Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

6 Kasım 2014 Perşembe

Salı sallandı :)

Hayat ne acaip a dostlar :)  Şimdi bunu niye dedim sonunda anlayacaksınız...

Bir önceki yazımdan sonra bakalım bakalım ne olmuş...

Salı günü çok  keyifliy bir Mine Flora günüydü benim için. Havalar pastırma yazına dönmüşken günü çiçekler arasında bir serada geçirmek muhteşem oldu... Soba üstünde çaylar kaynadı,kestaneler pişti ve Mine ile motifler yaptık çay,kahve içip sohbet ettik...




Akşam eve dönerken Aysel aradı...Akşam  Süreyya Opera ve Balo  Salonunda bale izlemeye davet etti...Programda ''Genç Werther'in Acıları/Goethe''  vardı. Öncesinde Kadıköy''de buluştuk hem bir şeyler içtik hem de sohbet ettik...Bale gösterisi muhteşemdi hele çocukluğunu bildiğim Aysel'in yeğeni olan Özlem'i sahnede izlemek çok güzel bir duyguydu...





Bale bitti, biz keyifle çıktık. Hadi  bir çay sohbeti yapalım dedik amaaaa ama işte ben Altıyol'dan aşağı inerken bir meyilin dibine saklanan bir ayak girebilebilecek büyüklükteki çukuru göremedim ve iki seksen yere uzandım. Daha doğrusu ''Bir Süre Yere Paralel  Gittikten Sonra'' uzanabildim...Beni güç bela yerden kaldırdıklarında ilk hissettiğim ayak bileğim çok acıyordu. Neyseki hemen Mc Donald's a çok yakınmışız. Hemen dışardaki masalara oturduk.Aysel hemen içeri girdi önce buz doldurttuğu bir torba ile geldi.Ayağımda burkulduğu için ayağımı bir sandalyeye uzattım, buzu üstüne koydu, sonra içeri girdi, sandviç, çay ve elmalı pie ile geri geldi. Yoldan geçenler hatta arabaların içindekiler bile bize baka dusun biz ay bu keyifli gece böyle mi olacaktı , ay Allah korudu, ayyy ayy omzum, anammm kolum da acıyo yaaa arada şu tipimize bak diye güle güle bi yarım saat oturduk. Allah herkese her durumda en pratik çözümler üreten Aysel gibi bir arkadaş nasip etsin...
Oradan bir taksiye atlayıp eve dönme şaşkınlığı yaptım. Halbuki gelirken yol üstünde Numune Hastanesi var , uğrasana acile... Gece omzum çok ağrıdı. Aysel'in dediğine göre düşerken o kolum arkada kalmış. Sabah hemen doktorda aldık soluğu. Muayene oldum, zaten doktor hemen oraya koydu elini burası acıyor mu dedi... Ciyyaak dedim :) Film çekildi. Ucuz kutulmuşum, kırık çıkık yok ama bir hafta askıda kalacak bu kol dedi... İlk aklıma gelen-ay iyi ki temizlik yapmışım :)

Neyse bırakalım kırık çıkık işini bugünün filmine gelelim...Bugünün filmi biraz belgesel tadında...
“Eğer ömrümün geri kalan kısmını ıssız bir adada geçirmek zorunda kalsaydım,
o zaman zarfında dinleyeceğim ve çalacağım tek besteci Bach olabilirdi.’’diyen Kanadalı dahi piyanist Glenn Gould için yapılmış bir film...
  Gould’un çok sevdiği ve ünlendirdiği Bach’ın ‘Goldberg Variations’ isimli eserinin otuz iki bölümlük yapısına gönderme yaparak otuz iki kısa filmden oluşturulmuştur.





Kitabım henüz çok yeni hatta başlamadım bile... Çok beklediğim bir kitaptı... Dün akşam Naziş'in geçmiş olsun hediyesi oldu. Etrafında biraz dolanmadan başlamam :)



Başlıkta hayat ne acaip demiştim ya, sabah keyifle kalktığım yatağıma akşam gireken her tarafımı sakatlamıştım...


Hayde gittim ben şimdilik bu kadar...




4 Kasım 2014 Salı

Günlerin getirdiği götürdüğü

Bugün pastırma yazı var İstanbul'da... Bir kaç gün sürecekmiş. Ben de tam bugüne yaraşır bir yerde olacağım bugün. Çiçek,böcük, ağaç takılacağım bir yerde ''Mine Flora''da...

Geçtiğimiz hafta her gün yağmur yağdı. Bu bana öyle iyi geldi ki, hiç dışarı çıkmadım sayılır. Motif ördüm bol bol, kitap okudum, yemekler yaptım,bol bol film izledim. Film izlerken motiflerimi örmeye devam ettim. Artık motiflere çerçeve yapmaya başladım, sonra da birleştirme safhasına geçilecek. Sandığımdan daha oyalayacak. Motifleri pıt pıt yapıp sepete atmak kolaydı.

 (Audrey Hepburn be Humprey Bogart'dan Sabrina... Bir İstanbul Masalı dizisini hatırlar mısınız bilmem. Ha işte o dizi bu filmden apartmaydı:)

Kitap ne okuyorsun derseniz, biraz yavaşım bu motif örme yüzünden:) yatakta okuyorum, sabahları ve de gece yatınca... Radyo Voyage açıyorum bir taraftan da...Hem dinliyorum hem okuyorum.
(Çok ama çok keyifli hikayelerin olduğu bir kitap... Yeni kurulan Yüz Yayınlarının da ilk bastığı kitap aynı zamanda)

Günlük yazmayınca artık ne yaptığımı da unutuyorum. Geçtiğimiz cumartesi günü eski iş arakadaşlarımız İlmiye'mde toplandık. Ay kadının gerçek adı Hilmiye'dir aslında da ben Babaeski'li olduğu için ona İlmiyem derim :) Oh İlmiyemin evine gidince arkadaşlar mutfağa girince ben aldım elişimi eski kadınlar gibi oturdum pencerenin önündeki koltuğa keyif yaptım:) Nazımı çekecek birilerini bulmuşum hiç kaçırır mıyım:)Naz demişken küçüklüğünden beri benim iş arkadaşlarımı çok seven Nazlı'da geldi benimle. O gün programmı yokmuş, ay evde yatacağıma Hilmiye dezemde yatarım dedi :) O şahane aşureyi de kaçırmamış oldu hem...




Akşam eve dönerken de  bir kaç ay önce açılan Akasya AVM de indik metrodan  Meral ve Gamze ile buluştuk.Onlar yemek yiyecekmiş,bizim karnımız öyle toktu ki yemek görmeye bile dayanamayız dedik ve Sütiş de oturup çay içerek onlaerı bekledik. Sonra gezdik, biraz alış veriş yaptık ve iki klometrelik taksi kuyruğunda bekleyip eve döndük...

Dün Naziş;kendini hasta  hissetti, okula gitmedi. O'na öğle yemeğine karnabahar kızartması ve keserken dökülen minik karnabahar parçalarından omlet yaptım. Yanında kızarmış tavukla servis ettim bayıldı...Her zaman haşlardım ama bu kez Serrose'nin ablası Seray'ın tarifiyle yaptım. Nazlı;Anne, Seray kızartmadan yapıyormuş deyince hadi deneyelim dedim. Çok da güzel oldu. Ben galeta ununa batırırdım,o mısır ununa batırıyormuş aynen uyguladım tarifi... Yani karnabaharı  çiçek çiçek ayırdım. Önce  tuz,karabiber ve kırmızı pul biberle çırptığım yumurtaya sonra da mısır ununa batırıp kızarttım... Üstüne   yoğurt koyduk yerken. Keserken minik minik parçalar dökülmüştü. Onları da kalan yumurtanın içine atıp, bir kaçık da mısır unu ilave edip karıştırıp omlet gibi kızarttım. Çiğden olduğu için sanırım hiç yağ çekmeyen çok hafif bir yiyecek oldu.

E hadi yeter bu kadar. Şimdi giyinip çıkmalıyım... Yolum uzun...

28 Ekim 2014 Salı

işte böle böle

E artık kışı da getirdik. Dün itibariyle bizim kalorifer istim aldı...Şimdiye kadar ara ara akşamları yanarak yetiyordu ama artık bünye bir sıcaklık bir rehavet istiyor.
Böyle film izleye,kitap okuya, çay kahve içe, camdan yağan yağmuru izlemek, kalorifere ayak dayamak çok güzel de  Allah kimseyi darda, kışta soğukta aç açık bırakmasın...
Bismillah iki gündür evdeyim... Kışlık dizilerime başladım, motiflerimi örmeye devam, yeni kitaplar ve yeni filmler var...Kışlık sebzelerden pişirdiğim yemekler var... Mesela dün acı biberli ve de bulgurlu bir lahana kavurması yaptım. Naziş; anne bundan her gün yapsana dedi... Her gün ben lahana doğrayıp,yıkayacağım amanıın :) koca bir tencere lahana kavurması yel yuf oldu bitti...Bi tencerede gördüğüm karım oldu...


Kitap için ilk önce şunu söyleyeyim,Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nun Yunus Nadi Roman Ödülü alan General Uçtu; Bibliyomanyakların ekim ayı kitabıydı. Bu hafta benim yazım yayına girdi. Üstüne üstlük Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile benim konuşmamın olduğu video da var. Biraz heyecanlanmışım, biraz ağzımı gözümü eğmişim ama sizin hatırınıza koydum:) İzleyin,okuyun ve de yorum bırakın rica ediciiim :) Valla ben oradakinden daha zayıfım, daha güzelim ve de sesim de bülbül gibidir, kameralar beni öyle etmiş :)Şuraya bi TIK edin gidin :)


Yeni kitabımın şöyle bir özelliği var efenim. Yeni kurulan bir yayınevinin ilk bastığı kitap... Henüz başlamadım. Yazımı bitireyim ilk iş ona başlayacağım.Akşam yemeğimi bile yaptım, rahat rahat kitap okumak için. Bir tencere patates kavurdum fazla kavurdum ki bu akşam yanında yoğurtlu kabak ve havuç ve de ezo gelin çorbayla  yarın akşam da kalanına göz göz yumurta kırılacak çay yanında kahvaltı babında servis edilecek...

 Artık eskisi gibi her gün yazmayınca hangi filmlerden söz ettiğimi unutuyorum ama siz ah film izleyeyim,Lale'nin Bahçesi acep Recep ne önerdiydi diye merak ettiğinizde sayfanın üst köşesindeki ''Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' ya tıklayıverin. Burası benim izlediğim filmleri eklediğim facebook sayfam artık biliyorsunuzdur...

Filmlere gelince;Dün bir film izledim hakikaten de breh breh yani... Hele de resime biraz ilgi duyuyorsanız ballı lokma tatlısı hatta kaymaklı ekmek kadayıfı hatta ve hatta çift kaşarlı ve de sucuklu tost gibi...Modigliani... Picasso ile aynı dönemde yaşayan ama onun kadar şanslı olamayan İtalyan ressam ve heykeltraşın yaşam hikayesi...
 (Modigliani'nin yaptığı resimlerden bir kolaj)
 Andy Garcia  adamım muhteşem oynamıştı yine...


İkinci film ise;





Abbas Kiarostami'nin gözünden sinema,seyirci ve sinema dilinin seyirci üzerindeki etkilerinin gözlemlenmesi... Ferhat İle Şirin efsanesini izleyen aralarında Juliette Binoche'nin de olduğu 114 İranlı kadının film izlerken doğal tepkilerinin kolajı... Bu alışılmadık sinema deneyimini her filmmania izlemeli...







İşte böööle böle...

23 Ekim 2014 Perşembe

Yemeli içmeli yazı :)

Bugün yemeklerden  çokça konuşucaz benim canımın ta içi okuyucu :) Ev ahalisi çoktan dağıldı. Hatta gittiklerini duymadım desem ,inan. Gece geç vakte kadar ''Slyvia Plath Günlükler'' okudum. O'nun ruhunun huzursuzluğu bana da geçiyor sanki...Bir gün önce yazdığı hayat dolu satırlar, bir gün sonra kabusa dönüşüyor. Acaba , yazmadığı günler mi var, tarih mi atlamış diye geri dönüp bakıyorum.


Neyse hani bugün yemeklerden konuşacaktık ...Şu an da bizim mutfakta kuru fasulye pişiyor.Olmazssa olmazı pilav; akşama taze pişecek...Siz de ne var akşam yemeğine peki ?Benim kuru fasulye yerken içine taze nane  eklemekten hoşlandığımı söylemiş miydim size... Bir deneyin bence...






Dün; acı biberli, zencefilli ve de misler gibi limon kokulu domates reçeli yaptım. Damakta acaip, şaşırtıcı bir lezzet bırakıyor. Yeminle benim kocam mesela, değişik şeyleri zor dener. Buna bayılıyor.


2kg domates.Sivri domateslerden kullandim,1kg seker.3 limon 5-6 adet aci biber.Kırmizi yesil farketmez benimki kırmiziydi...5 cm boyunda zencefil.Domatesleri biberleri ince ince dgra.Limonarin kabuklarii rendele suyunu da sık.Onlari da ilave et.zencefili de minik minik dogra.Kaynat hepsini birlikte.Önce hizli ates.Sonra 1 saat kadar kısık ates.İyice koyulasiyor.İşte domates reçelin oldu bileee :)
Şimdi ben mutfağa giricem, iki saat mesai harcayacam ve boş durucam, olur mu hiç,olmaz... Domates reçeli yaparken bir taraftan da ''Şeker Portakalı''nı izledim. Dünyaca ünlü bir romandır. Çocuk romanı denir. Hiç bir zaman anlamadığım bir şeydir. Bu kitap nasıl çocuk kitabı olur.Son derece  güzel bir dostluğu, fakir bir ailenin çocuğu olan Zeze'nin hayatından bir kesiti anlatır. Çok da güzeldir de  her gün bir araba sopa yiyen çocuğun hikayesi nasıl çocuk kitabı olur bakın yine sordum :) Film güzeldi, Meksikalı ile Zeze arasındaki dostluğu çok başarılı bir biçimde hişssettirdi bana...


Şimdi sırada bir MİM var. Leylak Dalıcım paslamıştı bana... Ancak yeri ve zamanı geldi...
En sevdiğiniz yemek:
Valla, Tokat usulü pişirilmiş sonra üstüne pastırmalar dizilip fırına verilmiş bir keşkeğe hiç bir zaman hayır demem...
En sevdiğiniz tatlı:
Cafer Erol'dan alınmış tulumba
Çocukken anneniz sizi:
Bir kaşık kafana bir kaşık ağzına diye yemek yedirirdi... Çünkü o tehditi alınca hemen ağzımı açardım. Yoksa kaşığı kafana yersin, ağlamak için ağzını açtığında da yemek girer... Te Allahım şimdi öyle olsa ya :)
Çocukken de şimdi de:
Çocukken yemek görünce kaçan biri olduğum için  öyle bir şey yok tabi, şimdi ise  lezzetli her yemeğe atlarım abi :)
Yemeyi sevdiğiniz ilginç şeyler:
Dibi tutan tencerenin dibini kazımaya bayılırım, kocam da sinir olur. Niye tabağına doğru dürüst yemek koymuyorsun diye ezikler beni :)Ben öyle yaparken üzülürmüş :)... Halbuki annem, sırf benim için sütlaçın dibini hep tuttururdu...
Türk Mutfağı dışında sevdiğiniz mutfak:
Ahhh bayılırım Meksika Mutfağına... Ağzım yana yana  yerim... Hatta kendi mutfağımda da denemeler yaparım. Meksika Mutfağı ile ilgili bir Workshopa da katılmıştım hatta ve hatta :)
Yemeyi sevdiğiniz en sağlıksız şey:
Biftek soslu cips...Hatta her türlü cips ama patates cipsi
Alerjiniz:
Alerji benim göbek adım. Bugün alerjim olmayan bir şeye yarın alerji olabilirim :(
En sevdiğiniz meyve:
Karpuzzzzz kann :)
Asla yemeyeceğim ve içmeyeceğim dediğiniz şeyler:
 Kurbağa bacağıdır, salyangozdur  yok efenim Fransız mutfağıdır, çiğ balıktır suşidir, yok efenim Japon mutfağı şöyledir böyledir ile gelmeyin bana... Getirin mumbar dolmasını ama, çift dalarım :). İçme konusu mesela kımız getirin yedi derde deva deyin içmem nerden bulacaksanız :)Öyle allengirli renklerde olan içecekleri de içmem turkuza bayılırım ama o renk bir şey getirin ağzıma koymam. Şimdilerde çok moda bu tür renkli içecekler...
Sonsuz tane yiyebileceğin şeyler:
Öyle bişi yok, yok yani
Çorbaların kralı:
Breh breh Adil Kebapta yediğim işkembe çorbası ama bir karalahana çorbası ile de çekişir.
Kahvaltıda tercih ettiğiniz şey:
Siyah zeytinsiz bir kahvaltı masası kahvaltı masası değildir.
Açken ben:
Açken ben azıcık gerilebilirim ama oruç tutmaya alışık bünye bir süre sonra normale geçer...
Bir keresinde yemek yerken:
Kıııs az kala öleyazdım ya ben :) şaka bi yana boğazıma kılçık kaçtı neredeyse bir parmak boyunda kefal kılçığıydı... Nasıl çıkarttım bilmiyorum...
Çok eğlenceli bir mimdi... Arzu eden yapsın bence...






21 Ekim 2014 Salı

Kayıt Lütfen

A aa salı günü olmuş bile... Ne çabuk geçiyor günler haftalar. Tam dokuz yıl olacak biliyor musunuz  yazmaya başlayalı 16 Ocak itibariyle... Dile kolay tam dokuz yıldır bilfiil yazıyor olmak. O dur budur, kimler geldi kimler geçti. Kimbilir kimler okumaya başladı sonra bıraktı ya da kimler hala okuyor...Çok tuhaf bir duygu bu...

Hadi bakalım şimdi ne yaptık ne ettik ...
Pazar çok keyifli bir gündü  bizim için... Sülale boyu toplandık yine...Sarıya kızıla kesmişti ortalık. Ağaçlar arasında yürüyüşler yaptık,  birlikte yedik içtik... Banu'ya sürpriz doğum günü partisi yaptık...






Dün Üsküdar yürüyüşü yaptık karı koca... Hurma ağacının altında çay içtik.Çayımı içerken bir kaç sayfa bir şey okuyayım dedim ama yan masadaki kadın, telefondaki arkadaşına  doğum hikayesini o kadar yüksek sesle anlattı ki neredeyse tüm meydana naklen yayın yaptı. Çaydan sonra,biraz yöreserl pazarı dolaştık. Ben ''büyükanne battaniyem'' için yün aldım yeniden... Hiç bir zaman modası geçmeyecek bir şey bu dünyada ''granny square'' olarak biliniyor. Ve bunun için oluşturulmuş özel siteler var... Bizim ''hanım dilendi bey beğendi'' motifi aslı... Şimdilik 88 motifim oldu. 120 taneden bir koltuk battaniyesi oluyor, hesaplarıma göre. Çok renkli,allı morlu bir şey olsun istiyorum... Kanepede uyuklamak isteyen üstüne alacak...


Bugünse valla önce bir sabah keyfimi yaptım. Kahvaltımı ederken Downton Abbey 5.Sezon 2. bölümü izledim.  Sonra da hummalı bir temizlik vardı... Neyse bitti, akşama yemeğimiz de var, bu yemek konusuna ayrıca gelicem:). Şimdi bu yazıdan sonra çayımı demleyeceğim kendime bir sandviç hazırlayacağım ve ayaklarımı uzatıp filmimi izlerken motif öreceğim... Dün akşam Ulan İstanbul izlerken tam 6 motif örmüşüm. Maşşaalllahhhh bana :)

Şu yemek meselesine gelelim şimdi ... Önceki gün akşam yemeği için mercimekli bulgur pilavı yaptım.Haşlanmış mercimek buzlukta vardı, sanırım tuzlu haşlamışım. Ben pilav için de tuzu biraz kaçırınca çok tuzlu oldu. Ben de  yeniden tuzsuz pilav pişirdim,ikisini birbirine karıştırdım. Tuzu dengelendi amaçok ama çok fazla bir pilavımız oldu. Hani şöyle bir kase kadar olsa ondan şahane bir çorba yaparım da, bir kase daka koy derler ve hiiiç anlamazlar bir akşam önceki pilav olduğunu. Ama bu çok fazlaydı. Dün pazarımız vardı. Üsküdar'dan gelirken pazara uğradım kara lahana aldım. Küçük yapraklılarını seçtirdim. Geldim onları yıkadım ve hafif tuzlu suda haşladım. Açtım filmimi de ... Aaaa filmden söz etmeyi unuttum ama şu yemeği bitireyim de... Pilavı da çıkardım dolaptan, aldım önüme,kendime de koca bir kupa sütlü kahve yaptım anne usulü... koca bir tencere dolma sardım.  Tencereye dizdim, üstüne geçecek kadar sıcak su ilave ettim. Bir başka tavaya  bir  kuru soğanı doğradım,bir baş da sarımsak soydum ikisini  zeyrinyağda bir güzel kavurdum, bir çorba kaşığı da  salça ilave edip onunla da biraz kavurdum ve tencerede pişmekte olan dolmamın üzerine döktüm. Yerken de üstüne yoğurt koyduk. Bayıla bayıla yediler de bu dün akşamki mercimekli bulgur pilavı mıydı akıllarına bile gelmedi :)





Film çok ama çok uzun zamandır izlemek istediğim ''Halam Geldi'' idi... Mutfakta olduğum için mecburen laptoptan izledim ama büyük ekran izleyip o oyuncuların yüz ifadelerini yeniden görmek istiyorum.




Kitap geceleri yatakta Slyvia Plath Günlüklerini okumaya devam ediyorum. Gündüzleri ise Sayfiye/Tanıl Bora okuyorum. Bu arada Haruki Murakami'nin son kitabı ön satışa çıktı... Onun için de çok sabırsızlanıyorum...




19 Ekim 2014 Pazar

Haftayı kapatırken

Bu hafta da geçti gitti cancağızım...  Bak nasıl geçti...

Murat Gülsoy ile son kitabı Gölgeler ve Hayaller Şehri ve kendi yazma serüveni üzerine sohbet ederek...


Banu Tozluyurt ile ''Hayallerine Dokun'' seminerinde hayallerimize dokunarak ve çok da uzakta olmadıklarını görerek...



Anneleri çocukluk arkadaşı, babaları çocukluk arkadaşı ve de kızları çocukluk arkadaşı olan arkadaş sohbetinde...


Çok çok eski dostlarla birbirlerinin düğününde oynamış, çocuklarının doğumuna büyümesine tanık olmuş ve dahi anneleri de arkadaş olan kızların şaane bir masada buluşmasıyla...






Bu kızıl kıpkızıl gökyüzü altında bir akşam yürüyüşüyle




Mutfak Hikayesinden gelen bu güzelliklerle(sağ tarafta Mutfak Hikayesi  fotoğrafına tıklayarak ulaşabilir kendi mutfak hikayenizi yazabilirsiniz)

Ve yeni kitap; bana hayatın sayfiye olduğunu sandığım günleri hatırlatan kitap... Sayfiye ruhunu , sayfiye kültürümüzü anlatan kitap...


 Ve dün eski iş arkadaşları buluşmasıyla, sabahları serviste yanyana uyuyan, kafası birbirinin omzuna düşen, akşam servisinde çan çan konuşarak trafiği unutan, işler yoğun olduğunda işlerini hiç gocunmadan paylaşan arkadaşların buluşmasıyla geçti gitti bu hafta ...

13 Ekim 2014 Pazartesi

Geçtiğimiz haftanın fotoromanı

Hem okudum hem dokudum...



''Martı Dergisi'' ne içinden film geçen kitapları yazdım...





Şu filmleri izledim...
Bir derviş toplantısına gitmek için yola çıkan bir derviş ve ona yol arkadaşlığı yapan içi kıpır kıpır kız İştar... Dede ve torunun çöl yolculuğu boyunca onlara eşlik eden 6 sufi hikayesi ,karşılaştıkları insanların hikayeleri ve eşşiz müzikler... Ben size büyülenmeyi vaad ediyorum..Bir masala çağrıyorum....
Filmin adı aslında Bab'ı Aziz ...Yani ulu durak,ulu kapı anlamına geldiği halde Baba Aziz olarak çevrilmiş..
Glendon Swarthout’un romanından uyarlanan HOMESMAN...
Yıllardan 1885’tir. Nebraska’dan Iowa kentine sürülen 3 kadına, eşlik edecek isimlerden biri yine Nebraskalı olan Mary Bee Cuddy’dir. Sert bir mizacı olan Mary Bee’ye, hayatını kurtardığı George Biggs de yol boyu eşlik edecektir.
Bir şehir var gökyüzünün altında/Ama bulunmaz haritalarda/Orada mavidir gökyüzü ağlamaz asla/Kasvetli sonbahar yağmurlarında/Karşılıksız aşk yoktur orada/Orada kötü rüyalar görmez insanlar/Orada gümüştendir ay memnun parıldar sana ve bana/

Böyle bir şarkıyla biten bir belgesel...16 dakikalık, bir kahve keyfi molasında izlenir...
Kieślowski tarafından Łódź Film Okulu’nda bitirme tezi olarak hazırlanan bir belgesel..


 Yaz Saati; İşte bu film beni başka bir yerden vurdu... Ölen annelerinin sanat eserleriyle dolu evini, boşaltmak ,evi satmak zorunda kalan çocuklarının  eşyaları toplarken bir taraftan da eşyalarla ilgili canlanan anıları... Aynı şeyleri yaşamış biri olarak sanırım bu kadar etkilendim. Diyaloglara  dayalı bir film...



Dondurucuya, aşağıda tarif ettiğim şekil balıklar koydum. Çiğdem'in tarifi kabakla, havuçdan yaptım yine dondurucu için...


Diyete başladım yeniden... Bu demektir ki ev halkı yine benim yemeklerimin  peşinde olacak,  iki haftada bir olan ödül günleri için benden önce nerede ne yiyelim derdine düşecekler... Benim diyet yapmam demek onlara şenlik demek :(


Bugün öööylece bakma günü yaptım...
Kitap dahi almadım yanima...Oturdum bu çınar ağacının altına çay içtim curuz gemilerine bakıp hayal kurdum.Karahindiba üfleyip dilekler tuttum.
Ben bugün İstanbul'a Salacak' tan baktım..
Bu kada...