Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

16 Temmuz 2013 Salı

Cehennem

Bu sabah,doğalgazcılar gözlerini bizim evin kapısında açtılar,saat tam tamına sekizdi...Sayaçlar değişiyormuş. Gece de çok geç yatmıştım,biraz uyurum diyordum ama maalesefki başka bahara kaldı.Herkes uyuyor tabi,apartman bile uyuyordur ama bir zil çalınacaksa o zil mutlaka bizimkidir. Kocam tam ortada ya ondan diye bir fikir üretiyor ama sanmam bu bize Murpy'nin bir oyunu....

Dün akşama kadar kitap okudum. Cehennem/Dan Brown...Bir gece önceden başlamıştım ve şimdi 300.sayfadayım. Bu kitabı buraya kadar okuduktan sonra şöyle yorumlayabilirim daha okunacak 200 küsur sayfa kalmasına rağmen... Sanat tarihi eserleri arasında kaçmaca kovalamaca....Bu kovalamaca sırasında bu eserler hakkında bilgilerde var...Tuncay Hocam toprağı bol olsun,sanırım bayılırdı bu kitaba...yalnız Dan Brown üstadın yerinde olsaydım,bu kitabın son sayfalarına adı çokça geçen bu eserlerin resimlerini koyardım. Bir iki tane süsleme niyetine konulmuş ama Salvador Dali'nin Cennet-Cehennem-Araf eskizlerini  aralara bolca serpiştirirdim...hadi meraklı okuyucu mesela bendeniz gibiler araştıra maraştıra okur ya da İstanbul'da yaşayanlar önceki yıl gelen Dali Sergisini gezmiştir,''İlahi Komedya''yı okumuştur.Yoksa bu işi  okuyucunun hayal gücüne  bırakmak biraz garip oluyor.Ama kitabın baş kişilerinin kaçtıkları,kovalandıkları ''Vasari Koridoru''nu görsen mesela ya da arkasına saklandıkları heykeli,arayıp durdukları maskeyi gözünde canlandırmak yerine aha da bu dense ...Mesela  Dante; Beatrice Beatrice der durur acaba nasıl biridir  görsen nası dadından yinmez di mi?)) İşte ben işte ben canımdan aziz okuyucu ben bunu sizin için yaaptım:))
Şimdi eğer kitabı okumadıysanız ve de okuyacaksanız ahan da size kıyağım:))

 Sandro Botticelli tarafından yapılan La Mappa dell'İnferno (Cehennemin Haritası) ...cehennemin katmanları...Dante,cehennemi bir huni olarak düşünmüş ve en alt katmana kibirlileri yerleştirmiş.

''İlahi Komedya'' da Dante'nin tarif ettiği cehenneme en benzeyen resim olarak bilinir.




 Üç gölge,ortadaki heykele dikkatli bakın ne kadar tanıdık...
 "Langdon'un bu tabloda daha önce defalarca gördüğü gibi Malebolge'nin dokuzuncu hendeği, bacakları topraktan dışarı doğru çıkan, yarıya kadar tepetakla gömülmüş günahkarlarla doluydu.
 Veba maskesi
 "Dante'yi Floransa surlarının dışında elinde bir İlahi Komedya baskısını tutarken gösteren Michelino'nun ikonik freski... Geri planda teraslı Araf Dağı cehennem kapılarının üzerinde yükseliyor"



(Tablo şu an daha çok II. Duomo olarak da bilinen Floransa'daki Santa Marina del Fiore Katedralinde asılıdır.)

 Dünyanın en uzun yaya köprüsü
 Vasari Koridoru...Langdon ve Sienne bu koridorda az koşmadılar:)Vasari Koridoru 1564 yılında Grandük I. Cosimo'nun emriyle Giorgio Vasari tarafından yaptırılmıştı. I. Cosimo Pitti Sarayı'ndaki evinden Arno Nehri'nin karşısındaki Vecchio Sarayı'ndaki ofisine güvenli bir geçiş amacıyla bu koridoru yaptırmıştı. Günümüzde Uffizi Galerisi'nden taşan Nadir tablolara ev sahipliği yapmaktadır.

 
Beş Yüz Salonu (il Salone dei Cinquecento)


Duvarlardan bir taraf Leonardo da Vinci diğer taraf ise Michelangelo tarafından resmedilmişti. Asma tavan ise Vasari'nin resimleriyle süslenmiş.

 "Damien Hirst'ün tartışmalar yaratan eseri Tanrı Aşkına, Vasari'nin ünlü İl Studiolo'sunda sergilendiğinde büyük bir heyecana neden olmuş ve  çok tepki toplamış.Bu, platinden gerçek ölçülerde bir insan kafatası. Üstü  tamamıyla birbirine çok yakın işlenmiş sekiz bin elmasla kaplanmış.... Kafatasının  göz çukurları ışık ve canlılık saçıyor etrafına..., yaşam ve ölüm -güzellik ve korku gibi zıt sembollerin kafa karıştırıcı birlikteliğini anlatır...
 "Birbirine sarılmış iki sevgili heykeli. Langdon ve Sienna bu heykelin arkasında saklandılar."

 Ölüm Maskesi - Dante Alighieri



"Ölüm maskeleri 1500'lü yıllarda çok yaygındı. Bir insan öldükten birkaç dakika sonra yüzünün alçısı alınarak yapılırdı....


 Dante'nin ilk kez dokuz yaşında görüp aşık olduğu Beatrice

Ben ancak bu kadar resim alabildim buraya siz okurken merak ettiğiniz her şeyin resmini bulabilirsiniz.Çünkü tüm mekanlar ve adları geçen sanat eserleri gerçek.


Hayde ben gidip kaldığım yerden devam edeyim.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Kısa Kısa bizden benden


 Martı çığlıklarından uyunamayan geceler yaşıyorum,resmen pencereyi açıp kavga ediyorum onlarla. O nasıl bağırışma ,sanırsınız ortalık yangın yeri...Bir taraftan kızıyorum bir taraftan da; önceki yıllarda,aynı olayla Ordu'da karşılaşınca,dayımın dediği geliyor aklıma...Balık yok,aç kaldılar.Ondan böyle bağırıyorlar demişti.

 Boş Koltuk okuyorum hala, araya ^^Dönüş^^ü sokmuştum, bir Feride Çiçekoğlu kitabını  aradan çıkarmıştım.Boş Koltuk daha önce de dediğim gibi ''Harry Potter'' serisinin yazarının yetişkinler için yazdığı ilk romanı...Bence başarılı...hatta artık yetişkinler için yazssın... Çeviri bi kere süper...Yazım dili çok akıcı... O kadar yan hikaye var ve birbirinden kolaylıkla ayrılıyor ,iç içe geçmesi gereken yerde ise başarı ile birleşiyor hikaye...Hikayeden söz etmiştim daha önce,bir kasabanın belediye başkanı ölüyor ve bir koltuk boşalıyor...Ama okuduğumuz sadece bir koltuk hikayesi değil,bir kasabanın  tarihi ve bu kasabada yaşayan herkesin romanı...Kitapta artık şafak sayıyorum... Daha kitap bitmeden de, sonra hangi kitaba başlasam diye düşünüyorum. Şimdilik iki seçenek koydum önüme...Dan Brown/Cehennem ya da  İsabel Allende/ Maya'nın Günlüğü...İkisini de gözümün önüne koydum,hangisi daha çok göz kırparsa:)






Yıllardan hatta çook yıllardan sonra ilk kez İstanbul içinde denize girdim... Fenerbahçe- Orduevi  plajından...Çok garip bir duyguydu...En son İstanbul içinde denize girdiğimde sanırım  ortaokuldaydım...Denizin içinde ve İstanbul'un göbeğinde olmayı çok ama çok özlemişim.

Perşembe akşamı Ordu'dan gelen Aysun ve kızı Öykü ile buluştuk. Aysun eski blogculardan,kendisi ile blog  sayesinde tanıştık. Bu blogu iyiki de açmışım dedirten nedenlerden biridir Aysun'u tanımış olmak. Hem de tek korkmadığım diş hekimi:)) Öykü ve Gamze'nin şahane organizasyonu sayesinde Moda'da buluşacakken  Bostancı'da buluştuk:)) Bostancı sahilde Beer's da yemek yedik, sohbet ettik... Tam iskele karşısındaki bu yere ikinci gidişim. Yemekleri çok güzel,fiyatları makul... Dört ayrı  yemeğin servisini aynı anda yapıyor mesela ki, ben buna çok önem veririm. Bazı yerlerde biri yer biri bakar yapıyorlar gıcık oluyorum.Özellikle Çiya bu konuda çok ama çok kötü...Sadece yemeklerin lezzetli olması yetmiyor. Burada tek işlemeyen şey çay servisi...ramazan dolayısıyla ya cola ya çay ya da ayran mayran içiyoruz zaten.  Yemeğini yedin,servis eş zamanlı ve tam olarak yapıldı,ambians güzel. Hava kararınca  mumlar yakıldı,masaya geldi... Ama abi ben ne yersem yiyeyim, ne içersem içeyim sonunda çayımı içerim... Çayları da güzel,demleme,ince belli bardakta,kaliteli çay kullanıyolar ama ah bi gelse o çay bi gelse:)))  Birer çay,kahve içtik  hadi adam gibi çay içebileceğimiz  bir yere gidelim dedik...Gide gide,bula bula bir nargile cafeye oturmuşuz...Fokur fokur nargileler,nargile kokuları içinde  gülmekten öle öle çay içtik... Ooooo baktık gece yarısı olmuş,hadi dağılalım dedik....Aysun ,gelmişken bi gazımızı yemeden bırakmadık seni öyle de misafirperverizdir:)


Ülke gündemi hala kaynayan kazan gibi... Ben kısık ateşten yanayım...Yani yemeği yakmadan ama altını da söndürmeden yemeği devamlı sıcak tutabiliriz...Bundan nemalanan ,bu sayede kendi reklamlarını yapanlardan  rahatsız oluyorum .Bu konuda da konuşmuyorum da yazmıyorum da , o kadar çok konuşan var ki bir de ben konuşmayayım artık.

Artık yaz rehaveti çöktü...Kimler okuyor,okumuyor bilmiyorum ama güzel olsun pazarınız...







9 Temmuz 2013 Salı

Biraz hoşbeş ve akıllara ziyan bir telefon macerası

Yazamaya yazamaya yazıya nasıl başlayacağımı bile unutmuşum. Sayfayı açınca şaşkın şaşkın baktım bir an:))
Yamadığım günlerde,bu ördek nihayet suya daldı:))  Anneler ve kızları havuz günü yaptık. Filiz,Banu, ben ve kızlarımız. Hep birlikte kahvaltı yaparak başladık güne ve bütün gün kah yüzdük kah sohbet ettik...Ben Ayşe Kulin'in son kitabı ^^Dönüş''ü bitirdim. Artık bu ''Bora''nın yakasını bıraksa diyorum:))İlk kitapta öldürdüğü Bora üçüncü kitaptır ki aramızada:)...Nerede o Adı:Aylin'ler, Füreyya'lar, Nefese nefeseler...Son biyografik dörtlemesini de beğenmiştim Allah için ama son üç kitaptır artık aynı tadı alamıyorum. Sanırım ,veda vaktim gelmiş ,Ayşe Kulin'e...

Bugün Ramazan ayının ilk iftarını yapacağız...İstedim ki bu ilk iftar yalnız olmasın ve Görümcemgilleri davet ettim.Gün o kadar uzunki,çoktan yemekler pişti ,yattım uyudum kalktım kitap okudum hala iftara üç saat var.Şu ana kadar henüz bir açlık hissetmedim,başka bir rahatsızlık da yok çok şükür.

İftar mönümüzde mercimek çorbası,domates soslu antrikot yanında kızarmış patates ile servis edilecek, garnitürlü enginar,çoban salata, patlıcanlı bulgur pilavı  ve tatlı olarak da zerde var. Zerde bizim maallenin meşhur Roma dondurmacısının dondurması ile servis edilecek... Tabi olmazssa olmaz iftariyelikler sofranın süsü...


Şimdiii hadi size  cep telefonu kaybetme maceramı anlatayım...

Ece ile buluştuğumuz günün akşamı eve dönerken Kadıköy'den Üsküdar dolmuşuna bindim.Bağlarbaşı'na geldiğimde  telefon patolon cebimdeydi. İndiğim durakta karşıdan karşıya geçerken bir baktım yok. Ama inerken bir taak sesi olmuş,arkama dönüp bakmıştım bir şey yoktu.Ben de şafak attı tabi...Onca kayıt,not,resim gitti...Koşa koşa eve geldim. Telefonumu çaldırmaya başladım,çalıyordu ama açılmıyordu...Bir süre çaldırdık yok. Sonra anlaşıldı ki telefon gitti gider. Hemen gittik,bana yeni bir telefon aldık,Turkcell de hattımı yeniledi ama kayıtları yedeklemediğim için puuuf tabi...

Aradan üç gün geçti, geçen sabah saat yedide,Gamsegamse'nin telefonu çaldı.Meğerrrrr:))
Telefonum,dolmuşda değil inerken mazgala düşmüş...Oradan geçen bir adam da tam orada tesbihini düşürmüş:)) Eğilip alırken,mazgalın içinde üstelik suyun içinde telefonumu görmüş,çıkartmış. İyice kurutup,iki gün pirinç kavanozu içinde bekletmiş. Rutubeti iyice çeksin diye...Sonra ,benim kart yenilendiği için tabi içindeki kart iptaldi. Kendi kartını takmış. Gamze ile benim whatsapp konuşmalarımızdan GAMSE'nin telefon numarasını bulmuş ve aramış...Ama adam şaşmıştır herhalde,sürekli ne yemek var diye soran karşılığında da evdeki yemek listesini sunan bir konuşma:))
Neyse telefonumu aldım,artık iki telefonum oldu:))

Ana fikir: Hala iyi insanlar var..


Hadi gideyim ben

6 Temmuz 2013 Cumartesi

ne var ne yok

Sanırım biraz daha yazmazsam blog olayını iyice unutacağım.Havalar sısındı,Gezi Parkı olayları derken sanki elim soğudu.

kah evdeyim,kah dışarlardayım,kah okuyorum,kah izliyorum,pişiriyorum taşırıyorum...Püfür püfür esen rüzgara bakıp,tüm yaz böyle geçse diye dilekler  tutuyorum...Bu gibi naneli, zencefilli imonatalar içiyorum.Geç saatlere kadar okuyor yine erken saatlerde uyanıyorum.Kızlarla biraz gülüşüp biraz didişiyorum.

Hary Potter'in yazarının yetişkinler için yazdığı ''Boş Koltuk''u okuyorum...Boş bir koltuğun her kültürde ne kadar cazip olduğunu görüp hiç de şaşırmıyorum.

Bu hafta etkinliklerine gelince,haftanın ilk gününün  akşamı DSİ Göztepe tesislerinde Ercü'nün doğum gününü kutladık. Sülale boyu yemek yiyip,eğlendik.

Perşembe günü Ecemle Kadıköy'de buluştuk. Sabah kahvesiyle başladık,bira-balıkla devam ettik,akşam çayı ile noktaladık. Bütün kitapçılara girdik çıktık.Bu güzel günü ben eve dönerken dolmuşda telefonumu düşürüp,kaybederek noktaladım.Yeni telefon aldım,hattım ücretsiz yenilendi ama artık bomboş bir telefon rehberim var. Arttık arandıkça kaydedeciğim.

Bugün, ay bugün çok yoruldum ben. Restorasyon sonrası görmediğimiz Süleymaniye camiini ziyarete gittik. Zaten cuma günü olaması nedeniyle kalabalık olan bu yer bir de turistler topa  girince inanılmaz kalabalıktı. Neyseki hava rüzgarlıydı da bir de o yormadı bizi... ''Süleymaniye''yi gezdik. İnsanların pek olmadığı arka avluda ağaçlar altında gezdik ve kocamın en kısa yol deyip ,bize günün kazığını atmasıyla uzun bir yürüyüş sonrası Sultan Ahmet'e gittik. Ayasofya'da hem müze kartlarımızı yeniledik hem de bahçesinde kahve molası verdik, müzeyi 1500.kez gezip,terleyen sütünda elimizi çevirip dilek diledik.

Üsküdar'da akşam yemeğimizi yedik eve geldik. Öyle bir yorulmuşum ki şaftım kaymış. Bir sürü resim vardı hatta ama onları bilgisayara bile atamadım.

Hadi gideyim ben yarına sabah erkenden başlayacak bir programım var.




1 Temmuz 2013 Pazartesi

Temmuzda

Serin bir başlangıç yaptık Temmuza...Sizin oralar nasıl bilemem ama burası kıştan kalma bir gün yaşıyor sanki...Yağmur,rüzgar,şimşek çakması hepsi gani...Ramazan da bu ayda olduğuna göre umarım ve de dilerim ki böyle serin,uçuş uçuş bir temmuz olsun...

Temmuz ayında ilk tavsiye filmim ,eski bir film ama temmuz deyince akla Fatih Akın'ın ''Temmuzda''sı gelmez mi?Yolculuk temasına eşlik eden masalsı ve romantik bir film...



Kitap olarak da bir Cunda öyküsü mesela Feride Çiçekoğlu'nun ''Suyun öte Yanı''...Bir lokmalık  bir kitap...Kahvenizi yapın,içerken size eşlik etsin ve bitsin...Can Yayınlarının yaz kampanyasından Gamsegamse almıştı...Ara sıra karıştırın onları güzel kitaplara rastlanabiliyor ve Migrosun %40 lik kitap indirimi kampanyasını kaçırmayın...Ben tesadüfen rastladım ve çok güzel kitaplar aldım...




Bu hafta gündüzleri evdeydik akşamları çıkmayı tercih ettik...Geçen akşam biz karı koca,ve Ercü-Banu dörtlüsü olarak çıktık. Birlikte açık havada yemek yedik, sohbet ettik,sohbetler hem onların hem bizim kızlar tarafından telefonla ara ara kesilse de geç vakte kadar sürdü.







Dün akşamda ayilecek:) ''Beylerbeyi Yakamoz Balık'' da yemek yedik, sahilinde oturduk. Eve yeni gelmiştik ki Banu aradı,kızların yaptığı yer bildiriminden  görmüşler, ''Yakamoz''un önünden geçiyoruz,uğrayalım dediler...Biz de bir zahmet eve buyrun,artık evdeyiz dedik. Geldiler,okey oynadık...Ramazan için iftar ve sahur programlarını yaptık. Bizim organizasyoncu başımız Banu'dur... Hemen sen organize et diye üstüne atarız. O rezarvasyonları yaptırır, iletişimi sağlar ve bunu da keyifle yapar...
 Yakamozun kavak midyelerinden yaptığı eşsiz midye dolması...Telefonla çektim ama vallah yemek fotoğrafçısı olur benden:)))



 


 Bu iki resim bizi çok güldürdü. Gamse muziplik olsun diye telefonundan yaptığı kolaja dördüncü kareye bize yemeğin başından sonuna kadar eşlik eden bu marsık kediyi koymuş. Babasına nasıl  güzel olmuş mu? diye gösterince;nası yani benim yerime kediyi mi koydun?  demesine dakikalarca güldük. Sonra şu alttaki kolajı yaptı Gamsegamse:))






Ben şimdi gideyim evimi bir toparlayayım...Bugün için şimdilik bir programım yok.Kızların ikisi de sabah çıktılar daha doğrusu görmedim bile:))



27 Haziran 2013 Perşembe

Bizim evin halları

Havalar ısındı ama  henüz tatil havası esmeye başlamadı bizim evde... Kızlarda hala bir telaş var. Öğrencileri gönderdiler şimdi öğretmenler  kendi aralarında yıl sonu yemekleri yapıp ,yıl sonu raporları yazıyorlar...Bu hafta artık okulla vedalaşıyorlar...Bu veda bizim evin örtmenleri için bambaşka bir yola çıkışın da başlangıcı aynı zamanda...Artık Gamsegamse dört yıldır Naziş üç yıldır çalıştığı okullarıyla vedalaştılar. Artık Moda^lı oldular...Geçen gün yeni okullarını gezmeye gittik. 146 yıllık tarihi bir binada yepyeni bir anlayışla yepyeni bir okul. Umarım gönüllerince olur her şey.

Kadıköy^e gittiğimiz gün hava çok sıcaktı,neyseki rüzgar vardı...Kitapçı dolaştık, yemeğimizi ilk kez''Pehlivan'' da yedik.Memnun kaldık. Sonra okula bakmaya gittik. Kocam bir güzel ayarladı, servisler şuradan girsin, öğrenciler buradan içeri alınsın. Ziyaretçi girişi şu kapıdan olsun:))Allahım ya, sanki bize soracaklar:))  Ben daha sonra olaydan koptum , sadece soğuk bir şey içmeye odaklandım. Onlar konuşa dursun, ben gözüme ağaç altı srin bir yer kestirmeye çalışıyorum derkennn, sokak arasında   ağaçlar altında yan yana cafeler  gördüm. Yerini tam tarif etmek isterim aslında ama kendim bile gitsem bulacağım meçhul. Hangisine oturalım derken baktım en dipte, şırıl şırıl şelalesi olanı var,hemen şelalenin yanına  konuşlandım. Suyun şırıltısı bile serinletti bizi...Limonata zencefilli var mı dedim? Naneli olsa, olur mu dediler? Sonra bir baktım, biri elinde bardak,içinde taze toplanmış nanelerle geldi. Naneleri de yokmuş ama hemen yan bahçeden topladılar:))Unutmadan adı,Liva Kafe...




Dün akşam babamı  Niksar'a yolcu ettik. Biraz arkadaşlarıyla hasbıhal edecek. Haremden yolcu ettik,sahilden yürüyerek eve geldik. Benim meşhuur halılı yerimde çay molası verdik . Nasıl kalabalıktı,anlatamam... En üst kısımda yer bulduk. Oturunca ,başın kaldırım hizasına geliyor nerdeyse:)) fotoğraf çektirenler neredeyse saçlarıma basacaklardı:))Buralarda oturmanızı mutlaka tavsiye ederim ama  baharı ve sonbaharı bekleyin. Şu an da kopta gel vaziyetinde, yetmiş iki millet orada...Bir siyahi, karanlıkta Naziş'e  gülümseyince ,iki metre havaya zıpladı,o neydi diye :))))









Kitaplar,haziran ayı kitapları ama malesef temmuz ayına sarktılar,son olaylar kitap okumaktan kopmama neden olmuştu.




Hadi bir de memleket güzellemesi yapayım. Kadıköy'den gelirken bunları görünce hopladım. Hemen -Ayşeeee diye bağırdım. O tezgahın sahibi  Ayşe'yi yıllardır tanırım. Beykoz'un bir köyünden. Beykoz köylülerini kendi kullandığı kamyonla pazara o getirir. Arada pazarda bağırırlar Ayşeeee kamyonu çek diye...Benim bağırtımı duyan Ayşe,sohbete gittiği tezgahtan koştu geldi... Söle bakem,bu meleyconlar kaç para dedim. Valla sabah erkenden ormana çıktım,kendi ellerimle topladım,sabahtan beri 10 liraya sattım ama sana beş lira ,kaç kilo istiyon dedi...Ne kaç kilosu,bir kilo dedim...Hadi bi de tarif et dedim.Annene sorsana dedi...keşke ,keşke dedim keşke sorabilseydim. Bu meloycan denen şey bence yenilebilecek en  temiz ve en doğal şey...Dikenli bir bitkinin uç kızımları, yani filizleri...Bunları  önce haşladım,sonra doğradım ,bol soğanla kavurdum ve yumurta kırdım. Aynen ıspanaklı yumurta yapar gibi... Yumurtaalrı pişince de karabiber serpip servis ettim.Ola ki bir yerlerde rastlarsanız ya da yolunuz Karadeniz'e düşerse yin gari...

E haydi gittim ben...

21 Haziran 2013 Cuma

Bugünlerde ben

Biraz biraz sakinleşelim  ''at izi,it izine karışmasın'' diye düşünüyorum....Parklardaki oluşumu yürekten destekliyorum,çok yararlı olacağına bu işi konuşarak,tartışarak halldebileceğimize inanıyorum.



Bugünlerde her Üsküdar'a inişimizde bu ağacın altında soluklanıyoruz. Etrafı çayhanelerle dolu, insanlar bir çaylık molalar veriyor.Geçen simitçilerden simit alıp çayına katık ediyor,gazetesini okuyor. Bugün de böyle yaptık. Üsküdar'a yürüyerek indik. Burada çay molası verip,soluklandık. Daha sonra da alış verişimizi yapıp eve döndük.









Leylak Dalıcım ile tanıştığımızdan itibaren her yeni yıla ve her yeni yaşa birbirimizin seçtiği kitaplarla başladık. Bu yeni yaşımın ilk kitabı da ''Rüzgarın Gölgesi''oldu...Kitaplar üzerine yazılmış şahane bir roman... Hiç çekinmeden tavsiye ettiklerim arasına koyabilirsiniz.




 Bu güzellik de benim için özel tasarlandı, geldi kitaplığımın baş köşesine oturdu...Geliş hikayesi şurada...Bunu yapan elleri öpüyorum... Hem benim için  özel bir günü hem Haydar Paşa'ya veda ettiğimiz günü simgeleyecek ve bunu yapan Ecemm de hep bizim evde olacak,simgesel olarak bile olsa...


Bugün yazın ilk günü, en uzun gün umarım, güzel günlerin de habercisi olsun...Yaz, çok güzel olsun