Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Temmuz 2014 Cuma

Sıcak ilişki

Sıcakla aramdaki ilişki şöyledir; sıcak, her ağzımı açtığımda ilk sözüm sıcak olur, ne diyeceksem onun ardından gelir. Öyleki yanımdakiler sıcaktan çok benden bezer,dünyaya geldiğine pişman olur...
Neyseki evimizin olduğu mahalle  Boğaz ve Çamlıca arasında  kaldığından,bizim daireninde açık bir alana bakmasından dolayı ev çok sıcak değil. Henüz,hiç klima çalıştırmadık ama dün bir ara dışarı çıkmıştım. Taksi ile gidip gelmeme,klimalı ortamda olmama rağmen, yolun karşısına geçmek gibi bir mesefade sıcak beni sanki dövdü...

Bu ara ben ne yapıyorumda ilk haber;  kombimiz bozuldu,iki gün revizyona girdi. Bugün getirip taktılar ve denemek için kaloriferi de yaktılar:))İliğimiz kemiğimiz ısındı:))

Kitap, Nobelli Yazar Mo Yan'ın ''İri Memeler ve Geniş Kalçalar'' adlı kitabını okuyorum. Yazara kitabının ismini değiştirmesi için çok baskı yapılmış ama kabul etmemiş. Yalnız bu Uzak Doğulular  uzun uzun ,geniş geniş takılmayı seviyorlarki kitap bir ansiklopediden hallice kalınlıkta ve ağırlıkta...




Mo Yan'a biraz ara vermek zorunda kaldım çünkü ''Bibliyomanyaklar'' ın  temmuz ayı kitabı olan  ''Deliduman/ Emrah Serbes '' okuyorum.Okurken ,notlar alıyorum  Çok beğendim şimdiden söyleyeyim size... Emrah Serbes yine yazmış afilli afilli...Hatta ''Bibliyomanyaklar'' a gidip Leylak Dalı'nın yazısını okuyabilirsiniz...





Akşamları iftardan sonra yeni mekanımız olan ''Bağlarbaşı Kahve Dehası''na takılıyoruz. Bütün mahalle ve tabikitleri de bizim sülale toptan oradayız. Neyseki yeterince büyük ve yeterince hizmetli var da  servis hiç aksamıyor. Bu akşam nasıl olur bilemiyorum ama bu akşama kadar her akşam şalla oturdum diyeyim size... O meydanın esintisi her zaman ünlüdür zaten.



Yazlık dizimiz ise; Ulan İstanbul... Biz sevdik. Sezon tatiline giren ''Aramızda Kalsın''ın açığını kapattı...



Yazlık en favori içeceğim ise karpuzlu frozen,içindeki minik buzları ,pipetle çekmek pek keyifli.



Geçen gün kuzen Vildan ile buluştuk. Kuzen benim ama benim kızlarla daha çok ortak arkadaşı ve ortak konusu var ne de olsa o da öğretmen... Kadıköy'de buluştuk ve saatlerce kulak çınlatmadık, anmadık kimse bırakmadık...


Bugünlerde bunu dinliyorum hem de her sabah...Hele bu sıcaklarda Samistal Yaylasının erimeyen karından söze eden bir türkü... Gitarla Yaşar Kurt söylemiş... Pek de güzel söylemiş,çok şahane söylemiş...Tık tık



Hayde gittim ben...

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Kitap kitap dedikçe

Tatil matil derken kitaplardan söz edemedik... Kısa kısa geçelim unutmadan:)
 ''Patriça Koyu'' na giderken yanıma Ferzan Özpetek'in ''İstanbul Kımızısı''nı almıştım. Filmlerine bayılırım ama yazı dilini sevmedim...Ferzan Özpetek'in çocukluk,ilk gençlik anılarını bölük börçük anlatması beni sarmadı. Kiii  bayılırım anı kitabı okumaya...
 Kürşat Başar'ı severim. Daha önce ''Kış İkindisinin Evinde'' ve ''Baş Ucumda Müzik'' kitaplarını okumuştum. Bu adı gibi yaz gibi bir kitap olmuş. Çocukluğa, gençliğe ağıt gibi ama aynı zamanda da yaz gibi uçuş uçuş bir kitap olmuş. Şezlonguma yattım,kitabı açtım okumaya başladım, ara ara denize daldım çıktım derken  bi baktım kitap bitmiş:))  O gün Duba plajındaydık...
 ''Beyaz Balina'' ya gittiğimiz gün yanıma iki kitap aldım. Çünkü ''Emir Beyin Kızları/Ayla Kutlu'' yarımdı... Onu bitirdim.Üç ayrı karakterden Cumhuriyetin ilk yıllarını ve  bireye yansımasını da çok güzel anlatmış bu kitapta Ayla Kutlu...Çok çok beğendim.

İkinci kitap; Berlinli Apartmanı/ Yaprak Öz...Yazım dili son derece akıcı,kolay okunan bir kitaptı.Hatta o kadar kolaydı ki tüm ipuçları hiç şaşırmadan katile çıktı:))
Çılgın ve Özgür/Hıfzı Topuz... Neyzen Teyfik'in hayat hikayesini anlatan bir biyografi roman... Neyzen Teyfik ney çalması yanında çılgınlığı ve özgürlüğüne düşkünlüğü ile tanınan bir sanatçıydı... Hazır cevaplılığı ile ilgili anekdotlar hala karşımıza çıkar. Bunlar kitapta bolca yer alıyor. Ölümünün ardından Hasan Ali Yücel'in söylediği şu sözler onu çok iyi ifade ediyor.''Ferdin ve topluluğun üzerine çöken istibdadın baskısından kurtulmak için o dönemde iki yol vardı... Ya işi  deliliğe vurup sorumluluktan kurtulurdu ya da kendini içkiye verirdi. Neyzen  bazen bu yollardan birine  bazen de diğerine saptı ama hiç teslim olmadı''


İşte böle böle


2 Temmuz 2014 Çarşamba

CUNDA'DA TATİL DEMEK

Cunda'da tatil demek; Kardeşinin kah evinde kah pansiyonunda hazırladığı kahvaltıların keyfini sürmek demek...


Cunda'da tatil demek;''SEMALİ Küçük Yer'' de Berduş köfte ve ızgara kalamar demek, Girit Ezmesinin dibini ekmekle sıyırmak demek...




Sema ve Ali ile sohbetin dibine dalmak günün son kahvesini birlikte içmek demek...
Cunda'da tatil demek; Üstünden ne kafar geçerse geçsin doğumgününü bir kez de orada sokak ortasında verilen bir partide kutlamak demek...


Cunda'da tatil demek;  Meltem ve Levent'in evlerinde şahane bir kahvaltıya konuk olmak demek...



 Levent'in özel spesyalitesi ıspanaklı ve pastırmalı suflesinin lezzetine doyamamak demek...
Kahvaltı sonrası da kendi yaptıkları likör eşliğinde sunulan kahveyi içmek demek...

C

Cunda'da tatil demek;Şirinkent'de şezlongunu bir zeytin ağacının altına çekip, yatıp kitabını okumak bu koca bardaklardan çayını yudumlamak demek...
Cunda'da tatil demek , bir  akşamAyvalık'a gidip sokak boyunca kurulan  pazarda Meltem'in el yapımı bebeklerini görmek demek...
Cunda'da tatil demek bir akşam Ayvalık'a gidip saat yedide kalkan servise yetişip   ''Şeytan Sofrası'nda güneşin batışını izlemek demek...
Cunda'da tatil demek; Duba plajında şezlonguna yatıp Kürşat Başar'ın son kitabına başlayıp, bitirmeden kalkmamak demek...
Cunda'da tatil demek; Bir tepenin eteğinden Çatal Tepe'den denize girmek demek
 

 Cunda'da tatil demek; Patriça Koyunda Bıyıklı Beachde zeytin ağaçları arasında yol ala ala oraya gidip, sadece kuş seslerini duyarak denize girmek demek...






Balık simiti, levrekten yapılan, susamlı ve özel soslu bir meze... Cunda'ya yolu düşen mutlaka tatmalı...



Cunda'da tatil demek; Bir Ayvalık kaçamağında hemen ''Kafe Karamel'' uğrayıp soluklanmak demek...Sahibesi Yasemin'in o ince zevkine, enfes sunumlarına tanık olmak demek...



Valla ben yoruldum, daha bi sürü yol hikayesi var...

1 Temmuz 2014 Salı

dönüş

Dün gece itibariyle evdeyiz  artık. Bavulları açayım, kendime bir geleyim  acaip bir Ayvalık-Cunda belgeseli ile geliyorum...

21 Haziran 2014 Cumartesi

Müsadenizle:)

Biz bi koşu  gidip gelcez... Kendinize iyi bakın...


Mekanım Cunda olsun:)
 









Burası bizim Zuz'un pansiyonu biliyorsunuz... Bilgi almak isterseniz, yandaki pansiyonun resmini bi tık edersiniz...Kardeşim diye demiyorum reçellerini bile kendi yapar ne de olsa ablası kim:))?
Böyle de şahane bi kahvaltı hazırlar. Ayıptır söylemesi bu kahvaltının resmini bizzat kendim çekmiştim.




 Sabah erkenden elime kitabımı alıp ''Taş Kahve''nin yolunu tutmak istiyorum.

Şimdilik Adiyo...

20 Haziran 2014 Cuma

Dünkü Gün:)

Dün sadece Cancan vardı... Başbaşa evde çok güzel vakit geçirdik. Bir yarım saatliğine ancak dışarı çıktık o kadar...

 

 Birlikte kahvaltı yaptık...Patetesli ve kaşarlı gülen adam omletime bayıldı.

 Çiçek diktik
 Bana resim yaptı hem de model kullanarak..


 kitap okuduk...
B

Birlikte Köfte Yağmuru 2 izledik...
Biz başabaşa iken her şey güzeldi ama ablalar eve gelince birlikte kudurdular...Her tarafı dağıttılar...
Akşam yemeğini de birlikte yedik ve sarılıp gizlice seni çok seviyorum dedi ve gitti...

18 Haziran 2014 Çarşamba

Bir film bir kitap

İyi günler olsun benim canımın taaa içi okuyucu... Nasılsın  iyi misin?. Ben bu ara hayırlara vesile karman çorman rüyalarda acaip maceralar yaşıyorum. Bazen radyo tiyatrosu dinlerken uyuya kalıyorum ya hooop  anında tiyatronun oyuncularından biri oluyorum.Bu sabahta valla yorgun argın uyandım...Ve bu saat olmuş hala elimde yeşil çayım pineklemekteyim. Bari bir yazı yazayım dedim.

Dün Nuri Bilge Ceylan'ın Altın Palmiye ödüllü '' Kış Uykusu''nu izlemeye gittim.Buna baştan karar vermiştim bu filmi yalnız izleyecektim. Sinema saatine bir saat kala çıktım evden biraz da  D&R da gezerim diye... Bilmeyenler için söylüyorum ''Capitol'' de D&R ve sinema yanyana ballı lokma tatlısı yani) Önce biletimi aldım. Gişeci çocuk spectrum kartı istedi, lamayı unutmuşum boş ver tam olsun dedim. Baktım öğrenci bileti vermiş:)) Sonra  kitaplara bakmak için D&R a girdim. Valla bana reklam parası versinler beş satırda üç kez adlarını andım::))  ''Can Yayınevi'' 5 liralık kampanya standını karıştırdım, daha doğrusu orayı darmadağın ettim. En büyük başarım yıllardır devam eden bu kampanyadan bir şey almayı becerememdir. Neyse bu kez iki kitap çıkardım. Tahsin Yücel'in Sonuncu ve Nazlı Eray'ın ''Kız Öpme Kuyruğu'' . Nazlı Eray'ın kitabı lake beyaz kap, ve içi de bez ciltli çok şık... Hatta olsa bir kaç tane alacak,olmayanlara verecektim ama bir taneydi.

Film saati gelince sinemaya girdim. Salon bomboştu 10 kişi kadar falandı. Sevgilisini alıp sinemaya gelen tıfıl oğlanla ben  aynı sıradaydık. Bunlar sevişgen çıkarsa nasılsa salon bomboş ben başka yere geçerim derken zaten ilk yarım saate kalmadan çıktılar. Açmadı onları.  Ben filmi çok ama çok beğendim. İyi ki de yalnız ve sinemada izlemeyi tercih etmişim. Filmi DVD si çıakr nasılsa evde izleriz diyorsanız; hata ederseniz. Ne kadar büyük ekranda izlerseniz izleyin,uzun diyaloglar olan bu filmden koparsınız. Telefonunuz çalar, biri bişi söyler, bi kahve alayım dersiniz, tuvaletiniz gelir alan filan. O eşsiz Kapodokya manzaralarını , o yılkı atlarını mutlaka  perdede görmelisiniz. Oyuncu seçimi muhteşemdi. Haluk Bilginer için söyelenecek söz yok. İmam rolündeki Serhat Kılıç, Melissa Sözen, Demet Akbağ, Nejat İşler hepsi hepsi rollerini o kadar doğal yapıyorlardı ki sanırsınız  rol değil onlar oynadıkları kişiler.
Kapadokya'nın uzun kışında kış uykusuna yatan eski tiyatrocu, babadan otelci  Aydın ve çevresindeki kişileri  ve onlarla ilişkilerini  anlatan bu filmi kaçırmayın derim.



Kitaplara gelirsek bu ara Leylak Dalıcım'ın doğum günü hediyem olan Ayla Kutlu kitaplarını okuyorum. Her ailenin hikayesi vardır ama bazılarının hikayesi çok hüzünlüdür,acıdır, tarih neredeyse onları sayfa olarak kullanıp,onların üstüne yazar. Bir Çeçen olan Emir Bey daha çok küçükken ailesinin katline tanık olur. Annesi onu türlü belalara katlanarak, Osmanlı topraklarına kaçırır.Tek isteği  Emir Bey'in bir gün öç almak için geri dönmesidir. Ama Emir Bey karşımıza ellili yaşlarda ve mebus olarak çıkar. Artık kurtuluş savaşı yıllarıdır. Çok ama çok beğendim. İlk kitapta bir göçmen kuş olan Emir Bey vardı. Dün akşam ikinci kitaba başladım yani  Emir Bey'in Kızları...





Film dedik kitap dedik daha ne olsun, her gün böyle olsun...Hayde gittim ben