Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

10 Nisan 2014 Perşembe

Ben, işte şöle işte böle


 Mehmet Günyeli'nin ''Başka Diyarların Kadınları'' sergisine gittim. Oldum olası,kadını konu alan serilere daha  bi ilgi duyarım. Zerrin Tekindor'un o zeytin rengi koca gözlü kadınlarına, Nuri İyem'in gözlerini aça aça bakan Anadolu kadınlarına  bayılırım .Mehmet Günyeli'nin   fotoğraflarındaki kadınlar da  çok renkli olur. Hepsinin önünde tek tek dakikalarca durdum.













Sergiden gelince kendime hemen bir çay demledim ve oturdum bir film izledim. ''Kusursuzlar'' geçtiğimiz ''Altın Portakal Film Festivali''nde en iyi film dahil bir çok ödülleri silmiş süpürmüş.Bağımsız Türk Sinemasına örnek...Birbirleri için ya da birbirlerine rağmen yaşayan iki kızkardeşin bir Ege kasabasında geçen gergin hikayesi...Gergin dedimse harbi gergin bir hikaye... O gerginlik başarılı bir biçimde seyirciye geçiyor ve sizi de ip gibi geriyor. Ne çok gergin dedim ay... Evlerden ırak:)
 





Ha bu arada görümcemgili de ağırladım.Gerçi dizim bahanesine sığınıp onların ki gibi dolmalı  molmalı bi ağırlama olmadı. Şipşak kısır, dondurucudaki közlenmiş patlıcanları bızııtla, yağla, sarımsakla , sirkele,limonla,  bi kaşık da tahinle ... Yine dondurucuda ki pizzayı fırına at, katmerleri ısıt,yanına bir kaç çeşitte reçel çıkart. Onları kadehlere koy ki şık dursun. Çayı sağlam demle... Okeyleri hazır et,  tarzında oldu. Akşam okey oynamaktan kollarım ağrımıştı yalnız. Bir de kötüydü şansım ki anlatılmaz yaşanır diyeyim,anlayın.


Bu kadar 









İmza: Ben

Nihayet beklediğimiz kitap;İmza:Ben kitapçı raflarındaki yerini aldı.İmza:Kızın ve İmza: Karın ile devam eden üçlemenin son kitabı İmza: Ben 154 kadının yazılarından oluşuyor. Aramızda hepinizin çok yakından tanıdığı Şafak Pavey,Derya Baykal, Yonca Tokbaş,Esra Ceyhan,Canan Tan gibi ünlülerin yanında en az onlar kadar  hatta onlardan da yakından tanıdığınız blogcular var:)) Mesela ben hehee...Ay niyeymiş ya benim  de dünyanın dört bir tarafından okuyucalarım yok mu?, sokakta yürürken tanıyanlar -Lale'nin Bahçesi diye yanıma gelmiyorlar mı? nasıl memnun oluyorum bilseniz...Öle işte ya:) Bu kez Zuz'u yazdım. Kendisi henüz okuma fırsatı bulamadı hafta sonu gelince okuyabilecek. Tabi bu arada millete rüşvet teklif ediyordu, sayfaların resmini çekin de bana gönderin diye,amacına ulaşmadıysa okumadı henüz...

''İmza:Ben''in geliri bu kez de ''TÜRGÖK''e gidiyor.Görmeyenlerin dünyasına bir minik ışık da hep birlikte yakabileceğiz bu vesileyle...Kitabın ayrıca sesli versiyonu da TÜRGÖK tarafından görme engelliler için oluşturuldu...

Umarım bizimle olursunuz...Bu 154 kadın hikayesine  tanık olur ve bu vesileyle de bir ışık da siz yakarsınız bizden,sizden farklı olanların dünyasına...

Kitabı hazırlayan; Banu Özkan Tozluyurt ve Esra Aylin Akalın ve projenin ilk mimarlarından ve İmza:Kızın da bizim birlikte olan Selgin G.B' ye de  teşekkür ederim. Bu projede sizinlşe olmak çok keyifli bir süreçti...

9 Nisan 2014 Çarşamba

Çocuklar hapishanesi

Bu sabah çok ama çok keyifli şeyler yazabilirdim,Mehmet Günyeli Sergisini,izlediğim filmi, Artık raflarda yerini bulan ve dün elime geçen ''İmza: Ben''i yazabilirdim mesela...Ben bunları yazarken de alttan alttan Göksel Baktagir kanun taksimi geçerdi, çayımdan bir yudum alırdım,hava da ne kadar güzel derdim.Çok mu garip olurdu,insanca olmaz mıydı?
Ama Kars'ta bir küçücük daha 9 yaşında bir çocuk,başını okşayan  birine kandı ve vahşice öldürüldü. İki gün inşallah bulunmuştur diye kalktım yataktan. Ama umutlar boşa çıktı,ölü olarak bulundu ve o korkunç otopsi raporu da acıyı kat be kat artırdı.

Siyasi çalkantılar, saçma yasaklar her gün ortaya çıkan skandallar artık bizim için olağan haller ama bu çocuk ölümleri, tecavüzleri, bir türlü çıkmayan bununla ilgili yasalar artık sabrımızı zorlamakta,hatta zorlamasın artık çatlasın şu sabırtaşı...Çünkü; bu ülke  çok yakında  sokakları çocuklar için kurulmuş binbir tuzakla dolu bu dev bir çocuk hapishanesi olacak... Artık çocuğu korumanın yolu onu eve hapsetmek gibi görünüyor.Parklar,sokaklar, her türlü oyun alanı bir şeytan üçgeni gibi yutuyor çocukları...Keşke dev bir kütüphane dev bir lunapark olabilseydi ama değil ve de gittikçe çamurlara bulanıp ,batmamak için debelendikçe daha da batar olduk.


Maslow;''İhtiyaçlar Hiyerarşisi''nin en alt basamağına  hayatta kalmayı koymuş. Yani bizim çocuklar henüz en alt basamaktalar...


7 Nisan 2014 Pazartesi

Geçen hafta falan filan

O kadar hızlı ve yoğun geçti ki bu hafta nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum.

Ama hemen müjdeli bir haber ile başlayalım... İçinde,  bu kez hepinizin yakından tanıdığı Zuz'a yazdığım mektubun olduğu İmza: Ben çıktı...İçinde bizimle birlikte ünlü sanatçılar,politakıcıların da hayatlarında iz bırakan kişilere seslenişlerinin olduğu yazılar var... Yani yine binbir hayat hikayesi sizi bekliyor.












Bu haftanın katıldığım en güzel etkinliği 5 nisanda başlayan ''İstanbul Uluslar  Arası Film Festivali''galasına katılmamdı. Meltem Cumbul'un sunuculuğunu yaptığı gecede ünlü yönetmenler, film eleştirmenleri ve sanatçılarla birlikte olma fırsatı bulduk. Meral Çetinkaya ;Berkin'in resmi olan tişörtüyle sahneye çıkınca salon alkıştan inledi...En büyük alkışı Endenozya'da bu yıl en iyi oyuncu ödülü aldım diyen Eşref Kolçak aldı...Tuncel Kurtiz'i anma sırasında hepimizin gözleri doldu.Eşref Kolçak az kaldı sahneden düşüyordu. Sevdağ Ferdağ ve Melike Demirağ hala fıstık gibilerdi:)Ve festivali açılış filmi olan Philomena ile açtık...


Geçtiğimiz  haftanın en lezzetli yemeği;  Sadiye Abla'nın dolmalarıydı...Hey yavrum hey tencerenin dibini görmeden bırakmadık. Bu çook eski dost,benim de geleceğimi öğrenince onun  gibi kimse yapamaz dediğim çaylı kekini ve bezelyeli talaş böreğini de yapmıştı... Ne çok eskilerden konuştuk ne çok insanın kulaklarını çınlattık...





Ve haftanın kapanışı da yine çoook ama çok eski dostlarla oldu. Biz  aynı apartmanda yıllarca oturduk,orada nişanlar,düğünler oldu,çocuklar doğdu, bir sürü ortak hüznü  yaşadık.  Özden apartmanı  12  haneli bir sokak gibiydi...Anneler arkadaştı, kızlar,oğlanlar arkadaştı, babalar aynı kulübe , çocuklar aynı okula giderdi o apatmanda... Dün o apartmanı konuştuk bolca, Filiz,Hülya ve Gönül ile... Kafka Kafe'de başladık sohbete,'' Otantik Kafe'' Çerkes yemekleri yiyerek devam ettik. En son Türk kahvecileri sokağında akşam serinliğinde şallara sarına sarına çaylarımızı içerek de noktaladık. 

 


Bu haftanın fimi ''Marketa Lazarova'' Paganlıktan hristiyanlığa geçişi anlatan 13. y.y çok katmanlı bir Ortaçağ filmi...Bu filmi ben çok aradım, buldum ve izledim. Tavsiye der misiniz derseniz. Bu böyle aman herkes izlesin diyebileceiğim bir film değil. Sinemaya ve sinema tarihine çok ilgi duyanların izleyeceği bir film.Çek sinema tarihinin en iyi filmi olarak nitelendirilen 1967 yapımı siyah beyazfilmdir MARKETA LAZAROVA...


Bu haftanın kitabına yeni başladım. Picasso, Karın Deşen Jack ve Sherlock Holmes'i Barcelona'da buluşturan bir kitap. 

 



Bugün yeni bir hafta başlıyor, bu haftayı daha yavaş geçirmeyi planladım:))












Bu kadar...

2 Nisan 2014 Çarşamba

Mine Flora'da

Bugün ilk kez baharı hissettim diyebilirim. Bahar demek en çok da çiçek demektir ya,bugün içine düştük. ''Mine Flora'' da sahibi Mine Özgür bizi misafir etti. Çiçek serası içindeki sobada demlenen çayımızı içtik. Nane ve Limon kardeşin yapıp, getirdiği şahane makaronlar eşliğinde kahve keyfi yaptık.Kendisinin yaptığı şahane görsellikte ve lezzeteki yiyecekleri nanevelimon adlı intagram adı ile takip edebilirsiniz... Sohbet sohbet üstüne,gülüş gülüş üstüne koyduk.







Ecem canım Ecem'de o şahane elmalı tartından yapmış getirmiş.Üzerinize afiyet koca bir dilimi götürmüş bulunmaktayım:)

Ha o kadar keyif yetmedi sanki gibi bir de üstüne diş kirası gibi hediye çiçeklerle döndüm eve... Nasıl bereketli bir  ziyaretti bu.



Bugünlük de böle böle






1 Nisan 2014 Salı

Haliç Vapuru yandan çarklı ve Kıymet Teyze

Seçimi de atlattık diyemiyorum malesef,çünkü bir çok yerde itirazlar devam ediyor. Ne seçimler gördük ama böylesine hop oturup hop kalkmadık hiç. Bu seçim bambaşka bir seçimdi. Demokrasi sınavında yine sınıfta kaldığımız şaibelerini yıllar yılı konuşacağımız bir seçim oldu. Ama hangi partiye oy vermiş olursak olalım hepimizin hemfikir olduğu tek konu biz artık oylarımızın ne kadar değerli olduğunu öğrendik.

1 Nisan tarihinin bizim evin tarihinde önemli bir yeri var. Tam 35 yıl önce he şimdi 35 yıl dedim diye bana yaşlı başlı,ununu elemiş eleğini de duvara asmış  gözüyle bakmazsınız umarım:)) o zamanlar evlilik yaşı 35 değildi:))Neyse ,işte zaten biz de evlenmemiş nişanlanmıştık zaten. Dün gece koca -Lale ben yarın için bir program yaptım dedi... Sabah kalkalım,Haliç vapuruna binelim,Eyüp'e gidelim. Eyüp Sultan'a uğrar,teleferikle ''Piyer Loti'' ye çıkar,çayımızı neyin içer,sonra da cıkmış oluruz yemeğimizi yeriz dedi. Akşam da kızlarla kutlarız ,he ne dersin dedi. Aynen de öyle yaptık.
Çok keyifli bir gün oldu. Hava da güzeldi. Haliç vapuru da yandan çarklıydı. Vapurda kitabımı okudum,çayımı içtim. Haliç manzaraları seyrettim. Vapurun zik zak yapa yapa Haliç'de ki tüm iskelelere uğramasına bayılıyorum zaten.


Önce Eyüp Sultan'a uğrayıp dua ettik. Ailem için ederken  Allahım şu ülkeye de bi izan ver artık demeyi de unutmadım... Sonra teleferikle Piyer Loti tepesine çıktık. Burayı Japonlar,Eyüp Sultan'ı da Fransızlar basmıştı. Teleferikde bizimle birlikte Arap bir aile vardı. Küçük kız adı da Meryem'miş. Çok şekerdi. Teleferiğe tayyare diyordu. Aşağı inip durduğumuzda da Maşallah Maşallah dedi. Gülmekten gözümden yaş getirdi.Piyer Loti'de oturduk,şahane manzaraya baka baka çaylarımızı içtik,sohbetimizi ettik. Birbirini kaybeden Japonların haline güldük. Biraz sokaklarını dolaştık ve tekrar teleferikle aşağı indik. Acıkmıştık ,yemek yiyelim dedik. Buraya hem yerli hem yabancı turist ziyareti çok olduğu için her çeşit lokanta,kafe var. Ben gözüme ''Tarihi Osmanlı Sofrası''nı kestirmiştim zaten:)) Gittiğimiz de  üç katı da Fransızlarla doluydu. Çok genç bir kafileydi, sanırım öğrencilerdi. Buranın özelliği madem Eyüp Sultan'a gittiniz,manzaranızda Eyüp Sultan Camii... Sanki avlusunda yemek yer gibi hissediyorsunuz kendinizi...



(şölee bi resmimi koyayım da otuzbeş motuzbeş dedik)))


 Yemek sonrası da biraz Eyüp sokaklarında dolaştık. Benim görmek istediğim ''Deftardar Nazlı Mahmut Camii'' ne gidecektik. Ama uzun bir yürüyüş gerektirdiğini öğrenince dizime daha fazla yüklenmemek adına bir başka sefere bıraktık.

Vapura bindiik çayımızı söyledik. Kah sohbet,kah kitap okuyarak Üsküdar'a döndük. Yol sanırım 45dk falan sürüyor. Hem trafik derdi yok hem manzara var yani o taraflara geçmek isterseniz Haliç Vapurunu tercih etmenizde fayda var. Benden söylemesi.

Ve bence bugünün en önemli kişisi ve en çok umut veren kişisi Edirne'li Kıymet Teyze...Evinin önündeki parka giren iş makinelerinin önüne sandalyesini koyup oturan ve Belediye Başkanı gelip de söz verene kadar kalkmayan eli,yanakları öpülesi Kıymet Teyze...



Bugün kitap,film konuşmadık ama nasılsa ben hancı siz yolcu daha çook konuşuruz. Kalın sağlıcakla


28 Mart 2014 Cuma

Aylaklar

Acaip günlerden geçiyoruz canımın taaa içi okuyucu. Ne ihtilaller gördüm ne ekonomik krizlere şahit oldum, kim vurduya giden arkadaşlarımız oldu, lisede arka sıramda oturan kimseyle konuşmayan öğrenci o yılların ünlü tetikçisi Ferhat Tüysüz'müş meğer... Yakalandığında gazetede resmini görünce şok olmuştum. Evlerimiz tarandı,okul çıkışı üstümüze zincirlerle saldırıldı ama geriye dönüp baktığımda bu kadar karanlık değildi yine gelecek.

Dün havayı güzel görünce dışarı çıktık,eve döndüğümüzde yine ortalık karışmış,kasetler yine her tarafa saçılmıştı.


Dün hava güzeldi ve yine biz en sevdiğimiz yerdeydik. İstanbul'un en güzel kızının karşısına oturup, çayımızı içe içe kitaplarımızı okuduk.

Bugünse hava kapalı...Evdeyim,ev toplandı,çamaşırlar makineye kondu,kuruyanlar toplandı,ocağa zeytinyağlı pırasa oturtuldu ve önce bir film izleyeceğim ardından da kitabıma döneceğim. Filmim çok eski bir film bu kez. Federico Fellini'ye ait ''Aylaklar'' 1950 yılında çevrilmiş. Fellini'nin yaşamından izler taşıyan bir film. Bir anlamda otobiyografisi gibi. ''Altın Ayı Film Festivali''nde Gümüş Ayı ödülü almış.


Bugünlük de bu kadar.