Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

yine geceden

En baştan söyleyeyim Cancan'ı hepimiz çok ama çok özledik...Bodrum-Karaincir'de keyf yapıyor... çok mutluymuş... Anne -Baba 24 saat yanında tabii... geçen gün telefona bi zahmet gelip sesini duyurdu... bin naz bin niyaz... on güne kalmaz elime düşer O benim.

Sıcak tüm haşmetiyle devam etmek de... evden çıkmadım hiç, gerçi Gamse arkadaşlarıyla tüm gün dışardaydı ama geldiğinde hiç şikayetçi değildi... sanırım serin bi yere konuşlandılar... Ama Naziş çok komikti ya... gece Neslihanlarda kalmıştı... sıcağa yakalanmamak için sabah koşa koşa eve geldi.

İstanbul Hatırası çok güzel bir biçimde ilerliyor... polisiye tarzım değidir ama Ahmet Ümit okurken çok keyif alıyorum... Geç tanıştık ama olsun telafi ederiz:))) İstanbulun ilk yıllarından başladık işe.. Arada çok güzel mitolojik hikayelerle bi keyif bi keyif gidiyoruz... Geziyoruz Balat... Zeyrek... Sarayburnu.... Cinayet ilk sayfada işlendi ....Araya sıkıştırlmış güzel bir aşk da var...Çok da güzel bir Kavafis şiiri vardı hatta... du yazayım size çok severim bu şiiri hatta şiirimdir diyebilirim...

Alın size gece bir Kavafis şiiri
Şehir
Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.



Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
KONSTANTİNO KAVAFİS

Anam bu Ahmet Ümit daha naaapsın size...Bakın ilk 100 sayfadan sonra tavsiye ediyorum, kulağınıza küpe olsun... listenizde bulunsun... yalnız bu yazarlara bir tavsiyem var, böyle ansiklopedi kalınlığında kitaplar yazdıkları zaman iki cilt olarak yayınlasınlar, birlikte paket etsinler ,satışta ayrılmasın biribirinden . Yattığım yerden kitap okuyamıyorum ayol, kollarım kopuyor. Bu sene çıkan kitapların hepsi böyle ansiklopedi kıvamında... Halide'de öyleydi... Kumsalda okurken kaç kez yüzüme düşürdüm, burnum kırılacaktı... Bu yazarlar yazdıkça açılıyorlar diyorum ben:)))

Tamamm kitap bilgilendirmesi de yaptık... Durun bir de şarkı tavsiyesi yapayım size kendi listemdem gelsin.. Dj Lale den. tam yaz şarkısı şırıl şırıl dalga seslerini duyar gibi... püfür püfür rüzgar eser gibi...

8 Ağustos 2010 Pazar

alev alev yanıyor yanıyor İstanbul


Geçtiğimiz cuma günü; enerji kullanımında Türkiye Cumhuriyeti tarihi rekorunu kırmışız... Nedeni sıcak giden havalar nedeniyle klima kullanımıymış... Böyle giderse daha ne rekorlar kırarız biz...

Bu gün Gamse- hadi bari Capitol'e gidelim dedi... Millet bu sıcaklarda AVM lere doluyor malum...Kalabalığı anlatamam...orası bile sıcaktı... Biraz mağaza dolaştık bir şeyler yedik, yok dedim ben dayanamıyorum ... eve döndük.

Bu akşam Düriyemin Güğümlerini izledim... seviyorum bu Ege köylerinde çekilen dizileri... geçen yaz da vardı benim böyle bi dizim... sıkmayın canınızı entel dantel bu sıcaklarda , benim izimden gidin , portakal orda kal ... bu gece Tarihin Arka Odası vardı, bilirsiniz bayılırım ... tarihin magazin programı diyorum ben ona... arada bi Murat Bardakçı, hadi Yaprak bilmem ne efendinin şu eserini söyleyelim diyo ben hemen başka yere zaplıyorum o başka heheheheh.Bazen belirledikleri konuya bile giremeden program bitiyo , zavallı konuk uykusuz kaldığına mı yansın, ertesi günü arkadaşları tarafından tiye alınacağına mı yansın öylece bakıyor... Amaaa İlber Ortaylı geldi mi, herkes divana duruyor... İlberim Ortayım seviyorum O'nu da valla... Hele şu müze kart olayından sonra daha bir seviyorum... Kartımı alalı henüz bir hafta oldu da:))

Şimdi gidip İstanbul Hatırasına devam edeceğim, araya Günaydın Funda girmişti... Özel bir ayraç seçmiştim onun için, şimdi Leylak Dalıcımın ağzının suyu akacak ama söz Ayasofyaya bir daha ki gidişimde sana da alacağım... Ayracımın özelliği geleneksel yöntemlerle oğlak derisindenüretilmiş bir parşömen ...Üstünde Ayasofya resmi var... Ayasofya'dan almıştım... Ayracı seçtim kitabı elime aldım ... dakka bir gol bir karşıma çıkan kelime Ayasofya...yani bu kadar olur... Yani önce kitapta adı geçen yerleri mekanları gezmişim o akşam da kitaba başlamışım... hey gidi hey .

pazar programımı açıklıyorum akşama kadar kanepede yatmak... sonra kalkıp diğer kanepeye geçip orada yatmak...

Eh bu yazınında sonuna gelmiş bulunuyoruz... İyi bir pazar olsun serin olsun... Cehennemin kapısını kim açık bıraktıysa artık kapatsın...Burası fazla ısındı ... Ben Lale dünyadan bildirdim...Ben kapıları açık bırakınca Annem elin arkaya dönmüyor mu ? derdi ... aynen öyle
Bu kadar nem bize yol su elektrik olarak döner artık... Su baskınları falan olmasında aman ... direk barajlara neyin boşalsın... Hani yazının sonu gelmişti... tam vedalaşırken kapı önü sohbeti açılır ya , aynı ona benzedi yav...

5 Ağustos 2010 Perşembe

Şu anda İstanbul da nemin oluşturduğu buharımsı tabakadan d0layı gökyüzü görünmüyor...Dün gece Gamsegamse arkadaşında kalınca , kanepe de bana kaldı...salona eni konu yatak yaptım kendime ve klimayı da kapatmadan sarınıp pikeme, bir güzel uyudum...

Klavyem bozuldu...iki üç gündür misafir sanatçıyım...Ama dün akşam artık bu sorunu çözmem konusunda ültümat0m aldım...e yedek klavye vardı o da çalışmadı...ama şimdi şahane çözüm olayını göreceksiniz aşağı resimde... hehe ekran klavyesi üstelik de çok zevkli..Sürekli tıklıyoun nasıll...demokrasilerde çare tükenmez dimi...Şimdi bir bilirkişi görüp teşhisi koysun ona göre klavye alınacak...


Dün Zuz geldi şantiyeden işe gitmek yerine bize geldi.Oturduk yine kardişş kardiş...

Gece hiç tv izlemeden direk kitap olayına girdim...Günaydın Funda nerdeyse yarılandı ...kitabı okurken canınız hep karanfilli çay içmek isteyecek...ben de çayımın içine bir kaç karanfil attım...süper bişi olldu...bardağınızda ince belli olsun ..lütfen... Ilgın Olut öyle diyo.....serin serin gezdim Foça sokakarında kitabı okurken ...hatta acilen F0ça ya gitmeliyimm dedim...özellike Siren Kayalıkları için...Münevver Hanımı bulmalı, Onun pansiyonunda kalmalı...akşamları avluda karanfilli çay içip ev yapımı keklerinden yemeliyim.Kitap insana sürekli bu duyguları veriyor.Henüz Funda ile olayı başlamadı...Ama Neva yı okurken de nerde bu Nevaa laaaaa olmuştum...Anladım ki Ilgın Olut un tarzı bu...

Kızların tatili 10 gün sonra bitiyor...Naziş bir arkadaşını kıramadı ve iki haftalık bir çeviri işi aldı...Üç gündür erkenden gidip akşam geç saatlerde kafası ambale olmuş geliyor...

Ama bu yazı bitsin dimii...Gamse acıdı laptop teklif etti ama yiğitliğe şey sürmedim...

Ayy inanamıyorum galiba bir kaç yağmurdamlası düştü....üst kattaki komşu camdan su dökmüş olamaz herhalde...hafiften de bir rüzgar çıktı...hadi hayırlısı

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Günaydın Funda



Bu Ilgın Olut'un son kitabının adı...Ilgın Olut bu kitabı yazıdı...Leylak Dalı aldı bu kitabı okudu...Vee bloğunda yazdı....ama bakın sonra ne oldu.



Leylak Dalıcım yazısını yazınca ;ben de gittim altına yorumumu yazdım....Dedim ki;bu yazarın daha önce Neva adlı kitabını okudum,bütün kitaplarının adı kadın adı....acep bi nedeni mi var....Galiba kendi yaşadıklarını yazıyor, falan gibi bir şeylerdi sanırım yazdıklarım....Ertesi gün bir mail aldım....Daha önce hiç tanımadığım birbirimizin sayfalarından bile habersiz olduğumuz piekurabiye'den geliyordu....yorumunuzu okudum Leylak Dalında diyordu....Ilgın Olut'u ailece tanıyorlarmış....mesleği'de aynen Neva' da ki kahramanı gibi doktorlukmuş...ben de blog dünyasının bu geri dönüşlerini çok seviyorum....artık daha da emin oldum , hikayelerin gerçekliğinden dedim....Ama Piekurabiye başladığı işi yarım bırakan biri değilmiş meğer.:)))bana öyle bir güzellik yaşattı ki anlatamam.... Kitabı almış....eşiyle İzmir'e gönderip Ilgın Olut'a benim adıma imzalatmış veeeee kitap az önce elime geçti. Ben de birazdan kahvaltı yapacağım şöle koca bir kahvaltı ama....Gamsegamse kalkana kadar şöle simitli, kayısı haşlanmış yumurtalı....közlenmiş kırmızı biberli falan....sonrasınıda salonda klimanın altına konuşlanıp Günaydın Funda günü yapacağım...Pie Kurabiye bana hikayenin geçtiği yerleri gözümde canlandırmam için Foça resmi de göndermiş.....


Hadi artık bu günkü tek program budur....

Piekurabiyenin sayfasına gittiğimde yaptığı tasarım kurabiyelerin şıklığına şaşırdım kaldım...lezzetlerinden de bir o kadar eminim....Şimdi burada hepinizin önünde bana yaşattıığı bu güzellik için....hayatıma kattığı bu renk için... hissetiğim her güzel şey için çok ama çok teşekkür ederim....Buradan Pie kurabiyenin kurabiyelerinin şıklığına bakabilirsiniz...Benim klavye mefta olmuş...Naziş'in laptopundan mausesiz yazdım bu yazıyı ve link vermeyi bir türlü
beceremedim:)))Resimde ekleyemedim....Gamse kalksın onuda eklerim yazıya:))

düzenleme: Gördüğünüz gibi link verilmiş resimde eklenmiştir....çünküüüü mouse taktım klavyeye:)))

3 Ağustos 2010 Salı

dün bugün

Fcebookda bir sıcaaaak yazıyorum , hemen altı yorumla doluyor burası daha sıcak diye....Klimalar olmasa ne yapacaktık bilemem... gerçi sonra tepe sersemi gibi dolaşmak var işin ucunda ama:)))
Sıcaklardan dolayı evci çıktık iki gündür...Gamse ile dün akşam biraz pazarı dolaşalım dedik ama koşa koşa eve geri döndük. Hem de saat 7.30 du..

Dün gece önce yatağımda... Sonra Gamsegamse'nin yatağında(kızlar klima yüzünden salondaki kanepeleri işgal etmiş durumdalar) daha sonra salonda Naziş'in ayak ucuna sığınma şeklinde sabah etme ...sabah yediden sonra tekrar kendi yatağıma dönüş şeklinde bir gece geçirdim.Yatak odasına gittiğimde Alllah sizi inandırsın Kocam, pikeye bir sarınmıştı anlatamam...gözlerim faltaşı gibi açıldı... bir de ,dün gece baya serindi hava demez mi?. Canım Annem ya, bu oğlan aynı lohusa gibi kat kat giyiniyo derdi )). Biz henüz t-shirtle falan gezerken bu koca kişisi kazaklara geçerdi hemen havalar biraz serinlemeye görmesin.

Şu sıcaklardan dert yanan arkadaşlara bir çift sözüm var ...siz yaz gelse gelse derken ben ne diyodum size Alllah aşkına he!!! yaz dediğin iki hafta olmalı o da ben tatildeyken heheheheheheh
Dün gece Rıfat Ilgaz'ın kitabını bitirdim.... Bazı şeyler hep güncel Türkiye de...bazı kitapları okurken bunu daha iyi anlıyorum....bizb seksen sene aynı şeyleri konuşan bir milletiz....Bakın şimdi Ramazan gelsin, konuşulacak konuları size söyleyeyim....şunlar orucu bozar bunlar bozmaz...bilmem nerede oruç tutmayan şahı, yemek yerken görülüp dövüldü....iftar çadırları ...bilmem ne bakanı ya da Başbakanı şu gecekonduda iftar açtı...çıocuklara harçlık verdi falan filan.Benim ramazan programımı açıklamıştım, sabaha kadar oturma akşama kadar yatma....var mı bi itirazı olan...orucunu yatarak tutuyo filan diyen... kendi orucum kardişimmm nasııl tutar tutarım:)))

Gelelim bu güne ;bir ara kafamı dışarı çıkaracak oldum , sanırsın kafamı fırına soktum...anlaşııldı dedim bu gün de evci çıktık.... Tam o sıırada Meral aradı ....hadi gelin dedim....kısır yağptım hemencik bi de soğuk yenilecek bir pastamsı tatlımsı bir şey yaptım....serin serin oturduk...yeyip içip okey oynadık....Akşam olunca kızlar Meral'i de alıp Kadıköy' e gittiler. Bne hadi bi yazı attırayım dedim.o sırada Kocam da geldi eve ...bir çay onun eline tutuşturdum sen haberleri izle dedim.....işte böle böle bu günü de böyle yedik bitirdik sırada ki gelsin....ama serin gelsin.

düzenleme: Bu ramazanda iftar çadırı yokmuş....Catring firmaları eve servis yapacakmış... vallaaa

1 Ağustos 2010 Pazar

Fotoroman pazar günleri çıkar adı Analı kızlı))

Herşey kuzen Fatma'nın dün akşam hadi kalkın gelin demesiyle başladı. İkiletmedik valla... Kocamı evde bıraktık ve kız kıza Beşiktaş'a geçtik önce... Alperen'le buluşmak için... Alperen Fatma'nın oğludur ve çok şeker bişidir... Yakışıklı bi delikanlıdır... Ama O buluşma yerine 15 dk kadar geç kalınca ve bizim saçlarımız haşlanmış mısır ve kokoreç kokmaya başlayınca yakışıklılığından eser kalmayacaktı ama... Neyse benim telefondaki sesimi duyunca yanımıza ışınlanıverdi birden:))) Sonra Gülden ve Fatma ile buluşup Bu kez Ergin yakışıklısına misafir olduk Taksim'de... Gecenin üç buçuğuna kadar hizmette kusur etmedi bizi bir güzel ağırladı bahçesinde... Pek bi eğlendik ...Gece hep birlikte teyzeme gittik... Bizim uykumuz gelmişti ama teyzem fil gibiydi... Bir ara çarşaf krizi yaşadık... Teyze tamam bu bana yeter dedikçe teyzem elinde çeşit çeşit çarşaflarla kapıda göründü:))) Sonunda suçlu bulundu; BENNNN. Ta baştan alsaydım elindekileri olay bitecekti... Ay kafam durmuş demek ki:))

Sabah yine kuzilerle bu kez kuzen Halil'in de katılımıyla güzel bir kahvaltı yaptık. Biz kahvaltı sonrası feryat figan ayrıldık... Kahve içelim öyle gidin... Hava serinlesin öyle gidin nidaları arasında evden çıktık...Gamsegamse başka bir program için bizden ayrıldı. Biz de Naziş'le baktık hava rüzgarlı, öyle korktuğumuz gibi değil attık kendimizi İstanbul'un kollarına... İşte bundan sonrası fotoğraflarla...

Galata Köprüsü altında kızımla keyf etmece yaparken (yakamdaki şerit elbisemin aksesuarı çantamın askısı değil:))) Kim görse niye çantanla oturuyorsun diyor da:))) Balkahvecim kolyeme tikkatttt... ne zaman taksam günüm bal gibi talı kahve gibi keyifli oldu...
Almışım arkama Ayasofya'yı , oturmuşum ceviz ağacının altına... Almışım elime çayımı...

Ayasofya merdivenlerinde yayılmaca...

Döne döne Ayasofya... Yukarı katlara çıkarken...

Eh bana da "İmparatoriçe Locası" yakışır.Ayasofya da iki din bir kareye sığar.
Dilek sütünundayım ama beceremedim... Meğer bir taktiği varmış benim gibi sadece elinizi çevirmeyin ... Kolunuzu da birlikte çevirin...Valla ben bi daha gider denerim...


Altı yüz yıl sonra üstündeki sıva kaldırılarak ortaya çıkarılan SERAFİM
Naziş'le kafakafaya verip , makineyide alttan tutarak tavan süslemelerini çektik...nası taktik ama:))Son resim Sanat Tarihi Hocam Tuncay Bozkurt'un anısına...Yattaığı yer ışıklar içinde olsun... Bu planları bize resmen ezberletirdi...

Home sweet home diyerek eve zor düştük... Ha bu arada yol üstündeki kitapçının dışarı attığı tezgahtan; Müge İplikçi'nin ''Cemre'' ve Rıfat Ilgaz'ın "Garibin Harozu" adlı kitaplarını aldım... Ambalajları bile açılmamıştı ve neredeyse kağıt peçete fiyatınaydı.... İçim cızladı...

30 Temmuz 2010 Cuma

gecenin bi yarısından

Dün itibariyle sahalara dönmüş bulunuyorum... Dün bizzat kendim ve kızlarımla görümce'ye çay seromonisine gittik.Seromoni dememin nedeni ; görümcemin bu işi gerçekten de seromoni gibi yapmasıdır... hem göze hem gönle hem de damaklara hitab eder...

Ben çaydan sonra bir saat sonra falan kalktım... kızlar devam ettiler güne... Benim koştur koştur eve gelme nedenim taaaa Amasra tatili sırasında yapılmış olan şahane bir plandı... Biz yani Zeya, Ebrucuk, Nalan ve Zuz bu kez Etiler yollarına düştük ve Nalan'ın annesinin şahane mantılarını lüp lüp götürdük... yine acaip planlar yapa yapa yakası açılmadık bir konu bırakmaya bırakmaya gece yarısı ettik ... Zeya beni evden aldı fazla mobilize olma Lale Abla dedi... Ama dönüşde eve artık İstanbul yollarının bile fatihi olan Ebrucuk getirdi... Ben boşa mı İstanbul İstanbul diye tuuturdum sanıyosun Ebruuuu:)))

Cancan artık tatile gidiyor biz de şöle eni konu bir temizlenelim deyip büyük bir temizlik harekatı başlattım bu gün ama Cancan tam temizliğin orta yerinde çıka geldi... Annesi ve Zuz Bursa'ya gitmişti o da halasıylaydı ama saat dört gibi soluğu biz de aldı:)) Eh O da yardım konusunda elinden geleni esirgemedi kapatılan süpürgeyi çalıştırdı, tam süpürülürken gelip arkadan kapattı:)))

Halide'yi yarım bırakıp ; Katalin Sokağına başlamıştım... az önce bitirdim.Her şey için geç kaldığını düşünen insanlar var bu kitapta... savaşın adı geçmiyor ama tüm acımasızlığıyla savaş var... insanların hayatına damgasını vuran Katalin Sokağı romanın baş kişisi... Hepimizin böyle bir sokağı vardır aslında... mesela benimkinin adı Zafer sokak.. Zafer sokak 4 numaralı ev...Sonra Kızılelma caddesi var mesela...

Halide'ye geri dönmeyeceğim onu kış kitabı ilan ettim... İstanbul Hatırasına başlayacağım... Bir de aklımda bir kitap ismi var, henüz almadım..elime aldım bıraktım... İsmi çok ilgimi çekmişti... yazarını şimdi hatırlayamadım ama adı; Kızarmış Palamut Kokusu idi... bana , sokak da oynadığımız günlerde , pencerelerden dışarı taşan yemek kokularını... Behice Teyze'nin vişne peltesini...Annemin mangala sürdüğü kahve cezvesini, anımsattı ... sanki okusam bu kokuları duyacağım... bu tadı alacağım... peki okurda almazsam ne olacak?

Ramazan için Koca ile planlarımız var. Yok yok gezme tozma değil... Geçen yıl yaptık o işi... aç karnına gezmenin hiç bir cazibesi yok... şöle kahve molası vermeden... hadi şurda soluklanalım bir çay molası verelim demeden... keşfedilmiş yeni yemek mekanlarında yeni tatlar denemeden gezmenin hiç mi hiç tadı yok... Bu seneki plan... Sabaha kadar oturma ... öğlene kadar yatma ... öğleden sonra ufak bir tur atma ve yemek tarifleri araştırma ve deneme o kadar nokta. Tabi yine sevdikleri iftarda ağırlama ve iftar davetlerine icab etme var... Kızlar zaten 15 Ağustos gibi seminer önemine başlıyorlar... Yani uzun yaz tatili sona eriyor.

Mail kutum her gün refaranduma Hayır de Yok Evet de tavsiyeleriyle dolup taşıyor... Facebook mesaj kutum ona keza... Arkadaşlar yorulmayın, üzülmeyin benim için; ben ne oy vereceğimi biliyorum... milyon kişi gelse oyum belli , DEĞİŞMEZ...Çabalarınızı takdir ediyor ve teşekkür ediyorum...

Gecenin bi yarısından yaptığımız yayın burada sona ermiştir... İyi bir gece ve iyi bir haftasonu diliyorumm.