Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Kasım 2009 Cumartesi

BÖYLE OLUR BİZİM BAYRAMLAR - üçüncü günden notlar eklendi hanımmmm

Bayram sabahı saat sekize 0n kala dayımın telefonu ile başladım güne. Daha kocam bayram namazından gelmemişti ama Ordu bizden yarım saat önde olduğu için, dayım cami kapısında başlamıştı kutlama işlerine.

Bayram kahvaltısına herzamanki gibi pek özendim. En nadide masa örtülerimi , fincan takımlarımı çıkardım. Geleneksel kıymalı, yeşillikli mücverimi yaptım. Bir gün önceden hazırladığım ıspanaklı, patetesli rulolarımı da masaya kondurdum. Hiiç acele etmeden geniş geniş kahvaltımızı yaptık, bir gelen olursada masaya buyursun dedik.

İlk ziyaretcimiz Cancan ve ailesi oldu. Gamse ablası O'na kumbara almıştı. Sırayla dolaştırdı hepimize , verdiğimiz paraları önce atmak istemedi ama sonra atmak hoşuna gitti. Akşama kadar sürdü ziyareti, birlikte yemekler yedik, çaylar içtik. Misafirimiz Ilgın'a ev sahipliği yaptı, arada saçını çekti,arada öptü. O'nun babasının kucağına oturup, kıskandırdı, kolonya bidonunu bulup, kolonyayı bidonla ikram etme cömertliği gösterdi.

E kalabalık bir sülalede doğup yine aynı kalabalıkta bir sülaleye sahip bir kocan olursa bu iki sülalede kaynaşıp birbirini çok severse noolur işte böyle olur. Kapı çalınca 10-12 kişli aynı anda içeri girer. Bayram ziyareti bayram şenliğine dönüşür, gülüşler havada uçar, herkes gittikten sonra bile suratına asılı kalır.Sonra sen çıkarsın her gittiğin yerde aynı aynı durum olur.


Ah bunda ben çıkmamışım bu da benli olanı:)))))





Ramazan bayramı yazımda bu resmin bir benzerini görmüştünüz yine. Hep birlikte güldük konuştuk çook neşelendik her zamanki gibi.
Misafirlerimizi yolcu ettik hemen biz çıktık, aile apt.sinde oturan görümcelerime gittik. Yine aynı sahneler gerçekleşti ve bayram ziyaretimiz dört saat sürdü:)))

Bayram tatlımın tarifini internette buldum. Oktay Ustadan fındıkpare. Çok güzel bir tatlı oldu. Yiyen herkes çok beğendi.

Eve gelince kitaplarımı, dergilerimi alıp koşa koşa yatağa gittim. Leman ve Gırgır okudum. Zeya^nın hediyesi Rolkesene başladım.Birinci günü noktaladım.


Biraz öncede kocamla Beyoğlundan geldik. Ayağımızın tozuyla bir grup misafir ağırladık. Artık kitap okuma ve film izleme zamanı.


Üçüncü gün için yeniden düzenleme:)))

Bu sabah yine dayımın telefonu ile uyandım. Gece kafasına bir şey takılmış, aramak içinde saaat geç olmuş,, sabah aramış . Artık kalıkınca geri yatmadım, kahvaltıyı hazırladım. Bu günkü plan ben evde olacaktım, kızlar arkadaşlarıyla buluşacaktı, kocam da kendine göre plan yapacaktı. Saat bir gibi Kuzenim Oya ve Eşi geldiler.Onlar gittikten sonra Naziş planını yarına erteledi. - Anne , hadi senle bi Kadıköy yapalım dedi. Gamse^de Kadıköy'e bizinmle geldi ama bizden ayrıldı. Biz önce Nezih kitapevine girdik. Sonrada vurduk yukarı doğru, dükanlara gire çıka, beğendiklerimiz ala ala Bahariye'ye doğru çıktık.O arada acıktım dedi, yemek yemek için oturduk. Sonra biraz da Bahariye^de dolaştık. Son durağımız Alkım'dı. Peren Haruki Murakami^nin İmkansızın Şarkısı'nı orada bulduğunu söylemişti. Daha önce hem Alkım^da hem de D&R da bulamamıştım.
Kitapevinden içeri girer girmez ilk iş onu aldım:)), bir de Zülfü Livanelli'nin Leylanın Evi ni okumamıştım, merak da ediyordum onu da aldım. Sonra kendimi tuttum:)))) Sahilde Kafka son kitabı Murakami'nin, tam onu alacakken Zero'nun Murakami^ye bu kitapla başlamam tavsiyesinde bulunduğu aklıma geldi. Kitaplarımızı aldıktan sonra, Kahve Dünyasına oturduk Anne Kız, kahvelerimizi yudumlarken,aldığımız kitapları inceledik. Eve gelirken Bağlarbaşında indik arabadan, orada bir mağazamız var, orda gördüğüm çeşitte trikoları başka hiç bir yerde görmemişimdir. İki tane Naziş'e bir tane de Gamse^ye hırka aldık. Bakalım Gamse Hanım beğenecek mi?, beğenmezsse değiştirme kartı var .Henüz görmedi geç gelecek, lise arkadaşlarıyla yemekte. Eve geldik, geldik ki, kocam eve gelmiş de misafir bile ağırlamak da:))). Şimdi misafirlerimizi yolcu ettik , yazımı da yazayım, kitap okuma faslına geçeceğim. Hadi gittim ben şimdilik.


27 Kasım 2009 Cuma


Onca sarı lale içindeki Kırmızı LALE bayramınızi canı gönülden kutlar.

26 Kasım 2009 Perşembe

SİS


Bir kaç gündürkü manzaramız aynen budur. Dün gece yine sabaha kadar vapur düdükleri öttü. Bayram sonuna kadarda sürecekmiş.Görüş mesafesinin sıfıra yakın olduğu yolculuklar yaptım. Berbat bir şeydir, belirsizlik içnde yol almak. Öyle pencereden izlemeye benzemez. Bir kaç yıl önce konvoy şeklinde Karadeniz gezisi yapıyoruz. Yolumuz Ordu- Akkuş üzerinden Tokat'a doğru.Tekkiraz yaylasına geldiğimizde sis bastırdı. Peşpeşe dört araba falanız. Biz önde, arkamızda ise Kuzen Ebru'nun arabası var, sis içinde ilerliyoruz, sis lambalarımız da yanıyor. Telefonum çaldı , arayan Ebru. Neredeyse tampon tamponayız , lambalarımızı dahi göremiyormuş, nerdesiniz diye soruyor. . O yolculuğumuzu hiç unutamam. Sis içinde kilometrelerce yol kat ettik.

Bir keresinde de hiç unutmam. Uludağ'dayız. Çocuğum daha. Biraz ayrıldım Annemlerin yaanından, birden sis indi, ben ciyak ciyak bağırdım. Sesimden buldular beni.

Her sis olayında Tevfik Fikret'i hatırlarım. Tevfik Fikret'in ''Sis'' şiirini bilmeyen var mı?. İstanbul'a lanet okur o şiirde. Tüm şairlerin kızssalar bile güzelleme yaptıkları İstanbul'u nasılda tiksinç nefretlik bir şekilde anlatır.
Ankara'nın en güzel yanı, İstanbul' a dönüşüdür diyen Yahya Kema'li de analım bu arada. Hey gidi Mehmet Karakuş Ed. öğretmenimiz. Yaşıyorsan kulakların çınlasın, yaşamıyorsan nur içinde yat. Nasılda dersin içine çekerdin bizi, ağzının içine baktırırdın.

Aslinda bayram yazısı yazmak için oturdum buraya ama perdeleri açınca bu yazı çıktı ortaya.

Not- teşekkürler Beşiktaş, sayende kocam dün akşam çok mutlu oldu:)))

25 Kasım 2009 Çarşamba

Dün Akşam

Bu sabah baktım mutfakta tıkırtılar var, ohooo yaşasın Babam kahvaltı hazırlıyor dedim. Babamın burada olduğu zamanların en büyük keyiflerinden biride bu. Şimdi kızlar tatile girsin, Dede- sabaha patatesli mücver yap diye başlarlar. Babam ikinci çayındayken yetiştim kahvaltıya. Ekneklerimi kızarrtım tabi önce. Eğer kahvaltıda kızarmış ekmek varsa, bir tek peynir zeytin bile olsa bana ziyafet gibi gelir. Yani illede ekmeğim kızarsın:))

Dün akşam nihayet Zeya ile Capitolde buluştuk. Çoktandır planlanmış birşeydi ama benim hastalığım, Zeya'nın İspanya seyehati derken bu güne geldik. Kitaplarıma kavuştum sonunda heheheh. Zeya bi gün, bana mail attı - Lale Abla, sürpriz kitapların var, bende dedi. hemen kahvaltı planı yaptık ama araya yukarda saydığım nedenler girdi. Sağ olsun Zeya, arada beni kışkırttı- Lale Ablaa, kitapları merak etmiyomusun diye:))). Dün akşam kahve eşliğinde muhteşem sohbetler ettik, sonra Gamsegamse 'de katıldı bize. Ay eve gelince iki kitap da O^nun çantasından çıkmaz mı? bana, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi oldu. Zeya'nın hediyesi kitaplardan biri çok çok özel. Bana kendimi de öyle hissetirdi.

Dedesi Kazım Karabekir'in ''Hayatım'' adlı eseri.Eve gelir gelmez Kocam- önce ben okuyacağım diye kaptı. Diğeri yine çok merak ettiğim Rolkesen, yazarı Millenia Black. Gamse'nin hediyesi kitaplar ise, Andre Malraux'un yazdığı Altenburg'un Ceviz Ağaçları ve Falih Mardi'den Binbir Hayat Masalları. Bu kitapla ilgili nette bir şey bulamadım. Ama arka kapakta yazdığına göre kendi memleketinde sürgünü, sürgünde ise yaşadığı dışlanmayı anlatıyor anlatıcı diyor. Binbirgece Masallarının kenti Bağdat'dan bu güne kalanlar diye de ekliyor. Anladığınız gibi çok kitaplı bir bayram var önümde.

Dün akşam eve geldiğimizde , Naziş'de beş dakika önce gelmişti, kendi okulun yemeğinden. Öğretmenler Günü çekilişinde en büyük hediye O'na çıkmış. İki kişilik Safranbolu Seyahati. Gecenin devamnı benim kabilemin kutlama telefonlarıyla getirdik. Gündüz kızların telefonları kapalı olduğu için ulaşamamışlar .

İşte bizden haberler bu günlük bu kadar.

düzenleme- Bu blog dünyası bir hediye bana, hergün iyiki iyiki dedirtiyor . Dün sabahın beş buçuçuğunda , minik bir çengelli iğne lazım oldu Gamse'ye. Ev de onun aradığı miniklikteki çengelli iğne , Ece'nin hediyesi dikiş setinden çıktı. Biz ana kız bağırdık sabahın köründe; Eceee süpersin diye.Öyle bir bağırmışız ki, bir kaç saat sonra Ece aradı:)))

24 Kasım 2009 Salı

Bizim Ev de Öğretmenler Günü

Biz,dün akşam çok meşgulduk.Bu gün , Öğretmenler Günü Malum. Kendileri için çok özel bu günde, öğrencilerine çok daha şık , güzel görünmek isteyen öğretmenler var bu evde. Gamsegamse yakasına melek broş taktı. Melek gibi bir öğretmen oldu,ilk Öğretmenler Gününde. . Naziş artık beş yıllık öğretmen olmanın olgunluğunda, duruşunda.

Müsterihim ki, ta başından beri, iyi bir eğitmen olmanın sinyallerini verdiler bana . Ne de olsa çizgi filmlerde bile ağlayabilecek bir annenin, karısına yük taşıtıp kendi elini kolunu sallayarak giden adamın yolunu kesip kavga edebilen bir babanın, başkalarının başarısından sonsuz haz duyup gözleri yaşaran, okul birincisi olan öğrenciyi kendi ailesini bile şaşırtan çılgınlıkta alkışlayan anne ve babanın, kızları onlar. Umarım hep böyle devam eder. .Sabah kalktık karı-koca uğurladık, kutladık kızlarımızı ve onların nezdinde TÜM ÖĞRETMENLERİ.

Onlara ögüdüm. İlerlediğiniz yol çok dikenli ve çetrefil. Rehberiniz Atatürk'ün şu sözleri olsun.



Cumhuriyet sizden "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller ister. 25.081924 Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine.

• Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. 25.08.1924 Öğretmenler Birliği Üyelerine.

• Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden eğiticiden mahrum bir Öğrenci her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın. (1930)





23 Kasım 2009 Pazartesi

Biz dün çok CAN'lı saatler yaşadık. On beş gün sonra ilk kez görüşebildik, benim hastalığım yüzünden. Nasıl özlemişiz birbirimizi nasıl anlatamam. Arabaları daha bizim sokağa girerken sevinç çığlığı atmış.

Dün birlikte yattık yuvarlandık, koştuk yedik içtik. Ablalarına pirzola , O'na köfte kızarttım pilavının yanına. Ama o ne cin biliyomusunuz. Köfteyi attı, pirzolayı kaptı. Kemiğini bile zor aldım elinden. Nasıl kemirdi, diğer eliyle nasıl pilav kaşıkladı inanamzsınız. Artık O kocaman bi adam oldu.

Öğleden sonra uyumuştu. Gamsegamse de kendi odasında uyuyordu, Naziş'de salonda laptopda bir şeyler yapıyordu. Bende fırsattan istifade akşam yemeğini hazırlayayım dedim. Ara sıra gidip bakıyordum, uyuyor mu? diye. Tam tencereyi karıştırıyorum, arkadan biri bacaklarıma sarıldı. Uyanmış, yataktan inmiş, pıt pıt sessizce gelmiş. Sarıldık birbirimize, kucağıma aldım, yeleğini giydirdim. Göğsümde biraz daha uyudu. Kan bağıymış pöh dedim. O an , böyle bir mutluluk var mı daha dedim. Bir bebek sana böylesine sarılsın, yaslansın. Yeşil çay yapmıştım, O da bisküvi batırdı, hapır hupur nasıl zevkle yedi. Arada bana da ikram etti. Kaşla göz arası cep telefonumu çaldı kaçtı. Anlayacağınız dün çok Can'lı çok güzeldi.

Akşam Gamsegamse ile Çok Güzel Hareketler Bunları izledik. Naziş'de izlediğini iddia atti. Bize kalsa uyududa. Sonra sizle bir şey izlenmiyor dedi gitti. Gece Murat Bardakçı Ve Murat Belge'nin konuk olduğu Teke Teki izlerken uyumuşum. Halbuki çok güzel bir programdı. Nazlı da radyodan dinliyor, kulaklıkla .

Bu gün itibarıyla bayram hazırlıklarına startı verdim. Bu gün genel temizlik var. Son rötuşu perşembe günü olur. Ooo daha dolmalar falan sarılacak. Geçen bayram yapmadım da , burası kimin evi, bizim ev değil dediler:)))

İyi bir hafta olsun.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Oyyy bugün , günler sonra kankalarımla buluştuk okey oynadık. Evden çıkarken kocam- hala yüzün bembeyaz gitme felan diyodu, Naziş'i de kışkırtıyordu. Sana kalsa beni hasta modundan çıkartmayacaksın, hoşuna gidiyo dimi evde oturmam diye çıkım çıkım çıkıştım. Ay tam giyindim kuşandım, apaçi çizmelerimi ayğıma çekiyorum, bende bir halsizlik. Yuh olsun sana dedim, tüm enerjimi aldın, beni hasta moduna soktun yeniden. Üzüm üzüm üzüldü hemen umca koşturdu hehehehehehe sonunda umca aldık. Tavsiye ederim süper bir şey. Neyse gittim, okeyimi oynadım , yedim içtim, eve geldim. Tam kapıdan içeri giriyorum, gögsümde sanki bir kaplan oturuyor. Ülen , ille bu adamı haklı çıkaracaksın dedim. Çaktırmadan gidip 10-15 dk falan uzandım geçti.


Ekmek sepeti örtümü fotoğraflamam hakkında baskı yapmayın boşuna canlarım, yemezler. Zuz ben yoldayken telefon açtı , yazımı okurken gülmekten gözünden yaş gelmiş, çok merak ediyormuş falan filan. Valla çok güzel oldu yav, biraz amacından şaştı o kadar heheheheheheh. Hem Ece ile anlaştık O bana ekmek sepeti örtüleri bulacak ben onlardan bere yapıcam.

Yazımı yazayım bu gecemi sadece okumaya ayıracağım, bir ara Kavak yelleri izleriz Gamsegamse ile. Şimdi sinemada, hangi filme gittiğini bilmiyorum. Eve gelirken tiyatroya uğradım, aralık ayı oyunlarının listesini aldım. Taaa lise yıllarında izlediğim Tarla Kuşuydu Jülyet yeniden sahneleniyor. Beğenip beğenmediğimi hatırlamıyorum hoş o zaman beğendiğim bir şeyi bu gün beğenmeme olasılığım çok fazla.
O yıllarda en beğendiğim film , Tommy müzikaliydi hatırladığım kadarıyla. Şimdi yeniden izleyip ne düşüneceğimi merak ediyorum.







En sevdiğim şarkıcı Suzy Quatro idi. Can the caaaaaan diye onunla birlikte çığırır Annemi deli ederdim. Bakın o şarkıyı hala da çok severim.

Şimdi çikolatalı Türk Kahvesi içeceğiz. iYİ PAZARLAR OLSUN


not: Çikolatalı Türk Kahvesi öyle çok da menem bir şey değil. Sakızlısı daha güzeldi galiba. Herşeyi kendi tadında bıraksalar olmaz , bende denemesem olmaz.Mavi cola bile içmiştim:)))Şimdi kocama sorsam nasıldı diye, inadımdan sormuyorum. Cevabı - ne bilim olur. Bu ne bilim. Beğenmedim demektir. Şimdi beğenmese küscez sanır , söylemez heheheheh.