Pazar gününü dinleneceğim, eve ayırdım dedim ;cumartesi akşamından ama heyhat kader ağlarını yine örmüştü ...
Gamsegamse saat 11 gibi öğrencisine derse gitti. Saat iki buçukda da aradı- Anneee sana bi elbise göstereceğim gelsene diye. Bu seneki favorisi giyimde Koton ayakkabı da Beta. O Natilius da görmüş ama giymemiş. Neyse Capitol'de buluştuk, baktık. Hiç umduğu gibi durmadı üstünde.
Naziş üniv. de ki arkadaşlarıyla buluşmuştu, akşam O da yanımıza geldi. Ayağı yanık kediler gibi gezdik tozduk e ve geldik.
Akşam Çok Güzel Hareketler Bunları izledim. Sonra Loksandra'ya devam ettim. Loksandra , evi , gönlü, sofrası herkese açık bir eski İstanbullu. Bakırköy'den Pera'ya taşınırken, tüm Bakırköy halkı arkasından yürüyerek vapur iskelesine kadar geliyor. Magissa neden bana Loksandra demiş anladım. Nasıl teşekkür etmem O'na...
Gece uykum kaçtı Oscar törenini izledim Sandra Bullock en yi kadın oyuncu ödülünü alırken ki yaptığı konuşma için bile o ödüle layıktı. Nasıl bir tevazzu ile aldı. Diğer adaylarla paylaştığını söyledi. Kendi gibi Oscar adayı olan Meryl Streep'e öpmek için eğildi, o da giderken arkasına bir şaplak attı.Yani sanki iki rakip değil , iki kızkardeş görüntüsü verdiler. Nurgül Yeşilçay altın portakalı alamadığında o portakalı yerim ben gibi garip bir laf etmişti, hatırlarsanız.
Artistlerden falan açılmışken, geçen gece Hülya Avşar'ın programının tekrarına denk geldim. Konuğa bakıp bakıp bir yerden çıkaracağım ama kim diyorum. Demet Akbağ'mış. Bacım güzel olmuşsun, hoş olmuşsun , bayağıda başarılı bir operasyon geçirmişsin ama artık Demet Akbağ değilsin ki...
Törenleri izlerken Elazığ depremi haberi geldi. Şükür ki çok yıkım yok dedi Vali ama ölen bir kişi bile olsa yıkım benim için. Şili 8.8 le 200 ölü verdi. İşte bunun adı depreme hazır olmakmış. Elazığ'daki kerpiç evlerle mi yoksa İstanbulda mütahitlerin ucuz Çin Malı kullandıkları binalarla mı hazır olacağız biz depreme. Biz depreme ancak ceset torbalarıyla, ve şehir planlamasında daha büyük mezarlıklara yer vererek hazır oluruz...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
8 Mart 2010 Pazartesi
6 Mart 2010 Cumartesi
Cumartesi Cumartesi

Çok güzel geçen bir haftayı , güzel bir hafta sonu ile de damgaladım. Anılarıma bu haftayı mıhladım...
Bu gün Bendeniz cennet kuşu, Zeya ve Peren Kadıköy^'de buluştuk. Ama ne buluşma huuuu. Bir kere bu gün Kadıköy'de miting varmış, bizim haberimiz yok. Bindiğim araba nerelere çıktı , nerelere indi bilmiyorum , sonunda Natilius'un önünde buldum kendimi. Bu arada Zeya ile sürekli konuşup yol durumu veriyoruz birbirimize. Ama bir aydır mailleşiyoruz, Peren'in telefonunu almamışız. Ben tarfikten boşalmış yolrda tam yolun ortasından yürüye yürüye buluşma yerimize gittim. Bu arada kortej de arkamdan bağıra çağıra gelmekte. Zılgıt çekenler mi dersiniz ne ne ararsanız var. Dedim ki eğer ben kortejden önce varırsam meydana, yırttık. Neyse öyle oldu. Buluşma yerine önce ben vardım, sonra Peren misler gibi kokan sümbülleriyle geldi. Daha önce hiç görüşmemiştik ama o karşıdan Lale Abla diye seslendi:))) Zeya'yı da yoldan alıp, Masal Evine konuşlandık. Yanıbaşımızdaki uyuyan kedi, rahat koltuklar, ambians güzeldi ama donduk resmen. Ama yinede iki saate yakın oturmuşuzdur. O ara benim gözlerim gürül gürül yanan bir soba aradı. Masal Evinde baktık buz tutup masallara konu olacağız , karnımızda acıkmıştı, yemek yemek için Çiya'ya geçtik. Bu arada yağmur yağdı da yağdı... Yağmurun elleri hep üstümüzdeydi...

Yöresel yemek konusunda Çiya Restoranı her zaman öneririm. Ben hiç yemediğim bir yemeği tatma fırsatı buldum. Bozbaş; ızgara kestaneli, mürdüm erikli, sarı kök denilen hiç bilmedğim bir otlu, patatesli ve kuzu etli bir yemek. Denemenizi öneririm.
Yemek sonrası da Alkım içindeki Kahve Dünyasına gittik. Hem kahve sohbeti yaptık hem kitaplara bakma fırsatı bulduk. İlk kez kitap almadan çıktım:))) Yağan yağmura rağmen inadına çok güzel, keyifli bir gün oldu. Peren'i yeni tanıdık ama sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim. O'nu tanımış olmak , iyi ki de blog açmışım dedirten nedenlerden biri daha oldu. ..
4 Mart 2010 Perşembe
İstanbul Düşü
Dün bana yazdığı notta ne güzel demiş, ne doğru söylemiş sevgili Butterfly, hayatta kimlerle nerelerde yollarımızın kesişeceğini bilemiyoruz derken...
Blog dünyası bir güzellik daha yaşattı bana bu gün, ruhumu yine aldı önüne kattı ... Günün güzel olacağı , perdenin altından sızan gün ışığının parlaklığından belliydi...
Yatakta gözünüzü açar açmaz bir hediye alsanız zarif bir kart eşliğinde ve dense ki kartta size ''' Sen Loksandra'nın günümüzdeki benzerisin'''

Hediyem bana verilecek en güzel hediye bir kitap; İstanbul düşü
LOKSANDRA
Çok teşekkür ederim Magissa , günümü fevkalade yaptın... Sahilde Kafka'ya ara verip , Loksandra'ya başladım. E ne yapalım , İstanbul düşü bu...
Blog dünyası bir güzellik daha yaşattı bana bu gün, ruhumu yine aldı önüne kattı ... Günün güzel olacağı , perdenin altından sızan gün ışığının parlaklığından belliydi...
Yatakta gözünüzü açar açmaz bir hediye alsanız zarif bir kart eşliğinde ve dense ki kartta size ''' Sen Loksandra'nın günümüzdeki benzerisin'''

Hediyem bana verilecek en güzel hediye bir kitap; İstanbul düşü
LOKSANDRA
Çok teşekkür ederim Magissa , günümü fevkalade yaptın... Sahilde Kafka'ya ara verip , Loksandra'ya başladım. E ne yapalım , İstanbul düşü bu...
Bu habere bir göz atın: Nükleerle yaşamaya hazır mısın?
Bu habere mutlaka bakmalısın: Nükleerle yaşamaya hazır mısın?
3 Mart 2010 Çarşamba
The Butterfly has landed on İstanbul
Hava güzeldi,Manzara güzeldi... Sohbet hepsinden güzeldi... doyumsuzdu...Günlerdir Alplerden misafirim geliyor diyordum ya işte onunlaydım. Çoğunuzun tanıdığı Butterfly geldi. Yüzyüze ilk kez karşılaştık, seslerimizi ilk kez duyduk ama gelin görün ki 40 yıldır birbirini tanıyan eski dostlar gibiydik.
Artık Butterfly-Asis- biliyor ben koruda yürüyüş yaptım, kahvaltı yaptım, yemek yedim derken, nereleri kast ettiğimi. Çayımı içerken hangi manzara var karşımda... Çünkü biz bu gün , koru yollarında birlikte yürüdük, çay içtik, yemek yedik... Enise Hanım yani Butterfly'ın arkadaşı da bize o güzel yüreğiyle , sohbetiyle eşlik etti. Onu tanıdığıma da çok memnunum...
Günün en komik yanı; servisimizi yapan garsonumuzdu. Havanın güzelliğinden etkilenmiş olacak bizi iltifatlara boğdu:))))
Canım Asis, her Türkiye ziyaretinde bil ki artık bir kardeşin bir evin daha var burada...

Eve gelince Asisciğimin getirdiği çikolatalara dalış yaptık kızlarla:))))) O büyük bir nezaketle , nasıl çikolata sevdiğimi sormuştu ama ben seçimi ona bırakınca O da her çeşitten getirmiş:))) Portakallı çikolata çocukluğumun ağız tadı. Gelir gelmez onu açtım , keyif yaptım...Bu arada Cancan'da sebeplenmiş. Hediyelerden büyük bir pay da ona düşmüş:)))Ağzımız tatlandı ama en güzeli bloknotun ilk sayfasına yazdığın o zarif not, o ruhuma o kadar iyi geldiki . Bininci kez iyiki dedim iyiki blog girmiş hayatıma ve yolum sizlerle kesişmiş. Çook teşekkür ederiz her şey için...
1 Mart 2010 Pazartesi
İstanbul içinde hoptirinam-2
Sabah yazımı yazdııım, biraz toparlandık , karı -koca düştük yollara. İstikamet Eminönü. Oradan Vefa'nın , Süleymaniye'nin tüm arka sokakları, ağaç altları, kemer altları ... Sanırsınız İstanbul'a yeni geldik geziyoruz, keşfediyoruz. Ama buralar kıyıda köşede kalan güzellikler var. Eski evler restore edildi mesela. Ve bendeniz ara sokakları gezme hastasıyım. Nereye gitsem bi sokaklara dalarım. Hatta bi sene ; temmuz sıcağında Muğla'nın tüm ara sokaklarını tavaf etmişliğim vardır:))) Neyse işte ara sokakları geze dolaşa yürürken bi baktım tarihi pideci, kahvaltıyı sabahın alısında yapmışız. Yiyelim ama , oturmayalım elimize alalım birer parça yürüyelim dedim kocama. Öyle bi baktı ama ses de etmedi. Meğer orası gerçektende tarihi bir pideciymiş. Pide zaten enfesti. Gamsegamse eve gelince onayladı. Tam dört yılını Beyazıt - Vefa arasında mekik dokuyarak geçirdiğinden b u konuda bilirkişimiz.. Biz pideler elimizde yürürken bir baktım kadınlar bir sıra pencerenin önüne dizilmişler dua ediyorlar. Helvacı Baba Türbesiymiş. Du ben de dua edeyim dedim kocama , elimde pidem duamı ettim. Türbenin içinde helva tepsileri vardı. Pembe kağıtlara sarılı. O kısmı anlamadım , helva dağıtılırmış türbeden ama helvaları kim getiriyor bilemedim. Kanuni zamanında Bozdoğan Kemeri yanında bir kaç oda verilmişmiş Helvacı Babaya. 1981 ihtilalinde yerle bir edilmiş buralar. Semt halkı geleneği sürdürüp fakir fukaraya helva dağıtmış. Gamseler öğrenciyken yeniden yapılmış. Bana da Gamsegamse anlattı. Biz okuldayken yapıldı orası diye.
Sonra yine Yürü yürü Beyazıt'a çıktık. Kocito - hadi Fatih'e uğrayalım dedi. Fatih , kocamın yeğeni benimde arkadaşımdır desem yeridir. Hadi uğrayalım dedik. Fatih çok eski , babadan halıcı. Orada da halıcılık yapıyor zaten. Bizi görünce çok sevindi, nereden çıktınız dedi. Şimdi kocamın cevabını söyleyeyim size- Türbe geziyoruz. Komedi adam yani, bu kadar olur.Biz komşu gezmesine gitmiş gibi yayıldık oraya. Çaylarımızı içtik. Fatih- Lale ne yiyelim dedi.:))))Yok falan dedikse de , buranın çok güzel bir Maltaya sofrası var. Çömlekte kuru fasulye yapıyorlar şahane de , ayranı var deyince, hadi o zaman dedik. Çalışanlar bize şipşak bir masa hazırladılar. Yemeklerimiz gelince gördük ki gerçekten de hepsi çok lezzetliydi ama ayran çok ilginçti. Kocaman bir bardakta geldi. Üstü streç kaplıydı. Baktım içinde bir şeyler var. Herhalde bir şeyler düştü içine diye düşündüm açmadım. Baktım bizimkiler ayran hakkında konuşuyorlar, Malatya ya özgüymüş. Ne acaba içindekiler diye biz merak edince ; Fatih Malatyalı dükkan komşusunu çağırdı. İçinde haşlanıp dövülmüş yeşil acı biber ve yine haşlanmış semiz otu yaprakları varmış. Eser derece de sarımsak var dedi ama onu hiç hissetmedim. Biraz da ekşi bir ayrandı. Anlatınca garip gelebilir ama inanılmaz bir tattı. Yemeğimizi yedik, üstüne de çaylarımız içtik. Arap, yemeğini yer yemez çarığım çorabım nerde dermiş ya o hesap kalktık hemen:))) Vurduk yokuş aşağı , artıkın Mahmut Paşası, Sultan Hamamı, Tahta Kalesi , Mısır Çarşısı derken indik aşağıya. Bu arada Marputçular Çarşısı ve Şark Han'ı bir elden geçirdim. Mısır Çarşısından baharat ve çifte kavrulmuş lokumumu da alıp evime geldimm. Gelirken kocam bir yere uğrayacağım dedi, ben de pazarı dolaşa dolaşa eve geldim ki, balkonda bekliyor. Ben öyle bir gezinmişim ki adam merektan çatlamış . Oh olsun , ekmek almaya gidip iki saat sonra geldiğini meraktan öldürdüğün zamanlara say dedim. Bir keresinde bakkala diye çık, sen oradan Üsküdar'a in, telefonunuda alma , Zuz da bizdeydi, hepimiz balkonlara doluşup beklemiştik. Gelince de bize küsmüştü , suç bastırmak için...
Neyse işte böyle bir gündü. Yarın Allahın izni peygamberin kavliyle evdeyim. Çarşamba günü Alplerden gelen konuğumla programım var. Aranızda tanıyanlar bile olabilir heheheheheh. Cumartesi yine çok haşin bir programım var.
sabahın en en köründen
Bu günün programında Mısır Çarşısı Tahtakale neyin var ama biz de saat 5.30 da pörtledik her zamanki gibi. E Mısır Çarşısının anahtarı bende olsa gidip açaçıcam ama yok ne yazık ki...
Koca hem servise kadar Gamse'ye eşlik etti hem de çıtır çıtır fırından yeni çıkmış simitler aldı geldi.O gelene kadar ben de çayımızı demledim en bergamutlusundan. Sabahın altı buçuğunda hem Tatlı Hayat izledik hem de kahvaltı ettik. Türkan Şoray ve Haluk Bilginer; ikisine de bayılırım. Sabahları iki tane üst üste oynuyor hem de. Sonra da Fox da Dadı var. Gece Teke Tek'in özel konuğu İlber Ortaylı idi. Neyse Murat Bardakçı sustu biraz. Murat Hocam sizi seviyor , beğeniyor çok da takdir ediyorum ama , koca cumartesi saat üçe kadar konuğunuzu konuşturmadınız. Kitap tanıtımlarınız güzel, ilginç hatta çok yararlı da ama sona kalsa . Bakın Pelin Batu bile uyuya kaldı. Bi de, daha az fırçalasanız kızı. Kız fırça manyağı oldu. Yaşıtları gece klüplerinde sabahlarken O sizin programda sabahlıyorsa accık da kıymetini bilin yav, dün gece O'nın için bizim programın süsü demenizi çok ama çok ayıpladım valla...
TV den açılmışken , Bizim halkımızın ne ajitasyon meraklısı olduğunu, duygularıyla mantığının bir araya gelmesinin imkansız olduğunu bir kez daha anladım. Şu yetenek sizsiniz programından söz ediyorum. Bazen izlerken , vay be diyorum, Türkiye de de bu gibi yetenekler varmış. Ama halk oylamasına geçilince yuuh diyorum ya yuuh. Bir daha bu yarışma yapılırsa zaten yaş alt sınırı ve üst sınırı getirilsin ne yetenekli veletler ve ne yetenekli dedeler varmış:))) O küçücük çocuklar elenip de dik durmaya çalışmıyorlar mı, yalancıktan, ailelerini pataklayasım geliyor. O hayvan taklitleri yapmaya , abidik gubidik kendi uydurdukları aletlerle müzik yapmaya çalışan dedeleri görünce de - gidin torun torbanıza, ahbabınıza , eşinize dostunuza yapın bunları diyesim geliyor. Hiç bu konuda duyarlı olasım yok valla. Yok medeni cesaretmiş de falan filan. Zaten bu yarışmadan çıkan en büyük yetenek Ali Taran. Reklamcılık dehasını bilirdik de şovman olarak da iyi iş çıkarır. Bence yeni bir ekran yüzü bulundu ikinci bir Armağan Çağlayan vakası yani...
Kitabım(Sahilde Kafka) ilerledikçe şaşırıcı şeyler yaşıyorum. Mesela kitaptaki bazı atasözleri gibi kullanılan deyişler, bizim Türkçe de sıklıkla kullandığımız sözler. Bunlar evrensel mi? gerçekten de yoksa çevirenin bize uyarlamasımı çözemedim.Kahramanımız, Kafka Tamura Binbir Gece Masallarını okuyor. O okudukça , elimdeki kitabı bırakıp , kitaplıktaki Binbir Gece Masallarını alasım geliyor. Karar verdim her gece bir masal da ondan okuyacağım. O da koca ansiklopedi gibi bir şey kardeşim,efsaneye görede, Binbir Gece Masallarını sonuna kadar okuyan ölürmüş, töbe töbe. Diyorum ki sırayla okumayayım, şöle rast gele seçeyim her gece bi tane heheheheeh .Bittiğini anlayıp da stres etmem. Bir ara öyle okumuştum zaten, ama bitiremedim haliyle...
Hava iyice aydınlandı , güneş pırıl pırıl oldu. Ama kandıramaz beni, dün suratım dondu resmen...
Bu yazı burada bitsin,önce etrafı toplamaca , hazırlanma sonrada yola koyulma zamanı...
Koca hem servise kadar Gamse'ye eşlik etti hem de çıtır çıtır fırından yeni çıkmış simitler aldı geldi.O gelene kadar ben de çayımızı demledim en bergamutlusundan. Sabahın altı buçuğunda hem Tatlı Hayat izledik hem de kahvaltı ettik. Türkan Şoray ve Haluk Bilginer; ikisine de bayılırım. Sabahları iki tane üst üste oynuyor hem de. Sonra da Fox da Dadı var. Gece Teke Tek'in özel konuğu İlber Ortaylı idi. Neyse Murat Bardakçı sustu biraz. Murat Hocam sizi seviyor , beğeniyor çok da takdir ediyorum ama , koca cumartesi saat üçe kadar konuğunuzu konuşturmadınız. Kitap tanıtımlarınız güzel, ilginç hatta çok yararlı da ama sona kalsa . Bakın Pelin Batu bile uyuya kaldı. Bi de, daha az fırçalasanız kızı. Kız fırça manyağı oldu. Yaşıtları gece klüplerinde sabahlarken O sizin programda sabahlıyorsa accık da kıymetini bilin yav, dün gece O'nın için bizim programın süsü demenizi çok ama çok ayıpladım valla...
TV den açılmışken , Bizim halkımızın ne ajitasyon meraklısı olduğunu, duygularıyla mantığının bir araya gelmesinin imkansız olduğunu bir kez daha anladım. Şu yetenek sizsiniz programından söz ediyorum. Bazen izlerken , vay be diyorum, Türkiye de de bu gibi yetenekler varmış. Ama halk oylamasına geçilince yuuh diyorum ya yuuh. Bir daha bu yarışma yapılırsa zaten yaş alt sınırı ve üst sınırı getirilsin ne yetenekli veletler ve ne yetenekli dedeler varmış:))) O küçücük çocuklar elenip de dik durmaya çalışmıyorlar mı, yalancıktan, ailelerini pataklayasım geliyor. O hayvan taklitleri yapmaya , abidik gubidik kendi uydurdukları aletlerle müzik yapmaya çalışan dedeleri görünce de - gidin torun torbanıza, ahbabınıza , eşinize dostunuza yapın bunları diyesim geliyor. Hiç bu konuda duyarlı olasım yok valla. Yok medeni cesaretmiş de falan filan. Zaten bu yarışmadan çıkan en büyük yetenek Ali Taran. Reklamcılık dehasını bilirdik de şovman olarak da iyi iş çıkarır. Bence yeni bir ekran yüzü bulundu ikinci bir Armağan Çağlayan vakası yani...
Kitabım(Sahilde Kafka) ilerledikçe şaşırıcı şeyler yaşıyorum. Mesela kitaptaki bazı atasözleri gibi kullanılan deyişler, bizim Türkçe de sıklıkla kullandığımız sözler. Bunlar evrensel mi? gerçekten de yoksa çevirenin bize uyarlamasımı çözemedim.Kahramanımız, Kafka Tamura Binbir Gece Masallarını okuyor. O okudukça , elimdeki kitabı bırakıp , kitaplıktaki Binbir Gece Masallarını alasım geliyor. Karar verdim her gece bir masal da ondan okuyacağım. O da koca ansiklopedi gibi bir şey kardeşim,efsaneye görede, Binbir Gece Masallarını sonuna kadar okuyan ölürmüş, töbe töbe. Diyorum ki sırayla okumayayım, şöle rast gele seçeyim her gece bi tane heheheheeh .Bittiğini anlayıp da stres etmem. Bir ara öyle okumuştum zaten, ama bitiremedim haliyle...
Hava iyice aydınlandı , güneş pırıl pırıl oldu. Ama kandıramaz beni, dün suratım dondu resmen...
Bu yazı burada bitsin,önce etrafı toplamaca , hazırlanma sonrada yola koyulma zamanı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)