Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

6 Mayıs 2011 Cuma

dünden, bu sabahtan , filmden falan filan

Bu sabah da yağmurlu... Sanırım mayıs ayı böyle geçecek...Baharı görmeden yaz gelip geçecek yani...
Dün akşamdan başlayalım... Dün akşam ; Ben, Zuz, Zeya ve Ebrucuk bir Kuzguncuk klasiği yaptık. Akşam yemeğini Hayat Kahvesinde yedik. Daha doğrusu yediler , bizim evde akşam yemeği erken yenildiği ve özel bir balık akşamı olduğu için ;Saat sekize doğru beni almaya geldiklerinde ben yarım saat önce yemeğimi yemiştim:)) Çay ve elmalı kurabiyelerle devam etim geceye...Çok güzel bir akşam oldu,bolluk bereket , sağlık, mutluluk, aşk, ve bol seyehatler dolu Hıdırelle< dileklerimizi hazırladık , çizdik boyadık...çok eğlendik çok.Hepimizin dilekleri gerçek olur inşallah.Gecenin sonunda benim deniz balkonu dediğim İsmet Babann Yerine yürüdük. Deniz havası aldık. 1-Aralık da burada sereserpe oturduğumuzu hatırlayıp Mayıs ayında ise paltolu, kapşonlu zor durduğumuza şaştık. Eve geldiğimde kızlar da dileklerini bizim gülün altına koymuşlardı. Birazdan kocamla kahvaltımızı yapmak için Kuzguncuğa ineceğiz hem de dileklerin yazılı çizili olduğu kağıtları denize atacağız. Hayata renk ve hoşluklar katan bu tür güzellikleri seviyorum....

Dün gece Fatmagülü izleyemedim haliyle ama yeni başlayan Üsküdar'a Giderken'e yetiştim. Erkan Can tek başına diziyi izleme nedenim ... Kadroda ki tüm oyuncuları da çok beğeniyorum. Konu mutfak olacak gibi... Çünkü İngiltere'de uçak mühendisliği tahsili yapan evin oğlunun en büyük tutkusu aşcılık ve mühendislik eğitimi yanında , mutfak eğitimi de alarak yurda kesin dönüş yaptı. Ailenin de iflas etmek üzere olan bir restoranı var. E konu belli yani...

Kitaba gelince , bu akşam çok ilginç hiç okumadığım bir tarz kitaba başlıyorum... Başlayınca söz edeceğim. Dün bir de çok güzel bir film izledim. Gabriel Garcia Marquez'in aynı adlı kitabından uyarlanan Kolera Günlerinde Aşk. Tavsiye ettiğim , izlemenizi öneririm filmler kategorisne koydum...

4 Mayıs 2011 Çarşamba


Doğum günü partimiz bitti... Akşama kadar yemek yaptım bir tek pasta dışarıdan geldi , haliyle yorulmuşum. Zuz da geldi , yedik içtik. Dizi izledik. Cancan telefon açtı. Gamse, doom günün kutlu olsun, bana hediye aldın mı? dedi:). Dizi bitince Zuz kalktı evine gitti..Ay ne hale geldi bu dizi öyle, oldu sana Cemile'nin Suçu Ne?? Zuz gidince ,ben de hemen kahvemi alıp yatağa koştum. Eğer canım uyumak isterse kahve mahve vız gelir tırıs gider... O yüzden kahve uyku kaçırır olayına girmem hiç...

Dışarıyı sel götürüyor. Yarına Zuz'la programımız var. Çok sevdiğimiz birini ziayret edeceğiz, adeta Annemizden hatıra diyebiliriz. O'nun can arkadaşıydı...Şevki Amca; yani eşi, Ordu Karayolları Şefiydi. En küçük teyzem^de o vesileyle makine şefi olan eniştemle tanışıp evlenince ve de hemen yan lojmana taşınınca tam olmuştuk artık. Tüm çocukluğmuz karayolları bahçesinde ve şantiyesinde geçti.Artık eniştem de , Şevki Amca da yoklar...

Gamse'nin doğum günü araya girince yazamadım. Dün Beyoğlu'ndaydım. Hafta sonu gibi kalabalıktı. Acep 1Mayıscılar evlerine gitmediler mi? dedim. Hava da çok güzeldi. Finükülerde ayakta gittim anlayın gari kalabalığı. Ayakta dururken ortadaki tutunma direğinin bir tarafında ben varım , diğer tarafında da durmadan öpüşen bir çift. Aramızda bir direk var. Öpüşsünler tabi de yani oğlan tutturamayıp benim kulağımı öpücek diye kulağımı kollamaktan harab oldum:))

Akşamda dizi, kitap falan işte...

Artık yatmalıyım...

3 Mayıs 2011 Salı

Gamsegamse


Bu gün Gamse'nin doğum günü... Biraz önce Naziş- Gamseee , buraya gelsene doğum gününü kutlayacağım diye odaya çağırdı , aklımıza geldi biz de çağırdık , geçerken buraya uğra da biz de kutlayalım dedik:)) Hiç böyle de doğum günü kutlaması görmedim dedi:). Bu ilk seromoni gece 00 olunca yapıldı. Asıl kutlama artık önce okulda sonra da artık paşa gönlü arkadaşlarıyla mı?, yoksa evde mi? nerede isterse.

Hani derler ya biri ile arkadaş olmak için onunla bir sofraya otur, bir yolculuk yap ondan sonra arkadaşım de, diye... Gamse bir lokma ekmeğini herkesle paylaşır, hatta bazen beni kızdıracak kadar paylaşımcıdır. Asla kimseyi yarıyolda bırakmaz... Çok iyi bir yol arkadaşıdır.Biliyom, neden mi , e ben onunla çok yolculukta yaptım çok yemek de yedim de ondan :))Yalnız kötü bir huyu vardır , bir dakika da nefret de edebilir. onunla dışarı çıkarken daha bir özenli giyinmemi ister, eve geldiğinde - Eğer hastaysam , kapıdan girer girmez anlar, nasıl anlıyorsun , daha karşıdan görür görmez diye sormuştum bir keresinde de , çünkü; hasta olunca , köylü gibi giyiniyorsun demişti.))

Şimdi sokakta yürürken koca koca oğlanlar kızlar , örtmenim örtmenim diye boynuna atlayınca, koca koca koca adamlar, kadınlar Gamse Hanım Gamse Hanım deyip kırıla döküle konuşunca karşısında ben şaşıp şaşıp kalıyor , aval aval yüzlerine bakıyorum. Bu kadın niye bön bön bakıyor diye bile düşünebilirler.Ama bilmiyorlar ki o benim küçücük kızım, hala tostunu benim yapmamı ister, dışardan gelince kapısını ben açayım ister, babasına Babişko diye seslenir. Annesini kızıdırınca annesi ona kızabilir hatta sonra hadi beyaz sayfa açalım derler birbirlerine...

İyiki ama iyi ki doğdun Gamsegamse , iyiki ama iyi ki benim kızımsın...Başkalarının kızı olsaydın inana çok ama çok kıskanırdım onları...

not: Akşam eve erken gelsen iyi olur bence...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Hafta sonundan

Herkesin oraya buraya dağıldığı bir hafta sonu geçirdik. Gamsegamse cumartesi günü Zuz'la, pazar gününü ise arkadaşlarıyla geçirdi. Naziş uygulamalı ilk yardım kursuna gitti.Geldiğinde de ben, mutfakda ve de arkam dönükken, üstümde hemlik(HEİMLİCH) manevrasını deneyince boğazımdan bir hoh sesi çıktı arkasından da bir gülme geldi bana dakikalarca güldüm.Doktorun her anlattığına bir örnek olayı çıkınca , utandım dedi. E bizim her anımızın bir olay olduğunu bilmeyen mi var:))Zuz Hanım ise pazar gününü Burgaz Ada'da arkadaşlarıyla geçirip, içtikleri kahvenin fincanlarını fal kapatmaya tabakları olmayınca otların üstüne kapatmışlar , resmini gönderdi.

Sıra bana geldi,ben kocamın sanki yine taş düşürecekmişim gibi, sanki öyle sinyaller geliyor bünyemden demesiyle sakin bir hafta geçirdim. Bir tek pazar günü sabah kahvemizi Kuzguncuk'ta içtik. Sonraında Üsküdar'a doğru yürüyelim dedik ama pişman olduk. Kalabalık tarif edilemezdi. Turisti, İstanbullusu bu tarafa dolmuştuı sanki. Adım atmakta zorlandık.

İlginç bir de film izledim bu hafta sonu..Bir Şili sineması örneği. Çok değişik geldi, bana. İzlemenizi öneririm. Hem de değişik bir ülke sinema örneği.
The Maid (2009) Üst sınıf bir Şilili bir ailenin yanında yıllarca hizmetçilik yapmış Raquel şiddetli baş ağrılarından muzdariptir. Ağrıları bayılmalar takip edince, evin hanımından Raquel’e bir teklif gelir: Raquel’e yardım edecek yeni bir hizmetçi işe alınacaktır. Bu teklif ilk başta hoş görünse de, Raquel yeni gelen yardımcıyı kendisi için bir tehdit olarak görmeye başlar. Ve kendisi gibi bir hizmetçi olan bu yardımcıya karşı tırnaklarını çıkaracaktır.

Bu günün programı yoğun.. Biraz toparlanıp çıkacağım..İlk istikamet Beyoğlu

30 Nisan 2011 Cumartesi

30 Nisan TEYZELER GÜNÜ

Bizi tanıyanlar bu günün bizim için ne kadar önemli bir gün olduğunu da bilirler. 3O Nisan 1994 yılından beri teyzeler günü olarak kutlanmaktadır bizde... Gamze ilkokul 2. sınıfta bu konuda kafa yormuş, dehşete düşmüş neden teyze gibi önemli birine ait ; kutlanan özel gün yok diye ve bu günü Teyzeler Günü olarak ilan etmiştir. O gün bu gün haşa atlanmamıştır.
Zuz'un nasıl bir teyze ve kardeş olduğunu burada ve burada , anlatmışım. Bir daha tekrara düşmeyeyim...O benim kardeşimdir en kıymetlilerimden biridir.Ne yazssam az gelir....

Keşke benim teyzem olsaydın neyseki kızlarımın teyzesi oldun da seni kimselere kaptırmadık.
Nice 30 NİSAN'lara...

29 Nisan 2011 Cuma

Bir film Bir kitap

Önce film:

Sibirya Berberi...

Uzun zamandır bir Rus filmi izlememiştim. Seçimi yaparken iilk etken buydu. Bir de iyi müzikler dinleyeceğimden emindim.Çarlık Rusyasında geçmesi, filmin kostümlü bir film olacağının işaretiydi ki bu da üçüncü neden. Bir filmi izlemek için bu kadar neden fazla bile gelir. Ben bu filmi izlemezseniz küserim kategorisine koydum. Filmin uzunluğu dezavantaj olabilir bir tek. Ama iyi bir seyirci için 2 saat 50 dakika nedir ki:))).



(filmin en etkilendiğim sahnesi) (Andre'nin başı bu sahneden sonra derde girmeye başlar artık)

Film ile ilgili bir kaç detay vereyim size, Filmde Rus Çarı’nı oynayan kişi Nikita Mikhalkov, yani filmin yönetmeni...Bu adamacağız her filminde mutlaka kendine bir rol ayarlarmış:))Filmde ki berberlere de dikkat etmenizi öneririm. İki tanesini ben söyleyeyim, Jane'in Rusya'ya gelme nedeni olan makinenin adı Sibirya Berberi ki bu bir ağaç kesme makinesi, ikincisi berber ise askeri akademi öğrencilerinin çar için sahneledikleri Sevilla Berberi ve başrol oyuncusu Andrei bu operada berber rolünde... Hadi size kolay gelsin.
Ben filme 10 üzerinden 10 verdim...
Bir kıyak yapıp youtube'dan bir fragman da buldum.Filmin İdefiks de satışta olduğunu da ekleyeyim...





Not: Mine Hanım verdiğiniz linklerden filmi izlemeyi beceremedim.Daha doğrusu bu film indirme ve alt yazı yapıştırma olayını beceremiyorum. Güya kızlar bana bu konuda yardımcı olacaklar. Ama Zeya filmi üç kez izledim dediğinden beri izleme isteğim ikiye katlandı...

Sıra kitap da... Tezer Özlü'nün ; Eski Bahçe Eski Sevgi... Kitap önerirken hep düşünürüm ne kadar zor bir şey diye. Ben kendi tarzım kitaplar aldığım için , sonuç benim için genelde memnuniyet verici olur. Kendi evimde bile okumadığım ve okumayacağım en az 20-30 kitap vardır. Çünkü Naziş ve benim hatta Kocamın okuma zevkleri hiç uyuşmaz. Bazen birbirimize tavsiye ettiğimiz hatta silah zoruyla okuttuğumuz kitaplar olmuştur:) Mesela ben Uçurtma Avcısını kocama zorla okuttum ve çok beğendi. Şimdi Naziş'in bir kez daha okurum bu kitabı deyip bana tavsiye ettiği Esrarname var mesela okumam için sıra bekleyen. Tezer Özlü kitapları da böyledir. Tezer Özlü okumak için biraz onu tanımak gerektiğini de düşünmüşümdür hep. Ölümü hep yastığının altına koyan bu yazarın tüm hikayelerinde de ölüm olması kaçınılmaz bu nedenle. Ölüm yol arkadaşı gibidir onun için. Ama hep dediğim bir şey vardır. herkes bir kez olsun bir Tezer Özlü okumalıdır. Tarif ettiği yerleri, eşyaları görür gibi olurum ben. Bir tahta kapıyı tarif ederken , elinizi itip o kapıyı açacağım sanırsınız... “Kimseyle yaşlanmak istemiyorum, kendimle bile'' Diyebilen bir insandı O...

Bu günlük de bu kadar.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Çarşambanın gelişi( yeniden düzenlendi)

İstanbul!a bahar bir gün geliyor , sonra vaz geçiyor. Dün pırıl pırıl olan hava bu gün yerini kapalı bir havaya bıraktı.

Gamse dün akşamı , arkadaşında geçirince nispeten sakin bir gece geçirdik:)) Sakin sakin dizimizi izledik , çayımızı içip yatak odalarımıza geçtik.Gece 01.30 kadar kitap okudum.Marc , Lilia ve Ferda dünyanın değişik yerlerinde yaşarken bir taraftan da sufle denemeleri yapmaya devam ediyorlar....Dışarı çıkınca ilk işim çikolatalı sufle yemek. Artık en iyi sufle nasıldır biliyorum. Üstü hafif bile çökmüş olsun onlara fırını yarım buçuk saniye erken açtıkları için kızabilir ve sufle pişirmenin bir hayat dersi olduğu konusunda uzun bir nutuk atabilirim.

Sabah Naziş biraz agresif takıldı. Bir şeylere takıldı , düşürdü söylendi, kıyafetini beğenmedi... Sadece dinlemede kaldım. Dışarı çıktığında temiz hava onu kendine getirmiştir,umarım.
Naziş gidince , yeşil çayımı aldım bir komedi filmi izleyeyim dedim.Hem dünkü Yaşam Arsızından sonra iyi gider düşüncesiyle.İlki Zoraki Baba, ikincisi Zoraki Dünür üçüncüsü Zoraki Baba3 adıyla oynayan serinin,ilkini çok sevmiş , komedi filminde Robert De Niro'yu izlemeye bayılmıştım. Ama üçüncüsünde kabak tadı verdiğini Zoraki Babadan zoraki filme dönüştüğünü gördüm. Kötümüydü? hayır ama benim için; canınız isterse izleyin isterse izlemeyin kategorisinden.

Bu gün sultani bezelye pişireceğim. Biz buna yemek demeyiz, çayın yanında ikindi de falan hatta Ordu'da geç bir sabah kahvaltısında bile afffiyetle yenir. Sultani bezelyeyi bilirsiniz. Bezelyenin henüz içinde tanelenmemiş halindedir. Bir ay falan görünür ortalarda ondan sonra araki bulasın. İşte bu bezelyenin yan tarflarını kılçık ihtimaline karşı bıçakla aldım. Kılçıksız görünse bile mutlaka iki yanlarını da alın. Sonra haşlayıp süzün. Bütün bütün haşlanacak. Süzüldükten sonra iyice suyunu sıkın. Okiii. Şimdi diyelim ki yarım kg sultaniniz var. Üç , dört kaşık mısır unu, iki yumurta, tuz karabiber ile bir güzel harmanlayın... Sonra bir teflon tavaya sıvıyağ koyup, iyice bastıra bastıra tavaya döşeyin, kısık ateşte iyice içindeki un pişene kadar altlı üstlü kızartın. ben bir kapak yardımıyla alt üst ediyorum... Ama söylemeden geçemeyeceğim krepi havada çeviririm breh breh...Daha önceki sultani bezelye etiketli yazımda, Ordu'da olsam denizden gelsem, teyzemler çayın yanına bundan kızartsa, yesem demişim. Ama o tarifte bir yumurta vermişim, heheheh, siz yine de iki kırın, çevirmesi daha kolay:)

Ha bi de, iyi ki Zeki Müren sağ değil, bir de çılgın projeyi görecekti....

Çarşamba yazısı burada sona ermemiş olabilir. Gün uzun ...

düzenleme: Sultani bezelye ile ilgili bir anımız geldi aklıma... Kocam ile daha nişanlıyız. Ordu'ya gittik. Bizimkiler yarış yarış bizi yemek davetlerine çağırıyorlar...Çok küçükken evden ayrılıp yatılı okula giden kocam zaten yöresel yemek kültüründen uzak kalmış. Bir de Karadeniz usulü ağırlanınca feleği şaşmıştı. Bezelyesini pilavın üstüne isteyince bizimkiler herhalde bunun adeti böyle deyip sultani bezelye kızartmasını, pilavının üstüne koyup getirmişlerdi. Gıkını bile çıkartmadan yedi canım kocam ama biz gülmekten serildik. Nasıl ki,teyzemi üzülmesin diye hiç şeker koymadan pişirdiği sütlaçı bir tek o yemişti aynen onun gibi:))Bir de yemek seçer bu adam:))

düzenleme:2-Gün uzun, yazı burada sona ermemiş olabilir demiştim size...Beni sakin bir akşamın beklediğini düşünüyordum. Akşam yemeğimizi yedik, diziye kadar kitap okumak için odaya çekilmiştim ki Zeya aradı-hadi sinemaya dedi. Bizim Büyük Çaresizliğimizi izlemek istiyorduk zaten. İkimizde kitabını okumuştuk. Capitol'de Elçin ve Zeya ile buluşup son matineye yani 21.45 e bilet aldık. Ve filmi üçümüz izledik. Filme girerken pazarlık yaptık gösterici ile, reklamları atladı, direk filmi başlattı. Konuşa konuşa , filmi yorumlaya yorumlaya evimizin salonunda gibi izledik. Film kitabın ilk 10 sayfasını atlayarak başladı ama sonradan iyi gitti. Ama şunu söylemekte fayda var, kitabı bilmeden giden ne kadar anlar , o iki erkeğin dostluk derecesini nasıl anlamlandırır ayrı konu. Eğer filmi izleyecekseniz önce kitabı okuyun derim benn...