Pırıl pırıl bir İstanbul sabahı... Ben birazdan Beyoğlu ekibimle kahvaltı buluşması yapmak üzere Beyoğlu seferine çıkmak üzereyim. Yeşil çayımı içtim, Serrose'nin tarifi gibi demledim bu kez. Yani önce kaynayan suyu kupama döktüm sonra demlikteki çayın üstüne döktüm. Daha lezzetli oluyor. Onun bir açıklaması var, su direk çayın üstüne dökülürse bişi oluyo heheheh valla unuttum. Bi gıynak da kestaneli pasta attım ağzıma . Bu, gıynak hikayesini sonra anlatırım. Bi lokma, küçücük bir parça gibi bir anlama geliyor.
Dünüm temizlik ve yemek yapmakla geçti. Öyle yorulmuştum ki, Aşk-ı Memnu izlerken daldım ve çok kötü bir rüya gördüm. Anlatmayı isterdim ama tekrar dile getirmek istemem. Yorumu , lüzümsuz şeylere sıkılan insanları, en önemli şeyin sevdikleri olduğunu hatırlatmakmış. Hiç gerek yoktu yani, zaten benim için en önemli şey sevdiklerimdir.Bağıra bağıra uyanmışım...
Loksandra bitti, öldü sonunda doksan küsür yaşında. Çok güzel bir söz var söylediği''' Mutluluk mu?hiç aramam, gelip o beni bulur nasıl olsa''. Umarım mutluluk hep gelir bizi bulur.
Not: Abdülcanbaz öksüz kaldı...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
12 Mart 2010 Cuma
11 Mart 2010 Perşembe
Hayat bir sudur.
Boğazım çok acıyor, dün akşam yaptığım kola, çay, şarap , kola ,şarap, çay, elma suyu, çay sıralamasından olabilir mi?Buradan da anlayacağınız gibi iyi içerim...Ya da dünkü okey partisinde uğradığım hezimet olabilir mi, bu kadar hararetin nedeni?
En dayanamadığım şeylerden biri çayın ziyan olmasıdır. Zuz da dün akşam bir kova çay demlemiş. Soru- kaç kişi çay içiyor. Cevap- bir kişi, Zuz ve Ece'nin içtiği birer bardak çay dan bozma şeye çay denirse.
Dün akşam Zuz'da toplandık. Ece, Marmarisli Serpil, Berfu, Zeya ve ben ve yarım saatliğine Naziş , çünkü yarım saat sonra uyudu. Yine çok sohbetli , şamatalı bir gece olduğunu söylemeye gerek yok. Hatta Zeya'nın önderliğinde üç ay gecikmeli ama bizim iki gün sonra olacağını sandığımız bir doğum günü bile yaptık Ece'ye. Zeya önde , elinde pasta , ben arkada iyiki doooodun Eceeee diye bağırıken Ece'nin ve Serpil'in yüzünü siz olmasa da Ece görmeliydi. Şaşkın şaşkın , noluyooo ben nerdeyim bakışıydı:)))
Ev sahibi Zuz son dakika golünjü atıp belim incindi deyince iş benle Zeya'ya kaldı bütün gece , O' da koltuktan şu şurda bu burda dedi...
Gecenin sonunda , herkes evine dağılınca , Zuz da artık Suna Pekuysal gibi yürümeye başlayınca , sıcak duş ve masajla ağrı kesici, kas gevşetici bir jel sürüp onu yatağa soktum. Sabah beşte de kalkıp , Bursa'ya gittiler , Berfu ile. Sonra naziş uyandı, ona tost yaptım , okula gitti. Sonra temizlikçi kadın geldi O'na kapıyı açtım derken yeterin dedim evden çıktım. Dışarının serin havası bana bir iyi geldi. Tren yolu boyunca yürüdüm, elimde de ağaçtan kopardığım bir defne yaprağı. Artık bahar geldi ya, benim ceplerimden bol bol defne yaprağı çıkar. Bayılırım kokusuna. Neyse yürüye yürüye tam İstasyon caddesine geldim ki, İlmiyem faltaşı gibi açılmış gözleriyle karşıdan gelmekte. Bu saatte ne işin var burada dedi. Biraz ayaküstü sohbet ettik ve oracıkta cumartesi için plan yaptık. Yarın da Beyoğlu ekibimle buluşuyoruz işallah maşallah.
En dayanamadığım şeylerden biri çayın ziyan olmasıdır. Zuz da dün akşam bir kova çay demlemiş. Soru- kaç kişi çay içiyor. Cevap- bir kişi, Zuz ve Ece'nin içtiği birer bardak çay dan bozma şeye çay denirse.
Dün akşam Zuz'da toplandık. Ece, Marmarisli Serpil, Berfu, Zeya ve ben ve yarım saatliğine Naziş , çünkü yarım saat sonra uyudu. Yine çok sohbetli , şamatalı bir gece olduğunu söylemeye gerek yok. Hatta Zeya'nın önderliğinde üç ay gecikmeli ama bizim iki gün sonra olacağını sandığımız bir doğum günü bile yaptık Ece'ye. Zeya önde , elinde pasta , ben arkada iyiki doooodun Eceeee diye bağırıken Ece'nin ve Serpil'in yüzünü siz olmasa da Ece görmeliydi. Şaşkın şaşkın , noluyooo ben nerdeyim bakışıydı:)))
Ev sahibi Zuz son dakika golünjü atıp belim incindi deyince iş benle Zeya'ya kaldı bütün gece , O' da koltuktan şu şurda bu burda dedi...
Gecenin sonunda , herkes evine dağılınca , Zuz da artık Suna Pekuysal gibi yürümeye başlayınca , sıcak duş ve masajla ağrı kesici, kas gevşetici bir jel sürüp onu yatağa soktum. Sabah beşte de kalkıp , Bursa'ya gittiler , Berfu ile. Sonra naziş uyandı, ona tost yaptım , okula gitti. Sonra temizlikçi kadın geldi O'na kapıyı açtım derken yeterin dedim evden çıktım. Dışarının serin havası bana bir iyi geldi. Tren yolu boyunca yürüdüm, elimde de ağaçtan kopardığım bir defne yaprağı. Artık bahar geldi ya, benim ceplerimden bol bol defne yaprağı çıkar. Bayılırım kokusuna. Neyse yürüye yürüye tam İstasyon caddesine geldim ki, İlmiyem faltaşı gibi açılmış gözleriyle karşıdan gelmekte. Bu saatte ne işin var burada dedi. Biraz ayaküstü sohbet ettik ve oracıkta cumartesi için plan yaptık. Yarın da Beyoğlu ekibimle buluşuyoruz işallah maşallah.
10 Mart 2010 Çarşamba
Düne kolay :)))
Hafiften perdelerini araladı mı? ne; güneş. El sallayıp duruyor bana.
İş bu nedenden dolayı ev de yokum bu gün. Öğleden sonra okey grubumla buluşucam , yiyip içip okey oynayacağım. Akşam da sizin tanıdıklarla:))) Zuz'da toplanıyoruz.
Dün tüm gün Cancan, Annesi ve Zuz 'la eve yayıldık.İşlerini bilgisayardan yürüttüler, işe kırdılar . Kaç kez çay demlendi , kaç kez masa kuruldu hatırlamıyorum. Kahvaltı masasını toplar toplamaz , mercimekli köfte ne zaman olur dediler ya blşicikler demem ben onlara daha...Cancan'la dile kolay tam 12 gündür görüşmemişiz. Onun kayak macerası, bizim gezmeler falan uyuşmadı , ama yok asla bir daha böyle uzatmayız. Gamsegamse hasretinden çocuğun totosundan hart diye Cancan'ın deyimiyle aaart diye koca bir ısırık aldı.Evin her bir tarafını dağıttık, dibe vurduk. O yüzden , onlar evden çıkar çıkmaz elektrik süpürgesi taktım. Sonra da kendime çay demledim hehehehe.
Canım Loksadra Yunanistan'a gitti , ama dayanamıyor İstanbul hasretine , sütçüsünü, bekçisini bile özledi. Buradakiler insanlık nedir bilmiyor diyor. Son sayfalardayım, bu ara kitap elimde, gözümde gözlük uyuya kalıyorum. Sanırım bu akşam biter. Sonra Sahilde Kafka ya devam.
Şimdilik gittim ben, keyifli bir gün olsun herkese...
İş bu nedenden dolayı ev de yokum bu gün. Öğleden sonra okey grubumla buluşucam , yiyip içip okey oynayacağım. Akşam da sizin tanıdıklarla:))) Zuz'da toplanıyoruz.
Dün tüm gün Cancan, Annesi ve Zuz 'la eve yayıldık.İşlerini bilgisayardan yürüttüler, işe kırdılar . Kaç kez çay demlendi , kaç kez masa kuruldu hatırlamıyorum. Kahvaltı masasını toplar toplamaz , mercimekli köfte ne zaman olur dediler ya blşicikler demem ben onlara daha...Cancan'la dile kolay tam 12 gündür görüşmemişiz. Onun kayak macerası, bizim gezmeler falan uyuşmadı , ama yok asla bir daha böyle uzatmayız. Gamsegamse hasretinden çocuğun totosundan hart diye Cancan'ın deyimiyle aaart diye koca bir ısırık aldı.Evin her bir tarafını dağıttık, dibe vurduk. O yüzden , onlar evden çıkar çıkmaz elektrik süpürgesi taktım. Sonra da kendime çay demledim hehehehe.
Canım Loksadra Yunanistan'a gitti , ama dayanamıyor İstanbul hasretine , sütçüsünü, bekçisini bile özledi. Buradakiler insanlık nedir bilmiyor diyor. Son sayfalardayım, bu ara kitap elimde, gözümde gözlük uyuya kalıyorum. Sanırım bu akşam biter. Sonra Sahilde Kafka ya devam.
Şimdilik gittim ben, keyifli bir gün olsun herkese...
9 Mart 2010 Salı
İstanbul ne renk
Üstteki resmi koru yürüyüşü sırasında sevgili Asis çekti. Pırıl pırıldı hava, bahar gelmişti İstanbul'a . Erguvanları anlatıyordum o sıra da onlara... Boğazın iki yakasını nasıl erguvani renklere boyadıklarını. Vapurla karşıya geçerken gözümü onlardan alamadığımı..
Sağ tarafta geçen yıl koruda kendi elcağızlarımla çektiğim bir erguvan görülmektedir. Henüz yeni açıyordu.

.
15 nisan- 15 mayıs arasındaki Erguvan Şenliği yapılıyor. Erguvan zamanı koruda baştan aşağı erguvana boyanır. İşte o zaman gelin Fethi Paşa korusuna , erguvanlar arasında boğadaki erguv
an şenliğini izleyin. Karşılıklı iki yakanın renklerini izlemeye doyamazsınız.Ama bu gün kapkara , soğuk bir İstanbul var... Neyseki Cancan gelecek bu gün , Annesi toplantıya gidecek ama Zuz Teyze de olacak evde. Artık oynarız, koşarız , sulu boya çalışmaları yaparız. Geçen yaptığımız çalışmanın sonunda boyaların tadına da bakmak istedi ama olsun:)))
Dün hava birden bire sapsarı oldu, Sahra'dan gelen toz nedeniyleymiş. Dün akşam da Celal Şengör Hoca, Napoli'de Vezüv patlarsa ; İstanbul bir metre tüf altında kalır dedi. Vurun abalıya ...Eğer şehirlerin bir rengi varsa ki vardır, İstanbul gökkuşağının tüm renklerini taşır.
Bu günkü Programı anladınız. Cancan , Zuz ,toplantıdan sonra Berfu'nun da katılımıyla çaylı , mercimek köfteli, börekli , çörekli, sazlı , sözlü:) bir gün bizi bekliyor
8 Mart 2010 Pazartesi
Kadınlar günü yazısı yazmadım , bundan da kusur kal dedim. Ne diyecektim kutlu olsun mu?
Şimdi haberlerde yine bir şehit haberini veriyor Ali Kırca... Şimdi de enkaz altında kalanların adlarını sayıyor. Acı yine kol geziyor ülke de... İnsan hakları hanesinde sıfır, hayvan hakları hanesinde sıfır olan , e ağaca , ormana zaten mangal yeri alanı olarak bakan bir yerde kadın haklarından ne bekliyorsunuz yıldızlı pekiyi mi??
Şimdi haberlerde yine bir şehit haberini veriyor Ali Kırca... Şimdi de enkaz altında kalanların adlarını sayıyor. Acı yine kol geziyor ülke de... İnsan hakları hanesinde sıfır, hayvan hakları hanesinde sıfır olan , e ağaca , ormana zaten mangal yeri alanı olarak bakan bir yerde kadın haklarından ne bekliyorsunuz yıldızlı pekiyi mi??
pazartesinin sabahı
Pazar gününü dinleneceğim, eve ayırdım dedim ;cumartesi akşamından ama heyhat kader ağlarını yine örmüştü ...
Gamsegamse saat 11 gibi öğrencisine derse gitti. Saat iki buçukda da aradı- Anneee sana bi elbise göstereceğim gelsene diye. Bu seneki favorisi giyimde Koton ayakkabı da Beta. O Natilius da görmüş ama giymemiş. Neyse Capitol'de buluştuk, baktık. Hiç umduğu gibi durmadı üstünde.
Naziş üniv. de ki arkadaşlarıyla buluşmuştu, akşam O da yanımıza geldi. Ayağı yanık kediler gibi gezdik tozduk e ve geldik.
Akşam Çok Güzel Hareketler Bunları izledim. Sonra Loksandra'ya devam ettim. Loksandra , evi , gönlü, sofrası herkese açık bir eski İstanbullu. Bakırköy'den Pera'ya taşınırken, tüm Bakırköy halkı arkasından yürüyerek vapur iskelesine kadar geliyor. Magissa neden bana Loksandra demiş anladım. Nasıl teşekkür etmem O'na...
Gece uykum kaçtı Oscar törenini izledim Sandra Bullock en yi kadın oyuncu ödülünü alırken ki yaptığı konuşma için bile o ödüle layıktı. Nasıl bir tevazzu ile aldı. Diğer adaylarla paylaştığını söyledi. Kendi gibi Oscar adayı olan Meryl Streep'e öpmek için eğildi, o da giderken arkasına bir şaplak attı.Yani sanki iki rakip değil , iki kızkardeş görüntüsü verdiler. Nurgül Yeşilçay altın portakalı alamadığında o portakalı yerim ben gibi garip bir laf etmişti, hatırlarsanız.
Artistlerden falan açılmışken, geçen gece Hülya Avşar'ın programının tekrarına denk geldim. Konuğa bakıp bakıp bir yerden çıkaracağım ama kim diyorum. Demet Akbağ'mış. Bacım güzel olmuşsun, hoş olmuşsun , bayağıda başarılı bir operasyon geçirmişsin ama artık Demet Akbağ değilsin ki...
Törenleri izlerken Elazığ depremi haberi geldi. Şükür ki çok yıkım yok dedi Vali ama ölen bir kişi bile olsa yıkım benim için. Şili 8.8 le 200 ölü verdi. İşte bunun adı depreme hazır olmakmış. Elazığ'daki kerpiç evlerle mi yoksa İstanbulda mütahitlerin ucuz Çin Malı kullandıkları binalarla mı hazır olacağız biz depreme. Biz depreme ancak ceset torbalarıyla, ve şehir planlamasında daha büyük mezarlıklara yer vererek hazır oluruz...
Gamsegamse saat 11 gibi öğrencisine derse gitti. Saat iki buçukda da aradı- Anneee sana bi elbise göstereceğim gelsene diye. Bu seneki favorisi giyimde Koton ayakkabı da Beta. O Natilius da görmüş ama giymemiş. Neyse Capitol'de buluştuk, baktık. Hiç umduğu gibi durmadı üstünde.
Naziş üniv. de ki arkadaşlarıyla buluşmuştu, akşam O da yanımıza geldi. Ayağı yanık kediler gibi gezdik tozduk e ve geldik.
Akşam Çok Güzel Hareketler Bunları izledim. Sonra Loksandra'ya devam ettim. Loksandra , evi , gönlü, sofrası herkese açık bir eski İstanbullu. Bakırköy'den Pera'ya taşınırken, tüm Bakırköy halkı arkasından yürüyerek vapur iskelesine kadar geliyor. Magissa neden bana Loksandra demiş anladım. Nasıl teşekkür etmem O'na...
Gece uykum kaçtı Oscar törenini izledim Sandra Bullock en yi kadın oyuncu ödülünü alırken ki yaptığı konuşma için bile o ödüle layıktı. Nasıl bir tevazzu ile aldı. Diğer adaylarla paylaştığını söyledi. Kendi gibi Oscar adayı olan Meryl Streep'e öpmek için eğildi, o da giderken arkasına bir şaplak attı.Yani sanki iki rakip değil , iki kızkardeş görüntüsü verdiler. Nurgül Yeşilçay altın portakalı alamadığında o portakalı yerim ben gibi garip bir laf etmişti, hatırlarsanız.
Artistlerden falan açılmışken, geçen gece Hülya Avşar'ın programının tekrarına denk geldim. Konuğa bakıp bakıp bir yerden çıkaracağım ama kim diyorum. Demet Akbağ'mış. Bacım güzel olmuşsun, hoş olmuşsun , bayağıda başarılı bir operasyon geçirmişsin ama artık Demet Akbağ değilsin ki...
Törenleri izlerken Elazığ depremi haberi geldi. Şükür ki çok yıkım yok dedi Vali ama ölen bir kişi bile olsa yıkım benim için. Şili 8.8 le 200 ölü verdi. İşte bunun adı depreme hazır olmakmış. Elazığ'daki kerpiç evlerle mi yoksa İstanbulda mütahitlerin ucuz Çin Malı kullandıkları binalarla mı hazır olacağız biz depreme. Biz depreme ancak ceset torbalarıyla, ve şehir planlamasında daha büyük mezarlıklara yer vererek hazır oluruz...
6 Mart 2010 Cumartesi
Cumartesi Cumartesi

Çok güzel geçen bir haftayı , güzel bir hafta sonu ile de damgaladım. Anılarıma bu haftayı mıhladım...
Bu gün Bendeniz cennet kuşu, Zeya ve Peren Kadıköy^'de buluştuk. Ama ne buluşma huuuu. Bir kere bu gün Kadıköy'de miting varmış, bizim haberimiz yok. Bindiğim araba nerelere çıktı , nerelere indi bilmiyorum , sonunda Natilius'un önünde buldum kendimi. Bu arada Zeya ile sürekli konuşup yol durumu veriyoruz birbirimize. Ama bir aydır mailleşiyoruz, Peren'in telefonunu almamışız. Ben tarfikten boşalmış yolrda tam yolun ortasından yürüye yürüye buluşma yerimize gittim. Bu arada kortej de arkamdan bağıra çağıra gelmekte. Zılgıt çekenler mi dersiniz ne ne ararsanız var. Dedim ki eğer ben kortejden önce varırsam meydana, yırttık. Neyse öyle oldu. Buluşma yerine önce ben vardım, sonra Peren misler gibi kokan sümbülleriyle geldi. Daha önce hiç görüşmemiştik ama o karşıdan Lale Abla diye seslendi:))) Zeya'yı da yoldan alıp, Masal Evine konuşlandık. Yanıbaşımızdaki uyuyan kedi, rahat koltuklar, ambians güzeldi ama donduk resmen. Ama yinede iki saate yakın oturmuşuzdur. O ara benim gözlerim gürül gürül yanan bir soba aradı. Masal Evinde baktık buz tutup masallara konu olacağız , karnımızda acıkmıştı, yemek yemek için Çiya'ya geçtik. Bu arada yağmur yağdı da yağdı... Yağmurun elleri hep üstümüzdeydi...

Yöresel yemek konusunda Çiya Restoranı her zaman öneririm. Ben hiç yemediğim bir yemeği tatma fırsatı buldum. Bozbaş; ızgara kestaneli, mürdüm erikli, sarı kök denilen hiç bilmedğim bir otlu, patatesli ve kuzu etli bir yemek. Denemenizi öneririm.
Yemek sonrası da Alkım içindeki Kahve Dünyasına gittik. Hem kahve sohbeti yaptık hem kitaplara bakma fırsatı bulduk. İlk kez kitap almadan çıktım:))) Yağan yağmura rağmen inadına çok güzel, keyifli bir gün oldu. Peren'i yeni tanıdık ama sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim. O'nu tanımış olmak , iyi ki de blog açmışım dedirten nedenlerden biri daha oldu. ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)