Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

18 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la geçti. Hiç evi dağıtmadık, güzel güzel yedik içtik uyuduk, Ayşegül Küçük Anneyi okuduk. Ayşegül kardeşinin bezini değiştirirken yattı , kendininkinide değiştirtti. Bir güzel uyudu tam iki saat, sonra gidip evde yoğurt yokmuş, markete gittik , ıspanağı için yoğurt aldık. O yine gitti pastaneein vitrinine dayandı, simit aldık. Amma o ablalar var ya o ablalar var ya onlar gelince nasıl azdılar nasıl, banyoya varana kadar dağıttılar. Apartmanı inim inim inlettiler.

Akşam olup da Zuz ve Berfu gelince ; Gamse ile bende onlarla çıktık. Bizi Capitol'e bıraktılar. Cancan arabaya oturu oturmaz hemen nay nay diye bağırıyor, onun şarkısı açılacak. Ş arkısı Yalın'dan Ah be Kardeşim. Ay ben O'nu özledim galiba:))


Gamse ile Capitol'ün altını üstüne getirdik. Güya , ayağımı ağrıtıyor diye geri verdiği botu almaya gitmiştik:))). Bot konusu şöyle, Beta dan bot aldık . Ama Gamse uzun kullanımda ayağının ağrıttığını söyledi. Aldılar, incelemeye gönderdiler. Tabanın içine yumşak Jel koymuşlar.Bakalım bu gün şikayet edecek mi??. Botu aldıktan sonra bilumum mağazalara girdik çıktık. Hafta içi ve akşam olduğu için rahat bir alış- veriş oldu. Kızım bana da bir hırka aldı bu arada:))))). Sonra D&R a girdik. Defter baktım ama hiç güzel yoktu, Nezihten almadığıma pişman oldum. Bu arada boş durmadım tabi üç tane kitap aldım. Zadie Smith, ki kendisini İnci Gibi Dişlerle tandım. Daha önce tanışamazdık çünkü ilk romanı o hehehehe. Aldığım kitabı; İmza Toplayan Adam, konusu ilginç geldi. Hiç tanımadığım bir yazarın kitabını aldım bir de, Günhan Kuşkanat' dan Evvel Aşklar Masa veeee son olarak da Selim İleri'nin İstanbul serisinden , İstanbul'un Taramvayları Dan Dan. Bilmeyenler için tavsiye ederim bu İstanbul serisi çok güzeldir. Özellikle İstanbul dışında oturan , İstanbulu özleyen, İstanbulu merak edenler için çok güzel bir seçim oluyor. İstanbul Hatıralar Kolaonyası, İstanbul yıldızların altında, İstanbul Lale Sümbül ve sayamadığım bir sürü kitaplar var. Bir de Selim İleri'nin dilinden üstelik. Kitap alışverişinden sonra eve geldik ki Aşk-ı Memnu yarı olmuş. Neyse benim asıl dizim zaten ondan sonra başlıyan'' Bir Bulut Olsam'' anam o da gece bir de bitti .



Yatarken biraz kaşıntı hissetmiştim aaaah, yoksa efsane geri mi?? dönüyor dedim hemen ilacımı içmiştim. Geçen seneki maceralarımı biliyosunuz hastaneleri mesken tutmuştum. Neyse ilacı içince küp gibi uyumuşum, Üstün Dökmen'in programının sonuna yetiştim. Cuma günleri saat sekizi yirmi geçe kanal D de, Dr lar programında oluyor. Yine çok şeker bir program yaptı. Konuşurken ki yüz ifadesine bayılıyorum.

Öğleden sonra okey grubumla buluştum. Amanıın ne berbat bir oyuncuydum. Daha çok konuştum çünkü :)))



Akşam eve geldiğimde kapıda çok güzel bir sürprizle karşılaştım Nazpek , çok şeker bir kart eşliğine çok şık bir bozuk para cüzdanı göndermiş yeni yıl hediyesi olarak. Nazpek, geçen yılda arkadaşlarla korudan dönerken hadi kahve içmeye bize gidelim demiştim, geldiğimiz de çok özlediğim Ordu kahvesi ile karşılamıştı .Ordu kahvesi dediğimiz kahve arabik kahve , daha yumşak içimli.Bizimkiler hayatta içmezler Brezilya menşeyli kahveyi, çok sert bulurlar. Çok teşekkür ederim Nazpek , bana bu güzel duyguyu yaşatıp, akşam evime hoş duygularla girmemi sağladığın için.

Bu akşam önce Hanımın Çiftliği sonra okuma faslı var.


not: yarın saat iki de Capitol D&R da Elif Şafak'ın imza günü var.

Not: Zeya sana Gümüşay dan mesaj var
aynen şöyle ----Sevgili zeya ya iletirseniz sevinirim.Yazılarını takip ediyorum ama bir türlü iletişimi sağlıyamıyorum.Nazik hoş geldin mesajına teşekkür cevabımı sevgili balkahve yazmıştı ama halen ulaşamıyorum beceremiyorum heralde,iletirseniz sevinirim.Sevgiler

16 Aralık 2009 Çarşamba

Çiçekli yazı

Bu gün bu şarkıyı dinledim; gelen benim- Ezginin Günlüğü söylüyor. O söylüyor benim içim gidiyor.

Mahalle arasındaki bir sokakta bir kitap cafe keşfettim. Hiç ummadığım bir yerde. Ve insanlar masalara oturmuş kitap okuyorlardı, benim de böyle bir yerim olmalı bir gün. Hatta masalara kendi ellerimle pişirdiğim tarçınlı zencefilli kurabiyelerimden koyarım.

Akşam Gamse'ye zeytinyağlı biber dolması yaptım, dün akşam söyledi, canı deli gibi istiyormuş:)))

Ağacı hala çıkarmadım, bu sene çok üşeniyorum.

Yarın Can geliyor, bir hafta oldu görüşmeyeli çook özledik. Geçen gelişinde akşam eve gitmek istemedi. Annesi kandırmak için kapıdan çıktı, kapıyı kapattı, o arkasını dönüp salona bizim yanımıza geldi.

Cuma günü okey partim var. Cumartesi artık Beyoğlu ekibimle buluşucam.



Bu gün yürüyüşten dönerken, dolmalık biber almak için yolumuzun üstündeki ' Şok' girdik. Hani Migrosun yavrusu olan. Ya da Migrosun BİM'i diyorum ben onlara. Biberleri seçerken gözüm soğanın fiatına ilişti, 2.390 lira , gerçek fiat mı ddim. Pazarda 75 kuruş, diğer markette de 65 kuruştu. Acaba farklı mı dedim , yook bildiğimiz soğan işte, hatta pazardaki çok daha iyiydi. Herhalde uzaydan falan geldi dedim . Kasadaki çocuk gayet ciddi idi, hiç cevap vermedi. Biberlerin parasını öderken arkamdam kocamla ikisi gülüşmüş. Hadi adam güldü de, kaç yıllık kocası insanın arkasından güler mi? espirikli karım dedi. Espiri yapmadım , gerçekten soğanın geldiği yeri merak ettim, dedim.

Kendime nergis alıcam, kokusu beni sarhoş eder başka bir şeye lüzum yok.Biz ona Ordu'da sümbül derdik. Bir ara fulya dedik hatta şimdi nergiz. Nergis turuncu renkta papatyamsı, daha çok dere kenarlarında olan bir çiçek değilmidir?. Hani Narsis , dereden su içerken kendi görüntüsünü görmüş suda, kendini o kadar beğenmiş ki aşık olmuş, ayrılamamış oradan , sonrada nergis olmuş işte. Bknz psikolojide Narsis Kompleksi. Halbuki bu şimdi nergis diye satılan bizim sümbül biz onu fındık bahçelerinden bile toplardık. Yanında anemonlar olurdu hatta. Fabrikada çalışan işciler , lale diye getirlerdi bizim eve de, ne lalesi derdim meğer yabani laleymiş anemon:))))



Anemon


nergiz sümbül

benim nergisim




Şimdi okuma faslı.
******************************
Artık bu gün oldu:)))

düzenleme: Artık geceleri kahve içmeyeceğim. Eskiden hiç etkilemezdi beni, kahve bardağımı , yanımdaki komodin üstüne bırakır vurur kafayı uyurdum. E zaman değişti, Çelik de değişti tabi, küresel ısınma da kapıda. Sabahı zor ettim. Bir sürü abidik gubidik şey izledim. Eski dizi tekrarlarından tutunda en ucube magazinleri bile. En son bir Türkan Şoray filmi buldum da cila yaptım. En sevdiğim filmlerinden biriydi hemde. Tatlı Meleğim. Ugly Bety uyarlaması gibi olan hani. Ediz Hun da vardı, e daha ne olsun. Yeşil çay yaptım, yanına da havuçlu kek aldım bir dilim. Hey bu sabah yedide ha, Türkan Şoray filmi, o saatte izlendi.

15 Aralık 2009 Salı

Tekkeli yazı



Bu gün yürüyüş yolumuzun üstüne Özbekler Tekkesi ( burada İlber Ortaylı'nın yazısı var)çıktı. Bu tekkenin bahçesinde Ahmet Münir Ertegün'ün mezarı var. Zaten bir alt sokak da bu ismi taşıyor. A. Münir Ertegün'ü tanımayan yoktur sanırım. Hani Ray Caharles, Led Zeppelin, Rolling Stones gibi isimleri müzik dünyasına kavuşturan kişi. Eeee ne alaka diyeceksiniz şimdi. E şu alaka çünkü kendisi bu Tekkenin şeyhinin torunu. Özbekler Tekkesi Kurtuluş savaşında büyük rol oynamış. Anadoluya silah sevkiyatı buradan yapılmış. Kuvvacılar burada barınmış.`Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü, Celalettin Arif gibi çok önemli şahsiyetler buraya sığınıyor. Kaçırılarak İstanbul`dan Anadolu`ya geçmeleri sağlanıyor.Kurtuluş Savaşı`ndaki katkılarından ötürü Özbekler Tekkesi, 1925`te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu`ndan etkilenmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü`ne bağlanan tekke, bir kültür merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
özbekler Tekkesi, 1752'de Buharalı Nakşibendi dervişler tarafından Ahmet Yesevi geleneğinde Üsküdar, Sultantepe'de kurulan tekke. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu'ya asker ve cephane göndermede gizli bir üs olarak hizmet verdi. Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olup müze olarak kullanılması gündemdedir.kaynak : Vikipedia


Yandaki resim Tekkenin sanatsal faaliyetlerinin yürütüldüğü vakıf binası. Sanırım Ebru ve musiki çalışmaları yapılıyor.

Yürüyüş sonrası canım karşıya geçmek istemedi. Eve geldim. Naziş Havuçlu kek istemişti onu yaptım. Akşam yemeği hazırlığı falan derken oldu akşam. Akşam olduda ortada kimse yok, herkes gecikecekmiş bu akşam. Ben Zuz ve Berfu'nun yemek teklifini bile geri çevirmiştim oysaki, onlara hazırlık yapıyorum diye:((((. Bilsem karşıyada geçerdim, Zuz ve Berfu^nun çağrısına da uyardım. Neyse geçti Bor'un pazarı .

Bu günlerin en kıskandığım olayı; dün akşam Zuz ve Zeya Ece'ye gittiler. Bir saatliğine dediler, on ikiye kadar oturmuşlar, belki kadının uyuyacaktı :))) Zuz öteden beri benim arkadaşlarıma bayılır zaten. Hem o blogcu mu? he sorarım size.

İyi akşamlar olsunnnn

Çok kızarım biliyomusunuz, benim kupamla bir şeyler içilmesine ve sabah kalktığımda onu kirli bulmaya. Bu pek olmaz ama bu gün oldu. Yeşil çayımı demledim, Mitsukonun bu iş için özel olarak Japonya'dan getirdiği demliğe, tam 4 dk. beklettim, ama o ne kupam yok. kendisi kavanoz kadardır, baş parmak koyma yeri vardır ve benimdir kaç yıllıktır bilmem. Hatta bir yerlerde resmi vardı durun bulayım:)) Neyse kupa bulaşık makinesindeydi ve üstelik de salep içilmişti. Başka kupa kullandım çaresiz.Annem olsa - nooldu, boğazından eğri mi? gitti diye sorardı şüphesiz)).

Resmi buldum, işte yandaki kupadır kendileri , hatta benim için mutluluk nedir, miminde bile koymuşum onu :)))


Yürüyüş güzergahımızı Nakkaş Tepe'ye kaydırdık.Nakkaş Tepe deyince artık kendindende ünlü olan gece klübü gelir akla, Rakkas. Aşağıda küçücük bir ansiklopedik bilgi verdim, Nakkaş Tepe hakkında. Çalıştığım dönemlerde sabahları önce bir boğazı baştan başa geçer öyle giderdik işe, akşamlarıda trafikten kaçmak için Nakkaş tepe yolundan dönerdik, böylece ilk ben inerdim servisten.Manzara güzeldir.
İstanbul ilinin en güzel manzaraya sahip semtlerinden biri olan Nakkaştepe Üsküdar ilçesine bağlıdır.Ayrıca bu ilçeyi Beylerbeyi ile Boğaz Köprüsü ne bağlar.Trafiğin en çekilmez olduğu zamanlarda kullanılan kavşak da bu semtte bulunmaktadır.Bünyesinde bulunan Rakkas Meyhanesi de oldukça ünlüdür.

Akşam Ezel'i izledik. Bazen sadece Dayı konuşsun istiyorum.Gamse arkadaşında kaldı, sabah servisten konuştuk, uyuyordu artık kaçta yattılar kimbilir. Ben Ezel bitince doğru yatağa koştum:)))Kazım Karabekir Paşa'nın ''Hayatım''adlı kitabını okuyorum. Çocukluğundayım henüz. Bu tür insanların çocuk olduğunu, yaramazlıklar yaptıklarını düşünemiyoruz değil mi? sanki onlar öyle var oldular. Kazım Karabekir'in asker bir aileden geldiğini, dayısının Japonya'da batan Ertuğrul Gemisinde olduğunu bilmiyordum mesela. Babasıyla birlikte tüm imparatorluğu geziyorlar, Ben Mekke bölümündeyim şimdilik. Her gittikleri yerde evlerinin olduğu yeri kroki ile göstermiş, bu çok hoşuma gitti.

Şimdiii, bu gün karşıya geçmek gibi bir niyetim var, havada çok soğuk gibi duruyor, tam karar veremedim. Beyoğlu ekibim çok sitem ediyor bana. Hadi bakalım gün ola harman ola.

not: beş dakika önce sayfamda sekiz kişi vardı , hani şimdi nerdeler he:)))

13 Aralık 2009 Pazar

pazar anlatısı

Pazar gününe Dünya bir Tiyatro Sahnesini izleyerek başladım. Konuk Sunay Akın'dı . Çok severim kendilerini zevkle izledim de; geçen hafta, Yaşamdan Dakikalarda ki konuşmanın aynı olunca, biraz sıkıldım. O' aynı şeyi anlatırken gidip, kendime yeşil çay yaptım. Şu Defterdar Camii'de minarenin tepesindeki yazı takımı olayı. İlk dinlediğimde çok hoşuma gitti, hatta bir kaç kişiyede anlattım. Neyse sonra Yaşamdan Dakikalar başladı, üst üste Sunay Akın biraz fazla geldi :))) ama konuk Yılmaz Erdoğan'dı. Aldı götürdü programı. Şiir okudu, türkü söyledi, Neşeli Hayat filminin alt metninde neler söylemek istedi onları anlattı. . Hah işte o arada bende dünkü yazımda , kitap beni zorlamalı derken , neyi anlatmak istediğimi buldum. Yani yazarı dediklerinin yanında, demek istedikleride olmalı, onları da keşfetmeye çalışmalıyım demek istemiştim hah şimdi oldu yav.

Orhan Veli için yazılan bir şiiri okudu Sunay Akın, içimi titretti. Şair çocukluk arkadaşıymış, Orhan Veli'nin . Orhan Veli belediye çukuruna düşmüş ama bir şey olmadan kalkmış, üstünü başını silkelemiş yürümüş gitmiş. Dört gün sonrada ölmüş. Doktorlar neden öldüğünü anlamak için otopsi yapmışlar. Açınca görmüşlerki dört gündür beyin kanaması geçiriyormuş meğer. Onun üzerine bu şiiri yazmış Halim Şefik.

Otopsi

Halim Şefik

Orhan Veli'ye ağıt

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

*************************************************************************************



Kahvaltı sırası geldi sonrada, malum evdeyiz hepimiz. Çoluk tombalak. Kahvaltıdan sonra Yürüyüşe geldi sıra.Yağmur deeemem çamur deeeemem diye başladım yürüyüşe ama Naziş- Aneeee dedi. Nasılda yağıyor meret. Ama yok, başlarken dedik ki karı-koca. Yağmur, kar demeden çıkıp yürüyeceğiz. Çevre yürüyüşleri bitsin. Araba ile ver elini neresi olursa , orada yürüyeceğiz ama ille de sonu denize çıkacak, mutlaka deniz kıyısında da yürünecek.

Koruya geldiğimizde , kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut diye şarkı söylemeye başlayınca; Naziş - nasıl oluyorda hep aynı yerde başlıyorsun söylemeye dedi. Eeee meslek sırrı sölemem. Koruya ilk girdiğimizde sanki şelale sesi duyduk. Fırtınanın ağaçlarla dansıymış meğer. Bayıldım, aşık oldum o görüntüye. Siz benim fırtına seyretmeyi sevdiğimi bilebilirmiydiniz he lutfiye. İşte bir '' Bir Demet Tiyatro '' repliği. Fadıl derdi, sen bunu bilebilirmiydin Lutfiye. İşte ben mutlu mutlu tırmandım koru yollarında. Deniz görünmüyordu, köprü ise sadece bir silüetdi.

Bir pazar günü bizim evde böyleydi işte sizinki nasıldı??

NOT: Bu gün lunaparkdayaşamak yazarı Sanem'in doğum günü. Kendisi uzun bir süre dışardan takip etti bizi, güzel yorumlarıyla gönlümüzü hoş etti, sonra da ısrarlarımıza dayanamadı blog açtı.

Doğum günün kutlu olsun Sanem , nice sağlıklı mutlu yaşlara

12 Aralık 2009 Cumartesi

Evettttt, Yağmurun elleri gerçektende varmış, dün hiç elini çekmedi üzerimizden. Dünkü yazımda da dediğim gibi Gamsegamse gelince dışarı çıktık. Ver elini Kadıköy. Önce bir kokoreç partis yaptık. Ortaya da şöle sağlam bir midye dolma ve midye tabağı oturttuk . Ataletim kızıyo bana yeme şu Marmarada çıkan midyeleri diye ama kıs beslenme tarzımız değil ki ayda yılda bir yahu:)))



Kadıköy ara sokakları , sigara yasağı yüzünden tıpkı bir açık hava restoranı gibi artık, benim çok hoşuma gidiyor doğrusu.

Yemeğimizi yedik çayımızı da içtik. Sonra başladık balık pazarı , barlar sokağı falan tırmandık Bahariye'ye doğru. Tam Bahariyeye çıkmadan iki tane karşılıklı bu incik boncuk satan dükkan var. Önümüzdekine girdik önce , ay bunlardan da alalım, Gamse bak bu geyik şeklindeki keçelerden alalım broış yaparsın, Anne sen benim yanıma gelsene sırayla gidelim bağırış çığrışları rasında alacaklarımızı aldık. Yüklü bir alış- veriş yapınca satıcı bize çocukların yaptıklarını koymaları için minik sevimli cüzdanlar hediye etti 35 adet falan:)) Renki boncuklar, mumlu ipler, misinalar,kurdeleler, renk renk çeşit çeşit keçeler, peri , uğur böceği, melek, yusufçuk şeklinde kolye uçları ve bunları takacakları zincirler alıp karşıdaki boncukçuya geçtik. Orada da aynı işlemleri yaptık . Bir ara baktım kapı önünde diğer satıcı ile içinde olduğumuz dükkan sahibi konuşuyor. Meğer iki dükkanda onlarınmış hehehehhe. Neyse o da çocuklara cüzdan hediye deyim dedi iyi dedik. 40 kadar falan da o verdi, çantalarımızı yerleştirirken aa orada vermişler dedi, biz de evet ya teşekkür ederiz çocuklar çok sevinecek dedik pişmiş pişmiş heheheheheh. Oradan çıkınca da düz taçlar aldık. Çocuklar üstlerine istedikleri renkte şekilde keçe süsler yapıştrsınlar diye. Bu arada Gamsegamse'ye çok güzel renkli, kürklü bir çizme aldık.

Sonraaaaa, Alkım Kitapevine girdik. Ama gerek ellerimizdekilerin ağırlığı, gerek benim hangi kitapları alsam kararsızlığım onun yanında yorgunluğumuz , baktım hiç zevkli değil, söylerim sana yarın al Kızım dedim. Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihini almasını söyledim. Akşam başlarım artık. Dün gece Leyla'nın Evi bitti. Sanırım şimdiye kadar çoğunuz okumuştur. Ama ben Mutluluktan sonra okuduğum için ya da İmkansızın Şarkısının üstüne bu kitap geldiği için hüüüüp diye okuduğum kitaplardan diyebilirim. Sonunda anladım ki , okuduğum kitap beni azcık yormalı . Ne demek istedim ben de bilemedim ama böyle bir duygu işte.



Sonunda evimize ulaştık akşamın sekiz buçuğu olmuştu. Evdekiler akşam yemeğini yemişti, Naziş aldığı vahşi hayvanlar ansiklopedisinin başına tünemişti. Sadece bir tabak çorba içtim o kadar. Sonra oturduk Gamsegamse ile çocuklar için birer örnek model yaptık. Bir bileklik, iki taç, bir kaç kolye örneği. Öyle güzel oldular ki. Tam 150 çocukla gerçekleştirelecek bir etkinlik bu. Ay o gün keşke ben de gitsem:))))) . Bir taraftan da Hanımın Çifliğini izledik. Sonrasında da kitabımı bitirdim.


Gelelim bu güne. Kaç gündür ballandıra ballandıra anlatınca yürüyüşlerimizi, bu gün Naziş de katıldı yürüyüş ekibine. Biz güzergahı değişitirmiştik ama O^!nun isteği üzerine tekrar Kuzgıncuğa yöneldik. İyi de ettik, bilmediğimiz bir sürü ayrıntıyıda ondan öğrendik. Mesela Kuzguncuk da; cami, kilise ve sinangogun aynı bahçe içerisinde olduğunu bilmiyordum. Bize gösterdi, anlattı. Sonra yine koru içinden geçerek geldik eve. O yağmurda bile koruda yürüyüş yapanlar vardı, hatta bir genç kız grubunun resimlerini çektim. Oh be dediler, sonunda hepimiz aynı karede olabildik.

Şimdi salep ve kitap vakti kitabım Zeya^nın hediyesi olan Kazım Karabekir Paşa'nın '' HAYATIM'' adlı kitabı.

İstanbulda kar bekleniyor. Hepinize iyi bir hafta sonu diliyorum.

Not: Asortikkrep de gördüm ve hemen dinlemeye başladım.Dün Kadıköy de sokak çalgıcılarıda söylüyordu. -Yanlarına oturmak istemiştim o yağmurda.- İnce Sazdan, Mazi kalbimde yaradır. Burada

11 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la hallettiğimiz evi bugün pürü pak ettim. Biz de Cancan'ın gelmesi şöyle olaylara neden olur.

Gelmeden önceki gün , O'nun geleceği günün akşamının yemeği hazır edilir. Onun sevdiği bir yemek de ikram olarak hazırlanır, Annesi ne yiyecekse getirse bile. Salondaki sehpa tv önüne çekilir, üstü battaniye ile kaplanır. Çünkü köşeler takılan koruyucuları Cancan bizzat toplamıştır. Ortada bilumum ağza atılacak ya da sakıncalı ne varsa kaldırılır. Laptop neyin elbise dolabına saklanır.

Geldikten sonra bolca oynanır, öpüşülüp koklanır, oynanır , zıplanır.Ne kadar toplansa bile cep telefonları ortada unutulmuştur. o kulağına dayayıp baba baba derken ver de sana büyü büyü yapayım denir, O her seferinde bu numarayı yei şimdilik. Yenilir, içilir. Ev dağıtılabildiğince dağıtılır, bu konuda tüm sınırlar aşılır.

Cancan gittikten sonra ev yeniden toplanır beş dakika sonra daha çok özlenilir.

Şimdi tertemiiiz miiiis gibi evimde, giyindim kuşandım Gamsegamse' yi bekliyorum. Okuldaki yılbaşı panayırı için , çocuklarla birlikte takı yapma etkinliği yapacakmış. Okul yanınıza şöfor verelim , demiş ama O annemle biz daha iyi yaparıx demiş. Şimdi ben yazarken geldi bile:))). Birazdan gidip malzeme alacağız. Gamse'nin en sevdiği şeylerden biri bu boncuklarla uğraşmaktır zaten.Gidip boncuklar, keçeler , zincirler alacağız , çok zevkli olacak çok.


Hadi gittik biz, yağmurun kollarına doğru...