Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

26 Ekim 2011 Çarşamba

teşekkür

hepinize hepinize çok teşekkür ederim. Mesaj atanlar,yorum yazanlar, mail gönderenler,telefonla arayıp geçmiş olsun dileklerini ileten herkese çok ama çok teşekkür ederiz.

Hiçbirinize geri dönemedim. Ama tek tek hepinize sevgilerimizi gönderiyoruz. Şu anda hastanedeyiz. Çok acil ambulansla gitmiş olmamız, bizde bir travma yarattı ama bunu da aşarız hep birlikte diye düşünüyorum. Belirli olan şeyler var, devam eden tetkikler var ama şu an ki genel durum iyi.

Umarım, bir kitap bir film günleri, bizim evin halleri günleri çok uzak değildir ve Koru , Kuzguncuk yolları bizi çok özlemez...

25 Ekim 2011 Salı

Babam bu gün hayata bir çalım attı...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Acının merkez üssü bu kez VAN!a taşındı...Yine deprem öldürmedi bina öldürdü. Sahtekarlık, aymazlık, dolandırıcılık öldürdü...
Şimdi yapılabilecek herşeyin yapılma , yaraları sarma, bir şehri yeniden ruhen ve madden ayağa kaldırma zamanı.
PTT ve Mng kargo Van'a ücretsiz kargo göndereceklerini açıklamışlar. Bu şahane bir fırsat.
İnşallah bu hızlaz dibe vurduktan sonra aynı hızla yukarı çıkmanın son vuruşudur...Artık hızla yukarı çıkma zamanı gelmiş olsun...
Ülkelerin corafyaları, yaşayanlarının kaderi olmasın...

21 Ekim 2011 Cuma

köy evi

Hepimizin hiç de iyi zamanlar geçirmediği bu günlerde biliyorum, içimizden bir şeyler yazmak gelmedi...Yediklerimizden, içtiklerimizden, güneş açan havadan bile utandık, düğüm düğüm oldu boğazlarımız... Bu gün kuzenimin koyduğu resimleri görünce , yine buruldum. Belki bu da bir veda yazısı... 100 lerce yıllık anılara tanıklık eden bir eve...


Benim Annemin, Anneannemin, dedemin hatta onların bile annelerinin doğduğu evin pencereleri bunlar... Harmanı görür, verandaya bakar...Tarihi hakkında sonsuz rivayet var... Kuzen Evşen, her odasının duvarının resmini çekmiş, sanırım yavaş yavaş ömrünün son demlerinde... Ocağı bir set üstünde olduğu için Sabahnur teyzemin step yapıyoruz dediği, verandanın baş tarafında hep Anneannemin oturduğu koltuğu herkesin kapma yarışında olduğu, senede bir ay şenlense bile oralar otuz küsur torunun , onların çocuklarının dahi bin anısı olan ev, ne yapılırsa yapılsın Karadeniz'in o rutubetli havasına karşı verdiği mücadelenin sonlarına gelmekte...Duvarlarına aynı bizim Gamze ve Doğa gibi özgürce yazı yazabildiğin, hatta her gelenin içini dökebildiği ...(mesela burada Burcu üç yıl önce yazdığı yazının yanına üç yıl sonra not düşmüş,değişen hiçbir şey yok burada diye )))))
Hepsini alamadım buraya,çarpım tablosuna varana kadar var,hatta oyunlar oynanmış,kağıt yerine buraya yazılmış,sonuçlar:)

Üstünü değiştirmek istediğinde sandığı , sepeti açıp üstüne uyanı giyebildiğin, dışarı çıkıp avaz avaz bağırabildiğin bir ev burası... Sevdiklerinin bir zamanlar oynadıkları , fındık ağaçları altında evcilik kurdukları yerlerde artık ebedi uykularını uyudukları bahçelerin arasında kimsenin kalmadığı, el ayak çekildiğinde , ben buradayım hep buradayım der gibi duran bir ev...



ve hayat gerçekten de bir sufle gibi...kitap okuyan kız da

19 Ekim 2011 Çarşamba

ölüleri en genç olan ülke bizim ülkemizdir herhalde... Bu ülkede en büyük lüks ecelinle ölmek.
Ne denir ki, duyulan acıyı o analar, babalar, yakınlar kadar hissetmek mümkün mü? Annemi kaybettiğimizde, artık izin sürem dolmuş işe dönüyordum, serviste arkadaşıma, bi bir hafta geçse dedim. O içimdeki yangın geçse, hafiflerse, o kadar yakmasa dedim. -Lale- babamı kaybedeli 10 yıl oldu, o acı orada durur hep dedi.Sevdiğinin acısı , demoklesin kılıcı gibi kafanda sallanır, kendini en iyi hissettiğin bir anda bile kafana değiverir, feleğin şaşar, yere serer seni. Şimdi o 26 aileye mensup herkes , kafasının üstünde sallanan bir kılıçla yaşayacaklar hayatları boyunca...Peki sonra sonra ne olacak, bir sonraki ne zaman diye beklenecek mi?

18 Ekim 2011 Salı

Bir Ayrılık

Bu gün yazma modunda değilim ama bu filmden haberdar olmanızı istedim...
Herkes haklı bu filmde... Yönetmen azcık başrol erkeğinin tarafını tutmak istemiş gibi ama:)
Bir İran filmi ilk kez Altın Ayı nödülünü almış bu filmle.İran filmi demişken yana yakıla aradığım bir İran filmi var. Adı''arkadaşımın evini nerede''. Kirazın Tadı'nın yönetmeninden sanırsam... Bu film için söyleyeceğim şu, izleyin ,mutlaka izlenmesi gereken filmlerden kategorisine koydum.Filmin adı Nadir ve Simin ama dünyada ve bizde Bir Ayrılık ismiyle vizyona girmiş.
İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin biten bir evliliği konu alan Jodaeiye Nader az Simin/Nader ve Simin, Bir Ayrılık adlı filmi, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’yle onurlandırıldı. Filmin başrol oyuncuları Leila Hatami ve Peyman Moadi’nin yanı sıra, diğer ekip oyuncularının En Iyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu Ödüllerini paylaşması da filmin başarısını farklı bir boyuta taşıdı.Farhadi, Altın Ayı’yı alırken yaptığı konuşmada, “Bu ödülü kazanacağımı hiç düşünmemiştim,” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bu ödül, doğduğum, hikâyelerimi öğrendiğim ülkemin insanlarının düşünülmesi için çok iyi bir fırsat.”Geleneksel ve modern yaşama ve düşünme biçimleri arasındaki çatışmanın yanı sıra, sınıf farklılıklarını da ele alan film, bir kadının eşinden boşanmak için dilekçe vermesinin ardından yaşanan olayları anlatıyor.

ülen hayat

Ne kitap, ne film hiç bir etkinlik yok...
Öle aval aval bakasım var...Bi de Mihriban dinleyesim...Musa Eroğlu söylesin
Sonra da Müzeyyen Senar Feraye'yi söylesin... Ferayedir kızımın adı , yar yandım aman aman Feraye desin...Bu gün bu gece böyle istedi canım...Biraz dengesiz bir profil çiziyorum belki dün İf you go away , Suzy Quatro takıldım bu gün de böyle...
Akşam yemeğinde de dünkü kuru köfteleri, patates ve domatesle yeniden pişirip İzmir köfte ayağına yedik.
Bir zamanlar birlikte çok iyi vakit geçirdiğimiz,güldüğümüz, eğlendiğimiz, birlikte gezilere katılıp gezi otobüsünde birlikte bağıra bağıra şarkı söylediğimiz o küçücük kasabayı gündüz gibi aydınlatanlardan GÜNDÜZ'ün facebook sayfasında öylece kalakaldım, artık gitmiş, artık aynı frekansta değilmişiz...ailesi sayfasını kapatmamış, herkes doğum gününü kutlamaya gelmiş...Ayrı şehirlere dağılınca, izler birbirine karışıp, silinince böyle bir azizliğe uğradım dün...Karmakarışık,darmadağın oldum...Yerin Gündüz gibi olsun Gündüz...

Ülen hayat , bazen gerçekten de ne yaptığını bilmiyorsun...


Bu aralar ki durum vaziyetleri bumudur? aynen budur...