Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

6 Ekim 2010 Çarşamba

Sen uyurken


Şimdi sen içerde mışıl mışıl uyuyorsun... yatağa yatırırken , binlerce kez teşekkür ettim sana, bana hissettirdiğin bütün duygular için... Sıkıştığında Cicianneee diye bağırarak bana sığındığın için...acıktığındanda çobaaa diye mutfağa daldığın...arkasından küfteee dediğin için...ben eğilip yer silerken bana kıyamayıp kaaaak diye bağırdığın için( ama sildiklerim de senin yere atıp ezdiklerin)bak hasta oldum , yoruldum dediğimde beni doktora götürüp aşı yaptırmaya kalktığın için... birlikte yaptığımız tüm suluboya, kuruboya, pastel sanat eserleri için ( yalnız sonunda cozutup boyaları yemeye kalkmasan daha memnun olacağım)... sütünün içine attığın bisküleri bana da ikram ettiğin için ...Uyandığında sessizce gelip arkamdan sarıldığın için...çok ama çok teşekkür ederim CAAAAAAAAAAAAAAAN, canım...

5 Ekim 2010 Salı

Evimizde kış hazırlıkları



Galiba ben bu hafta hep evde oturdum dedim... tam da balkonu yıkıyordum... Zaten bu gün pazartesi dedi Kocam... bu dündü ama bu gün yine evdeyim... ama pardon dün doktora gitmek, sonra gözlükçüye gitmek gezme sayılırmış...

Dün gece yatakda dittiri çalınca bu Anneannemin deyimiyle soğuktan titremek:) işte o dittiriyi çalınca bu sabah kışlık yorganları çıkarmakla işe başladım... Sonra hadi yorganlardı çarşaftı yastıktı iş büyüdü. İş büyük temizliğe dayandı. Ben yatakları yenileme işini yaptıktan sonra ucundan yatak örtüsü kaldırıp kızların sevdiği parfümüde fıslarım içeriye ki, akşam yatakları açınca oooh sesi kulağıma gelsin... Ev kadını zevki... Ev kadınının evi tarçın vanilya, yatakları parfüm kokmalı , banyo tuvalet ilelebet temiz olmalı dimi... her şey raconuna göre... Sonra da likörünü çikolatanı alıp karşısına geçecen:))) bak Anneannem bunu hiç tasvip etmezdi))) Ataş gibi olacan ataş derdi, kalkar kalkmaz yatakları uvatla... lavaboları yıka... bir bastığın yere bir daha basma ... pek öyle olamadık ama aç komadık açık komadık ev halkımızı.Ama bir gün yanına geldiğimde senden çok film izlediğim, senden çok gezdiğim , senin gibi tasarruflu olmayıp hayatın zevklerini daha fazla tattığım için gurur duyacaksın benimle gurur:)


Ha kış hazırlıklarına ek olarak dün akşamda menemenlikler hazırlayıp dondurucuya attım... Pazar sabahları canımız menemen çekince hemen dondurucudan çıkıp bir kaç yumurta ile halvet olup masamıza gelecekler.Yukarıdaki tabloyu hatırlamayan var mı? Evinizde kış hazırlıkları nelerdir sorusu yazılı sorusu olarak -ilkokulda tabi- çıkmayan var mı?. Sobalar kurulur, kışlık turşular kurulur, reçeller yaplılır. E ben reçelimide yaptım. Yorganlarımıda çıkardım, menemenlik de hazırladım... ben hazırım kış gelebilir:)

Bu gün evdeyim anladığınız gibi, şu temizlik olayı bitsin... kendime ayıracağım sonraki saatleri... yarın Cancan gelecek... kızlarda tatilmiş İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu günü dolayısıyla...Yani yarın içinde hazırlık yapmak gerekiyor.

4 Ekim 2010 Pazartesi

bu gün


Dün akşam bu tıkırtı da neyin nesi diyecektim ki... deprem diye bağırıştı bizim evdekiler... ben hala mel mel bakıyordum o sıra:))Unuttuğumuz bir şeyi yeniden hatırladık... Unuttuğumuz bir duyguyu diyelim... deprem korkusu.Gel gelelim bir saat sonra çaylarımızı yudumlamaya , ne yapıyorsak onu yapmaya devam ettik.

Yeşil Peri Gecesi'ne hızlı başladım ama aynı hızda devam edemedim... Bu ara sadece yatarken okuyabiliyorum, onda da çok okuyamadan sızıp kalıyorum... Ama gece üçde bir uyandım Kocam hala Simonlarına devam ediyor. Geçen gün Semra ile dışarı çıktığımızda; Ferhan ve Huriser ile birlikte Nuruosmaniyede bir yerde oturmuştuk soluklanmak için, yan tarafta kitapçıydı... o ara bir kitap almıştım oradan... daha akşam göz gezdirebildim... Kitabın adı HALİDE. Yazarı; Frances Kazan, ünlü yönetmen Elia Kazan'ın karısıymış.Romanın kahramanı Halide Edip Adıvar ama yaşamının tarihsel bir anlatımı olarak değilde bir roman olarak yazılmış.üniversite araştırmaları sırasında Halide Edip'in hayatını anlattığı Mor Salkımlı Evden çok etkilenmiş. Bu kitabı okumadan önce kalınlığı ve ebatının büyüklüğü yüzünden kumsalda burnumun üzerine düşe düşe burnumu kırmasın diye yarım bıraktığım:)) İpek Çalışlar'ın Halide biyografisini bitireceğim.Kitabın sonunda Franceska Kazan ile yapılan bir söyleşide var.

Bir de film sığdırdım bu hafta sonuna... Pazar sabahı herkesler uyurken, Naziş ile birlikte ; Film Gibi Hareketler Bunları izledik. Yer yer güldük, yer yer amma uzatmışlar bu sahneyi dedik . Çok skeç havasındaydı diyebilirim. Zaten geçen yılın filmi izleyen izlemiştir.

Bu sabah kahvaltıdan sonra karı-koca göz doktoruna gittik... Kocam Cancan ve benden köşe bucak kaçırdığı gözlüğünü kendi kırmış bizim Zuz!da olduğumuz akşam. Ben de iki yıldır göz muayenesi yaptırmamıştım...o bahane ile yaptırdım. Gözlük numaram yarım numara artmış. Kocamın gözlük numarası ise yarım numara küçülmüş.Bir de yakın gözlüğü verdi Dr, O'na... Üç tane birden gözlük alınca gözlükcümüzde pek mütehassıs oldu ve bizi iyi ağırladı:)) Kendime mor çerçeveli bir gözlük aldım ve Ataletimin kulaklarını çınlattım:)

Bu günün notları şimdilik bunlar. İyi bir hafta olsun da bu günün dileği

2 Ekim 2010 Cumartesi

dün akşam bu sabah Mavi Yasemin


Gece üç buçukda yatmama rağmen gözlerim erkenden fırt diye açıldı. Zuz uyanmasın, gürültü yapmayayım diye biraz yatakda oyalandım ama bu saat 9.30 a kadar sürdü. Kalktım yeşil açy , kahve gibi bir şey araddım bulamayınca ; akşam Ebru'nun unuttuğu ayvalı ıhlamurlu çayına talim ettim:) ama güzeldi.Elimede Kashmira Sneth-Hintli bir yazar-Mavi Yasemin adlı romanını aldım...Bir iki sayfa okuyunca çocuk romanı olduğunu anladım...Bir göç hikayesiydi...Mavi Yasemin...Hindistan'dan Amerikaya giden Seema ve aiesinin hikayesi... Hindistandan uzaktayken kutladıkları Hint bayramlarını okurken bizim gurbetçileri düşündüm...Eminim onlarda Seema gibi hissediyorlardır.İki kültürü birleştirmeleri...oradaki çiçeklerde bile Hindistanı aramaları...Kokusundan bile iğrendiği Mukta'yı özlemesi...Mukta'dan zerafeti, vefayı öğrenmesi...Şükran Gününde davet edildikleri masada hindiyi görünce yaşadıkları şok bir çocuk diliyle çok güzel anlatılmış...Kitap'' Paul Zindel ilk roman birincilik ödülü''almış.Zuz uyanana kadar kitabı bitirdim...Şimdi O kahvaltı hazırlıyor...Kahvaltıma eşlik edecek bir de güzel film seç dedim O'na:))ablalık haklarımı sonuna kadar kullanıyorum yani.

Not: Paul Zindel-Amerikalı oyun yazarı

Dün akşamı anlatmadan direk sabahtan girdim olaya ama dün akşam da hoş bir akşam hatta gecesi oldu...Zeya, Ebrucuk ve Nalan'la birlikte Zuz'un kendi elcağızlarıyla yaptığı ev likörlerini test ettik onyladık:))Nalan'ın doğum günü üç gün öncden kutladık...yine bi sürü bi sürü program yaptık... Çok güldük...çok hoş sohbetler yaptık gece ikide zor sonlandırdık geceyı...

Şimdi Zuz kahvaltı masasına çağırıyor beni, filmimizi de koydu... Filmin adı İtalyan Düğünü

1 Ekim 2010 Cuma

Uyurken öyle bir sıkmışımki dişlerimi, uyandığımda kulaklarım ve boynum ağrıyordu...Çene kaslarım gevşesin diye sakız çiğnedim.Halbuki dün oldukça relax bir gün geçirdim... Sadece yattım kitap okudum... Yemek bile yapmadım...bu akşamda yemek yemeyelim dedim. Şaka tabiki, dolap yemek doluydu:))

Akşam Fatmagül'ü izledim. Vedat Türkalinin hikayesi... başı belli sonu belli...ama değişsin istiyor insan izlerken bir kurgu izlediğini unutarak... abi yengeye bi tane çaksa ...e hani şiddete karşıydım ben... tamam yenge istisna:))Ama yenge de yenge yani... vermiş hakkını ... Tüm Türkiye'nin nefret ettiği kadın yazıyordu gazetede:)

Fatmagül'den sonra Türkan'ı izledim... Türkan Saylan'ı bilmeyen kaldıysa böylece öğrensin... bu açıdan çok izlensin istiyorum bu dizi... şu an raiting sıralamasında üçüncüymüş... Bu tür haberleri bizim Gülden'den alırım... Çünkü iki oğlu da dizi ekibinde... Mesela Fatmagül'ü mutlaka izle diye beni tembihler:))

Ayfer Tunç'un Yeşil Peri Gecesini okuyorum...önce Haliçdeki Simonlara başlayacaktım ama Kocam kaptı... hiç soluklanmadan okuyor... ah bi de bana anlatmasa:( Yeşil Peri Gecesi başlanınca hemen bitirilecek bir kitap...Ayfer Tunç su gibi yazıyor. Yazım dilini çok seviyorum.Bir de ben filmlerdeolsun, dizilerde olsun ya da kitaplarda , geriye göndermeleri hikayeleri seviyorum. Bu kitapda da bol bol geriye dönüşler var.

Bu gün evdeyim ama akşamı için çok güzel bir programım var... Zeya, Ebrucuk ve Nalanla birlikte Zuz'un yaptığı likörlerin tadına bakacağız... Ha bu arada sevindirici haber Nalan yeniden yazmaya başladı, darısı Ebrucuğa...Ebru ziyan olmasın İzmir -İstanbul hattında biriken hikayeler...

30 Eylül 2010 Perşembe

İstanbul'dan Semra geçti...

Ben görmeyeli çok tozlanmış bu İstanbul dedi Semra... E hadi ne duruyoruz dedim, alalım tozunu bir güzel, silelim süpürelim , cilalayalı hatta:))

Erken sabah kahvaltıları yaptık... kahvelerimizi içip hemen İstanbul'a attık kendimizi. Uzun koru yürüyüşleri yaptık... Semra Kuzguncuğu görünce ; şükürler olsun bozulmadan kalmış dedi. İstanbul içinde böyle bir mahallenin kalabilmiş olmasına çok şaşırak bile olsa.Tüm sokaklarına girdik çıktık.
Kadıköy sokaklarını arşınladık Naziş ve Gamse'yi de yanımıza alarak... Mercan'da kokoreç ve midye çeşitlemeleri partisi yaptık... Alkım'da uzun uzun kitap saatleri yaptık... Semra çaktırmadan bana iki kitap hediyesi ile çıktı oradan... Biri , Hanifi Avcı'nın yazdığı son günlerin en flaş kitabı HALİÇ'DE YAŞAYAN SİMONLAR diğeri, TAKUNYALI FÜHRER... YazarıErgün Poyraz. Kitapçıya girmişken ben de Ayfer Tunç'un son kitabı YEŞİL PERİ GECESİni aldım.

Bir gün eski ortak arkadaşlarımızla buluştuk. Buluşma öncesi biz ikimiz şöle bir Ayosofya turu attık. Yine inanılmaz kalabalıktı , giriş kuyruğu korkunçtu ama görevli bir torpil yapıp , Türkler buraya gelsin deyip bizi hemen içeri aldı:)) terleyen sütun önünde dilek dilemek için kuyruğa girdik. Neyse bu kez becerdim, elimi 360 derece döndürebildim. Çıkışda Ferhan ve Huriser ile buluştuk.Önce Sultan Ahmet meydanındaki bir kafenin bahçesinde oturup uzun uzun lafladık. Ah Ferhan... hiç sözünü etmişmiydim size... Tanışıklığımız uzun up uzun yıllar öncesine gider... Evleri Babaannemlerin evinin karşısındaydı... Halam beni Babaanneme götürürken ; hiç sıkılmayacaksın demişti, bir sürü kızları olan komşumuz var... Kızlar güzellikleriyle ünlüdür... Bu bu beş kızdan ikisi yaşıtım çıktı... orada olduğum günlerde inanılmaz eğlendik... Çook yıllar sonra işte ben Semra ile komşu olduğum mahelleye gittikten iki yıl sonra da Ferhan geldi. Zaten orada evleri varmış, Antalya'da yaşıyorlarmış, geri döndüler... İbrahim Bey bize muhteşem üçlü diye takılırdı hatta.Huriser Ferhan'ın ablası... güzeller güzeli .. . tam kafa deriz ya öyle ... bir kez karşılaşmıştım ama günümüze neşe kattı renk kattı. Ferhan O'na - Abla sen gelme demiş, o da niye kız, ben uzaylımıyım demiş:))İyiki iyiki de gelmiştin Huriser...

Ferhan, Huriser , Semra ve Ben o gün önce karnımızı Sultan Ahmet Köftecisinde doyurduk. Neyseki terasında yer bulabildik.Hatta Bakan, Kürşat Tüzmen de arka masamızdaydı:))

Herkesle selamlaşıyordu... Semra bizi uyardı selamlaşmayın sakın dedi... Çıkışta Ferhan- Ben Semra'dan gizli gizli azcık gülümsedim adama deyip bizi gülmekten öldürdü... Sultan Ahmet'in tüm sokaklarına girdik çıktık... Ara ara bir yerlerde oturup dinlendik sonrada NuruOsmaniye idi Mahmut Paşa idi, Tahtakale, Mısırçarşıydı geze geze aşağı indik. Tekrar bahçeli bir Cafe bulup çay molası verdik. Ayrıldığımızda akşam olmuştu tabiki. Biz Semoş'la eve döndük.

Dün Semra'yı Beşiktaş'a başka bir arkadaşımıza bıraktım ... nasıl hüzünlendim anlatamam...Ancak Gülden beni kendime getirir dedim :)) İyiki de gitmişim, onda da belki 20 yıldır görmediğim , bir arkadaşla karşılaşmayım mı? Haydaaa dedim yoksa erenleremi karışıyorum))

Günlerdir ortalarda olmayışımın nedeni buydu gördüğünüz gibi... Bu gün ev molası verdim kendime... yarın akşam için feci bir programım var çünkü...

29 Eylül 2010 Çarşamba

İyiyim hatta süperim... Semra ile şahane üç gün geçirdik, İstanbul'un tozunu alıp pırıl pırıl yaptık.
Yazıcam ama sanırım ancak yarın...