyliyeyim. Sıhhatte ve afiyetteyim ve her şey yolunda. Yalnız biraz yoğundum. Misafirlerim oldu, benim tiyatro günlerim oldu.
Pazartesi pazarımızdı, Kuzenlerimde gelince o gün, olay pazar şenliğine dönüştü. Bizim pazarımız; İstanbulun 3.büyük pazarıdır. O yüzden tam iki kez pazar dolaştık onlarla. Girdik çıktık yedik içtik gezdik. Salı gün de Zuz geldi. Bi sürü yemek siparişi verdi. Pırasa dolması gibi mesela. Dünde tiyatro günümdü.
Bu hafta dört gün Naziş evde. Bilgisayar da bana sıra gelmez yani. Musevi okulunda öğretmenlik yaptığı için, onlarında bayramları olduğu için bayram tatilinde yani. Bayramın adı PURİM. Özel bir hikayesi ve bu bayrama has özel bir kurabiyesi var.
Nazlı eve de getirdi, o kadar çoktu ki, misafirlerime de ikram ettim. Onlar da çok beğendiler. Biz nasıl aşure ayında aşure yapıp dağıtıyoruz , onlarda bu bayramda bu kurabiyeleri yapıp dağıtıyorlarmış. Nazlı sayesinde yeni bir kültür daha öğrenip, hayatımıza yeni bir renk daha katmış olduk. Dün okulda bir parti yapıp , 4 günlük bayram tatiline girdiler.
. PARTİ DE NAZLI VE ÖĞRENCİLERİ. Cadı bir öğretmene sahip olmak nasıl bir duygu acaba:)))))
not. Cadılı resmi sonradan kaldırdım
Pazartesi pazarımızdı, Kuzenlerimde gelince o gün, olay pazar şenliğine dönüştü. Bizim pazarımız; İstanbulun 3.büyük pazarıdır. O yüzden tam iki kez pazar dolaştık onlarla. Girdik çıktık yedik içtik gezdik. Salı gün de Zuz geldi. Bi sürü yemek siparişi verdi. Pırasa dolması gibi mesela. Dünde tiyatro günümdü.
Bu hafta dört gün Naziş evde. Bilgisayar da bana sıra gelmez yani. Musevi okulunda öğretmenlik yaptığı için, onlarında bayramları olduğu için bayram tatilinde yani. Bayramın adı PURİM. Özel bir hikayesi ve bu bayrama has özel bir kurabiyesi var.
Nazlı eve de getirdi, o kadar çoktu ki, misafirlerime de ikram ettim. Onlar da çok beğendiler. Biz nasıl aşure ayında aşure yapıp dağıtıyoruz , onlarda bu bayramda bu kurabiyeleri yapıp dağıtıyorlarmış. Nazlı sayesinde yeni bir kültür daha öğrenip, hayatımıza yeni bir renk daha katmış olduk. Dün okulda bir parti yapıp , 4 günlük bayram tatiline girdiler.. PARTİ DE NAZLI VE ÖĞRENCİLERİ. Cadı bir öğretmene sahip olmak nasıl bir duygu acaba:)))))
not. Cadılı resmi sonradan kaldırdım
15 Mart 2008 Cumartesi
eski yazıda da yeni yazıda da Beyoğluna giderkene
Bu sabah kalktım ki , Gamze giyinik bir halde başımda duruyor, hayrola dedim. - Arkadaşlarıyla kahvaltıya gidiyormuş. Nazlı zaten dün akşamdan kirişi kırdı ve Zuz a konuşlandı. My koca işte zaten. yahu bu evi ben mi bekleyeceğim dedim ve programımı yaptım.
Bir Beyoğlu yaptım yine. Aman ne kalabalıktı anlatamam. Bir ara İstiklal caddesine Taksim girişinden baktım sanki havada yüzen kafalar ordusu vardı. İnanılmaz bir şeydi. Yani yanındakine değmeden yürümenin imkanı yok. Ama olsun yaw.Yine aynı ekiple toplandık anladığınız gibi. Gülden yine beni gülme komasına soktu. İnsan annesinin evine hırsız girmesini böyle komik mi anlatır. En komik yanı , hırsızın dolapta asılı duran , kuzen Halilin ceketini alıp , yerine kendininkini asmasıydı. Dahada komiği enişteminde bunu farketmeden alıp giymesiydi. bu Güldenin anlatımıyla bizde gülme krizi yarattı.istanbul turist akımına uğramış arkadaşlar. Vapur, yollar, finüküler, Taksim doluydu. Biz azınlıktık desem inanın valla. Tam vapurdan indim bir karı koca yaklaştı yanıma exusme dedi. Haydaaaa yine beni buldular dedim. telefriği soruyor. Hah dedim bunlar , Pier Loti ye gideceklerdi, Haliç vapuru yerine , Kabataş motoruna bindiler. Sonra o güzelim Türkcilizcemle , finüküleri sorduklarını anladım. Düşün peşime dedim. Fakat aşağıdaki eski yazımı okursanız aynı tarihlerde Bir Japon turistle aynı macerayı yaşadığıma tanık olcak ve tarih tekkerrürden ibaretir , sözünün gerçekliğini anlayacaksınız. Ben sözü fazla uzatmayayım. Gittm geldim , dönüşte yer bulamadığım için motorda üstte oturup , şifayı kaptım.

umarım kalabalığı abartmadığımı bu resimle daha iyi anlarsınız. Burası Çin dedil :)), sadece İstiklal caddesi. Bu halini seviyormusun derseniz , hayııır derim. Ama İstanbul dışına çıkınca da bu halini özlerim.
**********************************************************************************
17/3/2007 - BEYOĞLUNA GİDERKENE
Dün nasıl pırıl pırıl bir hava vardı.Gerçi bu gün de öyle ama.Ben baktım ki pırıl pırıl bir hava var dışarda.Gündüz gözüyle bir Beyoğlu Taksim yapayım dedim.desertwind in deyimiyle şöyle kabasını bir alayım,tozlanmıştır,tozlarını alayım,haftasonu na hazırlayayım dedim.Bakayım çiçekçiler yerinde mi.Çinliler köşeleri tutmuşmu.Üle bizim satıcıları köşe bucak kovalayan zabıta bunlara bi şey demezmi.Valla çinliler bizim sokağa kadar geldiler.Boşa mı yapmış Hunlar bu Çin Seddine akınları.Attilanın kemikleri sızlayacak.Uzun lafın kısası,ben evdeki ahali evden çıkınca evi şöyle bir düzelttim.Bir gün önceden tüm ihtiyaç tedbirleri alınmıştı.Hemen attım kendimi dışarı.Güneş gerçekten parlıyordu.Hatta ve hatta güneş gözlüklerimi takmak zorunda kaldım
Artık yeni güzergahım Kabataş üzeri gitmek.Hiç trafik yaşamıyorum.Motorla Kabataş,finükülerle de 165 sn de Taksim.Üsküdar da ki Marmaray Tüp Geçit çalışması nedeniyle en aşina olduğumuz yüzler Japonlar.Motorda da bir Japon hanım dikkatimi çekti.Ufacık ama ne sevimli.Elinde bir harita inceleyip durdu.Ben motordan indim hemen finüküler girişinden daldım.Yürüyen merdivenler tamirdeydi.İnmek mesele değilde ,Allaaaah inşallah ,taksim çıkışı böyle değildir dedim.Ben bu arada bunları düşünürken,baktım benim motordaki ,Japon Hanım bir inip bir biniyor.Sağa sola bakınıyor.Elindeki haritayı inceliyor.Sonra geldi bir kaç sıra öteme oturdu.İnerkende bana yanaştı.Taksime nasıl gideceğini sordu.bende zaten Taksimdeyiz dedim.Elindeki haritayı açtı bana bir yer gösteriyor ama ,benim yakın görme problemim öyle ilerlemişki,göremiyorum.Tüneldeyiz hala o anda. Ben biraz ışığa falan tutuyorunm ama nafile.Kadıncağız haritayı elime verdi,çantasını açtı ve bir gözlük çıkardı.,bana uzattı.Birden ikimiz birden katılırcasına güldük.Taktım ve gördüm ki,Taksimde ki Atatürk heykelini arıyor.Aynı yöne gidiyoruz dedim.Tabi bunları benim henüz 17 ,17 paramparçaaaaaaaa ,ingilizcemle yapıyoruz.Teoman bu şarkıyı benim ingilizceme mi? yazmıştı ola.Henüz 17 yaşında; olduğu yerde terkettiğim paramparçaaaaa ingilizceme yani.Neyse Taksime çıkınca karşımıza gelen Atatürk heykelini gösterdim.Bir daha gülüştük o Japonca ben Türkçe güldüm bu kez.Türkmüsünüz dedi.Bende de aha bu şahane ingilizcesiyle sana yol gösteren,anlı şanlı bir Türk kadınıdır dedim.Karşılıklı reveranslar yaptık,Arigato Anjin san falan dedik .Ayrıldık.Dudağımın kenarında hoş bir gülümseme ,kuzenlerle buluştuk.Güllünün gazına gelip ,bi sürü lüzumsuz şey aldım.Beyoğluna gelince iyi idi hoş idi.Her şey yerli yerinde,çiçekçiler köşelerinde,akordioncu amca yine orada.Hatta dilenciler bile aynı yerlerinde oturuyorlar.Bir kaç tiyatrocuya rastladık,aralarında ya televizyonu,ya Devlet tiyatrosunu bırakmaları hakkında yayınlanan genelgeyi konuşuyorlardı.
Akşam en favori dizimiz Hatırla sevgiliyi izledik karı koca.dönem dizilerini çok severim,bu dizide de her şeyi mekan seçimlerini,kıyafetlerini çok başarılı buluyorum,
Çoktandır yeni tatlardan bahsetmiyorum size.Yeni eğlencelik tatlarımız Magmum çikolata.Bu Nazişin favorisi bir de kuru incir ve ceviz. var. Ama bunu öyle bir kuru incir,bir ceviz yemeyeceksiniz. Açacaksınız incirin içini,içine yerleştireceksiniz cevizleri,afiyetle yiyeceksinz.Üstüne de çay için ama insanı çok susatıyor.
Hafta sonu planım yok. Şimdi gidip kıymalı poğaça yapacağım.İçini akşamdan hazırladım,ve yatarken tembih ettim evdekilere sakın yemeyin diye.Yoksa ekmek arası yapar yerler valla.Gözünün yaşına bakmadan
İyi bir hafta sonu olsun size de...
Bir Beyoğlu yaptım yine. Aman ne kalabalıktı anlatamam. Bir ara İstiklal caddesine Taksim girişinden baktım sanki havada yüzen kafalar ordusu vardı. İnanılmaz bir şeydi. Yani yanındakine değmeden yürümenin imkanı yok. Ama olsun yaw.Yine aynı ekiple toplandık anladığınız gibi. Gülden yine beni gülme komasına soktu. İnsan annesinin evine hırsız girmesini böyle komik mi anlatır. En komik yanı , hırsızın dolapta asılı duran , kuzen Halilin ceketini alıp , yerine kendininkini asmasıydı. Dahada komiği enişteminde bunu farketmeden alıp giymesiydi. bu Güldenin anlatımıyla bizde gülme krizi yarattı.istanbul turist akımına uğramış arkadaşlar. Vapur, yollar, finüküler, Taksim doluydu. Biz azınlıktık desem inanın valla. Tam vapurdan indim bir karı koca yaklaştı yanıma exusme dedi. Haydaaaa yine beni buldular dedim. telefriği soruyor. Hah dedim bunlar , Pier Loti ye gideceklerdi, Haliç vapuru yerine , Kabataş motoruna bindiler. Sonra o güzelim Türkcilizcemle , finüküleri sorduklarını anladım. Düşün peşime dedim. Fakat aşağıdaki eski yazımı okursanız aynı tarihlerde Bir Japon turistle aynı macerayı yaşadığıma tanık olcak ve tarih tekkerrürden ibaretir , sözünün gerçekliğini anlayacaksınız. Ben sözü fazla uzatmayayım. Gittm geldim , dönüşte yer bulamadığım için motorda üstte oturup , şifayı kaptım.

umarım kalabalığı abartmadığımı bu resimle daha iyi anlarsınız. Burası Çin dedil :)), sadece İstiklal caddesi. Bu halini seviyormusun derseniz , hayııır derim. Ama İstanbul dışına çıkınca da bu halini özlerim.
**********************************************************************************
17/3/2007 - BEYOĞLUNA GİDERKENE
Dün nasıl pırıl pırıl bir hava vardı.Gerçi bu gün de öyle ama.Ben baktım ki pırıl pırıl bir hava var dışarda.Gündüz gözüyle bir Beyoğlu Taksim yapayım dedim.desertwind in deyimiyle şöyle kabasını bir alayım,tozlanmıştır,tozlarını alayım,haftasonu na hazırlayayım dedim.Bakayım çiçekçiler yerinde mi.Çinliler köşeleri tutmuşmu.Üle bizim satıcıları köşe bucak kovalayan zabıta bunlara bi şey demezmi.Valla çinliler bizim sokağa kadar geldiler.Boşa mı yapmış Hunlar bu Çin Seddine akınları.Attilanın kemikleri sızlayacak.Uzun lafın kısası,ben evdeki ahali evden çıkınca evi şöyle bir düzelttim.Bir gün önceden tüm ihtiyaç tedbirleri alınmıştı.Hemen attım kendimi dışarı.Güneş gerçekten parlıyordu.Hatta ve hatta güneş gözlüklerimi takmak zorunda kaldım
Artık yeni güzergahım Kabataş üzeri gitmek.Hiç trafik yaşamıyorum.Motorla Kabataş,finükülerle de 165 sn de Taksim.Üsküdar da ki Marmaray Tüp Geçit çalışması nedeniyle en aşina olduğumuz yüzler Japonlar.Motorda da bir Japon hanım dikkatimi çekti.Ufacık ama ne sevimli.Elinde bir harita inceleyip durdu.Ben motordan indim hemen finüküler girişinden daldım.Yürüyen merdivenler tamirdeydi.İnmek mesele değilde ,Allaaaah inşallah ,taksim çıkışı böyle değildir dedim.Ben bu arada bunları düşünürken,baktım benim motordaki ,Japon Hanım bir inip bir biniyor.Sağa sola bakınıyor.Elindeki haritayı inceliyor.Sonra geldi bir kaç sıra öteme oturdu.İnerkende bana yanaştı.Taksime nasıl gideceğini sordu.bende zaten Taksimdeyiz dedim.Elindeki haritayı açtı bana bir yer gösteriyor ama ,benim yakın görme problemim öyle ilerlemişki,göremiyorum.Tüneldeyiz hala o anda. Ben biraz ışığa falan tutuyorunm ama nafile.Kadıncağız haritayı elime verdi,çantasını açtı ve bir gözlük çıkardı.,bana uzattı.Birden ikimiz birden katılırcasına güldük.Taktım ve gördüm ki,Taksimde ki Atatürk heykelini arıyor.Aynı yöne gidiyoruz dedim.Tabi bunları benim henüz 17 ,17 paramparçaaaaaaaa ,ingilizcemle yapıyoruz.Teoman bu şarkıyı benim ingilizceme mi? yazmıştı ola.Henüz 17 yaşında; olduğu yerde terkettiğim paramparçaaaaa ingilizceme yani.Neyse Taksime çıkınca karşımıza gelen Atatürk heykelini gösterdim.Bir daha gülüştük o Japonca ben Türkçe güldüm bu kez.Türkmüsünüz dedi.Bende de aha bu şahane ingilizcesiyle sana yol gösteren,anlı şanlı bir Türk kadınıdır dedim.Karşılıklı reveranslar yaptık,Arigato Anjin san falan dedik .Ayrıldık.Dudağımın kenarında hoş bir gülümseme ,kuzenlerle buluştuk.Güllünün gazına gelip ,bi sürü lüzumsuz şey aldım.Beyoğluna gelince iyi idi hoş idi.Her şey yerli yerinde,çiçekçiler köşelerinde,akordioncu amca yine orada.Hatta dilenciler bile aynı yerlerinde oturuyorlar.Bir kaç tiyatrocuya rastladık,aralarında ya televizyonu,ya Devlet tiyatrosunu bırakmaları hakkında yayınlanan genelgeyi konuşuyorlardı.
Akşam en favori dizimiz Hatırla sevgiliyi izledik karı koca.dönem dizilerini çok severim,bu dizide de her şeyi mekan seçimlerini,kıyafetlerini çok başarılı buluyorum,
Çoktandır yeni tatlardan bahsetmiyorum size.Yeni eğlencelik tatlarımız Magmum çikolata.Bu Nazişin favorisi bir de kuru incir ve ceviz. var. Ama bunu öyle bir kuru incir,bir ceviz yemeyeceksiniz. Açacaksınız incirin içini,içine yerleştireceksiniz cevizleri,afiyetle yiyeceksinz.Üstüne de çay için ama insanı çok susatıyor.
Hafta sonu planım yok. Şimdi gidip kıymalı poğaça yapacağım.İçini akşamdan hazırladım,ve yatarken tembih ettim evdekilere sakın yemeyin diye.Yoksa ekmek arası yapar yerler valla.Gözünün yaşına bakmadan
İyi bir hafta sonu olsun size de...
13 Mart 2008 Perşembe
bu gün torbadan Tahtakale çıktı
Dün akşam üzerinize afiyet, biraz sallandık. Çok korkmadım ama , işte bi de aması var.
Çok güzel bir hava var dışarda , bende tembel bir ruh hali. Sabah kalktığımda daha enerjiktim aslın da. Koruya gideyim yürüyüş yapayım, biraz aletli jimnastik yapayım dedim. Dediğimle kaldım.
Akşam Zuz gelecek yemeğe. Henüz ne yemek yapacağıma bile karar vermedim. Gün ola harman ola. Var daha akşama.
Artık uykularım düzene girdi . Hiç bir şey yapmadım, kendiliğinden oldu. Yalnız daha erken kalkmaya başladım. Dün akşam Dudaktan Kalbe yi izliyorduk Gamsegamse ile, ikimizde koşa koşa yatağa gittik. Baktım kocam başka bir şey izliyor. Kaptım kumandayı ama , sonrasını hatırlamıyorum. Uyumuş gitmişim. Kumandanın sırtıma batmasıyla uyandım ve tv yi kapattım.
Sabah Nazişin gittiğini duymamışım bile. Neyseki okulda kahvaltı çıkıyor, ama ben mutlaka evden hiç olmazssa ,sıcak bir şeyler içip çıkmalarını istiyorum. sabah evde yapılıp ,çıkılan kahvaltı , güne 1-0 önde başlamak demekmiş.
Şimdi bizim Tahtakale fatihi aradı. Gamze tabiki. Anne sana bi sürü şey aldım diye. Okul Beyazıtta ya, ders aralarında her yeri feth ediyorlar. İstanbul dışında yaşayanlardan tahtakaleyi bilmeyenler varsa ki, yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Yok yoktur burada.Tüm Anadolu esnafı toptan alışverişini buradan yapar. Tekstil, züccaciye, oyuncak , elektronik. istanbul ticaretinin kalbinin attığı,işin erbaplarının yetiştiği,iğneden elektrik süpürgesine,tencereden bavula kadar aklınıza gelebilecek herşeyi,aklınızın alamayacağı kadar ucuz fiyata bulabilceğiniz bir yerdir. Bazen ben orada satılan şeylerin ne işe yaradığını bile anlamam. Birde tabbi cüzdanınıza ve cep telefonunuza dikkat edin. Eskiden , döviz işleride buradan yürürdü. Hatta tahtakale borsası denilen bir şey vardı, 1980 de döviz serbest bırakılınca önemini kaybetti.Burada her şey tarihi hanlarda satılır. Herşeyin yeri 1000 yıldır aynıdır. Kürk alacaksan kürkçü handan, iç çamaşırı Mercandan. Çanta lacaksan Centilmen handan gibi. İstanbulun en tarihi, en Osmanlı semtidir bence. Zuz la çok tahtakale maceralarımız vardır. Bi sürü ne işimize yarayacağını bilmediğimiz şeylerle eve geldiğimiz.
Ay ben bu ara kendimi pek allame gördüm. Ne o iki gündür yok ruh sindirimi, yok tahtakale bilgileri. Benden bu kadar , yarın eski formuma dönerim inşalah...
Çok güzel bir hava var dışarda , bende tembel bir ruh hali. Sabah kalktığımda daha enerjiktim aslın da. Koruya gideyim yürüyüş yapayım, biraz aletli jimnastik yapayım dedim. Dediğimle kaldım.
Akşam Zuz gelecek yemeğe. Henüz ne yemek yapacağıma bile karar vermedim. Gün ola harman ola. Var daha akşama.
Artık uykularım düzene girdi . Hiç bir şey yapmadım, kendiliğinden oldu. Yalnız daha erken kalkmaya başladım. Dün akşam Dudaktan Kalbe yi izliyorduk Gamsegamse ile, ikimizde koşa koşa yatağa gittik. Baktım kocam başka bir şey izliyor. Kaptım kumandayı ama , sonrasını hatırlamıyorum. Uyumuş gitmişim. Kumandanın sırtıma batmasıyla uyandım ve tv yi kapattım.
Sabah Nazişin gittiğini duymamışım bile. Neyseki okulda kahvaltı çıkıyor, ama ben mutlaka evden hiç olmazssa ,sıcak bir şeyler içip çıkmalarını istiyorum. sabah evde yapılıp ,çıkılan kahvaltı , güne 1-0 önde başlamak demekmiş.
Şimdi bizim Tahtakale fatihi aradı. Gamze tabiki. Anne sana bi sürü şey aldım diye. Okul Beyazıtta ya, ders aralarında her yeri feth ediyorlar. İstanbul dışında yaşayanlardan tahtakaleyi bilmeyenler varsa ki, yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Yok yoktur burada.Tüm Anadolu esnafı toptan alışverişini buradan yapar. Tekstil, züccaciye, oyuncak , elektronik. istanbul ticaretinin kalbinin attığı,işin erbaplarının yetiştiği,iğneden elektrik süpürgesine,tencereden bavula kadar aklınıza gelebilecek herşeyi,aklınızın alamayacağı kadar ucuz fiyata bulabilceğiniz bir yerdir. Bazen ben orada satılan şeylerin ne işe yaradığını bile anlamam. Birde tabbi cüzdanınıza ve cep telefonunuza dikkat edin. Eskiden , döviz işleride buradan yürürdü. Hatta tahtakale borsası denilen bir şey vardı, 1980 de döviz serbest bırakılınca önemini kaybetti.Burada her şey tarihi hanlarda satılır. Herşeyin yeri 1000 yıldır aynıdır. Kürk alacaksan kürkçü handan, iç çamaşırı Mercandan. Çanta lacaksan Centilmen handan gibi. İstanbulun en tarihi, en Osmanlı semtidir bence. Zuz la çok tahtakale maceralarımız vardır. Bi sürü ne işimize yarayacağını bilmediğimiz şeylerle eve geldiğimiz.
Ay ben bu ara kendimi pek allame gördüm. Ne o iki gündür yok ruh sindirimi, yok tahtakale bilgileri. Benden bu kadar , yarın eski formuma dönerim inşalah...
12 Mart 2008 Çarşamba
ne yaptık ne ettik
sanki yıllardır yazmamış gibiyim. Bu ara bi sürü şey yaptım. Bir Nişantaşı, bir Beyoğlu-taksim, bolca yemek, biraz kitap, biraz tv , biraz misafir ağırlama.Günler geçmiş.
Bu gün şunu yaptım bunu yaptım yerine bir yazıdan söz etmek istiyorum.Aslında okuyalı bir kaç gün oldu. Ama sizinle paylaşmadan edemedim. Yazı Vatan Gazetesi yazarlarından DR.Ümit Yazman'a ait. Diyor ki Ümit Yazman
İkinci sözünü edeceğim şeyse, Nalandan gelen bir mail. Bu da görsel anlamda bir şölen.İzleyince İstanbulda yaşadığım için bir kez daha mutlu oldum. O ışığı yanan evlerden biri benim evim, o vapurlardan birinde ben olabilirim, Beyoğlu- İstiklaldeki kalabalığın içinde acaba ben varmıyım. Ve iki üç adım yürüsem Kız Kulesi.Eşlik eden müzik ise ayrıca kulaklara ziyafet. Alın işte onun linkini de verdim http://www.ersineser.us/.
yani hem ruhunuza , hem gözünüze hitap ettim bu gün. Bundan iyisi Şamda Kaysı.
Bu gün şunu yaptım bunu yaptım yerine bir yazıdan söz etmek istiyorum.Aslında okuyalı bir kaç gün oldu. Ama sizinle paylaşmadan edemedim. Yazı Vatan Gazetesi yazarlarından DR.Ümit Yazman'a ait. Diyor ki Ümit Yazman
,Ruhumuzun da, vücudumuz gibi elde edip aldıklarını sindirmeye ihtiyacı vardır. Alınanlar, elde edilenler sindirilebiliyorsa, yararlı ve gerekli bölümlışına atarız. Sahip olduklarımızı ortaya koyuş şeklimizi belirleyen ruhumuzun sindirim sistemidir. Sindirimde problem yaşanmaya başladığı an bir dizi bulgu kendini göstermeye başlar. Bu öyle bir problemdir ki, kim olduğumuz veya ne iş yaptığımızın hiçbir önemi yoktur. Sokaktaki Emine Teyze’den büyük güce sahip bir politikacıya; bakkal Ekrem Efendi’den anlı şanlı bir köşe yazarına; komşunun küçük kızı Nebahat’tan şöhretli bir sanatçıya dek herkesi etkisi altına alıverir.Ruhun sindirim sistemindeki aksaklığın ilk belirtisi, kendini sürekli gösterme ve kabul ettirme uğraşıdır. Ne olduğumuzu, neye sahip olduğumuzu, nasıl bir gücü idare edebildiğimizi direkt veya dolaylı mesajlarla başkalarının gözüne sokmaya çalışırız. Prestijimiz çok önemlidir. Sürekli bir statü arayışı hali hakimdir. Statümüzü vurgulamayı, gücümüzü başka insanların gözüne batırmayı severiz. Gücümüzü ve bağlantılarımızı küçük mesajlarla anlaşılır hale getirme uğraşında oluruz. Bu kimseler kendilerine saygı duyulması ile kendilerine ayrıcalık gösterilmesi arasındaki farkı kavramakta yetersizdir. Saygı görmeyi, ayrıcalık görmekle karıştırırlar..Yazıyı daha detaylı biçimde de okumak isterseniz ki okuyun bence.Görün etrafınızda ne kadar sindirimi bozuk ruh olduğunu. Ümit Yazman ismine tıklayın ve yazının tamamına ulaşın.
yazının sonu da şöyle bitiyor Zenginliği belirleyen, nelere sahip olduğumuz değil, onları ne kadar sindirebildiğimizdir. Çünkü zenginlik sadece ruhta olursa zenginliktir, ötesi sadece statü arayışı peşinde harcanan hayatlardır.
İkinci sözünü edeceğim şeyse, Nalandan gelen bir mail. Bu da görsel anlamda bir şölen.İzleyince İstanbulda yaşadığım için bir kez daha mutlu oldum. O ışığı yanan evlerden biri benim evim, o vapurlardan birinde ben olabilirim, Beyoğlu- İstiklaldeki kalabalığın içinde acaba ben varmıyım. Ve iki üç adım yürüsem Kız Kulesi.Eşlik eden müzik ise ayrıca kulaklara ziyafet. Alın işte onun linkini de verdim http://www.ersineser.us/.
yani hem ruhunuza , hem gözünüze hitap ettim bu gün. Bundan iyisi Şamda Kaysı.
8 Mart 2008 Cumartesi
DünyaKadınlar Günü eski yazıda da bakalım ne yazmışız

Hani bu gün dünya kadınlar günü ya, bi çok arkadaşım günün tarihini ve önemini anlatan yazılar yazmıştır.Ben sadece dileğimi söyleyeceğim.Hiç bir kadın bu gün çiçek böcük istemez bence.İsteğimiz ortak ses, eşit fırsat. Geri kalanını biz hallederiz.
.......................................................................................
8/3/2006 - SENE DE BİİİİİİİİİİİİR GÜN
Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.Öncelikle kadını erkeği hepimize kutlu ve de mutlu olsun .Yüce devlet erkanım şimdi bunu türlü etkinliklerle kutlar.Akşam haberlerini kaçırma ey yurdum kadını devlet büyüklerin gününü kutlayacak.Yarın sen nasılsa gününü görmeye devam edersin.İstanbulda kadın yönetmenlerin filmleri gösterimdedir bu gün,bazı yerlerde paneller düzenlenmiştir.restoranlarda kadınlara indirim vardır..işte böyle türlü etkinliklerle kutlamalar gün boyu sürer.Sonra ne mi olur 9Mart gelir.Peki herkese haber verildi mi bu günün kadınlar günü olduğu ..köydekine.,fabrikadakine,dün gece kocasından.,dayak yiyene, bağdakine,bahcedekine kaçırılacak fırsat değil günün yarısı gitti bileyarın 9 Mart,
Dünya Kadınlar Günü kadına da erkeğe de kutlu olsun.
İLGİNÇ BİLGİLER
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;
1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.
Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)
1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)