Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

17 Ağustos şifreleri

Önce tavana yapıştı yatağım sonra yere indik... Evin altından sanki yük katarı geçiyordu. Kızların odasına fırladım. Naziş yatakta oturmuş şaşkın şaşkın bakıyordu. Gamse'yi bacaklarından çektim kendime, sarsıntının şiddetinden yanına geçemedim. Ben kapıya yönelirken, kocam durdu bizi kapı altına soktu. Halbuki adımda dışarıdaydık. Çünkü aile apartmanındaydık o zanamlar ve giriş kattta oturuyorduk. O 45 saniyeyi evde yaşadık. Şimdi depremi yaşamayanlar için 45 sn ne ki ama sayın bakalım 45 2e kadar ve o sırada deli gibi yerin sallandığını düşünün. Apartman ahalisini oluşturan görümcelerim neden çıkamadığımıza şaşmışlar, deli gibi kapıyı dövdüler de o zaman akıl ettik çıkmayı.

Gökyüzü yere ne kadar yakındı ve ne çok yıldız vardı. Sanki elimizle tutacak gibiydik. Her yer insan doluydu. Arabaların radyoları açıldı vemerkez üssünün Kocaeli olduğunu öğrendik. Çok acılar çekildi. Manzara anlatılacak gibi değildi. Günlerce evlere giremedik. Bizim talihimiz bahçeli bir evde oturmaktı. Zaten bahçede yiyorduk yemekleri. Akşam olunca Oya ve Zuz işten çıkıp bize geldiler. Depremin ertesi akşamı baktım o zamanlar mimarlık öğrencisi olan kuzenim Ahmet elinde bir battaniye ve yastıkla çıka geldi. Kapıda onu göyle görünce gülmekten öldük. Sen de mi Lale Ablana koştun diye. .
Bu gün hiç unutulmasın ve hiç yaşanmasın bir daha. 17 ağustos tarihi güzel günlere kodlansın...

Bizim Cemo'nun yani Cemre'nin doğum günü bu gün. Ercan ve Banu'nun küçük kızları...Deprem olmasaydı o gün ilk doğum gününü kutlayacaktık. Sonra iki üç yıl daha annesi ona doğum günü yapmadı.Ne zaman büyüdü arkadaşlarıyla kutlayacak zanmana geldi o zaman yaptılar.( Gamse ablasını çok sever... birlikte gittiğimiz Uçak Müzesindeki resimlerini bulunca hemen koydum)

İyi ki doğdun Cero, mutlu sağlıklı yıllara.... Çok sağlıklı çok keyifli bir yaş olsun ve elinde hep bir per'in olsun..( Cero biz küçükken , okey oynarken yanımıza gelir ve Annesine...inşalah bir per'in olur annecim derdi çok gülerdik. Okeyde elde üçlü varsa ona per deniyor bilgiisini de oynamayanlar için ekleyelim:)

16 Ağustos 2011 Salı

Gelmeyesin bizim eve Süreyya

Sabah , tarladaki domatesleri toplamak için erkenden kalktım:) Yani bu kadar erkenden kalkmamı açıklamak için kendime mazeretler uyduruyorum da. Kızların okulu açılıp, evde bir hareker başlayınca ,,,, kuş uykusuna benzeyen uykum , artık daha da hafifledi. Şöyle top patlasa uyanmam derler ya nasıl özenirim o gibilere...

Aynı magazin gazetecileri gibi başlık attım ... Çünkü sabahın köründe zırt diye gözlerim açılınca yine , aklıma hey gidi hey, bu azeri türkü geldi. Türküyü bilmeyip merak edenler, linke tıkladıktan sonra videonun sesini dinleyin yazan, yerden sesi açmayı unutmasınlar..Başlıkla yazıyı da ilişkilendirdikten sonra gelelim, uyandım ne yaptım.. Türkmax da Açık mutfak'ı izledim. Türkmax izleyebiliyorsanız, perşembe akşamı saat 22 .oo de oynayacak olan Gişe Memuru'nu kaçırmayın. Geçen yılın Altın portakallısıdır. Sonra ; Emrah Serbes'in şu yazısını okudum. Ha, Behzat Ç. hayranlarına duyuru...filmi geliyor. Cansu Dere'ye fanatiklerden çok itiraz gelmiş ama komiser rolünde izleyeceksiniz naçar:)Yani kargalar bile kahvaltı etmeden bi sürü haber verdim size.

Biraz dizi muhabbeti yapalım. Sanırım şu ana kadar yeni başlayan diziler hakkında bir karar eremedim. Büyük umutlarala yanaştığım İstanbul'un Altınlarına, Demet Akbağ'ın bir ömür boyu sürecek sandığım dialogları yüzünden veda ettim.Kendisini çok severim aslında ama son dönemde kendini bu kadar tekrarlamasına, Feriştah rolünü evire çevire, ters yüz ede ede oynamasına şaşırıyorum artık. ATVde ki Reis'de yıllar önce Nejat İşler ve Şevval Sam'ın oynadığı Gülbeyaz'dan bozma gibi... Anneler ve Kızları ise , artık bıktıran töre dizilerinden.Galiba yine Fatmagül , Öyle Bir Geçer ki Zaman ve Muhteşem Yüzyıla kaldık. Bir de Kıvanç Tatlıtuğ ve Buğra Gülsoy'un Kuzey ve Güney'i geliyor. Mekan Üsküdarmış. Daha başlatmadan laf söyletmem arkadaş, ben yürürüm bu diziyle...

Kitaplar konusunda toplu gösterim hazırlayacağım:)) Geçen gece sahurda; Kocamın şaşkın bakışları altında okumadığım kitapları yatak odasına taşıdım. Bu ara eski yazarlardan okumak istiyor canım. Araya bir Orhan Kemal attırmak gibi bir niyetim var. En üste koydum. Bakalım bakalım bu akşam başlayacağım.

Dün akşam Cancan'ım geldi , okul çıkışı biz getirdi annesi. Biraz yorgundu tam performans gösteremedi. Bir ara bizim yatak odasına gitmiş, beni çağırıyor- Cicianne sen de gel korkiyurum... Yani hem orayı karıştıracak hem yandaş arıyor. Tilki tilki saat kaç dedim. Yani göz göre göre sana böyle bir fırsat tanıyacağım:İ)

14 Ağustos 2011 Pazar

Ramazan yazıları 9

Öğlen oldu ama kızlar hala yataktalar... Burcu varken, sabahlara kadar oturup gece yarısına kadar gezmelerinin yorgunluğunu atıyorlar. Bu tatil bizim için Burcu ile başlayıp Burcu ile bitti...Pek bi güzel oldu. Çünkü tatile girdiklerinin akşamı da Burcu'nun nişanı için, Ordu'ya gitmek üzere yola çıkmıştık.
Yarın da okulda zil çalıyor. Öğrenci zilinin çalmasına daha bir ay var ama öğretmenlerin seminer dönemi başlıyor. Dün servis şoförü Gamsegamse'ye telefon açınca; daha telefon çalarken Gamse^ye tatilin bittiği feci dank etti:)Naziş ise üç gün önce çıktığı tatile veda turunu dün gece Taksim'de tamamlayıp döndü.
Oh ya, artık salonumu akşamdan toplayıp yattığımda sabah miiis gibin bir salonla karşılaşacağım. Yeşil çayımı alıp tv karşısına kurulacağım, laptopumu kucağıma alıp yatacağım, kahvemi alıp kitabıma gömüleceğim ve saat daha 10 bile olmamış olacak. İki aydır süren bohem hayatı sona eriyor heheheh... Her sabah kalktığımda yatakhaneye dönüştürülmüş bir salona , üstünde bir toplu iğne bile koyulamayacak kadar dolu bir sehpaya , evi örümcek ağı gibi saran laptop adaptörlerine, telefon şarjlarına veda ediyorum artık:))

En üretimsiz ramazanımı yaşıyorum. Hep klasik yemeklerimi yaptım. Bir kaç tarif not almıştım , denemeye bile kalkmadım.En büyük klasiğim patlıcan kebabını yaptım dün akşam. Gamse'nin gözü faltaşı gibi açıldı-Anneeee sen ne yaptın öyle dedi. Yani bu yemeği bi görümcem şaaaane yapar hem de çok şaane yapar bi de ben. Ben bazen çamura yatar patlıcanları kızartmadan yaparım, üstlerine fırça ile yağ sürer fırına koyarım. Sonra kebap olayına katarım ama kimse bu aldatmacayı yemez tabi..Bu kez de şöyle bir şey yaptım yemeği olduğunca hafifleştirmek adına... Büyük bir çelik tencerenin dibine sıvıyağ koydum , azıcık... Tuzlu suya önceden konmuş patlıcanları sudan geçirip ,çektikleri suyusıktım ve peçete ile kurulayıp tencereye attım, ara sıra tencerenin kapağını kapatıp silkeleye silkeleye alt üst olmalarını sağladım. Hem yağlı olmadılar, hem de hepsi birlikte kızararak zamandan tasarruf ettirdiler, sonra kuşbaşı etli, sivri biberli, bol domatesli ve sarımsaklı bir karışımın içine atılıp biraz da ocakta piştiler. Sonra isterseniz bir toprak kapta veya tepside fırınlayabilirsiniz....Bunun yanına bir bulgur pilavı ya da pirinç pilavı çok yakışır. Cacığı unutmayın...

Kitap listesi yapmam hakkında bir kaç mail aldım, bir kaç da yorum ... Biraz müsade istiyorum bu konuda. Çünkü okuduğum kitapları zaten burada yazıyorum. Yazmadığım , blog yazmaya başlamadan önce okuduğum kitaplara bakayım. Bir yazıya oturtayım... yayınlarım söz...

Şimdilik bu kadar...

12 Ağustos 2011 Cuma

Ramazan yazıları 8

Kızlar yani Burcu ile birlikte üçü de iki gün önce Zuz'a gittiler. Ve henüz gelmediler. Onlar yokken ev sanki suyu çekilmiş değirmen gibi sessiz. Televizyonun sesi bile kısık çünkü duyabiliyoruz:)

Dün gece zaplaya zıplaya televizyon izledik ben sonra kitap okudum, bir haber programa takıldım. Canlı bağlantıya , bağlanan konuk susmayınca kapattım derken sahur olmuş. Çay suyunu koydum, yumurtalı ekmek kızarttım , bandıra bandıra yedik.

Bu akşam Cucu'yu yolcu ediyoruz artık Ordu'ya... Senelik izninin bir kısmnı kullandı. Bir hafta da İstanbul'un altını üstüne getirdiler. Hiç bir programlarına katılmadım. Ama - halaaa , hep geziyosun ,okuyorum , görüyorum amaaa dedi ...Ben de- amaaaa, aç aç gezmenin bi albenisi yok, yorulunca şöyle bir çay kahve molası vermeden, yeni bir yer keşfetmeden gezmenin dadı duzu yok dedim.

Şimdi sabunlarıma gelelim. Bu gördüğünüz sabunların hepsi doğal ve el yapımı... Sabunlarım bloğunun sahibi Mine Hanım'ın üretimi. Kargo gelip de , koliyi açınca çıldırdım. Hepsini o an kullanmak istedim. Şimdilik ipek sabunu ve yosun sabununu açtım. Yüzümü yıkadıktan sonra dokunmaya bayılıyorum. İçinde ipek iplikçikler varmış, yanlış anlamadıysam...Yosun sabununu ise banyo sabunu olarak kullanmaya başladım. Yıllardır banyoda duş jeli kullanıyorduk. Ama şimdi sabunla sanki gıcır gıcır hissediyorum kendimi. El kremini gece yatarken sürüyorum. Ben uyurken o çalışsın diye:)Isırganlıyı, granit sabunu , defneliyi hepsini hepsini hemen kullanmak istiyor ve duş jeli yerine doğal sabuna dönüşümüzün memnuyetini tüm cildimde hissediyorum.Tahta sabunluklar ise ayrı bir güzellik...Lavabo aynamın önüne dizdim hepsini...
Bu arada örtü gerçek kanaviçedir ve Turgut Reis dokuma pazarı patentlidir:))

Bu akşam karı koca Çınar Ağacını izledik, Türkmax da...Çok beğendik ama helak olduk...Fazla dramatik geldi... Haftaya perşembe de ;Altın Portakallı , Gişe Memuru gösterilecek. Meraklısına duyurulur.

İstanbul'da iki gündür yaşadığımız sonbahar havasına bayılıyorummm....

Şimdi biraz işim var sonra okuma faslı

11 Ağustos 2011 Perşembe

Ramazan yazıları 7

Dün geceki hüznüme iyi geldi bu heryerleri yıkayan yağmur. Yağdı da yağdı... Sahurda yemek mi yesem , yağan yağmurumu izlesem şaşırdım. Umarım davulcu korunaklı bir yer bulmuştur kendine...Ben size davulcumuzdan bahsettim mi ? hiç... Ben çocukluğumdan beri sahura davulla kalkmamıştım. Nasıl çalıyor anlatamam, hem güzel çalıyor gerçek bir davulcu yani hem de o nasıl bir çalmaksa kalkma da, uyanma da göreyim... Zaten davulun sesini duymazsanız arabaların alarmlarının sesine mutlak uyanırsınız... Bir de onlar çalmaya başlayınca şenlik başlıyor. Tutanı tutmayanı , çoluk çocuğu herkes uyanıyor. İlk duyduğumda beş on davulcu birlikte geziyorlar sandım ama yok tek kişilik ordu.



Bu gün hava serinleyince hemen bir kış mönüsü geldi aklıma... Güveçde sucuklu kuru fasulye ve pilav...Minik biber turşumda var...Nazlı nefret eder ama kızlar zaten dünden beri Zuz'a kamp kurdular. Ben de gidecektim amam iftar ve sahur olayı aklıma gelince vaz geçtim.


Dün akşam yeni bir dizi başladı. Aşağı yukarı Yemişliler... BKM oyuncularının...Senaryosunu da kendileri yazmışlar...Sani eski Zeki Alasya-Metin Akpınar filmlerini hatırlattı.Başka bir dizi haberi de; Selvi Boylum Al Yazmalım dizi olmuş. Aynı Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu gibi modernize edilmiş. Veee Kıvanç Tatlıtuğ ve Uğur Gülsoy'un Kuzey ve Güney'i geliyor. Kadın oyuncu seçilirken , kim olduğu nönemli değil denmiş. Ne kadar incitci.. Umarım utanırlar.

Şu anda gökyüzü kapkara oldu birazdan iyi bir yağmur inecek sanırım.


Şimdilik bu kadar, ben artık iftar programı hazırlıklarına konsantre oalayım.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Annesiz

Mutfak camından bakıyorum, yokuştan aşağı inmiş yol boyu yürüyor.Elinde yine kızlar için pişirdiği özel bir şey var ve yine çok şık. Kırmızı rujunu, mavi farını sürmüş...Semra da pencereden görmüş bizim bahçe kapısına gelmiş, bekliyor. Ben de dışarı çıkıyorum. O sırada kızların servisi geliyor, Lucky yerinden fırlıyor. Bir curcuna... Önce bir bahçeyi dolaşıp, sonra giriyoruz eve...Hep bu görüntü var gözümün önünde... Bir de kızıl saçları...Son zamanlarda sarıya dönmüştü artık ama nedense ben hala çocukluğumda ki kızıl saçları ile hatırlıyorum...

Bu gün tam 13 yıl oldu , Annem bizden ayrılalı... Bir acı nasıl bu kadar taze kalır,gülerken hatta kahkahalarla, beyninin , kalbinin bir yerinde nasıl öylece durur.

Geçtiğin yollar, dokunduğun duvarlar,bastığın taşlar, o caddeler sokaklar, girdiğin denizler, güneşlendiğin kumsallar seni unutur mu? Anne...Bir kız kaç yaşına gelirse gelsin, annesini kaybettiği gün büyürmüş... Biz de öyle 13 yıl önce bu gün çocuk olmaktan birinin kızı olmaktan çıktık, büyük olduk.

Kitap demişken




Kitaplardan yazmayı çok özlemişim.,
Yeni kitabım uzak diyarlardan ve daha önce tanımadığım bir yazar...Zeya sayesinde ulaştı bana...Julia Alverez'in yazdığı SALOME URENA... Salome Urena; Karaiplerde ki Dominik Cumhuriyetinin çok ünlü bir şairi.. Kitapta kızının ağzından anlatılıyor. Fonda ABD var , Dominik Cumhuriyeti var... Okurken karşımıza kah Salome kah kızı Camilla çıkıyor...Kızların okumasının bile düşünülemediği , ülkesinde özgürlüğü düşleyen , devrimci şiirler yazar, tabiki takma adla...İlk şiirlerini babasına yazar Salome...Sonra da devrimci, özgürlükçü şiirler yazssa da en güzel şiirlerini delicesine aşık olduğu kocasına yazar...Salome'nin inişli çıkışlı hayatının hikayesi beni çok etkiledi.Bu kitabı tavsiye ettiğim kitaplar arasına koymanızı özellikle öneririm...

Kırmızı üniformalılarla mavi üniformalılar... Biri başa geçtiği zaman baban eve dönüyor, öteki başa geçince baban ya hapiste ya sürgünde. Neyse ki bu renk değişikliği sık sık, kimi zaman günübirlik bile oluyor da hasret uzun sürmüyor. Kızların şair olması mı? O nasıl söz! Okuyup yazmaları bile yasak. Tanıdık mı geliyor bu ortam? Hayır, çok uzaklardan, Haiti ile Dominik Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapan Karayipler’deki bir adadan söz ediyor roman. Salomé Ureña 1850’lerde Santo Domingo’da yaşamış bir kız çocuğu. Zaman içinde onu, yaşadığı toprağı ‘özgür bir yurt’ haline getirmeye çalışan devrimci bir kadın ve devrimci bir şair olarak görüyoruz.



Tatilden gelince birden ramazan olunca tatilde okuduğum Hayat ve Hüzünden söz edemedim...Aslında bu kitapları okumayan kalmadı ama kendi fikrimi söyleyeyim. Ayşe Kulin bu kitapları yazarken , kendi hayatını anlatırken bize de bir Türkiye Panoraması çizmiş. Aramızda yaş farkı olmasa mutlaka karşılaşırmışız...Aynı yerlerde denize girip aynı sinemalara gidip aynı pastanelerde oturmuşuz... İyi ki o zamalar bu kahve zincirleri yokmuş dedim kitapları okurken... O keyifleri kaçırmak gerçekten üzücü olurmuş... Hiç bir yerde karşılaşmasak Todori'nin önünde kesin karşılaşırmışız dimi Aysellll....Bir de ben Ayşe Kulin'i sadece kadınlar okur gibi bir düşünce gafletine düşmüşüm... Terminalde rastladığım yaşlı amcanın elinde UMUT'u görünce ve de kaldığımız otelin işletmecisi Ayşe Kulin mi? okıyorsunuz , bayılırım, Sevdalinkayı okudunuz mu diye sorunca ; anladım ki Ayşe Kulin'in ulaştığı kitleler belkide kendinin bile farkında olamadığı boyutta... Veda ile başlayıp Hüzün ile biten bu seriyi okumadıysanız mutlaka okumalısınız derim....

Okuduğum Bir başka kitap ise Kazım Karabekir'in Ağzından Kurtuluş Savaşı...Kitapta yer yer düşündürücü bulduğum yerler oldu ama neyse ki bu konuda en doğru cevabı verebilecek kişiye sorularımı sordum ve aldığım cevapların da benim düşündüğüm gibi olmasından çok mutlu oldum.

Şimdi sahur zamanı... Ama kızlar zaptiye zap zap zaptiye rap rap geziyorlar hala...Bir şey değil sahur yemeğimize sulanacaklar. Kızlar demişken Burcu^nun da katılımıyla sayıları bir kaç gündür üçe çıktı biliyorsunuz:))