Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Ekim 2012 Cuma

hafta sonu ne yiyelim, ne okuyalım , ne izleyelim acep


Sabah horozdan önce uyanıp , bekledim:) ötmeyince ay yoksa kestiler mi? dedim ama çok sürmedi ötmeye başladı.

Kızları işe gönderdik, yeşil çayımı aldım...İrfan Değirmenci'nin sunduğu haber programını izliyorum bir taraftan da...Ben O'nu mesleğe ilk başladığı yıllardan beri takip ederim, küçük kanallarda  haber sunarken önce Fox sonra  Kanal D kaptı...

Bu yazı stili  fikri benim değil, zaten öyle değişikliklerin adamı değilim. Nasıl olduysa kendiliğinden oldu, biçimlemeyi kaldır dedim, şöyle yap dedim, böyle yap dedim, sağa yasla, sola yasla yok, kararlı bu biçimde hadi bakalım bu kez böyle olsun.

Dün  Çınaraltından gelip, biraz dinlendim, sonra  iki üç gündür uçuşan güvelerin izini takip ettim ve dolaptaki buğdaydan geldiğini keşfettim. O tür şeyleri yaz mevsimi gelince buzdolabına koyardım , hatta buğdayı da haşlayıp porsiyonlara bölüp kaldırmış( hala da var dondurucu da))),  sıcaklarda bol bol soğuk çorba yapmıştım ama evde meğer bir buğday silosu  varmış:) bunu unutmuşum.Mecburen atmak zorunda kaldım.
Sonra hiç ara vermeden yemek işine giriştim. Missgibi'den gelen tarhanaların bir çeşidini denedim. Hatta tadını tam anlayabilmek için, salça falan gibi hiçbir katkı koymadım, yalnızca biraz tereyağ ilave ettim. Çok lezzetli bir çorba oldu. 





Dolabı karıştırırken, kurutulmuş fasulye de buldum:)) onu da haşladım, bol soğanlı, kıymalı kavurup, yumurta ile karıştırılacak, Naziş bayılır.Fasulye haşlanırken bir taraftan da yeşil mercimek haşlandı... İçinden iki kepçe aldım, suyunu süzüp, taze reyhanlı, taze naneli ve de taze soğanlı mercimek salatası yaptım. Öyle güzel oldu ki ben akşam yemeği niyetine yedim, çorbamın yanında...Mercimeğin geri kalanı, içine haşlanmış nohut ilave edilip, gelenkesel Türk yemeği harcı ile mercimek yahnisine dönüşecek.Ha  bi de makarna haşladım. Ay ne bulsam haşlamışım yav:)

Bugün okey grubumla buluşacağım, ayda iki kez buluşuyoruz  yaz ayları hariç tabi, 18 yıl  önce bizim evin bahçesinde başlamıştık, odur budur  devam ediyor.




Hafta sonu    ev halkına aşağıda resmini ve tarifini gördüğünüz  kedidili pastayı yapmayı planlıyorum. Diyet ayağına , onları bu tür şeylerden mahrum ettim biraz...Tarif hoşuma gitti, biraz ekler pasta havasında...
 

 (kaynak)Tarif nefisyemektarifleri.com dan...

20 adet kedi dili bisküvi
hazır çikolata sosu
Muhallebisi için:
yarım litre süt
5 yemek kaşığı şeker
3 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı katı tereyağı
1 paket vanilya

Kedi dili bisküvilerin yarısını ıslatmadan birbirinden uzak olacak şekilde tepsiye koyun. Hazırladığınız muhallebi ılıyınca tepsiye dizdiğiniz kedi dili bisküvilerin üzerine biraz sürün ve üzerine 2. kedi dili bisküvileri koyarak yeniden muhallebi sürün. En üstüne ise hazır çikolata sosundan dökün. Dövülmüş şam fıstığı ve ya hindistan cevizi ile pastanızı süsleyebilirsiniz.   2 kedi dili bisküviden bir kişilik pasta elde etmiş olacaksınız. 



 Hafta sonu film önerim ise  geçen hafta vizyona giren, bu hafta da gösterimde kalan ''Başka Bir Kadın'' geçen hafta film seçimimizi ''Uzun Hikaye''den yana kullanmıştık bu hafta bu filmi izleyeceğiz.
Başka Bir Kadın
La Vie D'une Autre

Yönetmen : Sylvie Testud
Oyuncular : Juliette Binoche, Mathieu Kassovitz, Aure Atika, Danièle Lebrun, Vernon Dobtcheff, François Berléand, Marie-Christine Adam
Tür : Dramatik komedi, Romantik
Yapım : 2011, Fransa, Belçika, Lüksemburg
Süre : 97 Dakika

Romantik komedilere farklı bir bakış açısı getiren filmin hikayesi şöyle : 40 yaşındaki Marie , 25 yaşında olduğunu düşünerek uyanır , hayatının 15 yılını tamamen unutmuştur. Bitmek üzere olan bir aşk hikayesinin başlarındadır ve uyandığında hayatının aşkını tekrar kazanmak için sadece 4 günü vardır. Boşanmak üzeredir ve bir oğlu vardır.



Diğer bir film önerimi ise yapıp yapmamayı çok düşündüm.Bunun iki nedeni var birincisi film 6 saat, evet yanlış okumadınız tam 6 saat. Üçer saatlik iki bölüm halinde çekilmiş.Pazar günü hava yağmurlu, belki vakit ayırabilirsiniz. Altı saat oturup izlenmez , iki seans yapın:))  3′er saatlik iki kısım halinde çekilen ve iki kardeşin hayatını ele alarak, aslında 40 yıllık Avrupa  tarihini  aydınlatan film Altın Küre ve Cannes festivalleri de dahil toplamda 24 ödül kazanmış bir yapım..
-The Best of Youth / La Meglio Gioventù 2003 İtalya / Türkçe Altyazılı-
IMDB Puanı: 8.2/10
Tür: Dram, Romantik, Macera, Tarih
Yönetmen: Marco Tullio Giordana
Senaryo: Sandro Petraglia
Oyuncular: Luigi Lo Cascio,
Alessio Boni, Jasmine Trinca
Müzik: Astor Piazzolla
Süre: 6 saat 10dakika







 iki parça ya da birer saatlik bölümler halinde  izleyebilirsiniz. İzlediniz izlediniz, bir süre sonra filmler kaldırılıyor.Buradan tıktık..Putlocker 'den izlemelisiniz...Videonun altında göreceksiniz tuşunu...

Kitap ise, ben elimde ki ''Temmuz Çocukları''nı  hafta sonunda  da okumaya  devam edeceğim.






İyi bir hafta sonu diliyorum...


18 Ekim 2012 Perşembe

Çınaraltı

Bir önceki yazı bugünün yazısı gibi duruyor ama o aslında dünün yazısı, ben gece yarısını geçerek yayına verince böyle olmuş.

Dün, dünle birlikte gitti cancağızım bugüne bakmak lazım...

Bu sabah şöyle bir derlenip toplanıp,kahvaltı etmeden evden çıktık. Kahvaltı etmedik ama ben çıkana kadar bir kupa yeşil çay, iki fincanda tarçınlı, güllü ve vanilyalı  siyah çayımdan içtim. Daha önce sözünü etmiştim Liptonun casmihre serisinden... Migroslarda hala var, meraklısı için not.
 Evden çıkmadan önce ben, kahvaltılık nevale hazırladım, yanımıza aldık doğru Çengelköy Tarihi Çınaraltı çay bahçesine gittik. Burası deniz kıyısında , 780 yıllık olduğu tahmin edilen kocaman bir çınarın altında...Süper Baba ve Orhan Gencebay'ın ''Dertler Benim Olsun''filmine ev sahipliği yapmış. İçinde  Tarhi Hamdullah Paşa-Çınarlı camii de var... Ağacın altında bir taraftanda camiden çıkan ihtiyar amcalar oturur sohbet ederler.

 Yaz kış çok kalabalık olur. O yüzden erken gitmekte fayda var...Buranın ünlü müdavimleri de vardır, Avrupa Yakasının Tacettin'i özellikle... Kahvaltı , ya da  ne yiyecekseniz kendiniz götürüyorsunuz, hemen girişte fırın ve börekçi var ama hafta sonları inanılmaz kuyruk olur... İçeride  de omlet falan yaptırabilirsiniz.


Ağacı bütün olarak resimlemek neredeyse imkansız, artık alttan destekler koyulmuş böyle...



Biz, böreğimizi, simitimizi aldık masamıza yayıldık, kocaman su bardaklarında çaylarımı geldi...Keyif çayları ise küçük bardaklarda geliyor. Kahvaltımızı ettik , kitabımızı , gazetemizi okuduk ve  saat bir gibi iyice kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık...

Bugün de böyle

Ben bugün İstanbul'a  buradan baktım...Çayımı bu manzaraya karşı içtim...
Yürüdüm çok yürüdüm , oturdum böyle dinlendim...


Tekel Sahnesine uğrayıp , program aldım...
(Resimler Mehmet Atabay tarafından çekildi... bugün bana eşlik etti, her türlü nazımı niyazımı çekti... yengesinin nar tanesi nur tanesi bir tanesi:))))
Akşam bu kitaba başladım... Temmuz Çocukları/Menekşe Toprak
Muhteşem Yüzyıl izledim. Cansu Dere'nin sultanimmm sultanimmm demesine uyuz oldum... Taşlıcalı Yahya'yı pek beğendim...

Akşam yemeğine annemin usulünde sirkeli balık yaptım...İlk kez yaptım, beğendiler... Hafif kızarttğım   palamut dilimlerinin üstüne  piyazlık şekilde soğan doğradım, küp küp doğranmış bir kaç domateside üstüne yaydım... Bir kaç diş de sarımsak , bittabiki ayarınca tuz, ve bir buçuk çorba kaşığı sirkeyi bir fincan suya koyup tepsideki malzemenin üstünden gezdirdim ve fırında pişirdim... Biz onu yerken de Koska-fırın helva fırındaydı...

İşte böle böle


17 Ekim 2012 Çarşamba

horozumu kaçırsalar, daldan dala uçursalar:)

Bir haftadır, İstanbul'un göbeğinde horoz sesi ile uyanmanın keyfini yaşıyoruz... Keyif dediğime bakmayın, önceler aaa ne hoş, bu da anereden çıktı dedik ama horozumuz işi büyüttü saat beşte başlayıp Gamse'yi uyandırıyor, saat yedide de Naziş'i yolcu edip, kendisi uykuya yatıyor. Neme lazım güzel ötüşlü falan amam iki saat kardeşim iki saat, o nası bi gırtlaktır ...Oturduğumuz yer bahçeli nizam, her apartmanın kendi bahçesi var ama öyle tavuk, horoz kümesi olsun bir yer değil. Bunu balkonda besleyen biri var diye görüş beyan etti Naziş, bu sabah...

Missgibi'  nin facebook üzerinden yaptığı kış hazırlıkları sepeti çekilişi bana çıkmıştı... Tü tü nazarlar değmesin, 2500 kişinin katıldığı bu çekilişte şans bana güldü. Paketim bu sabah elime ulaştı...Hem  kazanma keyfi, hem de missgibi lezzetleri ailece tadacak olmanın keyfi bir arada geldi...İki ayrı yörenin tarhanası, bir kavanoz kahvaltılık sos, bir kavanoz domates sosu, ve şeftali reçeli... Hepsi missgibinin kendi elleriyle hazırladığı lezzetler...Buradan da ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum kendisine...








Dün gece Milli hezimet ve Seksenler arasında gittik geldik. Seksenlere yazık oldu, böyle bir fiyasko olacağını bilseydim rahat rahat izlerdim en sevdiğim dizimi...

Mucize Tatlı hiç tahmin etmediğim bir yöne girdi resmen kitap içinden ikinci bir kitap çıktı... Bu kitabı okumanızı öneriyorum ve Özlem'e bir kez daha teşekkür ediyorum. Anam bu post teşekkür postu gibi oldu:)

Hava bu akşamdan itibaren soğuyacakmış, hani cumaydı yav... Neyse , bugüm görümcemgillerleyim, yine deniz kenarlarına doğru gideriz sanırım ama bir koru yolu yapmadan olmaz:)


16 Ekim 2012 Salı

Salı Kadını:)



Son 24 yılın en kurak geçen sonbaharını  yaşıyormuşuz. Biraz atmasyon gibi geldi ama hadi neyse...Belki Türkiye geneli için yapılan bir söylemdir. Zira, biz ne çılgın sonbaharlar yaşadık... Cuma gününden sonra hava artık serinleyecekmiş, biz de her fırsatta kendimizi sokaklara, açık havaya atıyoruz, özleyeceğiz bu havaları diyerek...


 



Bugün yine Paşa Limanı'na gittik.  Sonbaharda korunun içinden geçerek oraya inmek çok hoşuma gidiyor. Ara ara kargaların kafanıza düşürdüğü cevizleri saymazssak pek güzel oluyor peeek...
Yine çaydır, kahvedir, kitaptır, gazetedir etrafı seyretmedir , sohbettir şeklinde iki saat falan oturduk orada... Önce yemeğimizi de orada yiyelim dedik ama ben - e yürüyüşün ne anlamı kalacak o zaman deyince vaz geçtik. Boğazda yüzenlere , tanker çarpacak diye kocam pek telaş etti,  önce bir  kişi gördük, karabatak gibi dalıp dalıp çıkıyordu. Ben bunlar üç kişi oluyordu aslında hatta Ecem'de aynı senin gibi korkmuştu dedim, dikkat edince Boğazın ortalarına doğru yüzen iki kişiyi daha fark ettik.Anladığımız kadariyle bunlar bir ekip:)

 (bu resim bana ait değil, birden aklıma mekanla ilgili bir görsel koyayayım da fikriniz olsun  fikri gelince netten buldum)





 


Sonra , Üsküdar'a yürüdük. Akşama bira balık yapalım dedik ve  balıkçılar çarşısına girdik. Hasret bize yine palamut tavsiye etti,  en kocamanlarından üç taneyi hazırladı... Akşama tava olacaklar...

Tam evin sokağına girmiştim ki, sarımsah sarımsah, Daşgöprü sarımsaaa seslerini duydum. Baktım ki, arkası açık  bir minübüs  tepeleme sarmısak dolu... Kilosu da beş lira... Marketten aldığımız sarmısağın üzerinde madein China yazısını görüp şoka girdiğimden ötürü hemen saldırdım  arabaya ve kışlık  sarmısağımızı da aldım.


Şimdi ev mis gibi çilek kokuyor, ocakta pişen çilek reçelinden ötürü... Eylül ayındaki çilek bittabiki de sera ürünüdür ama Naziş başka reçel yemez...Hafta sonundan hafta sonuna  gerçek bir kahvaltı sofrasına oturabilen ve  simitini bu reçele bandırmaktan acaip keyif alan yafrumu bu zevkten mahrum edecek değilim elbette:)) Çilek mevsiminde yapmadım sanmayın, atlarmıyım hiç ama sanırım az yaptım ya da fazla tüketildi bktım az kalmış. Çileği de görünce hadi dedim yeniden vizyona girsin...



Yoruldum yav, anlat anlat...Hadi gideyim ben...Reçelimi yerleştirmem , lazım...Balık kokusuna karışsın istemem...



15 Ekim 2012 Pazartesi

hafta başı hafta başı

Bugün evdeydim, temizliktir, yemektir falandır filandır. Malum önümüz bayram o nedenle temizlikte o kadar derine dalmadan ,şöyle hafif hafif , yumşak yumşak  geçti...Yemek ise Gamse'nin başının tacı Naziş'in kabusu olan patlıcan kebabı... Neyseki Naziş yemekte yoktu, bu akşam...

Temizlik,yemek olayı bitince çayımı yaptım ve bir film izledim.Filmin benim için özelliği şu ki;
1979 yılı... Gümüşyaka'da tatil yapıyoruz... Skaylab  adı verilen uydu, dünyaya çarptı çarpacak, dünyaya düşecek söylentileri eşliğinde... Gece gündüz konumuz bu...Özellikle de gece ateş başında toplanınca.
İşte tam o yılları anlatan film... Büyük bir aile bir doğum günü kutlaması için bir arada ve Skylab düştü düşecek, nereye düşecek söylemler arasında... Bugün nostalji günüymüş anlaşılan...


Kitap; Mucize Tatlı'ya devam... Agata'ların  nesiller boyu süren hikayelerini okumak inanılmaz keyifli... Mucize tatlının tarifi kitabın hemen başında... Kadın göğüsleri şeklinde olması ise ana kural...Bir akşam deneyeceğim hatta:)Biraz kendi yorumumu da katarak...
 Bu akşam ''O SES''izledik. Dizilerden sıkılanlar için iyi bir alternatif, geçen yıl daha bir keyifliydi sanki ama... ille de bi kusur  bulucam ya:))Bir de Murat Boz'un flörtöz tavırları önce çok sevimliydi ama artık itici gelmeye başladı...Hele de artık herkesin evli olduğunu bildiği halde , sevgiliymiş ayağına yatması...

Bugünlük de böyle olsun, bu kadar olsub be!

bu pazar biz

Sonbahar ekim ayının bu pazarında da bize bir güzellik yaptı ve şahane bir hava sundu. Bilmem bu saltanatımız daha ne kadar sürer, yağmurlar ne zaman başlar bilemeyiz ama şimdilik böyle iyiyiz, süperiz.

Dün Naziş'in haftalardır hazırlandığı sunumu vardı, sundu  gitti, bitti , gitti ve rahatladı artık. Dün akşam ben eve geldiğimde o yatağa bile girmişti. Ancak hafta sonları birlikte kahvaltı edebildiğimiz için, bugünün kahvaltısı daha bir özel hazırlanıyor ve mahallenin  gözümün bebeee:)) simit fırınından alınan, sıcak simitler ve dere otlu poğaçalar masanın baş aristi oluyorlar...Bugün de  aynen öyle oldular..



Sabah kalktığımda tabikitleri de herkesler uyuyordu ya da uyuyor taklidi yapıyordu, ben yeşil çayımı demledim, aldım elime Turgut Uyar'ın ''Büyük Saat''ini bir kaç şiir okudum, ama sonunda mutlaka ''Göğe Bakma Durağını'' yeniden okudum, ruhum beslendi...Böyle yazdığıma bakıp da şiirden çok anlarım iyi bir şiir okuyucusuyumdur sanmayın. Sevdiğim, bildiğim bir kaç şairin  sevdiğim şiirleri var. Mesela kim bilmez- Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, bir dakika araba yerinde durakladı, neden sonra sarsıldı aaltımdan demir yaylar, gözlerimin önünden geçti kervansaraylar diye devam eden ''Han Duvarları''nı... ya da yaş otuzbeş yolun yarısı diyen Cahit Sıtkı Tarancı'yı... Öyle yani her ortalama Türk şiir okuru kadarım bu konuda...İdare eder beni :)






 Öğleden sonra geç saatte ancak dışarı çıkabildik.Geçen pazar biz evden gezmeye  tozmaya çıkarken , sunum hazırlığı için evde kalıp, arkamızdan melul melul  bakan  Naziş için  sunum bitti ,sundum gitti çok şükür kutlaması yemeği yedik  ailecek... Şura mı? bura mı? derken sonunda kendi mahalle kebapçımızda karar kıldık. Geçen yıl son gittiğimizde her zaman ki gibi bulmamış, hatta ya usta değişmiş ya etler değişmiş diye teesüflerimi iletmiştim kendilerine bu kez aynı kalitedeydi...Burada sadece ana yemeği söyleyip geri kalanı onlara bırakıyorsunuz ve öderken de sadece ana yemeğin parasını ödüyorsunuz.  Biz iskenderlerimizi söyledik mesela... O hazırlanana kadar, salatamız, fındık lahmacunlarımız, sıcacık balon ekmeklerimiz, güveçte erimiş peynirimiz geldi...Ödeyeceğiniz para da dört kişi tıka basa doyup, başka yerde iki kişi için ödeyeceğiniz miktar ve üstelik de  sadece ana yemek için... (Bağlarbaşı, Nakkaş  Tepe yolunda Kardeşim Kebap) görüyorsunuz bizde hizmette sınır yok:)



Bu akşamın tv olayı,Avusturyalı sporcu Felix Baumgartner'in dünyanın merakla beklediği atlayışıydı...39 bin metreden   helyum balonla çıktığı stratosfer tabakasında kendini boşluğa bıraktı ve yere  inmeyi başardı...Serbest düşüşte ses duvarını aşan ilk insan  olarak tarihe geçti...Ama tam indiği sırada , inişini bekleyenler  arasında ki  lezbiyen çift dudak dudağa öpüşerek rol çaldılar:)
39 bin metreden atladı



.


Benden bugünlük de bu kadar şimdi biraz okuma faslı  sonra tumba yatak...