Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

26 Şubat 2010 Cuma










Öğretmen olmak işte bazen böyle kılıktan kılığa girebilmek de :)))

Hafta sonu biterken....2

Sanırım haftanın son yazısı olacak. Sabah içtimamızı tamamladık çok şükür. Herkes işine gücüne gitti. Akşam yemeği meselesi de yok , çünkü kızlar dışardalar bu akşam.

Kahvaltımı yaptım çoktan ama çay keyfi yapmak için Zuz'u bekliyorum... Bu gün dr kontrolü vardı, işe gftmeyecek, doğru dr dan bana gelecek. Kardeş kardeş oturacağız yine:)))

Hava kapalı bu gün, galiba biraz da soğuk.

Dün akşama Aşk-ı Memnu yayıldı. Bir şey bu kadarmı çekip uzatılır. Hadi bakalım daha nereye kadar çekeceksiniz. ülen bütün gece Adnan Efendinin eve gelip gelmeyeceği ile geçti. Ha böyle konuşuyorsan seyretme diyeceksiniz dimi, iyi de dengesizlik parayla satılmıyor ki, gidip çarşıdan alayım...

Yeni yol arkadaşım Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka'sı. Kitap ilk sayfalardan iyice sardı beni. Zeyaaaa hani hiç sayfa kıvırmamışsın, valla kitabı alınca ilk ona baktım :)).Zeya ve Cancan kitaplığıma en çok katkıda bulunan kişilerdir.

Bu gün fikri mühim den bir yıllık diş macunumuz geldi . Colgate'in yeni çıkardığı Sensitive pro-relief , diş hassasiyetine karşı olan diş macunu bu. Fikri mühim üyelerine firmaların çıkardığı ürünleri ilk çıktığında gönderiyor. Bir yıl önce kedilicadı' dan duymuştum heheheh belki kendi bile unutmuştur. Nalan'dan dönerken durakta bekliyorduk o zaman söylemiştin canım benim:)))

Ben Zuz'u dr dan gelsin diye beklerken onun sesi Natilius Zara dan geldi, hey Allahım.

Şimdilik yazı bitsin ama yeni yeni düzenlemelerle karşınızda olucam yine.
Zuz geldi mi? Zara dan ne almış, Naziş'in Purim etkinliği nasıl geçmiş. Cadı oldu yine. Bir cadı bir kralice o da ortasını bulamadı heheheh. Gamse'nin semineri vardı kurumsal davranışlar ve iletişim hakkında , ne yapmışlar, yani bizim ev de hareket bitmez. Aylin, yıllar önce her anınız bir olay deyip teşhisini koymuştu bize zaten:))))

25 Şubat 2010 Perşembe

yaza yaz geldi çarşıya kiraz geldi.

Bir başlık uyduramayınca böyle oldu. Yaz gelmedi belki ama ,İstanbul'a bahar geldi. Açmış mimozalar gördüm.

Dün Cancan dahil, Naziş hariç herkes evdeydi. İki makine bulaşık, bir makine çamaşır çıkarttık. Çamaşırların hepsi masa örtüsü...

Evi dağılabilecek en son noktaya getirdik , mutluyuz , gururluyuz... bu gün temizlik var o yüzden

Dün Cancan yine süperdi, ne oyunlar oynadık... pudrayı döküp, elektrik süpürgesinin uç kısmını alıp süpürmeye çalışması günün en tatlı olduğu zamanıydı.Yol kenarına park eden arabaların hepsine dkunup tek tek onların araba olduğunu bize anlatması da...Sulu boya çalışmamızın sonunda boyanın tadına bakmak istemesi de...Giderken bir hafta nasıl geçecek dedik...

Bu gün Gamse okula başladı ama Naziş saat 12 de gelecek sanırım Purim nedeniyle, artık karıştırıyorum ...Yarında Zuz dr kontrolünden sonra bize gelecek hiç boş kalmıyorum ama cumartesi Beyoğlu planım var.

Dün akşam hiç bir şey okuyamadan sızmış kalmışım.

Mutfak da boşaltılacak bir bulaşık makinesi, yıkanmış ama bir şekle şemale sokulması gereken ıspanaklar:))) var. Ama bunun yanında gözü sokaklara kayan bir de kadın var...

Not:Benden tesisat ve tamirat işlerini yapacak birileri için yardım isteyen Bahar hanım; Bizim Zuz , yorumunuzu okumuş, her konuda yardımcı olabilirim dedi. Tesisatçı, badanacı, kuaför, hatta raylı kapı konusunda bile. Bir mail atarsanız size bilgilendiririm, hatta Zuz'a yönlendiririm.

Düzenleme: Kendimi tuttum:)) dışarı çıkmadım. Hanımcık canımcık evimde oturup ıspanağımı pişirdim. Kızım okuldan geldi ona sıcak çikolata yaptım. Akşam Kandil malum, irmik helvası kavurdum. Anam bi irmik helvası için yüzlerce tarif var. Sonuçta içine konulacak şey irmik yağ şeker süt veya süt değil mi? ben de bildiğim gibi kavurdum. Yani atmasyon. Portakal kabuğu rendesi ve vanilya bile koydum. Kavururken fıstıkla kavurmuştum zaten. Kocam gelince ceviz kırdı kırdı yoksa üzerine biraz da tarçın ekler öyle yeriz.

Düzenleme: Günün mana ve ehemniyetine uymadı ama şu anda şunu dinliyorum.

23 Şubat 2010 Salı

Blogspot çok gıcık iki gündür... Ama maşallah herkes yazılar eklemiş, banamıydı sadece dedim ama Zuz, ben de açamıyorum dedi.

Dün Zuz işi kırdı. Kendi işini kıran bir bunlarda gördüm zaten. İki ortak bu konuda çok uyumlular. Diğer ortak Cancan'ın Annesi Berfu , artık biliyorsunuz. İşte Zuz dün işi kırınca, hadi gel diye tuturdu. Aman geç oldu, erken haber verseydin falan dedim ama yine de gittim . Evlerimiz aynı yakada ama ters yönde . Kocam evdeydi ben çıkarken, kimseye bulaşmadan güzel güzel git gel dedi. Bana , benim gibi bir hamfendüye hem de:)). Lüzumsuz hareketlere gıcık olup arıza çıkarabiliyorum bazen de o yüzden :))

Neyse gittim sonunda, kardeş kardeş oturduk, kısır yaptık, çay içtik. Enfes köy sucuğu, ay nası demeyin Çatalca'nın bir köyünden almış. Kasap kendi yapıyormuş. Ama enfes bir şeydi. İşte o sucuğuda ızgaraladık , yedik içtik anlayacağınız. Benim kızlar okuldan çıkıp bir bir arayıp da Zuz da olduğumu öğrenince feryat figan ettiler; haber verseydiniz, servisle oraya gelirdik diye. Zuz akşam spora gidecekti altı gibi ondan çıktık birlikte taksiye bindik. Onu Natilius daki spor merkezine bırakıp ben taksiyle eve devam ediyordum ki telefonum çaldı, Gamse- Anne teyzemin çantası arabadamı kalmış dedi, bir baktım ki yanımda duruyor. Spor çantasıyla birlikte tutuyormuş, bir inmiş elinde spor çntası ve bu çantanın sapı var. Tekrar geri döndük taksiyle, çantayı verdim eve geldiğimde Ezel başlamıştı.

Ezelden sonra odama gidip kitabımı bitirdim. Muz Sesleri bitti. Umarım Beyrut hep portakal çiçeği kokar ve duyulan tek ses MUZ SESLERİ olur. Bu akşam başlayacağım kitap ya Haruki Murakami den Sahilde Kafka ya da Zadie Smith'in İmza Toplayan Adam.Belki de bir Sofi Kinsella sokarım araya beynimi boşaltma niyetine. Bazen bir romantik -komedi tarzı okumak hoş oluyor çünkü. Bu ara İstanbulun Tramvayları Dan Dan da arada gidiyor. Selim İlerinin bu İstanbul serisini çok seviyorum zaten.

Bizim kızlar bu ara sürekli falso vermekte. Bu gün de Gamsegamse ile dr daydık. Gastrolojik bir durum yüzünden. Yalnız biz , kızların çocukluklarından beri ne zaman dr a gitsek ; ilk iş kan tahlili isterler. Akça pakça, ilk günkü bembeyaz , kar gibi kızlarım var :))) ne desek boş illede isterler. Bu günkü dr hanıma da izah ettim ama yok ben göreyim çok merak ettim dedi. Gördü sonunda gayet de kanlı canlı çıktı. Bir Pelin Batu'dan duymuştum bir de bunu beyaz ten yüzünden sürekli kansız sanıldığını. Neyse , gitmişken bir de göz muayenesi oldu, o da 0.75 miş. Gözlüğe bile gerek yok dedi. Geçen yıl ki kontrol de gözlük vermişti aynı dr hehehehehe,almıştık hem de.

Balkondaki sardunyalarım dondu bu kış. Çok hüzünlü bir görüntü oluşturuyorlar. Onların arasından da mor sümbüller kafalarını uzatmış. En sonunda bu gün sardunyaları dibinden kestim. Babam belki kökleri sağlam kaldıysa yeniden çıkarlar dedi. İnşalah ya, çok güzel bir cinstiler, ithal demişti çiçekçi,büyüdükçe aşağlara sarkan cinstendiler:)))

Bu günlük de bu kadar. Yarın Cancan günü. Gamsegamse de ev de raporlu , şenlik var yani.

Not. Ayakkabı işi tuttu ...

21 Şubat 2010 Pazar

Hafta sonu biterken....

Türkiye de ne çok rapçi ne çok hip hop cu varmış meğer. Bu son yarışmada anladım. Bir taraftan aman böyle şeylerle uğraşsınlar, şarkı söylesinler , dans etsinler diyorum, bir taraftanda elimle ağızlarını kapamak istiyorum:)). Sanırım bir kaç yıla kalmaz televizyona çıkmayan kimse kalmaz ,Türkiye de. Valla kendi adıma konuşmak gerekirse biz dördümüz de boy gösterdik hehehehe. Ben bir sokak röportajına yakalanmıştım. O gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Önemli bir gündem konuşulacaktı hatta yabancı tv ler bile yayın yapıyordu. Benim yakalandığımda, bir Alman Tv siydi zaten. Beşiktaşta büfeden su alırken, tepeme çökmüşlerdi. İşin gırgır tarafı onlar bana soru sorarken büfeci sürekli tık tık omzuma vurup yan durunda büfe de çıksın diyordu:))) Bunu daha önce yazmıştım zaten...Kocam da iş yerinde çekim yapılınca , hatır için Türkan Şoray' la accık bi görünmüştü ama Naziş anlı şanlı bir çocuk programı yapmıştı , sabahları yayınlanıyordu ve tüm sülale teyakkuza geçmiş, sabahın köründe Nazlı uğruna kuklalı muklalı bir çocuk programı izliyordu , Gamsegamse ise koroda çıktı ama ufak tefek olması neden,iyle en önde arzı endanm eyledi. Yani biz sıramızı ailece savdık :)))

Ben geçtiğimiz bu günlerde okey partisi yaptım, bİr gün Cancanla sokkalarda oynadık, alış-verişti efenim parktı...Alış - veriş sırasında nasıl bir beyefendi görseniz, hoşuna giden bir şey olunca ; baba baba diyor. Yani baba alır. Öyle öğrenmiş .
Dün Annesinin şantiyeye uğraması gerekiyormuş ,O da bize geldi. Kahvaltıyı birlikte yaptık. Ablalar henüz uyuyordu , hemen odalarına koştu, kafalarına top attı uyandırdı onları. Öğleden sonra da Annesi gelince birlikte Özgürlük Parkına gittik. Hava çok güzeldi, yürüdük , Cancan top oynadı kaydı. Sonra Özgürlük Parkı içindeki Restoran-Cafe de yemek molası verdik. Tavsiye ederim gitmediyseniz. Hem açık hem kapalı yeri var. Servis, ortam, yemeklerin lezzeti süper. Mesela körili tavuk tabağını tavsiye ederim. Biz açık havada oturduk. Cancan yemeğini kedilere atttı, onlar yiyince de ağladı geri istedi mamama mamaaa diye ağladı bağırdı, sonra yine attı, yine bağırdı. Kedilerle resmen kavga etti, bizi de gülmekten öldürdü.

Bu gün yaşamdan dakikaları izledim yatakta , bir dilim kek ve çay eşliğinde. Keki dün akşam yaptım. İçine ne bulduysan koy keki oldu yine. Muzlu frappe bile koydum valla.Vanilyalı puding, pirinç unu ve hatırlayamadığım bir sürü şey. Üstüne de çikolatalı sos döktüm servis yaparken. Tabi sabah sabah böyle soslu moslu yemedim:))) Yaşamdan Dakikaların reklam aralarında da , dün Kocamla , Nazlı Erhan Afyoncu'nun imza gününe gitmişlerdi. Bana da kitap imzalatmışlar , onu inceledim. Erhan Afyoncu Osmanlı Tarihi konusunda çok yetkin bir isim çok da beğeniriz ailecek. Tarihin Arka Odasını Murat Bardakçı ile birlikte yapıyorlar.

Gelelim bu güne, Naziş erkenden gitti. Tiyatro oyunları vardı. Daha önceki yazımda da demiştim. E her zaman öğrenciler mi hazırlanıp, gösteri yapacaklar. Bu kez öğretmenler hazırlandı , oyun oynadılar ve veliler , öğrenciler ve değişik izleyici grupları izledi. Tam beş kez oynadılar oyunu.
Bu da kraliçe Nazlı hazretleri, tahtında :)))

Bu günün içine bir de Gamse ile Capitol sığdırdık ve hafta sonunu noktaladık. Birazdan bir çay faslı yapıp yatakta kitap okuma faslına geçeceğim. Muz Seslerini okuyorum. Orta Doğu'nun romanı. Bir zamanlar Altın Şehir Beyrut denilen Beyrut'un hikayesi. Bence bu kitapta baş kişi Beyrut.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Bahar Bacağını Salladı:))

Hayat akıyor, patada kütede. Bu haftaya Naziş raporlu başladı, cumaya kadar evde. Biz de anne -kız keyifleri yaptık. Kek yaptık, mercimek köftesi yaptık, az yapmışım herkes eve gelene kadar bitirdik. Daha doğrusu Dr Ötker den denedik, aciil ihtiyaç da çok iyi ama arkadaş yedi sekiz köfte ya çıkıyor ya çıkmıyor. Sonracığıma film izleyemedik hehehe çünkü biz ne izleyeceğimize karar verene kadar canımız film izlemeyi ,istemez hale geldi.

Bu gün Naziş bir ara okula gitti, tiyatro oyunları için kostümlü prova varmış. Kızım kraliçe olacak , tahta oturacak:)) Ben de okey grubumla buluştum. Yemek yedik önce sonra oyuna oturduk. Derken oldu akşam .

Gamsegamse ile görüşemiyoruz, dün sabah beş dakika gördüm okula giderken akşamda geç geldi beş-10 dakika sonra yorgunluktan sızdı. Sabah -ben uyanamadım-Anne gidiyorum dedi , şimdide henüz gelmedi...

Asi ...Asi, bitti. Okurken yanı başımda Asi ırmağı çağladı sanki... içimde korkunç bir Antakya'ya gitme arzuzu var. Ayla Kutlu yazarken sanki Antakya tablosu çizmiş. O sokaklara birlikte girdik çıktık. Evlerin her odasına girdim, perdelere dokundum... tekrar teşekkürler Balkahvecim bu kitapla beni buluşturduğun için. Bu akşam bir dizim var sonrasında, Ece Temelkuran'ın ''Muz Sesleri'' ne başlıyorum.

İlk cemre düştü gözlerimiz aydın. Bahar bacağını salladı yani. Kocamın amcasının karısı; Bedriye Yenge kulakların çınlasın emi... O'nun lafı bu cemre düşünce, bahar bacağını salladı der. Nazlı gülmekten yerlere yatar bu söze.

üstteki resim sufi için. Taflan ağacı.

Yarını tamamiyle Cancan'a ayırdık. Bir haftadır görüşemedik, nasıl özledik nasıl anlatamam.

Eveeet bu günlük de bu kadar , keyifli bir akşam olsunnn...

15 Şubat 2010 Pazartesi

Ah Mualla...

Aslına bakarsanız bu gün yazı yazmak niyetinde değildim. Çok işim vardı ama az önce gelen bir yorum bu yazıyı yazmama neden oldu.

Yorumu yazan kişi Mualla. Bizim Zuz'un çocukluk arkadaşı, benim çocukluk arkadaşım Canım Nimet'in kızkardeşi. Beni hatırladınmı diye sormuş. Yazılarımı takip ediyormuş. Hiç ama hiç unutmadım ki...Annelerimiz arkadaş, biz çocuklar hepimiz arkadaş.O Zuz'la kapının önünde çizgi oynar, biz başka heyecanlar peşinde koşarız.. Ben hala rüyalarımda Mualla'ların evinin üstüne çıkar çam ağacına taş atar kozalak düşürür, oracıkta taşla kırar içindeki fıstıkları çıkaırırım. Ya da boğazımız ağrır , annem git Ayten Teyzenlerin taflan ağacından yaprak al gel der.Ben iterim tathta kapıyı- Ayten Teyzeee diye bağırırım. O kauçuk gibi yapraklar boğazı nasıl ısıtır şıp diye geçirirdi hastalığımızı.Nimet, Ben , Ayşegül üçümüz. Evlerimiz bir üçgen oluştururdu. Geceleri ıslıkla haberleşirdik, sigara izmaritinden fal bakardık. Annelerimizin paketinden sigara çalardık. Ama Nimet'in yöntemi süperdi. Sigarayı alttan açar, bir iki tane alır, geri yapıştırıdı. Defalarca yazdım di mi buradan. Zaferi Milli Mahallesini...Hepimiz bir yerlere dağıldık. Görüşemedik ama her Ordu seyahatinde birbirimizden haber aldık.Çook yıl geçti , çok sular aktı., çok şey değişti hayatlarımızda. Kocaman kocaman çocuklarımız oldu. Artık hepimizin annesi cennette komşu...

Dünü anlatmayacağım bu yazının üstüne , yine gezmeli tozmalıydı sadece onu söyleyeyim:)))