Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

21 Ağustos 2012 Salı

Sen rahat ol

Şimdi, Gaziantep yanmış dün akşam, ama bizim dünya yansa bir halbur samanımız yanmamış yine... Sabah kalkmışız dünya yeniden kurulmuş...İyi de bu ateş birgün hepimizi yakmaz mı?

Sen Suriye'nin kuyusunu kazarken, alttan alta orada ki savaşı körüklerken, çalma kapını çalarlar kapını atasözünü söyleyen atalarım bunu niye söylediler acep diye düşünmez misin? ...Sen,3000 Suriyeli Gaziantep'e yerleşirken Gaziantep'i ilticacılar çadırına döndürürken neredeydin diye ,bu sınırlar yol geçen hanı mı? diye sormazlar mı?
sormazlar rahat ol...

19 Ağustos 2012 Pazar

Bayram ola




LALENİN BAHÇE'Sİ MUTLU BAYRAMLAR DİLER...

17 Ağustos 2012 Cuma

Kitap kuleleri




Euphorıc blogunun başlattığı, evde bekleyen kitap kulelerini görüntüleme etkinliğine Natali ve Leylak Dalıcım da görünce hemen alelacele katıldım. Bunlar başucumda duranlar, kitaplıktakileri çıkartmaya üşendim. Çünkü; bizim ev için bayram temizliği vakti şu anda:))

Mahir ve Che çok uzun zamandır duruyor. Mahiri kocam okumuş çok beğenmiş ben Ordu seyehatindeyken, gelince bir güzel anlattı ama okumadan olmaz tabi... Che ise benim için tüm zamanların kahramanlarından.Ara ara açar okurum onun mücadelesini... Şu anda elimde ''Yatakta İyi'' var. Erotik çağırışımlar yapan bir adı olsa da öyle değil. Hoş olsa da karşı değilim.

Kitaplar şunlar
  1. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala
  2. Sadakat-İnci Aral
  3. Safran Sarı-İnci Aral
  4. Marakeş'in Masalcısı-Joydeep Roy-Bhattacharya
  5. Zarife-Deniz Kavukçuoğlu
  6. Dorotea'nın Şarkısı-Rosa Regas
  7. Uzun Bir Yaz-Alain Elkan
  8. İtalyan Düğünü-Jennifer Winer
  9. Kitab-ı Aşk-İskender Pala
  10. Gölge Hırsızı-Marc Levy
  11. Her Şeyin En İyisi-Rona Jaffe
  12. Kağıttan Düşler-Bahıyyıh Nakhjavani
  13. Mahir- Turhan Feyzioğlu
  14. Che Guevera. America Latina
  15. Shakespeare'den Hikayeler-Caharles Lambs ve Mary Lamb

16 Ağustos 2012 Perşembe

Bir film bir kitap


Artık bu sayfanın klasiği olan bir film bir kitap yazısı daha...

Önce film... dumanı üstünde henüz...izleyeli bir 10 dk falan oldu... Filmi genel anlamda çok beğendim.Zaten ''Latin Filmleri Festivali''n de ödül üstüne ödül almış.
Filmin hayli uzunca bir adı var. Estomago: A Gastronomic Story... Biberiye: Hayatın Mutfağı

Filmde birbirine paralel giden iki hikaye var. Bu kısmı aynı Murakami kitapları gibi. Siz hikaye bir yerde birleşecek de nerede acep diyorsunuz. Brezilya-İtalya ortak yapımı bir film...
Aşcılık yeteneği olan saf birinin şehre geldiğinde başına gelenler gibi bakabilirsiniz konusuna. Bu saftriğin zaman içinde kurnazlaştığını göreceksiniz tabi...Filmin bir gündelik yaşam bir hapishane bölümü var ki benim en çok hapishane bölümü ilgimi çekti.Film boyunca iştah kabartan yemek manzaraları kadar, iğrenç bölümleri de var:) Ama Brezilya mutfağının Türk mutfağına benzer yönlerini görüp şaşıracaksınız. Mesela bir pişi yapma sahnesi var. Hamurun hazırlanması, kıymanın soğanla kavrulması ama hamura içki kattılar biraz o başka:) Kısaca filmi izleyin derim. Ben izlenilesi filmler kategorisine koydum.

Kitap; Ebru'nun yani Yıldızlı Fırça'nın hediyesi bana... Leylak Dalıcım'a da benden gitti... Knedime de alacağım derken iki gün sonra şıp bana da hediye edildi. Eş zamanlı okuduk. Bakalım , ikimizin kitap hakkında ki fikirleri nasıl olacak. Ben ilk 70 ya da 80 sayfa noluyoruz la, dedim açıkçası... Hani diziler ilk başladıklarında , bir karmaşa olur. Karakterleri tanıtma çabasında olur ya bu ilk 70-80 sayfada ben bu duyguyla okudum. Acaba çeviri ile ilgili mi? dedim . Evet ya çevirinden derken sanki çevirmen değişti, bu sayfalar sonunda karakterler de oturdu demek ki, kitap akmaya başladı. Hatta umduğumdan çok daha başka bir mecraya kaydı... Eğlencelik diye başladığım şey bir trajediye dönüştü. Kitapta sanki Salinger'in ''Çavdar Tarlasında Çocuklar'' havası var. Yanlış bir şey demiş de olmak istemem çünkü; o kitabı okuyalı da bi yüz yıl kadar olmuştur. Öyle bir hava, koku hissettim diyelim. Bazı bölümler beni yerden yere vurdu, bazı yerler gülümsetti. Evet hiç kimse böyle bir ailesi olsun istemez. Ama hiç kimsenin ait olmayı istemeyeceği bir aileyi bile kaybedince ne hale geliniyor bilinmez ...
Ve kitaptan bir cümle '' acı veren şey, zihninden atamadığın resimlerdir''

*******************************************************************************
Müşfik Kenter sonsuzluğa yürüdü dün... Ben Onu ''Bir Garip Orhan Veli'' ile Alf ile, Uğurlugiller ile hep yaşamaya devam edeceğim zaten... Bazı insanlar hiç ölmezler sadece cismen giderler ... Müşfik Kenter de öyle biriydi.Ruhu Şad olsun.


14 Ağustos 2012 Salı

Karınca Misali

Hep kitap okunup , film izlenmiyor bizim evde arada yemek falan da yiyoruz:)))
Bugünkü dersimiz ''Hayat Bilgisi''konumuz:Evimizde kış hazırlıkları...


Zaten dondurucuya koyduğum yiyeceklerle ilgili gelen sorular var onları da toptan cevaplamış olurum. Benim dondurucum, hani şu otellerde görürsünüz mini buzdolapları vardır, onlardan biraz büyükçe ve raflı sistemli bir dondurucu...Annemin hediyesi...

Resimde dünkü yaptıklarımdan örnekler var:)) Bu arada raf örtüme dikaktinizi çekerim. Benim için sevginin ve arkadaşlığın sembolü... Eve taşınırken, mutfak rafı şöyle anne modeli olsun, eski tarz , dantelli kanaviçeli bişi olsun istedim. Ecem yetişti hemen. Yapıverdi anında... Dantel, el işidir hem de...

Önce dondurucuya neler koydum. Bol bol domates koydum. Sivri tarla domateslerinden, İspanyol domates de deniyor. Soydum , doğradım ve poşetledim. Gamze bu işlere bayılıyor. Yaparken; Avrupa Yakası izledik hep:)Bir kaç paket barbunya, bezelye, bamya ve çeşitli şekillerde doğranarak hazırlanmış taze fasulye koydum. Bamyalar, temizlenip , yıkandı süzüldü, limonlandı ,iki üç tane de domates doğranıp öyle paketlendi... Bamya haricinde ki sebzeler önce kaynar suya batırılıp sonra soğuk suya daldırılıp şoklama yapılıp , sularının süzülmesi beklenip öyle paketlendi. Taze fasulyeleri, zeytinyağlık olarak dilme doğradım, diblelik olarak enine enine ince ince doğradım, etli yapmak için ortadan kırdım... Dilme yani, önce boylamasına ikiye, sonra enlemesine ikiye ayırarak doğradığım taze fasulyenin, kıymalı ve yumurtalı kavrulmasına Naziş bayılır.Patlıcanları karnı yarık yapmak için hazırladım. Teflon tavada , az yağda kızarttım ve soğuyunca poşetledim.
Uzun pazar kahvaltılarında - Anne, bi menemen olsaydı denmesine karşılık bir kaç kutu menemen hazırladım:) Biberleri yine az yağda biraz çevirip, üstüne domateslerini koydum, biraz da öyle pişti. Ne biberleri tam pişiriyorum, ne de domatesleri... Tam pişme işlemini yenmeye hazırlarken yapıyorum.Bunları, özellikle dondurucu işlemi için satılan kaplarda donduruyorum.. Asla ve kat'a herhangi bir plastik kaplarla bu tür işlemler yapmıyorum. Sebzelerin çok taze ve kaliteli olması da birinci şart. Sebzeler eve gelir gelmez hazırlıyorum. Yani öyle buzdolabına koyayım sonra yaparım yok.
Sebze işi böyle...
Gelelim meyvelere... Meyveleri komposto ve sıkışınca reçel yapmak üzere donduruyorum. Eskiden reçelleri fazla fazla yapardım. Şimdi azar azar bittikçe yapıyorum. Vişneler sapları ve yaprakları ile yıkanıyor. Çünkü neden, temizlenip yıkanırsa , sularıda akar:)) Meyvalar kolay, yıkanıp , süzülüp donduruluyor. Kayısılar bu sene çok güzeller. Onları ikiye ayırıp öyle hazırladım. Komposto veya reçel yaparken de çözülmeden direk pişme işine başlıyorsunuz, haberiniz olsun. Sebzelerde de öyle. Dip harcı hazırlayıp, sebzeleri çözülmeden üstüne koyuyorum. Böylece tazelikleri ve renkleri gitmiyor.

Bir de pişmiş yemekleri koyma meselesi var. Baştan söyleyeyim, pişmiş yemekleri öyle aylarca dondurmak için hazırlamıyorum. Diyelim dip harcını hazırladım, bir kg ıspanağı da koydum üstüne bi karıştırdım, anaaaa bu ne ka fazla oldu, ziyan olur dedim hehe... Bunu hemen ikiye bölüp, dondurucu kabına alıp, soğuduktan sonra koyuyorum dondurucuya. Bi iki hadi bilemedin üç hafta sonra al ıspanaklı börek yap, bir yumurta kır ıspanaklı yumurta olsun hadi azcık pirinç ya da bulgur koy sıcak su ilave et sulu yemeğin olsun apla:)Ispanaktan örnek verdim ama tüm yemekler için geçerli. Mesela geçen gün kabağa aynı işlemi uyguladım. Şimdi hemen ocağa konmaya hazır durumda kabak yemeği var dolapta... Üstüne sıcak su ilave edilecek bir tek. Tamamen pişmiş yemeklerinizi koymak isterseniz. Piştikten hemen sonra ayırın ve soğutup , dondurucuya koyun.
Köfteyi hep fazla hazırlarım mesela , şekillendirir, bir kapa dizer, buzluğa koyarım, bir kaç saat donunca çıkarırım. Torbalara doldururum. Çünkü bu şekilde , artık birbirlerine yapışmazlar.Acil durumda, mesela Gamse veya Naziş geldi evdeki yemeği beğenmedi ya da ben eve geç kaldım, çıkarın buzluktan istediğiniz kadar köfte , ekmek arası yapın deyiveririm.
Böyle yazdığımda aman aman kilolarca hazırladığımı sanmayın. Kışın da yaz sebzeleri yemeye devam edecek değiliz. Pırası, ıspanağı, karnabaharı, lahanası, kuru fasulyesi, nohutu var bu işin. Sonra et yemekleri var, balık sezonu açılıyor. Bunlar acil durumluk, can istedikçe, sıkıştıkça pişirmek için...
Aşağıda gördüğünüz resimdekiler, otlu peynirli ve patatesli gözlemeler. Hazırlandı ve herbirinin arasına yapışmaması için streç ya da buz dolabı poşeti koyularak kondu kaplara...Bu , okullar açılınca olmazssa olmaz kış hazırlıklarımızdan. Bittikçe yerine yenisi konur.

Gelelim Ayşegül'ün beklediği yere yani reçellere...
Dün kayısı ve çilek reçeli yaptım. Kocam maden bulmuş gibi geldi eve elinde ki dağ çilekleri ile. Dün bizim pazarımızdı malum... Çilek reçelini herkes gibi birebir ölçü ile yaparım. Yani kaç kilo çilek o kadar şeker. Öyle sulanmasını falan beklemeden, kısık ateşte kaynatmaya başlarım. Zaten çabucak sulanır. Reçelin kıvama geldiğini gözümle anlıyorum artık. Çilekler şeffaflaşıyor, şerbeti göz göz oluyor kaynarken. Ama yine de bir cam tabağa alır, hafif soğuduktan sonra ortadan bir çigi çekerim, parmağımla, o çizgi hemen şır diye birleşmiyorsa olmuş demektir. Kyısılar bu sene çok tatlı. Hele dünküleri kendi şekeriyle kaynatsam reçel olurdu. O yüzden şekerini biraz daha az koydum. Ama kayısı çilek gibi sulanmadığı için. Önce tencereye şekeri koydum, üstüne bir küçük çay bardağı su koydum ve kısık ateşte karıştıra karıştıra erimesini sağladım. Erime öncesi bulanık su gibi duran şekerli su iyice şeffaflaşıp , kaynamaya başlayınca ,iki üç dakika daha kaynamasını bekleyip hızla kayısıları içine attım. Kıvama gelmesini yine çilek reçeli gibi kontrol ettim ve limon suyunu ekleyip 2dk daha kaynatıp altını kapttım ve tam soğumadan kavanozlara yerleştirdim.


Ha bu da ne derseniz. Kalça şiş tavuklar, dağ kekiği, fesleğen, kekik, karabiber, zeytinyağ ve tuzla marine edildi. Bir iki saat dolapta bekletildi... sonra sırayla gördüğünüz gibi domatestir, biberdir her merkette satılan bu çöp şişlere dizildi , tavada kızartılıp pilav yanında servis edildi. Ailecek bayılındı. Bunları böyle hazırlayıp dondurabilirsiniz, bilginize...

Bunları yaptıkça nasıl seviniyorum bilemezsiniz. Evlenirken, nasıl yemek yapacaksın diyenlere, sebzeleri kızartcam bir gün domates sosu bir gün yoğurt dökücem üstüne yanına da bir gün peynirli bir gün kıymalı , domatesli makarna yapacağım diyen biriydim.Annem , nişanlıyken çok gezmemize, yazlıkta denizden çıkınca, balkona kurulup saatlerce bezik oynamamıza bakar bakar- bak oğlum, ben bir bezik takımı, bir tavla, bir okey takımı , kitaplarını da bir sandığa doldurur veririm. Artık ne yer ne içersiniz bilmem derdi.Şükür bugünlere, düşe kalka, sora soruştura, okuya, izleye öğrendik geldik. Aç kalmadık.

Allah afiyetle, sağlıkla yemeyi nasip etsin inşalllahhhhh...


Hepimizin Kadir Gecesi kutlu, duaları, dilekleri kabul olsun...

12 Ağustos 2012 Pazar

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde


E, aşkolsun Mahir Ünsal Eriş aşk olsun, 152 sayfalık bir kitapta bizi nasıl onca hayatın, onca hikayenin içine daldırdın çıkardın.
''Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'' plastik topla oynayan, kaymaklı büsküviyi ikiye ayırıp, önce kaymaklarını yalayan,yalnızca karanlıkta kötü olunduğunu sanan,oyuncak tabanca ile komen komen diye bağırarak ateş edenlerin, tek kanallı yılların, Bilye Hikmetlerin, Evrenosların,bir yaralı kuş yüzünden boşanmanın tadını çıkaramayanların, sırf vakitsiz çişi geldi diye hapiste yatanların ve daha niceleri ve hikayeleri...

Sanki Mahir Ünsal Eriş size gelmiş de anlatıyor gibi oluyorsunuz kitabı okurken, o anlatıyor siz de dinliyorsunuz okumak yerine...
Yazar çocukluğuna bakmış, dönüp bize anlatmış bu kitabı tarif et deseniz böyle derim...

Kitap iletişim yayınlarından çıkmış ve yazarı Gençlerbirlik'li:)

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Ay ışığı ve yıldızlar altında

Son iki akşamdır iftarı evde yapmıyorum. İlk akşam Görümcem'de geleneksel iftarımızı yaptık. En sevdiğimiz yemeklerle...Naziş yolda mönüyü sayarken, heveslenme bakarsın bu sefer değişiktir mönü dedim de- halam , iftar daveti için benim tatilden dönmemi beklediğine göre başka bir yemek listesi düşünmüyorum dedi ve haklı çıktı. Minizik minicik etli yaprak sarmalar, nohutlu tavuklu pilav, cevizli ev baklavası baş roldeydiler:))

İkinci yani dün akşam ki iftar; sazlı , sözlü , şarkılı türkülü ve ağaçlar, yıldızlar altında bir iftardı ki tadından yenmedi. Zeya'nın annesi Timsal Hanım'ın davetlisiydik bu kez. Sofraya imzasını beğendi attı. Ben resmen beğendiye gömüldüm:)))Sohbetler en şahanesindendi, gitar eşliğinde şarkılar söyledik, tüm yörelerden söyledik de sonra sınırları aşıp Azeri türkülere bile geldi sıra...Ortaya pasta gelince, Zeya, Lale Ablanın doğum gününde pasta kesmemiştik, bu pasta ona olsun deyince, haydeee birden doğum günü şenliğine dönüştü olay, ve Ebru'dan da doğum günü hediyesi alınca tam oldu...''Benim Çılgın Ailem'' alınacaklar listemde ki bir kitaptı...süper oldu...Hele bir de Gamze ve Aslı'nın Londra'dan bize hediye ettikleri altın ve gümüş madalyaların haberi de gelince, daha doğrusu evlerden çığlıklar gelince gecenin güzelliği katmerlendi.

Planımız iftardan sahuraydı. Sahuru, Zeya'nın adalara karşı terasında ay ışığı altında yaptık.

Üstümüzden yıldızlar kaydı. Ben ilkini göremedim ama gecenin ilerleyen saatlerinde yıldız kaydııı diye çığlığı bastım. Arkasından da dileğimi yetiştirdim:))Biz sohbetin en derinine dalmışken sabah ezanı okunmaya başladı, hava serinledi şallara sarındık, üşümenin keyfini çıkardık.Eve girerken saat 0.05.19'u gösteriyordu...

Şimdi saatler öğleye yaklaşıyor. Rüzgar tülleri havaya savuruyor.Aşağı bahçelerden gülme sesleri geliyor, insan gülüşü en güzel ses bence...Hafta sonu serin geçecekmiş aman da aman müjdeler olsun...