Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

14 Ekim 2010 Perşembe

Bir kitap bir film

Dün gece Ataletin attığı fitile rağmen , Ferhan Şensoy'un kitabını bitirdim:)) Ferhan Şensoy hayatımıza tam olarak 1978 de bizim sınıf adlı tv dizisi ile girmiş... Perran Kutman'lı, Ayşen Gruda'lı bir diziydi hatırladığım
kadarıyla... Kitabı okurken şöyle düşündüm. Hani roman yazarken bir kurgu vardır. O çerçevede yan öğelerle de beslenerek ilerler kitap, ama Ferhan Şensoy okurken .. insan beyninin üretimine de tanık oluyorsunuz...Tam ifade edemedim ama böyle bir şey düşündüm işte.

Sözünü edeceğim film ise Zeya'dan geldi... Gökçe Ada manzaraları, üzüm bağları falan deyince, takıldı aklıma... ara tara ara tara bulundu:)'''RİNA''. Bu film yabancı bir film olsa , görselliğini,hikayenin naifliğini yerlere göklere sığdıramayız ama yerli film olunca yine kıyıda köşede kalmış.Filmi izlerken hemen Gökçedaya gitmeliyim isteğine kapılıyorsunuz... Mesela ben:)) Havalar bi düzelsin istikamet Gökçeada sokakları... Benim için filmde Cezmi Baskın'ın oynaması bile geçerli not alma nedenidir. Bizimkiler dizisinin İbrikçisi rolünde keşfetmiştim O'nu ... Bir de komik bir hikayemiz var. O yıllarda meğer teyzemlerin evinin karşı apartmanının terasında oturuyormuş bir arkadaşıyla. Tam teyzemden çıkınca kapıda karşılaştık. Yanımda da Eniştem var- Bak Lale İbrikçi dedi.. Ben kem küm... Figüran bunlar daha dedi. Ya Enişte sus adam burnumuzun dibinde duyuyor desemde nafile gülümseştik geçtik. Aynı gün öğleden sonra bu kez kuzenim Ahmet'le dışarı çıktık. Tesadüfe bakın önümüzde İbrikçi:) yürüyor. Bizim Ahmet bağıra bağıra- Lale abla bak İbrikçi dedi... Cezmi Baskın döndü baktı, dedim ki- merak etmeyin ben ben, aynı Lale.


Bu gün Cancan günü, hava da yağmurlu ama şimdi O, yağmur çizmelerini, yağmurluğunu giyer gelir. O^nu hiç bir şey durduramaz , bir kere marketin yürüyen merdivenlerinden inip, pastaneye uğramadan , asansörle geri çıkmadan rahat edemez. Çorbasını dün akşamdan pişirdim. Tavuk haşladım. Suyuna pilav yapacağım. Biraz önce aradı çobaa dedi zaten.

Sabah yayını sona ermiştir... Lalenin Bahçesi iyi günler diler...

13 Ekim 2010 Çarşamba

günlerden dün bi de bu gün2

Dünden bir film var sözünü edeceğim... Kültür bakanlığından destek al(a)madan çekilmiş... Gereken , istenilen ilgiyi görememiş... Bana sorarsanız , ben beğendim... Film Mardin'li bir ailenin bir gününü anlatıyor.İnsan yaşamının değersizliğini , incir çekirdeği metaforu ile sorguluyor. Hah filmin adı da ''İncir Çekirdeği'' zaten.Önce filmin adı sonra Özgü Namal filmi izlememe neden oldu.Olurda bir yerlerde rastlarsanız , böyle bir film varmış demeyin benim gibi.Bu filmi biliyorum, Laleninbahçesi yazmıştı falan deyin:))



Bu resimde gördüğünüz kişi Nazlı Eray, bana kitap imzalıyor...
İmza gününün Ankara'da olması bir şeyi değiştirmiyor. Bir şeyi değiştiren Leylak dalıcımın Ankara' da olması ...Kendine kitap imzalatırken beni de unutmamış... Bi de resmi çekmiş ki tam olsun:)) Ama bitmezzz, bu Leylakdalı kendi lale kolyesini bana gönderebilen bir leylakdalı... bu kez de lale keçe broş gönderip yakama takılmayı arzu etmiş... Ben hiç Ferhan Şensoy okumadım demiştim bir keresinde. bir de Ferhan Şensoy kitabı , ve hiç ayraçsız olurmu diyerekde bir kitap ayracı eklemiş pakete. Nasıl karşılaştık nasıl yollarımız kesişti bilmiyorum , İstanbul seyehati sırasında bir yedi saat sohbetimiz var bizim evde dillere destan:))) benim arızalı ayağı uzatıp oturduğum...doyamamıştık valla... bi sürü de konuşacak şey kalmıştı:)).

Dün akşam yemeğinden sonra gelen bir haberle biz Karı- Koca Acıbadem Hastanesine koşturduk... Geçtiğimiz kış, çok ağır bir bypas ameliyatı geçiren görümcemin oğlu bu kez de beyne pıhtı atmış haberi ile bizi korkuttu... Ama neyse korktuğumuz gibi olmadı.. Çok hafif atlatmış... hatta Dayı Yeğen hastane odasında Türkiye- Azerbaycan maçını bile izlediler.Sonunda yenildik Gardaşa:)). Eve gelince iki dizi taktık arka arkaya... Öyle Bir Geçer ki Zaman ve Bitmeyen Şarkı... Öyle bir Geçer ki Zaman raitinglerde birinci sıradayız... Seviyos abi biz melodramları... eski yeşilçam geleneğimizde var... Bitmeyen Şarkı'da zaten eski bir Yeşilçam filminden uyarlama. Diziler bittikten sonra Ferhan Şensoy'un kitabına başladım... Nazlı Eray kitabı Venüs'ün Son Gecesine daha dingin bir kafa ile başlamak için. Ferhan Şensoy okumamıştım , demiştim adaha önce... Bilmezmiyim kelimelerle nasıl oynadığını ama benim şu ses problemimden dolayı hiç teşebbüs etmemiştim( sesini tanıdığım yazarların kitabını okuyamıyordum da, bilmeyenler için not)... Ama sanırım artık yendim bu sorunu.Tık tık nazarlar değmesin:)))))))

Yine yağmurlu bir sabaha uyandık... Bu günkü program ayakkabı bölümümüzün düzenlenmesi. Yazlıklar ve kışlıklar birbirine girdi.Yazlıklar üst raflardaki kutularına gidebilirler artık. Ah bir de artık kış geldi deyip kendileri gidebilseler.

Neyse işte böle böle

12 Ekim 2010 Salı

SABAH GEVEZELİĞİ

Sabah kızların gidişini hayal meyal hatırlıyorum... Gecenin bir yerinde uykum kaçtı, Düriyenin Güğümlerini açtım...güğümlerin sesine kocam uyandı:)

Cemre bitti dün akşam... Suya atılmadan önce bile son sözünü söyleyen...küçük harflerle konuşan... radyodan istek parça istediği için öldürülen ... öz babalardan bile daha öz baba olabilen üvey babaların...otobüslerin buharlı pencerelerine yazılan isimlerin hikayeleri var.Tek hikayenin içinde onlarca hikaye vardı. Cemre'yi de iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasına kattım ...Sen de iyi ki varsın Müge İplikçi.

Dünkü havaya kanıp, ben sabah erkenden kalkar Teyzeme giderim demiştim ama yağmurlu , puslu bir kış havasına uyandık yeniden...Pastırma yazı yaşamamız gerekiyor bu günlerde.

Nazarlara geldim, günlerdir filmsabahı etkinliği yapamadım... Eğer bu gün dışarı çıkmazssam filmöğleden sonrası yapmak istiyorum... Berfu ve Zuz'un tavsiye ettiği -Shine - filmi izlemek istiyorum.

Ha birde ev yapımı sıcak çikolata tarifi... Mia Postadan çıktı...çok güzel bir tarif, eğer bizim ev gibi sıcak çikolata hastaları sizde de varsa bu mutluluğun tarifi gibi gelecektir onlara:))
ev yapımı sıcak çikolata!


1 çubuk vanilya
1 çay bardağı toz şeker
1 çay bardağı kakao
1 paket sütlü çikolata

Çubuk vanilyayı boylu boyunca kes. Vanilya tohumlarını bıçağın ucuyla sıyırıp toz şekerle çırp. Kakaoyu ekle ve çırpmaya devam et. Sütlü çikolatayı minik minik parçalara böl ve karışıma ekle. Bunu da çırptıktan sonra vanilya çubuğunu içine atıver.

Şimdi karışımın hazır; bir su bardağı süte iki çorba kaşığı bu karışımdan atacaksın. Süt kaynamaya başlayana kadar çırpmayı unutma. Sütün yüzeyinde gördüğün kabarcıklar, sıcak çikolatanın hazır olduğunun göstergesi. İçine kahve likörü, üzerine çırpılmış krema eklemek ve içerken ne izleyeceğine karar vermek de sana kalmış...



Bu kadar işte başka birşey yok.

Günün notu: aynı yere iki kez yıldırım düşmez desinler... bir kemik aynı yerden iki kez kırılmaz desinler... art arda iki bardak çayı devirerek içilecek çay bırakmayan ben kapsam dışıyımdır sanırım...

Bir de beklediğim kargo gelsin artık... kedi gibi bekliyorum heheheh

Bu günkü yazımı Asis'e ithaf ettim... Blogger olduğu müddetçe bu yazı O'nundur...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Bu Gün ve Mim Borcunu Ödeme


Bu gün, bizim evin kayıtlarına şöyle geçsin... hafta sonu evde olunmadığı halde nasıl bu kadar dağıtabildik evi... tüm gün temizlik ve yemek yapıldı.
Temizlik olduğu için hiç keyif yapılamadan film falan izlenemeden direkk güne başlandı. Kızlar gelene kadar temizlik bitsin yemek hazır olsun diye parçalanıldı...

Yeni kitap... Müge İplikçi^nin CEMRE... Daha önce Kül Ve Yeli okumuştum... Kadın hikayeleri yazıyor Müge İplikçi... galiba o yüzden seviyorum.
Şuradaki yazıyı okursanız Müge İplikçi'yi çok daha iyi tanırsınız diye düşünüyorum. Asıl başka bir kitaba başlayacaktım ama , Leylak Dalıcım beni sarmamıştı deyince ertelendi:)Geçen yıldan bir mim borcum vardı Aysema'ya... bir türlü yapamamıştım... masa üstü mimi yeniden gündeme gelince fırsattan istifade bende borcumu ödeyeyim dedim:))
Benim masa üstü resmim Gamsegamse tarafından bulunup-aaa aynı Annemi anlatıyor deyip masa üstü resmim olarak buraya konuşlanmıştır.

Ara ara değiştirsem de yine hep bu resme dönerim... Benim dünyamın farklı pencereleri gibi algılarım ben bu resmi...Sayenizde masa üstümüde temizledim böylece:)) bi sürü lüzümsuz şey duruyordu, silmeye de üşeniyordum... Bu günkü temizlik tam oldu yani..

10 Ekim 2010 Pazar

Pazar Anlatısı


Dünkü yazımda da belirttiğim gibi dün akşam Zuz'da konuşlandık... Ben elimde tazecik ekmeğim, pastaneden değil kurabiye fırınından alınmış acıbademlerim, reçelli ve fındıklı kurabiyelerimle gittiğimde mutfaktan yemek kokuları gelmeye başlamıştı ve ve masamızda hazırdı... Mönümüz Zuz'un spesyalitesi Çin tavuğu , pilav ve üstüne tereyağda kavrulmuş kıtır ekmekleri bile hazırlanmış tarhana çorbası... Akşam yemeğinde üç kişiydik... Naziş yemek sonrası Burcu ile arkadaşı İrem'de ilerleyen saatlerde katıldılar bize. Masamız pek şıktı mumlarımız yanıyordu, Gamsegamse'nin Zuz'a daha ilkokuldayken aldığı hediyelerde masanın bir köşesine konmuş, masamıza hem nostalji kattılar hem duygu kattılar...

Yemeğimizi yedik içtik, çay faslımıza geçtik... Yahşi Cazibeyi izlerkeneee Naziş geldi ... O Taksim- Beyoğlu maceralarını anlatırkenedeee Burcu ve İrem geldi... Likör şişemi köyün çeşmesinden dolduramadım ama içtim bir güzel... Zuz bu işin ilmini kaptı, artık seneye seri üretime geçeriz biz.

Gece yattığımızda saat üçü geçiyordu ama bendeniz erkenden pörtledim tabi tahmin ettiğiniz üzre... Onlar kalkana kadar yeşil çayımı aldımm Alain de Botton'un ''Havaalanında Bir Hafta'' adlı kitabını okudum. Yazarın bir sosyolog olduğuda düşünülürse iyi bir çalışma çıkmış ortaya... Ama hiç Alain de Botton okumayanlar için bu kitaptan başlamalarını tavsiye etmem... Mesela Yolculuk Güzeldir'le başlarım ben olsam.
Sabah kahvaltısına Cancan'ları da davet ettik...Bize farklı bir ortamda rastlayınca pek şaşırdı pek sevindi... Zuz'un evi onun için zaten maden kaynağı gibi, gelmeden önce biraz toparlamıştık ama O yine neler keşfetti neler... İki saat uyuyunca biz de kahve molası verdik... kalkınca da pide partisi verdik... bu pideciyi Naziş yemek sepetinden buldu incecik Bafra Pidelerine bizim kadar Cancan'da yumuldu:))

Akşam olunca evli evine köylü köyüne yaptık... Eve gelince de Sunay Akın izledik...Bu program her pazar saat yedide Türkmax da yayınlanıyor... Bu akşam CHE GUEVERA ile ilgili anlattığı bir çok anekdot kaçırılacak gibi değildi... Bu kadar bilgiyi nereden ne zaman derliyor inanılmaz... Ben de bize yeniden hatırlattığı Küçük Bolivyalı Asker şiirinin son dörtlüğü ile noktalayayım bu yazıyı ve hafta sonunu..

Şunu öğrenmen gerek
Bolivyalı küçük asker
Kardeş dediğin vurulmaz
Kardeşini vurmaz insan
Kardeşini vurmaz insan
Bolivyalı küçük asker
Kardeşini vurmaz insan.

Şiirin tamamı burada
Dün ölüm yıldönümüydü CHE'nin selam olsun O'na da bu vesileyle...

9 Ekim 2010 Cumartesi

haftasonu hengamesi

Kimsenin bir şey demesine hacet yok, ben kendi notumu kendim verdim. On üzerinden on bir. Bu nasıl oluyor demeyin biyoloji sınavında on üzerinden on bir almış kişi var karşınızda... Yıllar önce anlatmıştım ama bilmeyenler ya da yeniden okumak isteyenler için:)))) yeniden anlatırım. Ama önce dün akşam ki sağanak yağmurda hiç bir durakta taksi kalmadığı için caddeye çıkıp , onca taksi bekleyen içinde ilk gelen taksiyi kapıp, kına gecesine gittim ya ... ben bu notu bol bol hak ettim.

Şu on üzerinden on bir alma meselesi şöyle; Biyolji hocamız yazılı kağıtlarımızı okurken bir arkadaşa on vermiş, sıra benim kağıda geldiğinde breh breh hem yazmışım hem şekillerle bir izah etmişim ki, hoca - yav demiş( kesin yav demiştir) şimdi - Lale'ye de on versem haksızlık olur. Yazılı notu okunurken bana senin notun 11 dedi... o fazlalık bir sözlü notuna eklenecek...İşte böle bi anı bu da.

Gelelim kına gecesine... Yurdanur kaftanıyla güzeller güzeli olmuştu... Damat elinde kına tepsisi ile gezerken bizden olumlu not aldı... Dışarıda seller akarken biz iş arkadaşları bu vesileyle bir araya gelmenin tadını çıkarıp çan çan sohbet edip kendi eğlencemizi yarattık.

Eve geldiğimde Burcu ile Gamse^de gelmişlerdi, biraz sonra da Naziş Çerkesçe kursundan geldi...çok zor diyor.. yepyeni bir alfabeyle tanışıyor, sesleri çıkarmakta zor diyor ama hoca kararlıymış kurs sonunda konuşacak ve yazacaksınız diyormuş. Bakalım ne olacak...

Sabah aile efradına anlı şanlı bir kahvaltı hazırladım... Patatesli kaşarlı omletler mi dersiniz... kekikli kırmızı biberli domatesler mi dersiniz .... artık ne derseniz deyin... Tomurcuk çayın kokusunuda yaydım eve herkes fırladı yatağından:). Kahvaltı sonrasıda şöyle bir toparlanmaca sonrası Capitol'e gittik. Kocam ve Naziş kış alışverişi yaptılar. Kocam bütün botları olmasa da %80 kadarını giyip çıkartmıştır. Bir ara satıcı çocuk bizden kaçmaya falan çalıştı hatta:)Naziş'in işi çabuk bitti neyseki. O arada öyle bir cebelleşmişiz ki acıkmışız... Birlikte bir şeyler yedikten sonra , Koca elimizdekileri aldı ben eve gidiyorum dedi... Geldiğimizde ev de yoktu ama olsun... paketlerin hepsini bizim odaya doldurmuştu. Biz Naziş'le paşabahçeydi, D&R dı dolaştık. Hadi kahvelerimizi evde içelim deyip bi koşu eve geldik.

Hepsi bir yana dağıldı şimdi ama akşam Zuz'da toplanacağız. Bu gün canı dışarı çıkmak istemediği için bize ajitasyon yaptı gün boyu... giderken boş likör şişesi götüreyimde köyün çeşmesinden doldururum. Valla Ebru bile gördü stoklarını:))Sanırım yarın kahvaltıdan sonra döneriz... Ben size geçen haftaki gibi kahvaltı masasından seslenirim...

not: bir de güzel haber... Şilili madencilere 66 gün sonra nihayet ulaşıldı...

8 Ekim 2010 Cuma

filmli yemek tarifli yazı:)


Evet biliyorum dün fazla sızlandım ama bu gün havaya girdim... Bir film ile bu güzelim kış havasını kutladım... Zeya'nın da destek vermesiyle bu günün filmi Sandra Bullock'un Teklif filmiydi. Sabaha çok yakıştı... neşeli, romantik ve doyumsuz Alaska manzaralarıyla. Aile en önemli şeydir mesajıyla ve beklenmedik anda gelen aşkla ... earl grey çayla ve de esmer köy ekmeğine yapılmış tostla çok uyumlu olduk.

Dışarda şarıl şarıl yağmur var, arada gök de gürlüyor. Akşama da mutlaka gidilmesi gereken bir kına gecesi var. Gamsegamse bana eşlik etmek için söz verdi umarım vaz geçmez. Uzun yıllar birlikte çalıştığım , yaşı benden çok çok küçük olmasına rağmen ayrılmaz ikili olduğumuz Yurdanur evleniyor. -Bu gün keyfin yok galiba deyip anlattığı fıkralar, gece yarılarına kadar yaptığımız mesailer, birlikte düzenlediğimiz efsane iş yeri piknikleri , onu yeniden zorla öğrenci yapmam ve daha bir sürü paylaşılan anı... Yani sel aksa yanında olmam gereken biri... Bir ay önce arayıp düğün ve kına gecesi tarihlerini bildirdi ki, sakın program yapmayayım diye:)

Şimdi önce bir kahve içmeliyim, sonra akşam yemeği hazırlıklarını tamamlamalıyım... Bu akşam benim en sevdiğim yemeği yapacağım... Adı restoranlarda kuzu kızartma diye geçiyor ...Annem çok yapardı...Metin'le ikimiz bayılırdık , Zuz nefret ederdi:))
Çok basit tarifle... Kuzu gerdanlar önce tereyağda ( Ataletim canım benim kızma , bu yemeğin raconu bu) kızartılır, sonra tuzlanıp karabiberlenir( et sertleşmesin diye) Sonra bir kaşık salça ile tekrar biraz ocakta çevrilir ve iki su bardağı ilavesiyle iyice pişirilir. Eti kontrol edip tekrar su ilave edebilirsiniz ama sonuçda iki su bardağı kadar sulu kalsın... Sevis ederken yanına bolca kızarmış patates ilave edilir... Çok basit ama benim en sevdiğim yemeklerden biridir.Bu yemek oldukça kalorili olduğu için yanına sadece bir çorba ve salata yeterli olur.

Kitaplardan söz ettiğim yazıları kitap etiketi altında topladım, yani etiketlerde kitap görülüp tıklandığında tüm kitaplı yazılarım açılacak... Aferin abna kendimi çok takdir ettim ama bunu yapmak için önce kitap etiketli bir yazı bulmak gerekiyor heheheheh