Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

3 Haziran 2011 Cuma

Ben eskiden eskiden

Asuman beni, çocukluğumu anlatmam konusunda mimlemiş... Benim çocukluğum İstanbul'da başlayıp, Ordu'da devam etti....Üsküdar'da başlayan çocukluk hayatım, yetişkinliğimde temelini atmış meğer...Yıllar yıllar sonra çocukluğumun geçtiği yerde çocuklarımın çocukluğu geçti... Kocamın çocukluğunun da burada geçmesi nedeniyle bir sürü ortak sokağımız caddemiz oldu.Gelelim benim asıl çocukluk hatıralarımın geçtiği yere yani Ordu'ya...( bu sahil yolu benim çocukluğumdan beri böyle... Deniz doldurularak yapılmış... Annemlerin çocukluğunda deniz bizim mahalleye çıkan yokuşun dibine kadar gelirmiş)
Benim çocukluğum;teyzelerin henüz gençkız, dayıların benden ancak bir kaç yaş büyük olduğu yıllar...Dedeli, anneanneli , dayılı teyzeli kocaman bir apartmanda otururduk o yıllarda... Cep telefonu icat edilmemiş, aya yeni gidilmiş...
Teyzemler bizi çağırmak için duvara vururlardı...Kar yağdı mı? belimize çıkar...Okul çıkışlarında yokuşun dibindeki eve ulaşmak daha da basitleşirdi böyle havalarda...Öyle ya çantayı ters çevir, bin üstüne ışık hızıyla evdesin... Arkadaşlarla iletişim sağlama aracımız ıslıktı.Ben love story çalardım ıslıkla.... ordan tanınırdım...Okuduğum ilkokul ve müdürümüz başlıbaşına bir yazı konusudur. Daha önce bir yazımda da anlatmıştım hatta...Okulumuz hayvanat bahçesi gibiydi... Bir sınıfın duvarı akvaryumdu mesela...Her sınıf sırayla hayvanlara yiyecek götürürdü. Bir patates, iki lahana yaprağı, bir mısır mesela...
Şimdi yazacağım satırlar daha önceki yazılarımdan birinden alıntıdır.Biz küçükken boğazımız ağrıdığında ne kadar ilaç bile alıyor olsak. Ne kadar Dikran Amca (mahallemizin doktoruydu) ilaçlar verse , iğneler yapsa da ille de annem taflan yapraklarını boğazımıza sarardı. Bu konudan daha önce söz etmiştim. Yaprakları kauçuk yapraklarına , meyvesi de kirazımsı ama yendiğinde ağızda burukluk bırakır. Yani boğazı şişen çocuk hemen Mualla'lara gider. Ayten Teyze den ağaçlarında ki yapraklardan istenirdi. Dr Dikran Amca ile de ilgili bir şey anlatmam gerek. Dikran Amca , Dr, kızkardeşi eczacıydı. Ordu'da ki bir inanışa göre dişi çıkan çocuk dişini , yüksek mevkili , okumuş birinin evinin damına atarsa O da öyle biri olur. Yani hemen her gün bi kaç diş atılırdı evlerinin damlarına. Annesi pek eğlenirdi bu durumla, şu taraf daha alçak o taraftan atın diye taktik bile verirdi. Bu doğru olsaydı bizim mahallenin tüm çocuklarının dr ya da eczacı olması gerekirdi. Yani bu tez çürüdü :))

O kadar yazdım ki büyüdüğüm mahalleyi, artık hepiniz biliyorsunuz... Ermeni komşularımızı, arkadaşlarımı... Bu azınlık mahallesinde yaşadığımız renkli günleri...paskalyaları, bizim bayramları hep birlikte kutlamalarımızı...
Yaz günleri sahilde yapılan yürüyüşler, deniz kıyılarında elinde elma gibi ısıra ısra yediğim zeytinyağlı dolmalar...Görünmez olana kadar açılıp anneyi delirtmeler sonra bu kocayı delirtme şekline dönüştü...Çünkü denize girer girmez beni açıklar çeker. Bu benim içimde yaşadığım açıklanamaz bir duygudur. Her tatil öncesi, kendi içimden yeminler ederim, eskisi gibi değil dayanıklılığın, herkes korkuyo derim derim denize girince unuturum. Bumdan bir kaç yıl önce Bodrum'da şöyle bir olay yaşadık. Ben denizden çıkarken iskelede bir kadınla lafa daldım, iskelenin dip tarafındayım, aşağıda... Yani kumsaldan görünmüyorum. Bu sohbet uzamış farkında değilim. İskeleye bir çıktım bizimkiler deli gibi...Beni gözüyle takip eden koca gözden kaybetmiş, ve iskeleye doğru geldiğimi görememiş. Elinde de küçük dürbünü:)Her şey bitti dedim dedi. Ben onları öyle görünce yemin ettim , bir daha açılmayacağım dedim. Geçen yıl Amasra'da bi kere azcık açıldım , pişman olup hemen geri döndüm.
Çocukluktan nereye geldik yahuı... Neyse işte...Yazın sahillerde, denizlerde, ağustos ayının 20 günü fındık zamanı yani, köyde harmanlarda geçti Ordu çocukluğum... Kedi Mustafa, garajın üstüne çıkıp atlamalar, anneannemin mandalina bahçesini arkadaşlarla talan etme, dut ağaçları , incir ağaçları...Kışın yarı yıl tatillerinde trenle gittiğimiz Turhal günleri...Halamların evinin önündeki arsaya inen leylek sürüleri...Haziran ayı İstanbul seyehatleri... Aysel'le mektuplaşmalarımız... Okulun bando takımında majör oluşum... İlk kez kız majör gören Orduluların yol kenarlarında dizilip beni izlemeleri... benim de çalım çalım elimdeki asayı sallamam... Hatta böyle bir resmim Ordu ansiklopedisinde yer almıştı.çalım çalım çalım :)) Sonra Ordu'da ilk kız basketbol takımı kurulması...Aştan çıkmaz kara nohut benimde takımda yer almam ve o yıl Karadeniz şampiyonu olmamız... Dedemin ABD'den getirdiği film makinesiyle ve Şarlo ile tanışmamız... Ayşecik ve Ömercik filmleri...Tommiksler Teksaslar... Pal Sokağı Çocukları... Kırmızı Bisiklet...İki Sene Mektep Tatili...Kız Robenson...Tina...Ayşegül...Nimet...Meral... ulu ulu manolya ağaçları... her evin kapısından , balkonundan sarkan mor salkımlar....


Aaa büyümüşüm hatta çok büyümüşüm...ne çabuk büyümüşüm...

2 Haziran 2011 Perşembe

uyuşuk



Hala iyi insanlar varmış demek , dedi Hülya Koçyiğit ; Kartal Tibet'e ...Sarmaşık Güllerini izliyorum...Defalarca izlemiştim daha önce de...İlk kez Annemle izlemiştim, Ordu Millet Sinemasında... Bican Amca işletirdi. İki katlı kocaman bir sinemaydı...Artık mobilya mağazası olmuş...Arada izliyorum, eski Yeşilçam filmlerini, garip ediyorlar beni... Sanki film içinde film izliyorum...Koşuyorum Zaferi Milli Mahallesindeki yokuştan aşağı ...Fidangöre iniyorum.Arkamda Annem ve kardeşlerim-Metin ve Zuz-...Sinema zaten yokuşun dibinde... Bican Amca hep kapıda...Biz hep ikinci katta izliyoruz filmleri... Neşeli Günler Müzikalini ve Love Story'i burada merdivenlerde oturarak izlemiştim. Her yer tıklım tıklım doluydu ve merdivenler bile koltuk fiyatına satılmıştı...

Yeni kitabım Paul Auster'in New York Üçlemesi.... yeni başladım, o yüzden söyleyecek bir sözüm yok ama Paul Auster sevdiğim yazarlardan... En sevdiğim kitabı;'' Yanılsamalar Kitabı''dır..Çok yıllar önce okumuştum ama bazı yerleri aklıma kazaınmıştır sanki.

Bu günlerde nasıl bir tembelim anlatamam. Mesela salı günü yıkanan çamaşırları , katlayıp biraz ütü yapmam gerekti ama ben ne yaptım ? çamaşırları kucakladım , gidip yatağımın üstüne attım. Görümcelerimi çağırıp okey oynadım. Bu gün de ütü ve yemek yapılması gerekiyor ama ben bunları yapmamak için , önce şu kitap bitsin dedim, sonra biraz uyuklayayım dedim . Hadi bir kahve içip kendime geleyim dedim ve hiç birini yapmadım. yemek işini şöyle çözdüm. Makarna haşlayacağım, bir de kıymalı, domatesli biberli bir sos hazırladım. Sarımsaklı yoğurt da hazırladım . Sarımsaklı yoğurt alta yayılacak, üstüne makarna en üste vde sos dökülecek. Manzara süper oluyor. Dün akşamdan kalan kızarmış tavuklada allengirli bir şey uydururum olur biter. Bu arada film izlemeye devam ediyorum. Kartal Tibet'e , hala iyi insanlar varmış demek sözünü söyleyen Hülya Koçyiğit , sözünü geri aldı. Bu arada Suzan Avcı'da elinden geleni ardına koymayan üvey anne rolünde...Kartal Tibet'de hem Hülya'ya yanık hem de Kanuni gibi üvey kardeşe yumulmakta pardon yamulmakta...Filmde romancı, romana malzeme topluyo aynı zamanda:)

Şimdilik gittim ben...Hepinizin kandili kutlu olsun

1 Haziran 2011 Çarşamba

Bir Haliç gezisi yaptık bu gün... Vapurda dışarıda oturduk. Hafif rüzgarlı,ılık bir hava vardı... Güneş tutulması nedeniyle birazcık pusluydu ama tadına doyamadım. Çayımı yudumlaya yudumlaya keyfini çıkardım bu atmosferin.

Daha sonra , ayın biri olduğunu hatırlayıp, Ayın Biri Kilisesine gittik. Oldukça kalabalıktı. Helin Avşar garibim geç kalmıştı. Sonra gelelim bari dedi...Şarkıcı Jale en ön sırayı kapmıştı. Buraya ne zaman gitsem , mutlaka bir kaç ünlüye rastlarım zaten.Burası aslında Arnavut asıllı bir Ortodoks'un bahçesiymiş. Bu Ortodoksun kızı olan Maria bir gece rüyasında Hz. Meryem'i görürür ve burasının ayazma olmasını ve kilise kurulmasını ister. Gerçektende su bulununca aile kendi imkanlarıle ile küçük bir kilise kurar ve Hz. Meryem'e ithaf ederler. 1700'li yıllarda.
Ayazma; Ortodokslar tarafından şifalı kabul edilen su kaynakların üzerine inşa edilen binalar. Bu binalar daha sonra Aziz veya Azizelere ithaf ediliyor. Halk da Aziz ve Azizelerin göşyaşı olduğunu düşündükleri bu suları şifa amaçlı kullanılıyor ve Aziz ve Azizelere dilekte bulunuyorlar.Kilise iki katlı. Aşağıda ayazma var.Bu suyun şifalı olduğuna inanılıyor.

Kılıçdaroğlu ve RTE'nin kapışması beni sıktı. Bir an önce seçim olsa bitse...Bir tane oyum var, o da ezel ebed gideceği yer aynıdır. değişmez.... O yüzden bu propagandalarla hiç mi? hiç ilgilenmiyorum.Dün akşam; Dayımla telefonda biraz seçim kritiği yaptık. Ordu'yu sordum. Harmanda fındık çok da , dene yok dedi. Dene fındığın içi:))

Hopalılar hepimiz eşkiyayız diye pankart açtılar.Devletin polisi , halkına biber gazı sıktı...

Bu kadar işte...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Mor Menekşeler Şampiyon


Güzel bir hafta sonunu Orduspor'un şampiyonluğu ile noktaladık... Bizimkiler coşmuştu, gençler zaten Ankara'ya gitmişti...Çocukken tüm maçlara götürdü Babam. Hatta Annem , arkadaşlarıyla falan giderdi maçlara... Nil Karaibrahimgil'in şarkısıyla coştuk dün akşam...

Bu günün etkinliği temizlik , yemek... Yorulunca kahve molası verdim...

Kızlar tatil sayıklamaktalar. Bir aya yakın zamanları kaldı. Yıl sonu gösterilerinin telaşındalar. Gamsegamse'nin sınıfının yıl sonu gösterisi cumartesi akşamı oldu, Meral gitti hepimizi temsilen... Önümüzde ki hafta Naziş'in sınıfının gösterisi var. İşallah maşallah ona gideceğiz...Zuz tatile çıktı. 10 gün kadar buralarda olmayacak.

Okuma ve izlemede yavaş gidiyorum. Çünkü; bu ara sızıp kalıyorum.

Şimdilik bizden haberler bunlar...

29 Mayıs 2011 Pazar

@İZMİT



Biz bu gün, sülale boyu terkettik İstanbul'u... Sabah saatlerinde konvoy oluşturup İzmit'e gittik. Ahmet ve İrade'nin ikizleri Mehmet ve Arda'ya dünyaya hoş geldin dedik. Furkan'ın abi oluşunu kutladık...Tüm iyi dileklerimizi onlar için diledik... Tüm dualara amin dedik...

Bu vesileyle bir araya gelince de coştuk,Balkonları , salonları doldurduk, kahkahalar havada uçuştu yenildi içildi...tencereler dolusu pilavlar , dolmalar , tepsi tepsi su börekleri, baklavalar yenildi, demlik demlik çaylar içildi... Arda Mehmet ve Furkan'ın hayatları da sofraları kadar bereketli keyifli olsun.


Ben aileye katıldığımda Ahmet henüz ilkokuldaydı... Şimdi üç çocuk babası bir doktor....Zaten izmitliler kıymetimizi bilsinler ailenin üç doktoru da size hizmet ediyor:))

Yolculuk çok keyifli geçti, Ercü bize Türk sanat müziğinden özgün eserler dinletti:))Meral'in çığlık atmasına ramak kala , Banıu duruma el koyup , ortalığı biraz hareketlendirdi....

Valla çok keyifli bir gün oldu . Özellikle kocam; tüm yeğenlerini , ablalalarını, diğer yakın akrabalarını bir arada gördü mest oldu mest...

Artık akşam , Birazdan Survivor başlayacak...Orduspor maçı başlayacak. Hadi bakalım mor beyazlılar, biz süper lige yakışırız....
Sonra kitap falan filan işte




.

27 Mayıs 2011 Cuma

başlıksız yazı



İyilikse muradın
Kapıya vur
Aşksa
Zaten Açık
Tagore

İki gündür Tagore'den şiirler, düz yazılar okuyorum... Bir kez daha anladım ki edebiyattan daha uzun ömürlü bir şey yok... Tagore 1913 yılında Nobel edebiyat ödülü almış... Neredeyse yüz yıl önce yazdığı şiir bana ulaşıp , etkiliyorsa daha yüzyıllar boyu yaşayacaklar demektir.Ne krallar geldi geçti, ne krallıklar çöktü . Unutulup giitiler. Danteler, Shakespeareler eserleriyle bizleri büyülemeye devam ediyorlar... Tagore şiiirleri, hiç şiir sevmeyen birini bile büyüleyebilir... Evet ilk kez bir şiir kitabı tavsiyesiyle çıktım karşınıza...TAGORE'nin Aşka Çağrı... Tavsiyemdir.

Gelelim bu günün etkinliğine, Ordulu hemşehrim ve ta blogcu yıllarından blog arkadaşım Aysun İstanbul'a gelmişti. Geliş nedeni mesleği ile ilgili ulusal bir kongre ama benimle buluşmaya da vakit ayırdı ve ablası Gülay, ben ve Aysun bu gün Tarihi Yarımada gezisi yaptık. Ayasofya ve Arkeoloji müzesini gezdik... Birlikte yemek yedik. Sohbetler ettik. Ve güzel bir günün altına imzalarımızı attık. Devamını temmuzda Ordu'ya bıraktık. Aysun diş doktoru ve Ordu'da diş hekimleri oda başkanı... Biz daha önce tanışmıyorduk , son Ordu ziyaretimizde; O'nu içimde ıslak mayo olan elbise ile muayenehanesinde basmıştım... Sonra o bana şahane bir anı armağan etmişti. Bir kahvaltı daveti vermiş, Ordu Olay Gazetesi benimle röportaj yapıp yayınlamıştı... Hemi de koca bir orta sayfayı ayırarak ve manşetten de haber vererek.

Eve geldiğimde Gamsegamse gelmişti, diğer üyelerde yavaş yavaş yerini aldılar ve bizim evde akşam matinesi başladı...

Bu gün


Akardion çaldık

kitap okuduk

scooters yarışları yaptık
Parkta sallandık
Zuz kitaplığımı talan etti... Unutmasın diye resmi çekildi...belge olarak saklandı:)


Hayatımda ilk kez kupun biriktirdim...Milliyet gazetesinin ödüllü kitaplar kampanyasıydı... Kitaplarım bu gün geldi... Son derec kaliteli, bandrollu ve gazetenin promosyon etiketi taşımıyor en önemlisi...Bu 10 kitabın yanı sıra bir de bu kitapların yazarları ve kitaplar hakkında temel bilgilerin ve de aldığı ödüllerin açıklamaları olan çok güzel bir kitapçık vardı...
Yani kısaca CAN'lı ve heyecanlı bir gün oldu...