Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Kasım 2015 Salı

Haftanın sonu, haftanın başı

Bu hafta sonu çok plansızdı ama güzelliği de plansızlığından geldi...
Cumartesi günü  kızların veli toplantısı vardı. Sabah erkenden gittiler. Benim planım, evde oturmak kafama göre  takılmak çok çok da Kuzguncuk yürüyüşü yapmaktı. Ama öğleye doğru Gamsegamse  mesaj attı, toplantımız bitti, ablam uçtu bile ama benim  planım yok,birlikte bir şeyler yapalım dedi. Ne yapacağımıza önce karar veremedik. Beylerbeyindeki balıkçımıza gidip balık mı yesek falan derken hadi madem  Kadıköy'e gelin dedi. Okulları Moda' da olduğu için Kadıköy'e gitmek onlar için hiç cazip gelmiyor aslında. Onlar için Moda demek mola demek çünkü:)...Molalarda , Moda kahvelerini tavaf ettikleri için. :) 
Neyse  sonuçda Kadıköy Mercan' da buluşup, kokoreçtir, midye dolma, tava ne varsa götürdük üstünüze afiyet...Sonra, Türk kahvecileti sokağında kahvemizi içtik, kitapçıları dolaştık derken Gamse hadi okula uğrayalım sınıfımın yeni halini görün dedi...Gittik, toplantıları bitmeyen arkadaşlarıyla, müdireleriyle  sohbet ettik...Tabi çoğunu tanıdığımızı tahmin edersiniz. O yüzden pek eğlenceli oldu... Hem Naziş'im hem Gamsegamse'nin sınıflarının yeni halini gördük... Yeni halini diyorum, çünkü; biz okulun seneler öncesinden restorasyondaki halini biliyoruz. Hatta Kadıköy'e gittikçe ne durumda diye okulu bi dolaşırdık :)  Fotoğrafta üsteki sınıf Gamse'nin alttaki de Naziş'in sınıfı... 

Cumartesi akşamları izlediğim bir dizi var..."İlişki Durumu Karışık" bir romantik komedi...Bana o kadar iyi geliyor ki anlatamam...Beynimi boşaltıyor resmen...Biraz da dizinin Ayşegül karakteri giyim tarzıyla, konuşmasıyla, minnaklığıyla, saçının boyu,rengi bizim Gamsegamseye çok benzettiğimiz için ona takıla takıla izlediğimiz için  galiba ailece bayılıyoruz...Nurseli İdiz de komediye bu kadar yakışırmış yani...


Pazar günü Hava çok güzeldi ama Avrasya koşusu nedeniyle köprü kapalı, metrobüsler de çalışmayınca  tek kelimeyle trafik felç olmuş, bütün  ağırlık metro ve "Marmaray" a binmişti. Yemin ediyorum pazar günü ben İstanbul'dan gider oldum...Neyseki yıllardır yok metro yok marmaray çalışmaları ile canına okudukları Üsküdar yine güzelliklerle karşıladı bizi...Önce gökyüzünde yelkovan kuşları binlercesi ay ı anda hareket ederek gökyüzünde inanılmaz bir şölen yaşattılar dakikalarca, sonra Gülnuş  Sultan Camiinin iki minaresi arasına salıncak kuran sallanan hilal ay  ve Adil Kebapın enfes kebapları  bana o karmaşayı unutturdu...Pazar akşamları  dizimiz; Hatırla Gönül...Onur Saylak diyeyim yani breh breh...Yolda görsem taşlarım yani, öyle inandırıcı  rolünde....Rahmetli Erol Taş'ı  Adana'da kaçırıp dövmüşlermiş ...Kötü adam rolünde o kadar inandırıcıydı ki  altın kalpli adam...Sultan Ahmet'deki kahvesinin önünde otururken görürdüm....

Bu haftanın güzelliklerinden biri de sipariş kitaplarımın nihayet gelmeseydi...Yoksa pastırma yazı  evde kargo beklemekle geçecekti. Ayşe Kulin'in kitabını yarışmada kazandığımı söylemiştim, diğerlerini Bail.com dan sipariş etmiştim.Şimdiye kadar online alışverişte D&R tercih etmiştim. Arkadaşlarımda.  çok memnun olduklarını duyduğum için bu kez Babil.com denedim. Cumartesi günü verdiğim  sipariş bir sonraki cumartesi geçti elime.Benim şansım mıydı  bilemedim  ama eğer D&R dan verseydim en geç çarşamba günü elimde olurdu. Eğer tedariği gecikecek bir kitap olsaydı da tedarik edilenler bekletmeden gönderilirdi...Yalnız , facebook dan atığım mesaja anında cevap verdiklerini de  babil.com için + puan olarak eklemeliyim...


Hafta sonu böyle geçti....Pazartesi bizim pazarımız var ne kadar domestik iş varsa yaptım.Ispanak yıkadım pişirdim, mantarları su çekmeden çabucak et sote yaptım. Temizlik yaptım, kuruyan çamaşırları ütüledim,  derken akşam oturduğumda parmak uçlarım sızlıyordu, sanırsınız tarlada çalışmışım....
Bugün niyetim hiç bir şey yapmamaktı ama öğleye kadar yine orayı burayı didikledim, çamaşırlar makineye, ıslak zeminler hijyen edilsin derken hadi bi de ıspanaklı börek yapayim dedlm o da mübarek kek gibi kabara kabara pişti.Arada bıçak sapladım insin diye :) Sonrası da nihayet Trabzon hurmalarım ve kitabıma  kavuştum...


Fotoğraftaki ağaç, bahçeden..Sapsarı görüntüsüne bayılıyorum, arada pencereye gidip bakıyorum... A benim canım  kızıl, sarı sonbaharım ya....

Artık gitme zamanı...Adiyos hadi gidiyos...

12 Kasım 2015 Perşembe

ondan bundan , falandan filandan

Ne kadar güzel bir hava vardı. bugün İstanbul'da diyerek şöyle bodoslamadan gireyim söze :)
Sabah erkenden uyandım, dünden yaptığım otlu poğaçalardan bir bardak çay eşliğinde yeyip ,sokağa fırladım. Hava misti ama otobüs şoförümüzün afyonu henüz patlamamıştı. Canının istediği duraklarda durdu,istemediği yerlerde milletin koşmasına bile aldırmadan vızırt geçti. Ben bu durakta inecektim diye bağıranları duraktan çok uzakta bıraktı. Allah'tan ki son durakta inecektim. 
Bu sabahın ilk etkinliği Tavsiye Evinde yapacağımız yüz yogasıydı... Kendi adıma çok çok memnun kaldım. Mimiklerimizin, geçen yılların, stresin yüzümüzde iz bırakmaması için neler yapmamız gerektiğini uygulamalı olarak  eğitmen eşliğinde öğrendik. Hani fotoğraf derseniz, oldu canımmm , o şekilden şekile giren yüzümü de koyamazdım buraya :)

Dönüşte kocam ve görümcemgillerle mahallenin çay bahçesinde buluşup ağaçlar altında oturup çay içtik, sohbet ettik. Eve dönüşte ise beni çok güzel bir sürpriz bekliyordu. ''Bumerangnet''in instagramdaki kitap yarışmasında kazandığım kitap ve yanında kalemlerle beni bekliyordu.



Kitap demişken kitaptan gidelim. Bugünlerde elimdeki kitap: Hayat Sil Baştan/Kate Atkinson... Defalarca dünyaya gelme şansına sahip Ursula, bunlardan birinde Hitler'i öldürme fırsatını yakalar. Bu dünyaya gelişlerde hep aynı hayatı, kaldığı yerden yaşar. Kasabadaki eğlenceye katılıp, orada bulaşıcı ve öldürücü bir hastalığın mikrobunu alıp öldüğünde, yeniden dünyaya gelişinde eğlence öncesi hizmetçiyi merdivenlerden itip.bacağını kırmasına neden olur ki eğlenceye gitmesin...Benim çok beğendiğim bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yazarın kitapları YKY den çıkmış.


Üstteki fotoda ucundan kıyısından dvd sini gördüğünüz Yürüyen Şato ise yine bir Miyazaki filmi ve geçen pazar ailece kahvaltı ederken izledik. 


Filmi izledikten sonra biz Naziş ile birden coştuk , hadi'' Rahmi Koç Müzesi''ne gidip, ''Küçük Evler Sergisi''ni gezelim dedik. Gamsegamse zaten Boğaziçi Üniv. de ki Matematik Şenliğinde görevliydi, kocam da üşendi ama Naziş ile ben  gittik. İyi ki de gitmişiz. Çok keyifli bir anne kız günü yaptık. Üsküdar iskeleden Haliç vapuruna binip hemen müzenin de yanı başında olduğu Hasköy iskelesinde indik. Buraya giderseniz aklınızda olsun, aman bi müzeye gidelim oradan da şuraya geçeriz gibi bir program yapmayın. Müzenin açılış saatinde gidin ve tam bir gününüzü ayırın belki de yetmez bile. Müzenin hemen karşısında caddenin öbür tarafında  bir ek  bina daha var.



Küçük Evler Sergisinden sonra müzeyi gezmeye devam ettik...
 1.Dünya Savaşında kullanılan ambulans
ilk Migros arabası



Şu elimi koyduğum araba var ya bu araba....Ordu'da çook ama çooook yıllar önce. biz üç kardeş çocukluğun en derin uykularından birindeyken, babamız İstanbul seyahatinden dönmüş... Bizim ruhumuz bile duymamış... Sabah aaa babam gelmiş babam gelmiş diye zıp zıpladık sonra da en sorulacak soruyu sorduk :)
-Baba bize ne aldın?
-çıkın dışarıya bakın dedi...
haydaaa getirdiği hediyeler dışarıda mı yani şaşkınlığı ile kapıyı koşuştuğumuz da, kapının önündeki beyaz CHEVROLET i gördük yani şavrole :)
Ne seyahatler yaptık. ne maceralar yaşadık onunla...
İşte, o gün Rahmi Koç Müzesinde taktı anılarımı peşine, çıkıverdi karşıma...

son söz: Sergi bitmeden gidin,o minicik evlerin içinde sergilenen hayat tarzlarını görün.

10 Kasım 2015 Salı

Hep baktığın yerde hep senin izinde...

4 Kasım 2015 Çarşamba

Naber :)

Bugün, kendisini hiç görmediğim,uzak bir ülkede yaşayan Hayal; Seni gördükçe annemi hatırlıyorum hep buralarda ol, lütfen yazmış. Sonra buna benzer aldığım mailler geldi aklıma. Okuduğum bir kitabı okuyup ya da izlediğim bir filmi izleyip beğenenler, sözünü ettiğin köfteciye gittik çok güzeldi diyenler... Teyzelerime senin blogdan söz etmiştim,Burgaz Ada' da sözünü ettiğim pastaneye gidip, çilekli milföy yemişler, çok güzeldi sen de git dediler diyen  Yine hiç görmediğim Serpil'im, rüyamda sizi gördüm diyenler... Bunları hatırlayınca blogu bu kadar ihmal ettiğim için çok çok üzüntü hatta utanç duydum. Hep bu facebook ve instagram yüzünden oldu bunlar. :)

 Hadi ilk günkü gibi başlayalım yeniden ama siz de okuyup gitmeyin, buralarda yanımda olduğunuzu hissettirin arada bir bile olsa...

 Sizler nerelerdesiniz sizin oralar nasıldır bilmiyorum ama İstanbul' da artık sonbahara has serinlikler yaşıyoruz. Bugün Zuz ile konuştuğumda Cunda'da denize girdiklerini söyledi. Hava çok sıcakmış...
Gerçi bugün İstanbul'da da aydınlık, pırıl pırıl bir hava var ama bugün evde kalıp, hiç bir iş yapmadan sadece film izlemeyi ve kitap okumayı istedi benim bu güzel canım. :)
Kapağına aşık olup aldığım Mücella/ Nazan Bekiroğlu okuyorum...Yazarın okuduğum İlk kitabı... Kadın hikayelerine de zaten bayılırım. Kitabı aldığım gün Naziş ile Capitol'e gitmiştik. Kahve molası verir vermez hemen oracıkta başladım hatta...
e- kitap ve basılı kitap aynı anda okuyorum demiştim daha önceki yazılarımda da...Ağaçkakan/ Tom Robbins okuyorum e- kitap olarak. Çok sevdiğim "Parfümün Dansı"nın yazarı  Tom Robbins...Bu kitapta süründe yaşayan Uzak Doğulu bir kral ve kraliçe, bir prenses ve kırmızı kafalı, ağaçkakan lakaplı bir tererörist var bir de kurbağalar. :) Zaman zaman ayyhhh şiştim dediğim zaman zaman da  merakla okuduğum bittiğinde iyi ki okudum dediğim bir kitap olacak sanırım... 

İzleme kısmına gelirsek, Dawnton Abbey; 6.sezonda aynı hızla devam ediyor. BBC nin mini dizileri de favorim bu sene...Bu ara 13 bölüm olan Little Dorotty izliyorum...Charles Dickens'ın romanından uyarlanmış çok başarılı bulduğum bir dizi...Tavsiye etiklerim arasına koyabilirsiniz...

Tv de izlediğim dizilerde ise, Hatırla Gönül favorim... 
Bayramı da içine alan seçim tatilinde Naziş'in D&R girince ne kadar Miyazaki filmi varsa topladıklarının içinden "Benim Komşum Torotto" yu izledik... Miyazaki, bu animasyon filmindekendi hayatından esinlenmiş. Onun annesi de bir hastalık geçirmiş ve o dönemde babasıyla birlikte bir köyde yaşamışlar. Önce yedi yaşında bir erkek çocuk olarak yazmış hikayeyi ama sonradan iki kız karaktere çevirmiş. Neden böyle yaptığını soranlara, öyle yapsaydım çok acı duyardım demiş...Hiç bir kötü karakterin olmadığı bu filmi de mutlaka listenize alın...Diğer dvd leri izlemek için de sabırsızlanıyorum.

Pişirme taşırma işine gelirsek bugün kapuska pişirdim. Çoğu kişi burun kıvıır, çok çekici gelmez ama sen yaptığında şahane bir yemeğe dönüşüyor der kocam valla  diyeyim size. :) Defalarca tarif vermiştim bir daha verdirmeyin bana...Googleye, kapuska, laleninbahcesi yazın  :)
Hadi gideyim şimdi, seçtiğim bir film var, beğenirsem bir sonraki yazımda yazarım...

22 Ekim 2015 Perşembe

Lalece Tavsiyeler

Hadi başlayalım.
   Benim önerdiğim kitapları, filmleri beğenenler bu dört bölümlük mini diziyi de çok beğeneceklerdir... Çünkü bana önerenin önerdiklerine çok güvenirim ben...
     İyi kalbini çelik bir zırhın içinde saklayan Olive Kittterigge'nin 20 yıla dayanan hikayesi...

Size  şöyle bir şey de  anlatayım bu vesileyle, şu önerilerine güvendiğiniz kişilerle ilgili...
Benim bir dayım var. Benden topu topu altı yaş büyük olduğu ve biz aile apartmanında oturduğumuz için birlikte büyüdük sayılır. İlk dansettiğim erkek odur mesela... O yıllarda Ordu'da öyle kız erkek arkadaşlığının  rahat olmadığı yıllarda az sürüklemedi peşinde beni sinema sinema, parti parti... Kız arkadaşı nerede biz orada anlayacağınız... Üniversiteye gittiğinde ödevlerimi telefonda yaptırırdı bana... Hafta sonları arkadaşlarımla sınıf gezisine gitmeyeyim diye beni Uludağ'a görürürdü... Serde Karadenizlilik var ya 😍her neyse bu dayım bana hep şöyle derdi;Kendi deneyimlerinden faydalanmak insana pahalıya patlar ama başkalarının deneyimlerinden faydalanırsan bu sana bedavaya gelir 😍😀😃anladınız sanırım ne demek istediğimi...
Ben bu BBC' nin mini dizilerine sardırdım bu ara ve dört bölümlük bir başka diziyi de iki sabah kahvaltısında hallettim  :)

Tavsiye ettiklerim arasına bunu mutlaka koyun... Bizde olsa 444  bölümde ancak toplarlardı... Yaprak Dökümü gibi bir kitabın dizisini senelerce çekip çekip uzattılar... Sanırsınız rahmetli Reşat Nuri, bunlara ahiretten yaprak yaprak senaryo gönderdi... Her neyse bu mini dizi benim gibi dönem dizisi sevenler için... Dawnton Abbey izleyenlerin hayranı olduğu Mr. Bates' de önemli bir rolde oynuyor. Dizi, romantik bir konuya sahip olması yanında o zaman ki kuzey ve güney arasındaki farkları ve o yıllarda ki sendika hareketlerine de yer vermiş...

Bu dizilerin yanında Dawnton Abbey devam ediyor, onun yeri ayrı bende..6. Sezonda şu anda...

Filmlere gelirsek...

..Sundance Film Festivalinde büyük ödülü almış...
Ben, Earl ve Ölen kız...
Bu hikayeyi nasıl anlacağımı bilmiyorum dedi ve başladı anlatmaya.16 yaşındaki Earl'ü annesi  okullarındaki kanser hastası bir kızla arkadaş olmaya zorlar...Earl bu arkadaşlığı anlatıyor bize...
 Bu filmden size söz etim mi bilemiyorum ama bu film de biraz ağır ilerlese de sevdiğim bir film oldu...Çirkin bir kızın bebekliğinden itibaren sırf bu yüzden  evde,okulda, sosyal yaşamında dışlanmasının hikayesi...Yıllara uzanan bir hikaye...Evliliği, çocukları ve evlerine gelen bir fotoğrafçı ile değişen yaşamı...Bir Arjantin filmi...


Kitaplara gelirsek;
Bu ara e-kitap daha çok okudum.

"Bayan Pelligre'nin Tuhaf Çocukları" filminin de çok yakında vizyona gireceği bir kitap...Başta çok güzel başladı ama sonra  bir yeni ergen kitabına dönüştü...

Bu kitap bitince ben kendimde şunu hissettim.Bir okur olarak edebi bir doygunluğa ihtiyaç duyuyordum. O yüzden yine e- kütüphanemden Dublinliler/ James Joyce seçtim.  

1914 yılında yazmış bu kitabı Jmes Joyce.  Bir hikaye kitabı gibi görünse de hikayeler arasında bir bağ var. Çocukluktan başlayıp, yetişkinliğe doğru giden hikayeler. Ben şu anda ergenlik hikayeleri okuyorum mesela... Dublin'de yaşayanların hayatlarını, ruhsal yapılarını inanılmaz bir sadelikle anlatmış... Ben bu kitabı okurken Leylak Dalı; çok güzel bir kitap okuduğundan söz etti... Bir de baktım ki kitap ben de var...Hemen Dublinliler'e ara verip onu okudum yani Carlos Mario Dominguez'in yazdığı Kağıt Ev ve  başlamamla da elimden bırakmadan bitirdim. kitapda , kitap sevgisinin çıldırttığı bir adam var. Banyosuna koyduğu kitaplar rutubetlenmesin diye yaz kış soğuk duş alan, kitaplarla neredeyse evcilik oynayan bir adam sonra bunu nerelere vardırdığını kitapta okumalısınız.Ama enteresan olan, daha kitaba başlamadan bir kaç saat önce kendime sorduğum soruyu kendine sormasıydı.. Toz alırken; kitaplığa takıldı gözüm ve bir faha okumayacağım bu kitapları böyle biriktirmek'gözünden esirgemek nasıl bir şey demiştim ben de aynı hikayedeki gibi...



Bugünlerde genellikle evdeyim ve sıkıldığımda da bu boyama işine merak sardım...Tavsiye  ederim

Yetmez bu kadar tavsiye derseniz bir de ağız tadı tavsiyesi o zaman, benim lise yıllarımda deliler gibi dolaptaki bitmeden yenisini yapıp dolaba koyduğum mozaik pasta...Bizim Zuz  hala nefret eder sırf o yüzden...
Seferberlik Yemek Tarifleri facebook sayfasında da vermiştim bu tarifi... orada ne yazdıysam aynen kopyaladım buraya da...
Alt tarafı "mozaik pasta" deme bacım.  Onda koskoca  lise bitirme sınavının hatıraları var...
Biz o zamanlar, bütün sene yazılılara çalışır, iyi not olmak için kendimizi paralar bu yetmez gibi bir de okulu bitirmek  için bu derslerden yeniden sınava girerdik.Olmadı eylüle kalırsın, elimde tek ders sınavları olur falan. Ama benim için haziranda bu sınav işinin birmesi şarttır.Peki niye, çok mu idealist bir öğrenciyim evde beni kötü muamele mi bekler? Tabikitleri de hayır...Beni Kumburgaz' da sahiller bekler, arkadaşlar bekler, tekneyle yanından geçip hohohoho diye taciz ettiğimiz Hotel Marin'in  salda çıplak güneşlenen turistleri bekler. İşte! Ben de yazdan kışa hazırlanan karıncalar misali kıştan  işi sıkı tutardım. Böyle sınav dönemlerinde benim en büyük destekçim; mozaik pastaydı.Zaten de tek yapabildiğim şeydi. Buzdolabındaki girmeden  hemen yenisini yapar koyardım. Fakaat bu durumdan memnun olmayanlar vardı.Her dolabı açtıklarında mozaik pasta gören kardeşlerim; bööööö yine miii demeye başladılar. Hatta  kız kardeşim hala ağzını sürmez ve hep senin yüzünden -belki de çok sevebileceğim bir şeyden beni nefret ettirdin, der.😇😍😎 Evet böyle şahane bir şeyi kaçırmasına neden olduğum için üzgünüm ama yaptıklarımdan hiç pişman değilim.O sene bizim sınıftan haziran döneminde bir tek ben mezun oldum ve bunda en büyük pay mozaik pastanındır 😍😇😎
Şimdi gelelim tarife...
2 paket pötibör büsküvi
50 gr margarin ya da tereyağ
1 su bardağı toz şeker
1 paket vanilya
3 çorba kaşığı kakao
1 büyük su bardağı süt

Yağı eritin,sütü,şekeri ve kakaoyu ilave edip iyice karıştırın...Biraz ılık olabilir ama sıcak olmasın.
Büsküvileri çok fazla ufaltmadan parçalayın...
Sıvı karışımı ve vanilyayı büsküvilerin içine döküp iyice katıştırın...Hatta ben elimle son bir kez karıştırıyorum...Streç film ya da buz dolabı poşeti kapladığınız kalıba yerleştirin. Ve dondurucuda bir kaç saat bekletin...( benim tarifimde yumurta yok)

Ha bir de Gamsegamse'nin öğrencileri benim adımı yazmayı öğrendiler, bi de resmimi yapmışlar  :)Beni göbeği açık ve mini etekli çfit bir kadın olarak çizen öğrenciyi çok takdir ettim. :)

HAYDİ EYVALLAH ŞİMDİLİK

13 Ekim 2015 Salı

Biz eskiden

Bundan 12 gün önce bir cuma gecesi biz karı koca kabuslar içinde uyurken, meğer canım Filiz'de kabus bir gece geçirmekteymiş...Bizim bundan ertesi sabah haberimiz olabildi...Telefonda haberi aldığımda yüzümde nasıl bir ifade oluşmuş ki o sırada kahvaltı yapmakta olan Gamse ağzındaki lokmayı eliyle dışarı çıkardı, çiğneyemedi yutamadı...
 Filiz o gün bugün uyuyor biz de o gün  bugün uyumuyoruz...Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi'nin bahçesinin dili olsa da anlatsa size bizi.Neredeyse 30 kişi sabahtan akşama kadar orada bekliyoruz...Filiz uyanana kadar da oradayız...Filiz uyansın kulağının arkasına taktığı gül gibi gülüşünü yüzüne taksın ve yine geçip ortamıza böyle güzel poz versin...

Biz bunları yaşarken Ankara'da patlayan bombaların haberi geldi.Bomba Ankara'da değil hepimizin içinde patladı.

On yıldır yazıyorum,belki on yıldır beni takip edenler vardır. Hiç bir zaman bu kadar  karamsar olmamıştım...
Bugünleri nasıl atlatırız bilmiyorum, barışla kan yanyana olur mu bilmiyorum...Yalnız merak ediyorum Biz artık eski biz olabilecek miyiz? Mutlu olmak diye, gülümsemek diye bir şey vardı diye masallar mı anlatacağız gelecek nesillere...Güzel olan her şey masallarda mı kalacak?

29 Eylül 2015 Salı

Güle güle sıcak yapışkan yaz, hoş geldin canım sonbahar

Bugün anladım artık ki; yaz bitti...

Gökgürültülü, sağnak yağışlı havada evdeyim bugün... Müzik kanalımı Jazz a ayarladım ve Aslı Levent'in " Jazz Hikayeleri"ni okuyorum. Daha önce Güven ve Gerçek adlı bilimkurgu kitaplarını okumuş heyecanla acaba "Adam" ne yaptı diye üçüncü kitap "Cesaret"i beklerken araya "Jazz Hikayeleri"girdi. Yazıya başladığımda henüz ikinci hikayeyi bitirmiştim. Jazz Atölyesindeki dostlarımdan beslendiğim,ilham aldığım yazılar diyor Aslı Levent, kitabın önsözünde...Bu demektir ki bizde dostlar arasında olacağız..Ben kitapların sunuluş biçiminden çok etkilenirim.Hatta önsözlerini hikayeden daha çok sevdiğim kitaplar vardır...O nedenle o samimi "okuyucuyla sohbet" bölümüyle başından sevdim kitabı ve  daha henüz ikinci hikayedeyken o dostlar arasına katıldım... 



Bunun dışında görüşmeyeli neler yaptım acaba haaa ayol koca bir bayram geçirdik. Sağolsun devletimiz de bayramı bir tatil şölenine dönüştürdüğü için ben ha babam de babam yemek yaptım. Aslında biraz da kendim kaşınıyorum galiba :) hem yorulup vıt vıt  ediyorum hem de bayılıyorum sofraları şölen havasına dönüştürmeyi..İşin doğrusu çocuklarımın akıllarında öyle kalmak istiyorum. Şen, leziz, şık sofralar, hiç yorulmayan, her şeyi yapabilen efsane anne modeli. :) Bayram sabahı altıda kalkıp, masaya evdeki en güzel örtüleri serip, en güzel sofra takımlarını çıkarıp bir de minik kıymalı pideler yaparak adeta show yaptım. Bir akşam önce de minnak minnak etli yaprak sarmalar yapmıştım üzerinize afiyet. :) Böyle iki gün yaptım ama üçüncü günden itibaren de çamura yattım. Geç kalktım, bana tost yapın dedim ayyyy bayram tatili çok uzun dedim. :)  Mutfağa gideni hiç gözümden kaçırmadım, gelirken çay suyu koy dedim. Ayağa kalkana, kalkmışken bi bardak su ver ya da çayı koy dedim :) 
Bunun yanında bayram ziyaretçilerimiz, bayram ziyaretlerimiz oldu... Gelenleri ağırladık, gittiğimiz yerlerde dibine kadar ağırlandık. Öyle çikolata kahveyle değil, börekli, dolmalı ağırlandık. :)Peki siz derseniz; bize gelenler hep bir önceki ziyaretlerinde o işleri gördükleri için biz onları sadece çikolata ve mandalina kolonyası ve de güzel sohbetimizle ağırladık. :) 
Bir gün Gamsegamse ile analı kızlı sinema günü yaptık.Yatarlı koltuklarda bilet alıp, yayıla yayıla Küçük Prens izledik. Sinema çok soğuktu ama benim sinema saati beklerken English Home dan aldığım havluları üstümüze örttük...Filmi hiç beğenmedik ama sinema çıkışında hemen yandaki Küçük Prens Müzesini ve Capitol'ün Küçük Prens konseptine bürünmüş halini çok sevdik.

Tatil uzun muzun ay çok yoruldum  desem de ortaokuldaki Türkçe öğretmenimin bir sözü gibi noktaladım tatili. Hocamız; kompozisyon dersinde bize hep,iyi başlayın iyi bitirin, arada ne söylerseniz söyleyin  derdi. Ben de bu söz uyarınca son gün  hamsili pilav ve çilekli turta ile altın vuruş yaptım...

Sonra efenim bir maç akşamımız var ki evlere şenlik. Yarısı FB li yarısı BJK lı bir grup içlerinde bir ben GS li ama koca kontenjanından BJK destekçisi 12 kişi fanatik Fenerli Fatma Abla' da toplandık ve tam stad havasında maç izledik...  Yani iyi başladık iyi bitirdik tatili ve artık  ben kendi normal hayatıma döndüm bugün itibariyle...Neymiş  efenim rutinde mutluluk varmış....