Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

22 Ocak 2013 Salı

Bazen de hüzünler böler yaşamı

İyi  bir hafta sonu geçirdik ama maalesef haftaya iyi bir başlangıç yapamadık. Pazartesi sabahı okula giden Gamse, daha okula varmadan öğretmen arkadaşlarının gencecik kardeşinin trafik kazasında kaybedildiği haberini verdi. Şoka uğramış gibi kalktık yataktan.

Ben gencecik fidanın görmediklerine  artık göremeyeceklerine ,yaşamayacaklarına üzülürken benim dışımda evdeki herkes geride kalanların  bundan sonraki eksik yaşamlarına daha çok üzüldüler. Nasıl bir ters köşeye yatırılmaktır bu....Hangisi daha acı buna karar vermek çok zor ama. Ben sokakta ne zaman bir yaşlı görsem, elinde telefonla konuşan, bi yerde oturmuş  kahve içerken,sohbet ederken ya da; ah annem de olsaydı,görüntülü konuşma yapabileceğimiz telefon alırdık ona diye düşünürüm.Gamse ile Naziş'in meslek sahibi olduklarını görseydi, vize final telaşlarını yaşasaydı, maaşlarını aldıklarında onu gezmelere götürselerdi,bakıp bakıp gururlansaydı mesela...Nedense annem  2000 li yılları görmeyi çok arzu ederdi hatta 2000 yılında kaç yaşında olacağını hesaplardı... Eğer yaşasaydı 2000 yılına girdiğimizde 69 yaşında olacaktı...

 Kaza haberini defalarca üzt üste verip, en ice ayrıntısına kadar veren tv kanalları acaba bunu ailelerinin de seyredeceğini, duyacakları acıyı ne kadar katmerlendireceklerini hiç mi? hesaba katmazlar bir de bunu düşündüm çokça....

İşte böyle karışık duygular içinde  geçti haftanın bu ilk iki günü...Peki sizinki nasıl geçti?

21 Ocak 2013 Pazartesi

Fotoroman;Hafta sonu

Hafta sonu kitapları










 Hafta sonu mekanları




 Gamse arkadaşlarıyla buluşunca,Naziş de arkadaş buluşmasını  cuma akşamı yapınca;bana,hadi Anne gel sana kitap ısmarlayayım dedi:)) Birlikte Kadıköy'e gittik. İlk durak Alkım Kitapevi içindeki Balzac Kafe idi. Daha içeri girer girmez Naziş;aaa dedi meğer okul müdürleri Selma Hanım ve kızkardeşi ve yeğeni de oradalarmış. Geçen yaz başı birlikte Burgaz Ada'da çok güzel bir hafta sonu geçirmiştik. Hadi büyük masaya geçelim o zaman dedik. Çok güzel bir sürpriz oldu,çok hoş sohbet ettik ve yeniden Burgaz Ada planı yaptık.Balzac Cafe'nin maşrapa kadar koca kuplarında çay içtik. Büyük bardakta çay sevmem ama burada o kupalar çok hoşuma gidiyor.
 karnımız acıkınca yemeğimizi ''baydöner'' de yedik.

 Hafta sonu filmleri




Gamse dün bütün gün arkadaşlarıyla dışardaydı,birbirlerine doyamamışlar ki, akşama da film gecesi yaptılar. Bu film çok hoşlarına gitmiş, tavsiye ettiler. Pazar gününe romantik  komedi yakışır dedim ben de:) bugün izledim.





 Dün gece yine kanallar, abidik gubidik yarışmalarla dolu olunca,cumartesi gecesi filmi oldu bu 1995 yapımı film...İnsan ruhuna dokunan bir film.Whoopi Goldberg'in oluşu bile filmi izlemek için bir bahane olabilir bence...


Bu haftanın okunacak kitapları

/Birini Naziş ısmarladı:))


Bu hafta sonu da bitti sıradaki gelsin:))

18 Ocak 2013 Cuma

Anılar,filmler,kitaplar ve dahi mücverler


Bu bünye bugün akşama kadar tembellik etti...İki gündür ki hummalı temizliğin keyfini çıkardı...Filmini izledi,çayını çorbasını içti, olmadı kitap okudu...Akşam yemeği vardı ama canı güzel bir çay ve yanında mücverden oluşan bir yemek istedi. Hazır kızlar da evde yokken,akşam yemeklerini dışarda yemeyi seçmişken şöle karı koca salonda sehpa üstünde kah  tv  de yemek programı izleyerek yedik,içtik.Aklımıza  yeni evliyken yaşadığımız bir anı geldi. Bir akşam yemeği erkenden yemişiz, ilerleyen saatlerde benim karnım acıktı. O zaman ki lakabım da Allah sizi inandırsın iskeletor:)...Neyse acıktım, ama evde, şöyle çay yanına yakışacak bir şey yok. Gözünü sevdiğim yerde de bi pastane falan gibi bişi de yok. Şimdi her çeşit var da bu dediğim 31 yıl önce...Bakkalda nane isteseniz yok, bahçesinde nane yetiştiren kurutup satandan alıyorsunuz, bakkalda salça yok niye hadi sorun niye çünkü herkes salçasını kendi yapıyo... Biz İstanbul'dan yeni gitmiş iki garip, giderken götürdüğümüz pudingleri falan pişiryoruz, ben zaten sütçüden aldığımız sütün yarısını kitap okumaya dalıp taşırıyorum falan o puding de hikaye oluyo. Lafı uzatmadan,ucunu kaçırmadan konuya döneyim. O akşam benim canım bişi istiyo ya, kocam gitti mutfağa, zeytin, bir çay tabağına da acı toz biber koymuş, yanında da tahin helva. Ben bu mudur? abi  yaratıcılık dicem demedim ama tadına da doyamadım, o zeytini bibere batırıp batırıp yeyip, ardından aldığın çay yudumuyla ağzımın cayır cayir yanmasını...Ha çok mu yandın hadi helva...Yaa ekmeğimizi tuza banmadık ama zeytinimizi bibere bandık icabında:))Şimdi arada bir aklıma gelir yaparım.




Bugün  bir film izledim...Bu yılın sekiz dalda Oscar adayı olan;UMUT IŞIĞIM...İki nevrotik çılgının, romantik komedisi...Robert De Niro adamım yine döktürmüş . Totem yapmasını falan da azcık kendime benzettim laf aramızda...




Sonra kitabımı okdum, Mrs Dalloway... Virginia gadınım ya, öle bi dantel örer gibi, oya işler gibi sıralıyor ki, kelimeleri,cümleleri... Bir durumu anlatırken ki betimlemeler, çavdar tarlalarında ki başaklar gibi sallanır onun insanları, hayaller yüzüne gül demetleri gibi çarpar,o elindeki nesneyi;bekaretini koruyan bir bakire gibi saklar,yukarı katlara çıkarken bir çocuğun bir kuleyi keşfetme heyecanını duyar ve duyurur...


Film de kitap da, ve dahi mücver de size hafta sonu önerileri olsun...Birinden birini yaparsanız kulaklarımı çınlatın.


İyi hafta sonları hepinize hepimize

benden ,bizden,filmden,kitaptan, ordan ,burdan

Öncelikle teşekkür ediyorum, blogun yeni yaşına girişi için yaptığınız yorumlara...Sessiz okuyucularıma da gelin artık tanış olalım demiştim, ses verenler oldu,çok ama çok memnun oldum. Teşekkür ediyorum.İnsan kimlerin okuduğunu merak ediyor,doğrusu:)Umarım  bu tanışıklık karşılıklı olarak hep devam eder.


Son iki gündür bizim evde hummalı bir temizlik vardı. Dün bütün  çekmeceler,dolaplar yeniden düzenlendi, açıp açıp bakıyorum.Kocam iyi ki kitap okuyup,film izliyorsun yoksa eve kafayı bozabilirdin dedi:)) Bugün de genel temizlik yapıldı, ev yerinden ırgandı...(ırgandı, başka yörelerde kullanılır mı? bilmiyorum ama  sallandı,yerinden oynadı gibi kullanılır...Bu eski kelimeler unutulmasın istiyorum,dil gittikçe fakirleşiyor sanki)
Ev yerinden ırganıp da sonra tekrar yerine yerleşince bu sefer yemek faslı başladı...  Önce ayvalı,portakallı kereviz pişirdim. Artık patates yerine ayva koyuyorum... Arpacık soğanlar, diş diş sarımsaklar ve küp küp havuçlarla birlikte sotelendi, sonra yine küp doğranmış kerevizler ve ayvalar birlikte atıldı. Biraz  birlikte piştikten sonra iki portakal suyu ilave ettim, yarım fincan da pirinçDolapta bir avuç haşlanmış bezelye vardı bu da benden olsun dedim:).En son da incceik doğranmış kerviz sapları ve yaprakları girdi tencereye...Ayva ve havuç tatlı olduğu için bir kesme şeker koydum, tuzunu zaten önceden koymuştum. Valla yeme de yanında yat  bi haller oldu. Ana yemek için detaylı bir şeye zaman yoktu,dondurucudan hemen iki palamut çıkardım, dilimledim birazını bol soğanlı sarımsaklı ve domatesli buğulama çoğunu da tava yaptım. Çorbamız dünden vardı zaten...Oldu da bitti maşşallahhhh .




İki filmimiz var.İlki hayatımda izlediğim en şaşırtıcı en şoke edici filmlerden biri diyebilirim.Köpek Dişi... Yunanistan'ın 2009  Oscar adayıymış. Aileye farklı bir bakış açısı,Ailede totolarite  falan filan...İnanılmaz bir sinema deneyimi... +18 sahneler var o yüzden oturup çoluk çombak izlemeye kalkmayın.



İkinci filmim,dün mutfakda çekmece düzenlerken,Türkçe dublajlı bir film seçeyim dedim, Gamsegamse sinemada izlemiş beğenmemişti ama  diğer filmlerimde  alt yazılı olduğu için izleyeyim dedim. Elveda ilk aşkım ve son aşkım filmin adı... Kıyamet kopmasına iki hafta vardır ve herkes  bu iki haftayı  sevdikleriyle geçirmek peşindedir. İlk aşkının yanına gitmek isteyen bir adamla, ailesinin yanına gitmek isteyen bir kızn yolları keşisir. Film bir yol hikayesi gibi geçiyor. İlginç sahneler, diyaloglar vardı ama sinemada izlemediğime sevindim. Çünkü sinema  salonundan çıkarken  , ya çarpılmış gibi ya da yüzümde gülümseme ve keyifle çıkmak isterim.


Kitabım Virginia Woolf'un Mrs Dalloway...Virgina Woolf ;kadın okuyucu için çok özel bir yazar... O demiştir, eğer yazmak istiyorsan kendine ait bir odan ve kendi kazandığın paran olmalı diye...Bu bence günümüz manifestosu olmalı, sadece yazmak için değil  herşey için...
(yorgun annesine,kahvesinin yanına en sevdiği elmalı payı getiren Naziş'de ayrı bir alkışı hak eder doğrusu:)
___________________________________________________________________________-

Bugün akşam saatlerinde M.Ali Birand'ın öldüğü haberi geldi...Gün içinde ölmeden öldüğü duyurulmuş sonra yalanlanmıştı. Adını ilk ''Ortak Pazar Hikayesi'' ile duymuştum. Kim ne derse desin Türk   yazılı ve de görsel  medyasına damgasını vurmuş biridir. Uğurlar olsun, yolu ışık olsun...Mekanı cennet olsun.




16 Ocak 2013 Çarşamba

Laleninbahcesi yedi yaşında

Tam yedi yıl önce hiç aklımda yokken,bırakın aklımda yokkeni daha bir blog yazısı bile okumamışken,blog diye bir şey duymamışken hatta ve hatta, Naziş ile bilgisayarda gezinirken bak  İzmir'de okuldayken bu blogdan faydalanıyordum yemek yaparken derken ,sen de açsana derken,nası bişi ki ben ne yazayım ki derken paat diye açılmıştı bu blog.

Şimdi hep birlikte getirdik bu çocuğu bugünlere. Tam yedi yaşına girdi bugün. Sessiz okuyucularıyla, ilk günden beri  birlikte yürüdüğümüz blog arkadaşlarıyla,adsız yorumcularıyla  bugüne geldi. Belki bugünün hatırına ses verir sessiz okuyucular, adsızlar ben şuyum der kimbilir,tanış oluruz böylece.

Bu yedi yılda hep yanımda oldunuz,sevinçlerimde,hüzünlerimde...Blog benim hayatımda ki en değerli şeylerden biri...Siz benim okuduğum kitapların,izlediğim filmlerin,pişirdiğim yemeklerin,içtiğim çayların ,kahvelerin,baktığım manzaraların,yaptığım yolculukların ,yaşadığım bu hayatın bir numaralı tanığısınız.

Bugün tanışmamızın,yedinci yıl dönümü... Umarım daha uzun yıllar  sürer.Umarım onca sarı lalenin içindeki bu kırmızı LALE,uzun yıllar oradan keyifle size göz kırpmaya devam eder.



Hepinize bin teşekkür,iyiki varsınız.

15 Ocak 2013 Salı

bugüne dair

Bir süredir ara verdiğim yürüyüşler bugün start aldı.Bu güzelim havayı kaçırsam kadı günah yazardı zaten...Karı koca çıktık,önce tıngır mıngır sağa sola baka baka yürüdük. Benim o çok sevdiğim fırından  yedi tahıllı ekmek aldık.Dönüşte buradan geçmediğimiz için,çünkü;artık yokuş yukarı çıkmaya mecalim kalmadığı için burayı arabayla geçiyoruz.Başka dükkanlara girdik çıktık.Gazetelerimizi aldık. Ama düze inince tempoyu vurduk.Kız Kulesi karşısındaki Salacak güzelleştirme derneğine kadar hiç tempoyu bozmadan yürüdük.u
Menzile gelince ,ben yine kenar masaları kapmışlardır yine diye söylenirken bi masa boştu neyseki. Hemen çaylarımızı söyledik. Burası çay bahçesi formatında ama eğer isterseniz,size ekmek arası köfte ,kokoreç falan getirtiyorlar. Kendileri de tost yapıyor. Ama siz  yok ben böreğimle ,çöreğimle,simitimle giderim derseniz ona da eyvallah. Hatta biz çayımızın yanında misler gibi tahıllı ekmeğimizi yedik.Börek,çörek neki yanında..Kocam gazetelerine,ben Vatan Kitap ekime gömüldüm. Bir kaç bardak çay yuvarladık o sıra.Sonrasında yine yürüye yürüye Üsküdar'a geldik. Bu  saatten sonra da herkes kendi yönüne gitti:)


Bir de filmim var bugünün sözü edilecekleri arasında...ABD'nin gelmiş geçmiş en iyi başkanı olarak gösterilen Abraham Lincoln'ün köleliği kaldırış dönemlerinin anlatıldığı LİNCOLN... 12 dalda Oscar adayı ve dün akşam ki Altın Kürede en iyi  erkek oyuncu ödülünü aldı,Lincoln'ü oynayan oyuncu...Politik yaşamın yumurta küfesi taşımakla eş değer olduğunu gösteren bir film demiş eleştirmenlerden biri...Bu filmden  bana kalan Öklid'in bir sözü oldu...'' Aynı şeye eşit olan şeyler birbirine de eşittir''


Bugün hava çok güzeldi memleketinde be Usta...Aynı senin sevdiğin gibiydi...Memleket havasıydı...İyi ki doğdun,nice sonsuz yıllara Nazım Hikmet...
Hehehey TARANTA-BABU 
                                             hehehey,
yaşamak ne güzel şey 
                   anasını sattığımın 
                                        yaşamak ne güzel şey... 


14 Ocak 2013 Pazartesi

meze günü,uykusuz gece, geleneksel yemek günü

Dün bu şahane meze sofrasının konuğuyduk. Zeya,Ebrucuk(Yıldızlı Fırça),Zuz,Elçin,Cancan'ın Annesi Berfu  toplaştık,Ecemin evinde ...Begüm ile donatmışlardı masayı  türlü çeşit meze ile...Herşey enfesti benim gönlüm  finaldeki elmalı pastada kaldı hala...Zeya,az kala yatıya kalacaktık demiş de ne doğru demiş. Saatler  bir aradayken nasıl da akıp geçiyor,gülüşler,keyifli sohbetler ne çabuk zamana karışıyor. Neyseki bu buluşmalardan yine binbir planla çıkılır.


(ıspanaklı börek ve elmalı turta masada yok malesef)

Ben çaydan kolaya,koladan şaraba sonra tekrar çaya geçtiğiğm yetmiyomuş gibi eve gelince de bir çay faslı yapınca sabaha kadar pilt pilt baktım. Baktım yatakta debelenmenin bir faydası yok,kalktım salona geçtim. Türkmax'da; Benim ve Roz'un Sonbaharı vardı,onu izledim. Bu filmi kaç kez izlemeye kalkıp ,vaz geçmiştim. Sanırım herşeyin bir zamanı var. Bu filmde benim uykusuz bir gecemin tanığı olacakmış.Film; Hasankeyf'e yapılan İlisu barajı için yapılmış. Sanırım amaç politik bir film yapmakmış ama bu konu biraz arkada kalmış. Hasankey'e bakmaya doyamadım, Filmde gazeteci Metin'in annesinin ağzından söylenen-20-30 yıl işe yarayacak bir baraj için binlerce yıllık tarihi yok ediyorlar sözü içimi cızlattı. Kentsel dönüşüm dalgasına yerinden yurdundan edilen insanlara dikakt çekmek açısından da doğru bir film. Sulukule derken şimdi de Balat'da aynı tezgah dönüyor. Daha dün bunları konuşmuştuk,film üstüne cuk oturdu.



Gece yatmadan önce ''Sözcükler''dergisinden iki hikaye ve bir kaç şiir okudum. Sonra yattım,sonrasını biliyorsunuz işte...Geri kalkış ve film izlemece...Hatta izlediğim film bitince bir tane de yarım film izledim. Onu hatırlamıyorum,sanırım Arjantin'de geçiyordu.

Bugün evdeydim, yemektir,ev toplamacadır,falandır filandır. Geleneksel Türk mutfağının nadide yemeklerini pşirdim. Kapuska ile başladım, misket köfte ile final yaptım. Dünden  makarna vardı o da fesleğenli , sarımsaklı ve de domatesli sos ile yeniden sunuma geçti:)



Bu kada