Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

5 Kasım 2011 Cumartesi

bir dakika dur hayat, binecek var

Bu akşam hayata dönüş operasyonuna start verdik... Biraz kalabalıklara karışalım, keyifli bir şeyler yapalım dedik. Kiminle mi? hehhe Gamsegamse ile tabiki...Koca evde nöbetçi kaldı
Naziş zaten gündüzden kirişi kırmıştı...Dün akşamdan etli yaprak sarmalar sarıldı,bu günde az buçuk bayram temizliği yapıldı. Bu bayram ziyaretçi rekorunu kırarız gibimize geliyor. Babama geçmiş olsun ziyaretleri ile bayram ziyareti trafiği çakışacak haliyle...

Akşam saat altı buçuk gibi evden çıkıp Kadıköy'e gittik.Gerisini resimler anlatsın ...Önce Kadıköy sokaklarında ana-kız muhabbeti sonra Alkıma uğramadan olur mu?Bayramlıklarım




Mercan'da midye tava, midye dolma ve kokoreç molası

Hepinize, hepimize iyi bayramlar. Biz son 20 günde sağlığın önceliğinin farkına bir kez daha vardık. Hayattaki en büyük zenginliğin sağlık olduğunu biliyorduk ama kafamıza don don vura vura bir kez daha öğrendik.Biz bir daha asla unutmayız o yüzden Allah hiçbirimize yeniden hatırlatmasın dileğimiz ve dualarımız bunun için.

Sağlıklı ,huzurlu ,mutlu bayramlar

3 Kasım 2011 Perşembe

hayata ambulansın penceresinden bakmak

Ambulans sesi duyduğumuzda hani bi ürperir içimiz, ya da yanımızdan acı acı siren çalarak geçerken içinde olmadığımız için şükreder ,Allah yardımcısı olsun deriz. İşte geçtiğimiz salı günü ben o ambulansın içinden baktım dünyaya... Acele acele koşturanlar, duraklarda araç bekleyenler, vitrinlere bakanlar, yanımızdan geçen araçların içindeki insanların, ambulansın içini görmeye çalışır gibi bakışları ve sanki dünyaya yeni gelmiş de ne olup bittiğini anlamaz gibi etrafına aptal aptal bakan ben...Ne hissettiğimi sorarsanız hiç birşey, hissizlik kaplamıştı her yanımı, iğne batsa hissetmezdim herhalde...Pelte gibiydim, ne yana eğilsem , oradan akıp gidecek gibi.Daha babam geldi, pideleriyle kebaplarıyla , özlediğimiz tüm tatlarla birlikte, yazısı yazamadan , aylardır beklediğim filmi nihayet izledim diye anlatamadan sizlere hastane yazısı yazmak varmış kaderde...

Tabiki zor günler geçirdik, doktorların ağzının içine baktık, iyi, her şey iyiye gidiyor sözünü duymak için, uykusuz kaldık, hep evde bir şey unuttuk,birimler arasında gidip geldik, beklenmeyen bir gece yarısı atağı ile ne oluyoruz, başa mı dönüyoruz yine dedik.Ama öyle de bir şey yaşadık ki hastanedeki herkesi, böyle de bir şey nasıl olur, tesadüfün böylesi artık tesadüf değildir harhalde, dedirttik.
Babamın servise geçiş işlemi tamamlanmış, odamıza geçmiştik, ki kapıda biri belirdi-Lale diyor, şaşkın şaşkın bakıyorum Ercan diyorum ama nasıl duydular falan diyorum içimden. Ercan'la babalarımız amca çocukları.Onlar da bizim gibi üç kardeşler. Yaşlarımızda birebir aynı. Biz Fındıkzadede otururken onlar Göztepe'de otururdu, biz çocuklar birbirimizin evlerinde üçer dörder günlük kamplar yapardık. Sabahlara kadar pis yedili oynar, lunaparklara giderdik eğlenmeye...Babamla Nail Amca aynı zamanda hastalanıp aynı servise gelmişler, giriş yapılırken aynı soyadından biri daha geldi, denilip de babamın ismini görüp onlarda şok yaşamış. Çocukluk kampını bu kez hastaneye kurduk. Yanyana odalarda kaldık. Ercan ile kocam , Zuz ile Gürcan gece ekürileri oldular. Ben gündüzcü deolarak herkesle :), ...Babam, Nail Amca'nın odasına her gidişte ya da Nail Amca , Babamı her ziyaret edişinde; Nail Amcanın hemen elini uzatıp öptürmesi,Birbirimizin buzdolaplarını ziyaret...Sevim Yengenin- Lale , yaseminli çay yaptım diye seslenmesi, gazete değiş tokuşları, kafeterya kaçamakları ile hastane karmaşasında, gönül ve beden yorgunluklarında birbirimize yoldaş olduk. Her sabah yeniden yeniden kucaklaştık, akşamları sanki evden gezmeye gidiyormuş gibi nöbetlerimizi gececilere devrettik. Gececiler akşamı evlerimizde geçirdiğimiz için bizi kıskanıp geceleri çok eğlendiklerini söylediler. Hatta Gürcan geceleri hastanede kabere olduğu kıtırını attı ama yemedik. Kardeşlerim Ercan, Gürcan,Ahmet sizler sayesinde geçmez denen saatler, bitmez denen günler bitti. Bundan sonraki kamplar artık tatil kampları olsun...O güzelim eşlerinizle, çocuklarımızla neşeli kamp ateşleri yakalım, Nail Amca sıradan hepimize el öptürsün. Biz durup durup eski anılarımızı anlatıp kafalarını şişirelim.

Dün öğleden sonra itibariyle evdeyiz artık.Dualarımız, bir daha olmaması yönünde.Babam şimdi normal yaşamına daha temkinli devam edecek. Daha yavaş hareket edecek,ilaçlarını zamanında alıp, bol bol su içecek, sıcak ortamlarda bulunmayacak ...

Peki sizlere nasıl teşekkür etsem?.Nasıl sardınız sarmaladınız bizi, o nasıl bir organize olmaydı, elden ele telefon numaralarımıza ulaşıp iyi dileklerinizi ilettiniz, o hiç çekmeyen telefon her blogcu aramasında nasıl çekti hala şaşıp, gülümsüyorum. Rüyalarında görenler, dua, enerji gönderenler, blogcu olmayıp dışardan izleyen ve mail yoluyla ulaşanlar, hastaneye koşup gelip, yanımızda olanlar, hepiniz her şeyi daha dayanılır kılıp , güç verdiniz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

28 Ekim 2011 Cuma

haberler

Hastane günleri devam ediyor...Sanırım pazartesi günü evde olacağız...Anlatsam roman olur tarzında günler saatler dakikalar yaşadık... Adım adım iyiye gidiyoruz ama bu arada hep bir risk olduğunu hiç unutmayacağız özellikle de babam unutmamalı...Hep diken üstünde gibi olmasa da hep temkinli bir yol haritamız var artık.

İnanılmaz komik, duygulu olaylar ve de acı tesadüflerin muhteşem kucaklaşmalarını yaşayıp Haydarpaşa Numune 1.Nörolojide destanlar yazdık. Geniş bir ailenin olmasının geniş geniş genişliğini yaşadık yaşıyoruz. Blog arkadaşlığı denilen şeyin nasıl harika bir şey olduğunu,dünyanın her tarafından gönderilen duaları, geçmiş olsun dileklerini almanın nasıl güzel bir şey olduğunu,içine katılan hoşlukları da unutulmayanlar arasına yazdık... Anlatacak ne çok şey var, keyfim yerine bi gelsin, Babam da istediğim rahatlığı göreyim. Gülünç,hayret verici hadi yok artık dedirtecek kadar şaşırtıcı, duygulu,dramatik,korkunç kısacası her duyguya hitap edecek hikayeler var...

26 Ekim 2011 Çarşamba

teşekkür

hepinize hepinize çok teşekkür ederim. Mesaj atanlar,yorum yazanlar, mail gönderenler,telefonla arayıp geçmiş olsun dileklerini ileten herkese çok ama çok teşekkür ederiz.

Hiçbirinize geri dönemedim. Ama tek tek hepinize sevgilerimizi gönderiyoruz. Şu anda hastanedeyiz. Çok acil ambulansla gitmiş olmamız, bizde bir travma yarattı ama bunu da aşarız hep birlikte diye düşünüyorum. Belirli olan şeyler var, devam eden tetkikler var ama şu an ki genel durum iyi.

Umarım, bir kitap bir film günleri, bizim evin halleri günleri çok uzak değildir ve Koru , Kuzguncuk yolları bizi çok özlemez...

25 Ekim 2011 Salı

Babam bu gün hayata bir çalım attı...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Acının merkez üssü bu kez VAN!a taşındı...Yine deprem öldürmedi bina öldürdü. Sahtekarlık, aymazlık, dolandırıcılık öldürdü...
Şimdi yapılabilecek herşeyin yapılma , yaraları sarma, bir şehri yeniden ruhen ve madden ayağa kaldırma zamanı.
PTT ve Mng kargo Van'a ücretsiz kargo göndereceklerini açıklamışlar. Bu şahane bir fırsat.
İnşallah bu hızlaz dibe vurduktan sonra aynı hızla yukarı çıkmanın son vuruşudur...Artık hızla yukarı çıkma zamanı gelmiş olsun...
Ülkelerin corafyaları, yaşayanlarının kaderi olmasın...

21 Ekim 2011 Cuma

köy evi

Hepimizin hiç de iyi zamanlar geçirmediği bu günlerde biliyorum, içimizden bir şeyler yazmak gelmedi...Yediklerimizden, içtiklerimizden, güneş açan havadan bile utandık, düğüm düğüm oldu boğazlarımız... Bu gün kuzenimin koyduğu resimleri görünce , yine buruldum. Belki bu da bir veda yazısı... 100 lerce yıllık anılara tanıklık eden bir eve...


Benim Annemin, Anneannemin, dedemin hatta onların bile annelerinin doğduğu evin pencereleri bunlar... Harmanı görür, verandaya bakar...Tarihi hakkında sonsuz rivayet var... Kuzen Evşen, her odasının duvarının resmini çekmiş, sanırım yavaş yavaş ömrünün son demlerinde... Ocağı bir set üstünde olduğu için Sabahnur teyzemin step yapıyoruz dediği, verandanın baş tarafında hep Anneannemin oturduğu koltuğu herkesin kapma yarışında olduğu, senede bir ay şenlense bile oralar otuz küsur torunun , onların çocuklarının dahi bin anısı olan ev, ne yapılırsa yapılsın Karadeniz'in o rutubetli havasına karşı verdiği mücadelenin sonlarına gelmekte...Duvarlarına aynı bizim Gamze ve Doğa gibi özgürce yazı yazabildiğin, hatta her gelenin içini dökebildiği ...(mesela burada Burcu üç yıl önce yazdığı yazının yanına üç yıl sonra not düşmüş,değişen hiçbir şey yok burada diye )))))
Hepsini alamadım buraya,çarpım tablosuna varana kadar var,hatta oyunlar oynanmış,kağıt yerine buraya yazılmış,sonuçlar:)

Üstünü değiştirmek istediğinde sandığı , sepeti açıp üstüne uyanı giyebildiğin, dışarı çıkıp avaz avaz bağırabildiğin bir ev burası... Sevdiklerinin bir zamanlar oynadıkları , fındık ağaçları altında evcilik kurdukları yerlerde artık ebedi uykularını uyudukları bahçelerin arasında kimsenin kalmadığı, el ayak çekildiğinde , ben buradayım hep buradayım der gibi duran bir ev...



ve hayat gerçekten de bir sufle gibi...kitap okuyan kız da