Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Simonetta'nın Bademleri


Bu kitaptan,konusundan size bir kaç kez söz ettim ama son günlerde okuduğum en dişe dokunur kitap olduğu için öylece  es geçip gidemedim...İstedim ki,biraz daha yer vereyim. Bernardo Luini, Leonardo da Vinci'nin gölgesinde yeterince kalmış, onun yaptığı çok şey zaten ustası yaptı sanılmış,  Mimar Sinan'ın Selimiye  Camii, sütunlarından birine sakladığı ters lale gibi,Luini'nin de klisedeki fresklerde kullandığı Yahudi çocuğun saçlarını,onun başka bir dinden olduğunu vurgulamak için kırmızı yapar,Yoksa,bir hristiyan ibadethanesinde onun yüzünü kullanarak ona haksızlık yaptığını düşünecekti...Koca Sinan'da lale bahçesini,cami için vermekte aksilik çıkaran kadının aksiliğine böyle ters lale ile cevap vermişti...Bu benzer yaklaşım, bana çok ilginç geldi...






Ve o eşsiz Ameretto likörünün yapılış hikayesini nereden bilecektim,hem de o tat bulunurken geçirilen aşamaları,ve bir aşkın karşılığı olduğunu...Yediğimiz bir çok pastanın sosunda bu likör olduğunu...Mahalledeki pastanede değil tabi:))



Bu kitapta ayrıca Rönesans İtalyasında, Yahudilerin yaşamına da büyük yer verilmiş...Kitapta birbirinden bağımsız gelişen iki hikaye öyle sürpriz bir şekilde birbirine bağlanıyor ki,bu kitaba ayrı bir tat veriyor... Ama ben kaçın kurrasıyım,okuduğum tüm polisiyelerde katilin uşak olduğunu şıp diye anlarım. Bunda da nerede bağlayacağını tamam hemen kestiremedim ama en azından  bir şeyi şıp diye anladım:))

Dostluk,aşk,sevgi,ihanet, sadakat,sanat  herşey harman olmuş,bu kitapta önümüze gelmiş.


Bu kitabı tavsiye ettiğim kitaplar arasına rahatlıkla koyabilirsiniz...

^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^

Yazmadık da peki bilmiyormuyuz... Seyrediyoruz tamam da seyrettiğimiz şeyden memnun değiliz... Yaralandık yine,yandık yine...Hiçbir şey olmamış gibi davranınca olmamış mı? oluyor gerçekten de...Aynı ''uykuya kaçış  sendromu'' gibi...Kral çıplak gördük artık...
 




12 Mayıs 2013 Pazar







Mavi farını ,pembe rujunu sürdün mü? yine saçların kızıl mı? Anne...Çoktan içmişsindir sabah kahveni...Mutfak penceresinden yola bakıyorsundur, yine apartmandaki herkesin çocuğu bizden önce gelmiştir. Ama komşunun damadının elindeki kırimızı gül sepetini görünce  Hatice Hanıma güller gidiyo diye hafif  bir sitem vardı sanki sesinde, o güller senin olsun, o koca sepet  senin salonuna konsun diye özendin de,kapı çalıp güllerin sana geldiğini anlayınca nasıl şaşırmıştın. İşte insanı öyle faka bastırırlar...Elimizde gelseydi o güller öyle sevinmezdin... Zuz'un oyunuydu anne valla...

Hadi şimdi gideyim ben,  kahve yapayım kendime bugün senin sevdiğin gibi orta içeyim....

9 Mayıs 2013 Perşembe

en sevdiğim konular,filmler,kitaplar ve yemek

Bugün sabahın köründe bir ayakkabı dolabı düzenleme kaosu yaşayınca tamam dedim, buraya kadar ve günün geri kalanını sadece kendime ayırdım.Ve evde tek başına takılmanın keyfinin dibine vurmaya karar verdim. Kahvemi yaptım geçtim tv karşısına Dizimax da beş diziyi üst üste çaktım:)) Bu dizilerin en fazla 20 dklık diziler olduğunu söyleyeyim de dizi zehirlenmesine kurban gittiğimi falan sanmayın...

Öğle yemeği saatim gelince de; kalktım kendime enginar salatası yaptım. Bu arada yavaş yavaış dondurucuya enginar atmaya başladım... Enginarcının tepesine dikilip, enginarları gözümün önünde soydurup,sadece limon sürdürüp,alıyorum. Eve gelince hemen yıkayıp,birazcık üstünden kendimde kazıyorum,çok hafif haşlıyorum,çok az suda hatta kendi  yıkama suyundan süzülen suyla bile diyebilirim,azıcık da limon sıkın, hatta üstünü biraz limonla ovsanız da olur. Kararırsa kararsın,öyle çok limonlu,enginarın kendi lezzetini bastıran ekşims tadı sevmiyorum.

Enginar salatama gelince, domates, salatalık,taze soğan,maydonoz ,dereotu,taze nane,çok az sızma yağ ve limon... Bildiğiniz salata yani,yanında da kızarmış tam buğday ekmeği..





Bugünün filmi... ''Dünya büyüktür ve kurtuluş köşenin ardında saklıdır''...Karizmatik  büyükbaba,hafızasını kaybeden genç...Tavladan çıkarılan hayat dersi...Çift kişilik bir bisikletle çıkılan Bulgaristan, Slovenya,İtalya ve Almanya  yolculuğu...Ben izleyin derim bu çok ödüllü Bulgaristan sineması örneğini...



Kitap konusuna gelirsek...Bugün^^ Hasan Ali Toptaş/Heba'' ya başladım... Bi okuyayım konuşuruz hakkında...



Ha İmza:Karın ikinci baskıya girdi bile ilk haftada 10.000 e ulaşmasına ne dersiniz...Süper di mi?

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Danacan,Tahtakale Hamamı falan işte

Dün,bütün İstanbullular,hep birlikte Tahtakale civarındaydık...Ne iyi oldu,hasbıhal ettik,birbirimizin ayağını ezdik, geçitlerde sıkıştırdık,vapurlarda birbirmizi denize atmaca oynadık.Neydi o ya...Güya hafta içi dedik,çok kalabalık olmaz dedik. Bir çay molası için, bir lokma yemek yemek için zor yer bulduk. Dışarıdan bizi gören- ooooh kebap, yemece,içmece bol bol alışveriş etmece der.Bilmiyo ki, gözüme kestirdiğim en manzaralı masayı; benden önce kapan Japon sevgililere,kafa atmak,üstlerine uçmak istiyorum:)Bıdı bıdı ettim durdum,kocam da - az bulaşık değilsin ,dedi:)))Vapurda karşımda oturan çiftten kız olanına içimden dana dedim ama,kocam duymuş tabiki:))Düşürdükleri kimliği-bilmem kim,kim diyerek  araştıran, bunların da aaaa biiiiz deyip,adamın elinden kapıp bir teşekkür bile etmedikleri için demiştim. Peki niye kıza dedim sadece  -dana-diye...Çünkü O' ayrıca ,adamın yüzüne sanki suçluymuş,o düşürmüş gibi bön bön baktığı için...Sonra kocam; adamın ünlü bi basketbolcu olduğunu söyledi...


Neyse Tahtakale'de dolaştık,  giysi muhafaza torbaları aldık..Şu askıya muhafalı asmak için olalardan...Tanesi 2 liraydı valla... hatta açık renk elbiseler için beyaz aldım.Öyle ıvır zıvır aldık.. Bi yerlerde oturduk,yemek yedik   evimize geldim...Geldim diyorum,çünkü bizim ahali ile birlikte yola çıkmaktan çok birlikte eve dönebilmek önemlidir:))Kocam dönüş yolunda beni ekti, arkadaşlarıyla buluşmaya gitti...

Ha bir de Tahtakale'de dolaşırken,daha önce hiç girmediğim  Tahtakale Hamamı Çarşısına girdik. O güzelim tarihi eseri, güya çarşı,ne çarşısı ayol,her taraf naylon çuvallar,koliler...aynen  hurda eşya toplayıcılarının deposu gibiydi...Aşağı kat biraz daha temiz tutulmuş. Sanırım orayı da orada ki deri mağazası ,düzenlemiştir. Ortadaki havuza balık falan koymuşlar. Onları da at ızagaraya ye...Öyle büyük:)) 5 bin 350 metrekarelik alana yayılan hamamın 17 metre çapındaki kubbesinin büyüklüğü, kentin çoğu tarihi camisinde yokmuş...

 Önceden yukarıdaki resimde ki gibi düzenli bir çarşıymış....


Şimdi ise bu halde,resmin üzerine tıklarsanız,kolileri,çuvalları görebilirsiniz...

Eve geldim, şaaane bi çilek reçeli yaptım, biraz taşırdım yine Gamse ile lafa daldım.

Bu arada, atladığım bir şey var.  Geçen hafta A.H ve eşiyle   çok maceralı bir kahvaltıda tanıştık. Ben kendilerine bayıldım. Türkiye seyehatlerinin; İstanbul ayağında beni atlamadıkları için çok memnun oldum. Çok hoş bir gün oldu... Blog arkadaşlığının, ne değişik bir şey olduğunu bir kez daha anladım. Biz burada yazarak, birbirimizin yazdıklarını okuyarak,bir kaç yıllık hatta onlarca yıllık mesefaleri atlıyoruz bir anda... İlk karşılaşmalarımız bu kat edilmiş mesefalerin üzerine olunca,sanki eski dostlar buluşmuş gibi oluyor,bir sürü ortak tanıdıktan söz ediyorsunuz...Yani tadından yenmiyor....

Hayde gittim ben, sözü edilecek filmler,kitaplar var ama başka yazıya...hem bakim siz ''İmza; Karın ''ı aldınız mı?...



6 Mayıs 2013 Pazartesi

''İmza:Karın''lı Hıdırellez şenliği

Hafta Sonu;İmza Karın coşkusu ve Hıdırellez şenliği ile geçti...Eline ,kitabı tutuşturunca ve de yazımı okuyunca kocakişisi  pek keyiflendi pek mütehassıs oldu:)) Kızlar keşke son bölümü eklemeseydin dediler,biraz  duygu seli yaşatan kısım o olmuş:)) Dün de  sülale boyu Hıdırellez şenliğinde baş konu kitap oldu,  okuyanlar yine duygulanınca Mehmet -Yenge şimdilik dört leşin var,dedi...Gülmekten öldüreyazdı bizi:)) İşte böyle,bizim için çok güzel bir anı oldu..İnşallah kitabın da şansı bol,bahtı açık olur  böylece asıl amacına da ulaşır...




Dün ,sülalele boyu kahvaltıyla başladık güne...Sonra ben ısrarlara dayanamayarak basket sahasına gidip  atışlar yaptım. İlk seferinde kale almamışlardı ama sonra  Hanyayı Konyayı görünce artık giderken -Yengeee hadiiii, diyorlar ve tek bayan olarak  ailenin kadınlarını temsil ediyorum. Heeey, ne doktorlar ne mühendisler dize getiriyorum üçlük atışlarımla bilemezsiniz:))






(ayıptır sölemesi,böle yatıp kitap bile okudum,güneş sırtımı ısıttı,rüzgar yanağımı okşadı,süper oldu süper)



Öğleye doğru,Cancanlar aradılar,birlikte program yapalım diye ve bizim programda sahne aldılar. Artık Uras'da ortada geziyor,gün boyu koşturdu...Akşam ,Hıdırellezimizi yaptık,gül ağaçlarının dibine dileklerimizi koyduk.Uras,eline bi kağıt almış, geldi O da koydu...Akşam yemeğimizi de orada yedik eve geldik. Artık ,piknikler öyle evden kuru köfte hazırlayayım,yumurta haşlayalım,zeytinyağlı dolmalar yapalım tarzı değil. Acıkınca  hadi yemek bölümüne geçelimli:)) Olsun,yine de piknik pikniktir. A bakın şimdi piknik deyince aklıma ne geldi... Kaç kişi izlemiştir ''Piknik'' filmini...Ay ne şaanedir ya...William Holden, Cliff Robertson, Kim Novak oynamış baş rollerinde...Ben bile doğmadan önce çekilmiş diyeyim de anlayın ne kadar eski olduğunu ama izleyinki sinema literatürünüz eksik gedik  kalmasın. Valla mağara kadar oyuk kalır ona göre:))




''Survivor''u izliyor musunuz?Duygu diye bi kız var. Abi ,onu izleyen annesine babasına acım acım acıyorum. İzlerken nasıl utanıyorlardır...Valla biri gurur duyuyorum dese ,yeminler etse inanmam...Özel iticilik dersi alıp öyle mi? gitmiş.Yoksa Acunûn raiting tuzağı falansa..yerim onun raitingini de ''Survivor''unu da...Benim favorim Doğukan...

Kitap ve filmlere gelince ,bugün bir filme başladım ama araya iş girdi...Kitapsa İmza: Karın okuyos tabikitleri de...128 kadın,128 ayrı öykü,kimi hüzünlü,k,m,gülümseyen,kimi de yaralayan öyküler...
 





5 Mayıs 2013 Pazar

İmza:Karın


Bugün itibariyle kitapçılarda...

4 Mayıs 2013 Cumartesi

İmza:Karın

Günlerdir çıkmasını heyecanla beklediğim İmza: Karın; bugün artık kitapçı raflarında yerini alıyor. Biliyorsunuz içinde benim de olduğum 128 Kadının ,kocalarına yazdığı mektuplardan oluşan bir kitap bu... Aynı İmza:Kızında olduğu gibi geliri yine hayırlı bir işe gidiyor. Ben arka kapak yazısını  okurken bile o kadar duygulandım ki,içindeki yazıları merak ediyorum valla kendi yazımı bile... Kocam böyle bir kitaptan haberdar ama ne yazdığımı bilmiyor tabi...Okurken ki yüz halini o kadar merak ediyorum ki, bana gelecek olan kitabı bekleyemeden bugün gidip alacağım.
Kitabı kitapçılarda bulabileceğiniz gibi D&R internet sitesinden sipariş de edebilirsiniz.
"İmza: Kızın"dan sonra ikinci proje "İmza: Karın"da hayata geçti. "İmza: Kızın"da olduğu gibi bu kitapda da ünlü-ünsüz 100'ü aşkın kadın , kadınların huzurlu, mutlu ve kendilerini ifade edebilen bireyler olması için faaliyet gösteren "Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu Derneği (STET)"e gidecek. Kitabı "İmza: Kızın" ekibinden Banu Özkan Tozluyurt yayına hazırladı ve bu hafta sonu tüm kitapçılarda satışa sunulacak. Ayrıca www.dr.com.tr den ön sipariş yapılabilir. 
"Keşke benim mektubum da kitapta yer alsaydı" diyorsanız şansınızı kaybetmediniz, sizin için de farklı bir imkan var, mektubunuzu imzakarin@gmail.com a göndererek www.imzakarin.com sitesinde yayınlanmasını sağlayabilirsiniz. Desteğiniz ve paylaşımlarınız için kitabı hazırlayan ekip adına teşekkür ederim...