Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Ocak 2011 Salı

Akşam akşam mır mır dır dır

Dünden devam

Zuz geldi esetledim besetledim, o karşımda yattı ben nette ilginç bulduğum şeyleri O'na okudum... bloglardan haberler verdim... Facebook da eski arkadaşlarımıza baktık kuzenlerin yeni koydukları resimlere bakıp güldük... O uyudu ben karşısına uzanıp yeni kitabıma başladım... Daha sonra sevdiği yemekleri pişirdim... Kara şimşek vardı zaten , yani yeşil mercimek... fırında tavuk pirzola yaptım... bakın bu en paratik yemeğimdir... Tavuk pirzolaları sıvıyağ, kekik, kırımız ve kara biber ve de tuzla harmanlayın, yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin... Patatesleri elma dilim yapıp tuzlayın boşuklara sıkıştırın, biberleri yan yan koyun dekor olsun... sarımsakları soymadan bir güzel yıkayıp bütün olarak baş baş yani tepsiye koyun... Sonra bunları hüüüp hüüüp diye istakoz yer gibi çekeceksiniz ağzınıza... atın fırına pişşsin... alın size alt yapı üst yapı yok sosu gerektirmeyen hafif bir yemek... o ara pat küt pırasayı havucu da doğrayıp tencereye yollayıp zeytinyağlı pırasa pişirdim... o pişe dursun, tavuklarda fırında pişe dursun ... hemen yufkaları aldım önüme O karadeniz mincircesimiydi hellimcesimiydi neydi o peynir o peynirlede börek yaptım... o arada tatalı ne yapsam diye düşünürken aklıma Dr Ötker'in aşureleri geldi... iki pakettten de onu pişirdimm... Kendi yaptığımız aşureden hiç bir farkı yok... şekeri buğdayı tam ayarlı... Yalnız 3,5 bardak su diyo ben iyice pişşin diye bir bardak fazla koyup biraz daha uzun süre pişirdim..

Yeme içme faslı bitince Zuz'a ya bizde kal rahat edemezsen ben sana gelirim demiştim, Gamsegamse hemen servisini ayarladı O da düştü arkamıza Zuz'a gittik... Oturduk... tv de bir şey bulamayınca dvd izledik... Ne saçma ne saçma diye izlediğimiz film yarısından sonra ilginçleşti ve güzel bir final yaptı... adı ; Benim Hırçın Sevgilim...

Zuz gece rahatsızlandı yeniden boyunluğunu takıp sabaha kadar oturdu... Yıllardır uğraştığı boyun fıtığı artık ameliyat aşamasına gelmiş... Sanırım bu hafta acilen ameliyata girecek...

Gamse tabi sabah erkenden gitti, biz de kahvaltımız yaptık, Berfu geldi bizi aldı, beni eve bırakıp dr a giitiler... Sonuç da ameliyat çıktı işte

Eve geldiğimde Kocam evdeydi... Birlikte yürüyüşe çıktık hava misler gibiydi... rüzgar biraz serin serin yüzümüze vuruyordu ... o da çok hoşuma gitti.Sultan Tepeden aşağı indik... Eski Tekel Binasının önüne... Bu tarihi bina restore edilip Devlet Opera ve Binasına ve Devlet tiyatolarına verildi... Çok şahane bir yer oldu... Baldan tatlı Kadın; bize bir sürpriz hazırlamıştı burayla ilgili , bu cumartesi inşallah gerçekleşecek...


Yeni kitabım Küskün Kahvenin Türküsü... Leylak Dalıcım'a sormuştum bir kez bana çok güzel bir kitap ismi söylesen neyi dersin diye... bunu demişti... Sonunda da hediye etti zaten... Okuyayım üstüne konuşuruz tabiki de.

Şu anda dizimin başlamasını beklemekteyim... Acaba Mete babasının kafasını o baltayla yardı mı ? diye...

10 Ocak 2011 Pazartesi

yeni yıl şarkılı pazar


Bir hafta sonunu daha devirdik cümleten...Umarım hepinizin ki keyifli geçmiştir...
Cumartesimizi yazmışım zaten...Cumartesi gecesi , Naziş Cihangir gecesini geç noktalayınca , bari ayrı ayrı gitmeyelim evlere deyip Neslihan'lara gitmişlerdi, o yüzden biz üç kişilik bir kahvaltı yaptık...Koca ve Gamsegamseyle... Peynircimizin tavsiye ettiği bir peynirle yapılan omletle... Peynirin adını bir türlü aklımda tutamadım ...Karadeniz hellimcesimi, minzircesimi bişe dedi ama... yağlı ama kurutulmuş gibi bir lor, içinde tel peynire benzeyen büyük büyük parça peynirler vardı... tadı biraz tuluma benziyordu... omleti çok güzel oldu... bu gün bir de börekde deneyeceğim. Neyse kahvaltımızı yaptık... Digitürk salondan Yeni Yıl Şarkısını satın aldık ,izleyelim derken, Naziş koştur koştur bizimle kahvaltı etmek için eve gelmiş... Tabi biz kahvaltımız neyin bitirmiş, toplamıştık masamızı... tosta talim etti...

Filmin adı ; YENİ YIL ŞARKISI...Caharles Dickinson'un hikayesinden uyarlama...Tam 17o yıl önce yazılmış ama düzinelerce sinema versiyonu çekilmiş... Naziş Taş Devrine bile uyarlanmış versiyonunu izlediğini söyledi... Gamse küçükken ; Naziş onun yanına yatar bu hikayeyi okurmuş O'na... hemde ingilizcesinden... Filmi izlerken anlattılar... Çocuklarımla ilgili hiç bilmediğim bir ayrıntı... Sanırım benim kolleksiyon çalışmalarım sırasında eve çok geç geldiğim dönemlere ait bir şey... kaçırdığım bir şey...Film bir animasyon çok ama çok başarılı bir animasyon... Tek gerçek kişi Jim Carry.

Filmden sonra Gamse, Kuzen Meral ile , Koca; kendi arkadaşlarıyla dışarı çıkınca Naziş- Anne hadi biz de bir şeyler yapalım dedi, biz de çıktık Natiliusa gittik, mağaza dolaştık biraz alış veriş yaptık... Megavizyona bir daldık çıkamadık. Ben Vermer'in tablolarının ve tablolarının hikayelerinin olduğu devasa boyutlu kitabın başına çöndüm... En sevdiğim ressamlardandır , özellikle İnci Küpeli Kız... İki yıl önce filmini izlemiştim ama kitapda ki hikaye bambaşkaydı... Filmdekini tercih ederim:)) Filmdeki kız bir çamaşırcıydı... kulağındaki küpeler hanımınındı... o çivit mavisi rengi elde edene kadar canları çıkmıştı... Kitapta ise kızın çok zengin biri olduğu , çünkü o büyüklükteki bir inciyi ancak öyle birinin takabileceği ya da Ressamın Kızı olduğu görüşünün yaygın olduğu söyleniyor, yazıyor
Kendimizi frenledik ve hiç kitap almadık , yalnız Naziş şu gördüğünüz tombul periyi hediye aldı bana.

Sonra Penty de çorap dünyasına daldık... Yemeğimizi Günaydın'da yedik... Yemek yerken gözüm Çılgın Türk adlı bir mönüye takıldı. Lahmacuna sarılmış, dönermiş... Yok artık daha neler dedim...Artık gelebileceğimiz son noktanın bu olduğu görüşündeyim. Gözüme takılan başka bir şeyde, tam da tvnin karşısına oturmuşuz :) bir haber geçiyor, uykusuz bir gece geçirmek 3.2 km yürümeye bedelmiş.

Dün gece Kürk Mantolu Madonnayı bitirdim... Mümkünsüz bir aşk hikayesi... Sanırım artık böylesi yaşanmaz ... yaşanmasında zaten... Bütün aşklar mümkün olsun:)Sabahattin Ali ile tanışıklığım lise yıllarıma dayanır. Bir gün Edebiyat hocamız... Özgürlük başlıklı bir yazısını okudu. Ben Dinlerken yamuldum resmen... Anlatış tarzına , yazı diline hayran oldum... Hemen yazıyı istedim hocamdan ve elindeki sarı tefsir kağıda basılmış yazıyı , belkide daktilo ile yazılmıştı ... verdi bana. Ama roman kişiliği bambaşka... Kürk Mantolu Madonna çok seveni olan bir kitap ben beğendim mi evet beğendim ama çok etkilendim diyemem. Hanende Melek daha çok hoşuma gitmişti mesela...
Şimdi Zuz bize geliyor... Hasta olmuş- Ablam bana bakar demiş... Öyle bir bakarım ki hatta arkadaşlarına kızdığı zaman - hasta olasınız da ablamın eline düşesiniz diye ettiği bedduasını bile hatırlar yeniden:))

8 Ocak 2011 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

haftasonu filmi... Memlekette Demokrasi Var... Benim hoşuma gitti...Adnan Menderes'i Hapishane'den kaçırmaya çalışan sözüm ona bir deli... taaa 1972 Deniz Gezmiş'lerin asılmasına gönderme yapması, sürekli uyuyan adamla yine demokrasiye göndermeler altı ince ince çizilen detaylardı... Filme gidin gülün, göndermeleri yakalayın içiniz burulsun...Canneslik Tourist'den ve bol küfürlü Çakal'dan sonra iyi geldi... Eyvah Eyvah şu anda salonlar full oynuyor... Hafta içine bıraktık...
Haftasonun kahvaltısı... Baba simitleri aldı geldi... Anne kahvaltıyı hazırladı ... Oryantalist pembe renkli , taş işlemeli bardaklarını çıkardı...bi de baktılar ki Gamsegamse sehpaya çıkmış masa resmi çekiyo)) Hapur hupur her şey yendi ve herkes arkadaşlarıyla buluşmaya gitti ben de hafta sonunun işini yaptım , çekmece örtüleri yenilendi, düzenlendi nihayettt...




Haftasonun kitabı... Florantino Ariza ve Fermina Daza'nın elli yıla yayılan aşklarıyla vedalaşıp Kürk Mantolu Madonna^ya başladım... Sabahattin Ali... Roman kahramanlarının derdini okura dinleten Adam... sıra O'nda...

Şimdi kahve ve Sufi'nin tavsiyesi üzerine stoktan öne çekilen Siyah Kuğuyu izleme vakti

6 Ocak 2011 Perşembe

akşam akşam ama sabah anlatısı


Sabah sürprizli başladı önce Zero,Zarifce ve Hayat İzlerim'den Özlemin yeni yıl kartı geldi... Çok teşekkür ederim yeni ni güne iyi dileklerle başladım sayenizde ... Sonra Çocuklaçocuk'tan gönlümdeki evin anahtarlığı geldi... Onu anahtar dolabımızın üstüne yerleştirdim ve olumlamasını gönlüme göre evin anahtarlığısın diye yaptım.Zuz ve Berfu'da bizdelerdi o sıra bayıldılar.... Fulyacım , Özlemcim çok teşekkür ederim, her yıl değişik sürprizlerle şaşırtıyorsunuz beni...

Bu günü Cancan'la uyuyarak geçirdik... biraz rahatsızdı. tam üç saat birlikte yattık... ara ara uyanıp yanındamıyım diye kontrol etti , elimi tuttu... Öylece uyudum uyandım...kafam kazan gibi oldu... ama o gayet zinde uyandı neyseki... Naziş ablası çeşitli sürprizlerle gelmişti okuldan kitaplar cd ler...Sürpriz yumurtalar... biraz onunla oyalandık... geç geldi, erken gitti, uyudu bir şey anlamadık bu günden...evi bile istediğimiz gibi dağıtamadık yav.

Bu akşam Fatmagül var, Türkan'ın saati ve günü değişmiş, pazar gününe alınmış.Bu gece Fermina Daza ve Florentino Ariza ve Dr. Juvenal Urbino ile vedalaşıyoruz... onların 50 yıla yayılan aşk öyküsü bende bitiyor... eğer okumadıysanız sizde başlasın .

Akşam yazısı bu kadar olur gittim ben

Kadıköy Kadıköy ve Uzun Boylu Esmer Adam

Şu anda sabahın körü, kızlar çoktan hayatın kollarına atıldılar...Sabahın tantanası bitti bizim evde, artık sessizlik kol geziyor vay anam vay aaaaynı roman cümlesi gibi oldu valla...Neyse işte millet işine gücüne gitti ev yine bana kaldı:)

Dün akşam Naziş'in ille de bir Kadıköy yapalım ısrarı üzerine, O' okuldan gelir gelmez ,içeri bile girmeden Kadıköy' e gittik...Gamse Tuçe'ye gitmeyi tercih etti. Biz ana baba ve kızları üçlüsü olarak önce Alkım'a gidip , kitaplara gömüldük...çil yavrusu gibi dağıldık içeri girer girmez... Tüm kitapları elledim, karıştırdım...önce Ayşe Kulin'in Hayat- Hüzün Dürbünümde Kırk Sene (2 Kitap) adlı kitaplarını aldım...Sonra ne düşündüm ne düşünmedim bilmiyorum onları bırakıp, Kürk Mantolu Madonna ve Göyüzünün Üzerinde Üç Metreyi aldım...Kitap faslından sonra , Köfteci Ramizde de akşam yemeğimizi yedik...Hadi dedim size bir Kadıköy klasiğide ben yaptırayım...Ece'nin ve Babişeyemekler'in kulaklarını çınlata çınlata Onları Bilgeoğluna tatlı yemeye götürdüm...Kimseyi karıştırmadan, tezgahtaki satıcıya, iki tane şundan, bi tane bundan diye diye karışık bir tabak yaptırdım...Dışarı masalarda oturduk yedik...Bilgeoğlu minicik bir dükkan... Bildiğiniz köy bakkalı tarzında işler...içerisi, tezgahı hatta satıcıları yüzyıldır orada duruyormuş gibidir...Tabağın içine beyaz kağıt koyar, üstünede tatlısını koyar, eline de çatalı tutuşturuverirler...Ama yediğiniz tatlıdan sonra su içemek ihtiyacı falan hissetmezsiniz, tatlı su gibi akar gider boğazınızdan...zinhar glikoz kullnmazlar aynı evde bizim yaptığımız gibi şerbet hazırlarlar...Naziş uyuz oluyorum, böyle kendini hiç geliştirmeyen yerlere dedi ama oranın sırrı gelişmemesinde:))Çıtır çıtır Antep baklavası yemek isterseniz... Kadıköy balıkçılar çarşısı içindeki Bilgeoğlunun yolunu tutun...Ha tatlı sevmiyorsunuz , o zaman kıymalı su böreğinin tadına bakın...Ayının kırk hikayesi varmış, kırkı da ahlat üstüne... benimki de hep yemek üstüne Allamm ne olacak böle böle...( Türkçeciler iş başına...alarm alarm)

Tatlı işini hallettikten eve gelmeye, yola koyulduğumuzda Ortadoksların bu gün başlayan Noellerinin , Noel Ayininin başladığını haber veren çanlar çalmaya başlamıştı... Ne güzel dedim , bakın İstanbul'un ortasında özgürce çanlar çalıyor, Ortodoks vatandaşlar ayine yetişmek için koşuyorlar...Bazen kendimize haksızlık ettiğimizi düşündüm O an. Geçenler de izlediğim bir belgeselde, Yunanistanda tek bir cami bile olmadığını, olan son camininde bir ara porno sineması olarak işletildiğini izledim...''İZ'' kanalında...eğer yanlışım varsa ve bu yazıyı okursa Atina'da yaşayan Derya beni düzeltsin...
O kadar çok Ortodoks arkadaşımız var ki, hatta iki yıl önce 6 Ocak da Naziş'in arkadaşı Aniler'in davetlisiydik.

Eve gelince yeni başlayan Muhteşem Yüzyılı izledik...Hakkında konuşmak için şimdilik çok erken..eğer ilk bölüme göre konuşursak sarayın Harem'den idare edildiği kanısına varabiliriz.. Benim için dizide Nebahat Çehre olması referans şimdilik.Survivor Merve de çok yakışmıştı role...


Oki doki, yine çok verimli bir yazı oldu, bir tatlıcı adresi, bir dizi haberi, bir iki kitaba dokundurma ha birde film var atlamayalım. Film yeni vizyona girdi bir Woody Allen filmi...ben beğendim...sizinde beğeneceğinizi umduğum bir film... Yalnız Anthony Hopkins ne kadar yaşlanmış, çökmüş...Adamcağızın kulağına gitmez umarım:))



Yapım:2010 ~ ABD,İspanya
Tür:Komedi,Romantik
Oyuncular:Anthony Hopkins,Antonio Banderas,Naomi Watts,Freida Pinto,Anna Friel
Yönetmen:Woody Allen
Senaryo:Woody Allen
Yapımcı:Stephen Tenenbaum,Letty Aronson,Jaume Roures
Görüntü Yönetmeni:Vilmos Zsigmond
Konusu:Senaryosunu yazan ve yönetmenligini yapan Woody Allen’dan harika bir romantik komedi.Bir grup insanın karmasık aşklarını ve ilişkilerini gözler önüne seren filmde,Sally’nin annesi kırk yıllık eşinden boşanır ve mutlulugu baska kollarda arar.Babası ise,kendinden yasca hayli kücük birisiyle ilişki yasamaktadır.Sally ise patronuna aşıktır ve bir türlü açılamaz.

E bu kadar yeter dimi sabah sabah hem bu gün Cancan geliyor bize...

düzenleme: Ben size güveniyorum... tek istedikleri artık okumadığımız kitaplar...
buraya bir göz atmanızı istiyorum...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Sabah gevezeliği ve Doğa'nın dooom günüsü




Önce Doğa'dan söz etmeliyim size...Doğa benim en küçük yeğenim.. Erkek Kardeşim Metin'in kızı...Metin'i ,adını Levent koymak için ortak karar alınıp da, nüfus kağıdı gelince , Metin yazdığını gören Annemin şaşkınlığını daha önce yazmıştım size. Nüfus kaydı yaptırmak için Nüfus dairesine giden Babam, oracıkda hasta Galatasaylılığına yenilip Metin Oktay^dan dolayı Metin yazdırmış...Bu sayfalarda onlara rastlamayışınızın nedeni, onların Ordu'da oturuyor olmaları...
Doğa ablasından yaklaşık 18 yıl sonra dünyaya gelip, Gamse'nin en küçük olma ayrıcalığını elinden pat diye alıp , saltanatına son verdi:))

Doğa ile ayrı şehirlerde oluşumuz nedeniyle Ablası Burcu ile olduğumuz kadar birlikte olamadık, ortak anı oluşturamadık.Ama biraz daha büyüyünce bu mesafeyi kapatacağımızdan eminim.Gerçi unutulmaz bir üç günlük tatilimiz, birlikte yaptığımız yolculuğumuz var , O' daha küçüktü o zaman,ama ben arabaya biner binmez- Hala, emniyet kemerini taktın mı? diyecek kadar da sorumluluk sahibiydi o yaşta bile...
Doğa ; Annemin hiç görmediği ama O'na en çok hatta tek benzeyen torunu....

Benim bu kardeşim , çocukluğundan beri fotoğraf çektirmekten hoşlanmaz, suratını buruşturur, ortadan kaybolur , aha yapmış işte yine hiç şaşırmadım o yüzden:) Eşi Arzu , kızları Burcu ve doom günü çocuğu Doğa ile birlikteler resimde

Teknolojiyi bu yüzden seviyorum valla, akşam hemen doğum gününe dahil olduk, resimleri gördük...orada gibi olduk.Doğanın yatma saatine kadar yapılıp bitirilen doğum günü partisinin sonuna yetiştik:)
NİCE SAĞLIKLI MUTLU BAŞARILI YILLARA DOĞACIMM...Hep böyle gül, keyifli ol, sevdiklerin hep böyle yanında olsun...
-----------------------------------------------------------------------------------------------

Dün yok Kuzguncuk'da yeni kitap cafe'nin keşfi yok çekmece düzenlemesi programı , hiç birini yapamadım... Ancak mutfağa çalıştım... Pişirdim taşırdım durmadan.Zuz'da akşam sizdeyim deyince hadi O'nun sevdikleri de olsun dedim... Bu arada akşamki kızlarla sinema ve alışveriş programına da yetişelim diye koşturdum...koşturdum da koşturdum anlayacağınız.
Önce portakallı kereviz çarbacuk atıldı ocağa, o pişerken tavuk haşlanmaya koyuldu...o haşlanırken kıymalı börek içi hazırlanıp, iki tepsi börek fırına atıldı, o arada haşlanan tavuğun suyundan çorba ve nohutlu bulgur pilavı yapıldı, kuru biber dolması önceden pişmişti zaten ve akşam eve gelen Koca- e hala hazır değilsin diye sitem ettti... Neyse hemen bi duş sonra çıktık evden... Kızlarla buluştuk...Zuz'la da yanımıza gelmesi, orada buluşmamız için sözleşmiştik ama O'nu şantiye işi uzayınca evde yemekte buluştuk ancak...

Film... Çakal...İsmail Hacıoğlu - Uğur Polat - Erkan Can - Cüneyt Türel - Damla Sönmez oynuyor... Sevişme sahneleriyle gündeme gelmesi haksızlık ama sanıyorum bu da bir promosyon çeşidi...Benim bu filme gitme nedenim Erkan Can ve Uğur Polat'dır... Erkan Can'ı kötü adam rolünde görme fırsatını kaçırmayın bence...Yalnız küfürler havada pir pir uçuşuyor hem de en yakası açılmadık biçimde...İnsanı rahatsız edecek boyutta...İsmail Hacıoğlunun içsel konuşmalarıfilmin temposunu düşürse de filmin en iyi tarafı...

Gece Zuz gittikten sonra,biraz gazetelere göz atayım sonra kitap okurum bu gece bu kitap biter derken bir baktım, Kanal D' de Göl Evi nın oynayacağını okudum... Bir baktım 10 dk var başlamasına... Hemen çayımı alıp kuruldum yatağa ... bu filmin evde CD si bile olup izlemeye sıra gelmemesi gibi bir durumu vardı nedense...demek ki buluşma vaktimiz gelmemişmiş:) Kocam hiç sevmedi ama ben çok beğendim...

Neyse işte bu sabah gevezeliği yeter artık...İyi bir gün olsun...

4 Ocak 2011 Salı

SALI SALLANIR



İki gündür yağmur var İstanbul'da...Bir şehre yağmur bu kadar mı yakışır...sessiz sessiz yağıyor...Yok öyle tıp tıp camlara vuran cinsinden değil, usuldan susuldan ...kibar kibar yağıyor.

Dün film ve okuma günüydü...Gündüz film akşam okuma...tüm ısrarlara rağmen , salonu Ezelcilere bırakıp odamda kitabıma gömüldüm... Yılbaşıydı falandı filandı derken; Kolera Günlerinde Aşk , çok kaldı elimde... Aşkın belirtilerinin koleraya benzediğini biliyormuydunuz...

Nihayet Newyork'da Beş Minareyi izledim... Söylenenlerin aksine Mustafa Sandal'ı başarılı buldum... Haluk Bilginer ise her zaman ki gibi muhteşem ama film bir Beyaz Melek bir Güneşi Gördüm değil...Mahsun Kırmızıgül beni hem çok şaşırtan , hem nereden nereye dedirten insanlardan olmuştur... Başında öyle arabesk takılması belki de oyunun bir parçasıydı bilemiyorum, o zamanlar öyle yapmasa şimdi bu filmleri yapacak imkanı bulamazdı belkide...




Günün programı..Akşam kızlarla Capitol buluşması ve sinema...
Günün yemeği:Kuru biber dolması
Günün aksiyonu: çekmece örtülerinin yenilenmesi
Günün fırsatı: Kuzguncuk'da yeni açılan kitap Cafe'yi keşif (belki)


DÜZENLEME:
ÇOK SEVGİLİ
Şuşu'nun Öyküsü...çok teşekkür ederim kendi yaratıcılığınızı benim içinde kullandığınız için, hayat boyu saklayacağım bir kart oldu...
Mavianne: Canım kankii, zevkle takacağım kolyemi... laf aramızda hep kıskanırdım kuzenimin balık kolyesini:)
Bir adam bir kadın: taaa Singapurlardan ses vermişsiniz çok ama çok teşekkür ederim
Sevgi Terazisi: Kartın beni ta nerelere Ordu'ya çocukluğuma götürdü , hemen bu kartın denemelerini yapacağım ben de...

Asuman Yelen: Asumancın dileklerin, dileklerim olsun ... kartın gibi pırıl pırıl olsun 2011

Yaşamın Kıyısından: Sevgili Nur, çok zevkli, el emeği kartın için ve güzel dileklerin için çok teşekkür ederim sana da...
Yılın bu dördüncü gününde yeniden yılbaşı coşkusu yaşattığınız için hepinize bin teşekkür