Günlerden pazar
Yer Kadıköy
Dört keyifli kadın
Her yer sarı - lacivert
Ama kadınların hiç biri FB li değil, yolları tesadüfen kesişmiş onlarla
Bira- balık, bir tatlıcının tatlılarının tümüne yakınının tadına bakış, akşam kahvesi - çayı
Gırla muhabbet
Eskici gezme, Annenin dolaplarını, vitrinlerini bir kez daha elden geçirme isteği...
Sonuç bildirgesi...
Kadınlardan biri ile zaten tanışmış olmanın verdiği, artık onun balkonundan caddelere sokaklara inmiş olmasının verdiği tat...
Biri en eski tanıdığın ama ilk gördüğün, buduarlı ... hakkında hiç yanılmamış olduğunun verdiği tat...
Biri en yeni tanıdık... ama tanımış olmanın sevincinin verdiği tat
Ve bu tat hala benimle...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
17 Mayıs 2010 Pazartesi
15 Mayıs 2010 Cumartesi
uyuz cumartesi
havalar ısınır ısınmaz bloga rehavet havası da çöktü her zamanki gibi.
Nasıl uyuz bir cumartesi bu. Ev de in cin top oynuyor... Gamse konser organizasyonları dolayısıyla, Naziş ise bir müze programı dolayısıyla çıktı evden... Kocamsa kaşla göz arası tüydü... Nasılsa Zuz geliyo , siz kardeş kardeş oturursunuz dedi. Ha neyseki Zuz gelecek birazdan. İyiki kuaförü bizim burada:))) Ama ben her zamanki geleneksel anlı şanlı kahvaltımdan mahrum etmedim onları. Kaşarlı patetesli omlete yumulup beni ev de yalnız bırakmak reva mı?
Dün evden çıkmayacağım dedim ama, cuma günleri okuldan erken çıkan Gamse, araypp da - Anne , Kadıköy'e gidelim mi deyince- iyi dedim. Ayağı yanık kedi gibi ora benim şura senin gezdik. Mercan da kendimize ziyafet çektik. Akşam yedi buçuk gibi Gamse beni ekti, ben eve geldim. Benim kzılarla evden birlikte çıkabilirsiniz ama birlikte eve dönme şansı çok azdır, mutlaka onların bir devam programı çıkar çünkü...Eve geldiğimde ayağım beton gibi olmuştu. Yarınki programıma çizme ile gideceğim çaresiz:)))
Nasıl yapış yapış bir hava bu, çok erken şikayet etmeye başladık ama öyleee ne yapalım.
Şu an da yanı başımda bir film var... Gamsegamse getirmiş belki Zuz la izleriz... ''Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar''. Çok kalabalık da bir ünlü kadrosu var. Böyle ünlü dolu filmler genelde fos çıkar ya bakalım bakalım nasıl...İzlersek fikrimi yazarım elbette...
ne diyeyim keyifli bir cumartesi öğleden sonrası olsun, keyifle akşama devam etsin....
Nasıl uyuz bir cumartesi bu. Ev de in cin top oynuyor... Gamse konser organizasyonları dolayısıyla, Naziş ise bir müze programı dolayısıyla çıktı evden... Kocamsa kaşla göz arası tüydü... Nasılsa Zuz geliyo , siz kardeş kardeş oturursunuz dedi. Ha neyseki Zuz gelecek birazdan. İyiki kuaförü bizim burada:))) Ama ben her zamanki geleneksel anlı şanlı kahvaltımdan mahrum etmedim onları. Kaşarlı patetesli omlete yumulup beni ev de yalnız bırakmak reva mı?
Dün evden çıkmayacağım dedim ama, cuma günleri okuldan erken çıkan Gamse, araypp da - Anne , Kadıköy'e gidelim mi deyince- iyi dedim. Ayağı yanık kedi gibi ora benim şura senin gezdik. Mercan da kendimize ziyafet çektik. Akşam yedi buçuk gibi Gamse beni ekti, ben eve geldim. Benim kzılarla evden birlikte çıkabilirsiniz ama birlikte eve dönme şansı çok azdır, mutlaka onların bir devam programı çıkar çünkü...Eve geldiğimde ayağım beton gibi olmuştu. Yarınki programıma çizme ile gideceğim çaresiz:)))
Nasıl yapış yapış bir hava bu, çok erken şikayet etmeye başladık ama öyleee ne yapalım.
Şu an da yanı başımda bir film var... Gamsegamse getirmiş belki Zuz la izleriz... ''Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar''. Çok kalabalık da bir ünlü kadrosu var. Böyle ünlü dolu filmler genelde fos çıkar ya bakalım bakalım nasıl...İzlersek fikrimi yazarım elbette...
ne diyeyim keyifli bir cumartesi öğleden sonrası olsun, keyifle akşama devam etsin....
14 Mayıs 2010 Cuma
sabah sabah mırıl mırıl
Birden bastı sıcak, alışamadım ağır geldi... Dünü sarhoş gibi geçirdim. Elim klimanın kumandasına gitti geldi ama ...açmadım.Gece bir de baktım yağmur yağıyor. Yağ ulan dedim yağ... Sabah hiç yağmamış gibiydi.
Akşam, Aşk-ı Memnu Matmazelin gözlerinde bitti, elindeki anahtarda bitecek sanmıştım:)) Bu arada ben yarısını telefonda konuşarak geçirdim.Teyzem sanırım konuşma ihtiyacındaydı ben de hiç ellemedim... Canım Teyzem ya... Eniştem'le öyle meşgul ki,tüm dünyası O' oldu artık..
Farkındaysanız iki gündür evdeyim... Ayağımı fazla zorlamak istemiyorum. Biraz üstüne gidince isyan edip ağrıyor...Doku ezilmesi olmuş...Dokununca acımasından belliydi heheheh.
Evde olunca fazla bir aksiyonda olmuyor tabi, kızlar okula gidip geliyorlar, yaklaşan dönem sonu nedeniyle ... etkinlikler falan... bazen hafta sonu bile okulda olabiliyorlar.
TV deki tüm açık oturumların konusu Baykal...B.k nu çıkarmadan bırakmazlar artık. Bir tek Balçiçek Pamir'in yönettiğini izledim. Sadece kadın gazeteciler vardı. Yazgülü Aldoğan- yazdığı kitabı hiç ama hiç sevmemiş olsam da-Canan Barlas ve şimdi adını hatırlayamadığım iki gazeteci daha...Gayet düzeyli, olaya çok daha geniş açıdan bakarak konuştular, tartıştılar...
Şimdilik de bu kadarrr.
Akşam, Aşk-ı Memnu Matmazelin gözlerinde bitti, elindeki anahtarda bitecek sanmıştım:)) Bu arada ben yarısını telefonda konuşarak geçirdim.Teyzem sanırım konuşma ihtiyacındaydı ben de hiç ellemedim... Canım Teyzem ya... Eniştem'le öyle meşgul ki,tüm dünyası O' oldu artık..
Farkındaysanız iki gündür evdeyim... Ayağımı fazla zorlamak istemiyorum. Biraz üstüne gidince isyan edip ağrıyor...Doku ezilmesi olmuş...Dokununca acımasından belliydi heheheh.
Evde olunca fazla bir aksiyonda olmuyor tabi, kızlar okula gidip geliyorlar, yaklaşan dönem sonu nedeniyle ... etkinlikler falan... bazen hafta sonu bile okulda olabiliyorlar.
TV deki tüm açık oturumların konusu Baykal...B.k nu çıkarmadan bırakmazlar artık. Bir tek Balçiçek Pamir'in yönettiğini izledim. Sadece kadın gazeteciler vardı. Yazgülü Aldoğan- yazdığı kitabı hiç ama hiç sevmemiş olsam da-Canan Barlas ve şimdi adını hatırlayamadığım iki gazeteci daha...Gayet düzeyli, olaya çok daha geniş açıdan bakarak konuştular, tartıştılar...
Şimdilik de bu kadarrr.
13 Mayıs 2010 Perşembe
Sabah seansı
Ne kadar sıcak bir geceydi...E hani bu yaz serin geçecek palavrasını savuran kimlerdi... yok İzlanda'da da ki o tuhaf isimli yanardağ patlayınca mevsimlerin dengesi bozulmuş da... Onun patlayacağı bi kere isminden belliymiş...Eyjafjoll... patlamaya her an hazır bir ad bence...Dün Koru bile çok sıcaktı, bir saat falan ancak durabildik, koşa koşa eve geldik.
Zemberek Kuşu dünyayı kurdu yeniden... Her sabah kurduğu gibi...kiiii kiiii diyerek...dün gecede kitabım elimde sızmışım... E Cancan vardı bizde, boru mu? . Yorulmuşuz...Oynadı zıpladı... evi darma duman etti gitti. Olsun, uykudan uyanınca; içiii içiii diye beni çağırıyor ya yeter( bilmeyenler için not. canımın içi demek istiyor Can'ım bana)... helal olsun O^na dağılan evler, çorbalı duvarlar...
Akşam Natilius Carrefoura , alış- verişe gittik... Geldiğimiz de Canım Ailem , yarı olmuştu. Şöyle bir onu izledim sonra yatakta çay ,kitap faslı yaptım. Bir film izlemeye çalıştım öncesinde- Aşkın İngilizcesi- ama sonra yarısında sıkıldım , bıraktım. Demek ki bu filmle buluşma zamanım henüz gelmemiş hehehehehe bu sözü Elif Şafak 'dan çaldım.
Dün Dilaram , Beyaz Gelinciğimle telefon görüşmesi yaptık. Ne güzel oldu. Hiç görüşmedik ama bir kaç kez konuştuk... Bloğun bu tatlarını seviyorum.
Jakarta'dan gelip arşivimi bile okuyan arkadaş, e bi de selam çaksaydın... Ne güzel olurdu... İnsan merak ediyor yav.
Sabah seansını kapatıyorum... Öğleden sonra görüşürüz.
not: Bu yıl Bursasporluyum. Hadi yürü be Bursa kim tutar seni. Timsah Yürüyüşü yapalım hep birlikte. Zeya Vedat'a söyleme bu yazdıklarımı... yolu yine Amsterdam'a düşebilir... laleleri görünce aklına yine ben gelebilirim :)))
düzenleme: Dağın adı konusunda Ataletim uyardı beni... doğrusu...Eyafyallayöküll
düzenleme:2. Cacık yapmak için soyduğum salatalıkları çıtır çıtır yedim valla:)Bulgur pilavının yanına yoğurdu sek alıcaz artık:(((
düzenleme:3. Mahallenin en bela teyzesi, sen Arzu'nun annesimisin? dedi , yok dedim Gamze'nin- haa Gamzu'nun dedi... hastalanmış, oğlu pencereden girmiş... herkesle kavgalı , kimse farketmemiş yokluğunu ama Gamse 'yi bi sever,ona hiç kıyamadığı çiçeklerini saksılarla verir.- Alma kıs , diyorum, geri isteyeceği tutar, çiçek solar molar neme lazım:)))
Zemberek Kuşu dünyayı kurdu yeniden... Her sabah kurduğu gibi...kiiii kiiii diyerek...dün gecede kitabım elimde sızmışım... E Cancan vardı bizde, boru mu? . Yorulmuşuz...Oynadı zıpladı... evi darma duman etti gitti. Olsun, uykudan uyanınca; içiii içiii diye beni çağırıyor ya yeter( bilmeyenler için not. canımın içi demek istiyor Can'ım bana)... helal olsun O^na dağılan evler, çorbalı duvarlar...
Akşam Natilius Carrefoura , alış- verişe gittik... Geldiğimiz de Canım Ailem , yarı olmuştu. Şöyle bir onu izledim sonra yatakta çay ,kitap faslı yaptım. Bir film izlemeye çalıştım öncesinde- Aşkın İngilizcesi- ama sonra yarısında sıkıldım , bıraktım. Demek ki bu filmle buluşma zamanım henüz gelmemiş hehehehehe bu sözü Elif Şafak 'dan çaldım.
Dün Dilaram , Beyaz Gelinciğimle telefon görüşmesi yaptık. Ne güzel oldu. Hiç görüşmedik ama bir kaç kez konuştuk... Bloğun bu tatlarını seviyorum.
Jakarta'dan gelip arşivimi bile okuyan arkadaş, e bi de selam çaksaydın... Ne güzel olurdu... İnsan merak ediyor yav.
Sabah seansını kapatıyorum... Öğleden sonra görüşürüz.
not: Bu yıl Bursasporluyum. Hadi yürü be Bursa kim tutar seni. Timsah Yürüyüşü yapalım hep birlikte. Zeya Vedat'a söyleme bu yazdıklarımı... yolu yine Amsterdam'a düşebilir... laleleri görünce aklına yine ben gelebilirim :)))
düzenleme: Dağın adı konusunda Ataletim uyardı beni... doğrusu...Eyafyallayöküll
düzenleme:2. Cacık yapmak için soyduğum salatalıkları çıtır çıtır yedim valla:)Bulgur pilavının yanına yoğurdu sek alıcaz artık:(((
düzenleme:3. Mahallenin en bela teyzesi, sen Arzu'nun annesimisin? dedi , yok dedim Gamze'nin- haa Gamzu'nun dedi... hastalanmış, oğlu pencereden girmiş... herkesle kavgalı , kimse farketmemiş yokluğunu ama Gamse 'yi bi sever,ona hiç kıyamadığı çiçeklerini saksılarla verir.- Alma kıs , diyorum, geri isteyeceği tutar, çiçek solar molar neme lazım:)))
12 Mayıs 2010 Çarşamba
yeniden yeniden düzenlenen yazı...
Kafam kazan gibi kalktım, niye diye düşünürken; yatarken içtiğim alerji ilacından olduğunu anladım...
Naziş yatağını falan bir güzel düzeltmiş, odanın penceresini açmış, içeriye mis gibi temiz hava dolmuş... iyi geldi.
Şimdi aportta bekliyorum, Babam çayı bir demlesin hemen bir çay kapıcam... önümüzdeki perşembe gidiyor... artık yaylalar, cenikler, deniz kıyıları, briç turnuvaları, klüpteki güveç partileri onu bekler... dolabına da külek külek tereyağlarını doldurur artık. Ben yokum ya oooh...
Binlerce dolar kazandığımı ve beni tebrik ettiğini söyleyen onlarca mail sildim yine... Güya filitre koymuştum , viagralılar gelemiyo ama bunlar bir yerden sızıyorlar mutlak.
Dün gece Kapalıçarşıyı izlerken uyumuşum, kitap okuyamadım...
Bu gün Cancan geliyor... Önce bir Koru sefası yaparız, gelince yemek yer, uyur... akşam üzeri sokağa çıkaracağım onu, yaşıtı bir kaç çocuk var onlarla top oynuyor. Ne oynamak ama koca bir basketbol topunu kapıp ba ba yani basket bol diyor, yerde saydırmaya çalışıyor. Babaaannesi kapıya bir pota takmış, karşısına da bir yuvarlak çizmiş. O yuvarlağın içine basıp öyle atıyor topu... Futbol ve Basketbola acaip meraklı. Ama hadi Ayşegülleri getir bana , okuyalım deyince de kitaplıktan getirip ilgiyle dinliyor. Tabi kitabı alıp da okumaya başlamıyorum. Aaaa bak Ayşegül'ün ne güzel atı var... ay burada Ayşegül düşmüş, bacağı uf olmuş, ağlıyor diyorum, O da cici cici diyor. Şimdilik okuma şeklimiz bu...
Günün programı ise şöyle;
Babam çayı demledi galiba... gidip kapayım:))
düzenleme: Koru bile çok sıcaktı bu gün, Cancan koşturdu durdu ama baktık yüzü kızardı , aldık eve geldik... Markette rutinlerini tekrarladı , yürüyen merdiven... pastane kısmı... asansör tamam market demek bu demek. Eve gelince bir tabak yayla çorbasını ham ham diye diye yedi. Bir kaşık O^nun elinde bir kaşın benim elimde... sonra tumba yatak. Soydum sereserpe yatırdım. Ben de sanırım ya bir film izlerim ya kitabımı okurum...
Ah unuttum geldiğinde elinde kocaman demetler dolusu karanfiller vardı. Bana verdi kucağıma atladı.
Herkesin bir ismi vardı ev de. Naziş'e aba , Gamse'ye ağzıyla lololo yaparak ( çünkü bebekliğinden beri Gamse yüzünü yüzüne yaklaştırıp ona diliyle lolo gibi sesler çıkarıyordu , oh olsun adı öyle kaldı..) Kocama dede demeyi seçti. Bana hiç bir şey demiyordu ... sonra en güzel ismi bana sakladığı ortaya çıktı... İçiii içiii diye çağırıyor beni, yani canımın içi. Çünkü ben O'nu öyle seviyorum. Canımın içi içiiii diyerek. Eh bir atasözü daha doğrulanmış oldu. Ne verirsen elinle, o gelir seninle:)))
Naziş yatağını falan bir güzel düzeltmiş, odanın penceresini açmış, içeriye mis gibi temiz hava dolmuş... iyi geldi.
Şimdi aportta bekliyorum, Babam çayı bir demlesin hemen bir çay kapıcam... önümüzdeki perşembe gidiyor... artık yaylalar, cenikler, deniz kıyıları, briç turnuvaları, klüpteki güveç partileri onu bekler... dolabına da külek külek tereyağlarını doldurur artık. Ben yokum ya oooh...
Binlerce dolar kazandığımı ve beni tebrik ettiğini söyleyen onlarca mail sildim yine... Güya filitre koymuştum , viagralılar gelemiyo ama bunlar bir yerden sızıyorlar mutlak.
Dün gece Kapalıçarşıyı izlerken uyumuşum, kitap okuyamadım...
Bu gün Cancan geliyor... Önce bir Koru sefası yaparız, gelince yemek yer, uyur... akşam üzeri sokağa çıkaracağım onu, yaşıtı bir kaç çocuk var onlarla top oynuyor. Ne oynamak ama koca bir basketbol topunu kapıp ba ba yani basket bol diyor, yerde saydırmaya çalışıyor. Babaaannesi kapıya bir pota takmış, karşısına da bir yuvarlak çizmiş. O yuvarlağın içine basıp öyle atıyor topu... Futbol ve Basketbola acaip meraklı. Ama hadi Ayşegülleri getir bana , okuyalım deyince de kitaplıktan getirip ilgiyle dinliyor. Tabi kitabı alıp da okumaya başlamıyorum. Aaaa bak Ayşegül'ün ne güzel atı var... ay burada Ayşegül düşmüş, bacağı uf olmuş, ağlıyor diyorum, O da cici cici diyor. Şimdilik okuma şeklimiz bu...
Günün programı ise şöyle;
Babam çayı demledi galiba... gidip kapayım:))
düzenleme: Koru bile çok sıcaktı bu gün, Cancan koşturdu durdu ama baktık yüzü kızardı , aldık eve geldik... Markette rutinlerini tekrarladı , yürüyen merdiven... pastane kısmı... asansör tamam market demek bu demek. Eve gelince bir tabak yayla çorbasını ham ham diye diye yedi. Bir kaşık O^nun elinde bir kaşın benim elimde... sonra tumba yatak. Soydum sereserpe yatırdım. Ben de sanırım ya bir film izlerim ya kitabımı okurum...
Ah unuttum geldiğinde elinde kocaman demetler dolusu karanfiller vardı. Bana verdi kucağıma atladı.
Herkesin bir ismi vardı ev de. Naziş'e aba , Gamse'ye ağzıyla lololo yaparak ( çünkü bebekliğinden beri Gamse yüzünü yüzüne yaklaştırıp ona diliyle lolo gibi sesler çıkarıyordu , oh olsun adı öyle kaldı..) Kocama dede demeyi seçti. Bana hiç bir şey demiyordu ... sonra en güzel ismi bana sakladığı ortaya çıktı... İçiii içiii diye çağırıyor beni, yani canımın içi. Çünkü ben O'nu öyle seviyorum. Canımın içi içiiii diyerek. Eh bir atasözü daha doğrulanmış oldu. Ne verirsen elinle, o gelir seninle:)))
11 Mayıs 2010 Salı
Sabahtan
Ne güzel bir hava var dışarda... Sıcaklıklar 10 derece birden artacakmış...Bir aydır neredeyse rüzgarlı bir İstanbul yaşıyoruz. Ne güzel keşke hep böyle sürse dedim, kızlar acaip acaip baktılar...İnsanı sersem sepelek etmeden hafif hafif esen rüzgar ne güzel olur halbuki...
Ben hiç durmadan geze durayım, ayağım ağrımaya devam. Piknikte ağacın dibindeki çukura girdiğinden beri..
Ezeli izlemekten sıkıldım artık, bunuda belli edip vır vır konuşuyorum ki; beni yanlarında istemesinler git desinler diye . Ama reklam aralarında bile ortadan kaybolunca - Anneee başladı- Laleee başladı diye bağırışıyorlar. Konuşunca da kızıyorlar, izlemek istemediğin şeyi bize de izletmiyorsun diye, ama ne bırakın yav beni kendime...
Bu günün filmini seçmedim henüz yanımda Sherlock Holmes duruyor ama, başka film seçicem bir yerli film olsun istiyorum bu kez...
Çocuklar Duymasın , yeniden başlıyor, fragmanını gördünüz mü... Eeee şimdi Pınar Altuğ evlenince Birol Güven'e göre imaj düzeltti demek... Şimdiki kocası ile birlikteliği yüzden kadını diziden çıkartmıştı... profosyonellik bu olsa gerek. Ben her şey de amatör olduğum için anlayamam tabi bu ince işleri. Magazine gel arkadaş en hası burada hehehehe
Deniz Baykal konusu hiç girmek istemediğim bir konu... Herkes yeterince bir şeyler söyler nasılsa.
Bizim mahalle yeniden inşa ediliyor sanırsınız... Eski bir semt ya burası ... apt ler birbir yıkılıp hoooop yenisi dikiliyor.
Tatille ilgili çok belirgin bir planımız yok bu yıl... kesin 10 temmuza kadar İstanbul'dayız zaten...Mayıs ayı içinde karı-koca bir Safranbolu kaçamağı yapacağız bir tek o belli...
Şimdilik bu kadar , gün içinde devam ederim...
düzenleme-1 : e benim sık kullanılanlarım, ileti geçmişim, ne bişim araç çubuğum neyin vardı nere gitti onlar dımdızlak bir google sayfası var karşımda:((((


Biraz önce Güz Sancısını izledim. Tarihimizde kara leke gibi duran 6-7 Eylül olayları konusu. Murat Bardakçı bir Tarihin Arka Odası programında ; yağmacılık Türklerin genlerinde var demişti. Orta Asya'dan bu yana, ne doğru ne haklı bir tespit... Son sel olayında da görmüştük bunu İnsanlar otobüslere doluşup yardıma değil, yağmalamaya gelmişti...
Ay içime daral geldi Babam ve Kocam sadece Baykal'la ilgili haberleri ve programları izliyorlar...Bi de bana anlatmasalar... üstelik de ayrı ayrı tv lerde farklı programları izleyip... bu konuda sunum yapabilirim...
Ben hiç durmadan geze durayım, ayağım ağrımaya devam. Piknikte ağacın dibindeki çukura girdiğinden beri..
Ezeli izlemekten sıkıldım artık, bunuda belli edip vır vır konuşuyorum ki; beni yanlarında istemesinler git desinler diye . Ama reklam aralarında bile ortadan kaybolunca - Anneee başladı- Laleee başladı diye bağırışıyorlar. Konuşunca da kızıyorlar, izlemek istemediğin şeyi bize de izletmiyorsun diye, ama ne bırakın yav beni kendime...
Bu günün filmini seçmedim henüz yanımda Sherlock Holmes duruyor ama, başka film seçicem bir yerli film olsun istiyorum bu kez...
Çocuklar Duymasın , yeniden başlıyor, fragmanını gördünüz mü... Eeee şimdi Pınar Altuğ evlenince Birol Güven'e göre imaj düzeltti demek... Şimdiki kocası ile birlikteliği yüzden kadını diziden çıkartmıştı... profosyonellik bu olsa gerek. Ben her şey de amatör olduğum için anlayamam tabi bu ince işleri. Magazine gel arkadaş en hası burada hehehehe
Deniz Baykal konusu hiç girmek istemediğim bir konu... Herkes yeterince bir şeyler söyler nasılsa.
Bizim mahalle yeniden inşa ediliyor sanırsınız... Eski bir semt ya burası ... apt ler birbir yıkılıp hoooop yenisi dikiliyor.
Tatille ilgili çok belirgin bir planımız yok bu yıl... kesin 10 temmuza kadar İstanbul'dayız zaten...Mayıs ayı içinde karı-koca bir Safranbolu kaçamağı yapacağız bir tek o belli...
Şimdilik bu kadar , gün içinde devam ederim...
düzenleme-1 : e benim sık kullanılanlarım, ileti geçmişim, ne bişim araç çubuğum neyin vardı nere gitti onlar dımdızlak bir google sayfası var karşımda:((((


Biraz önce Güz Sancısını izledim. Tarihimizde kara leke gibi duran 6-7 Eylül olayları konusu. Murat Bardakçı bir Tarihin Arka Odası programında ; yağmacılık Türklerin genlerinde var demişti. Orta Asya'dan bu yana, ne doğru ne haklı bir tespit... Son sel olayında da görmüştük bunu İnsanlar otobüslere doluşup yardıma değil, yağmalamaya gelmişti...
Ay içime daral geldi Babam ve Kocam sadece Baykal'la ilgili haberleri ve programları izliyorlar...Bi de bana anlatmasalar... üstelik de ayrı ayrı tv lerde farklı programları izleyip... bu konuda sunum yapabilirim...
10 Mayıs 2010 Pazartesi
BU GÜN
Her gün hangili hişti kaygana pişti olmaz... Anneannemin özel laflarından biri, yani her dakika eğlence olmaz gezelim tozalım olmaz... O yüzden bu gün iş günü... Yer yerinden oynadı... yemek de pişecek... alış- veriş yapılacak... Pazarcıların sesi geliyor. Şimdi misler gibi çilek kokuyordur pazar , kaçırmamak gerek... henüz reçel olayına girmedim.
Ama sabah bir film izledim Meg Ryn'ın ne kadar yaşlandığını gördüm ilk kez... Melekler Şehrindeki Meg nerdeeee. Filmin adı Serious Moonlight. Türkçe adı Ciddi Ayışığı. Film genelde dialoglara dayalı ve tek bir mekan var... Üç kişi de oynuyor zaten. Meg, kocası ve kocasının metresi . Aman aman ille de izleyin diyeceğim bir film değil ama önünüze gelirse izleyin.
Bu günlük bu kadar... iyi bir hafta olsun hepimize
VE son haber... Deniz Baykal istifa etti...
Ama sabah bir film izledim Meg Ryn'ın ne kadar yaşlandığını gördüm ilk kez... Melekler Şehrindeki Meg nerdeeee. Filmin adı Serious Moonlight. Türkçe adı Ciddi Ayışığı. Film genelde dialoglara dayalı ve tek bir mekan var... Üç kişi de oynuyor zaten. Meg, kocası ve kocasının metresi . Aman aman ille de izleyin diyeceğim bir film değil ama önünüze gelirse izleyin.
Bu günlük bu kadar... iyi bir hafta olsun hepimize
VE son haber... Deniz Baykal istifa etti...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ama ben gitme Caaan biz de kal deyince de baba baba demesini biliyo. Yani ev de babası varmış... üç kağıtçııı