Günlerdir yazmamışım, e bu kadar tembel günler geçirisek ne yazalım. Ramazan tüm rehavetiyle çöktü üzerimize. Gamse de tatil ya sahura kadar otur, öğlene kadar yat. Sonra hadi ne pişirelim ne yiyelim, alış veriş falan.
Neyseki yarın Can geliyor da hayatımıza bir aksiyon katılacak. Bir kaç günün tembelliği yarın çıkacak. Sabah Can gelecek ,akşam görümceme yemeğe davetliyiz, yemekten sonra da haydiii , başka görümce de okey partisi var. Nazlı ve kocam yemek sonrası eve dönecekler. Biz Gamze ile devam edeceğiz)). Ama Gamsenin okul da bayram sonrası açılıyor. Ben , artık asıl kış programına geçerim hayırlısıyla.
Bu ara en çok güldüğüm şey Aydın Doğan la, RTE nin kapışması. Al birini vur öbürüne. Nasılda istekleri olmayınca birbirlerini ispiyonladılar hehehe.Siz bakmayın atıp tutmalarına, kayıkçı kavgası bu tak tuk sesten başka bişe çıkmaz. Hilton dilton olur yine iş yoluna girer. Bir zamanlar eski bloom da yazmıştım . Ama hatırınız için bi da yazayım.2006 da yazmışım bunu hatta şimdi yazıyı okurken gördüm.
Eskiden Üsküdar-Beşiktaş arasında yolcu taşıyan kayıkcılar,bazen müşteri yüzünden kavgaya tutuşurlarmış,kürekler falan havada uçarmış.Öyle çok gürültü çıkartırlarmış ki halk seyretmek için etraflarına toplanırmış.Şimdi bi şey olacak biri yaralanacak derken ,onlar hiç bir şey olmamış gibi işlerine dönerlermiş.Kayıkcı kavgası sözü buradan geliyormuş. Şimdi siz bu tak tuklara fazla kafanızı yormayın. Ama kendimle çok bi gurur duydum, kendi yazısını google de arayan bir zat olaraktan, daa kolayımageldi yav, şimdi arşivi marşivi mi karıştıracam dedim. Ay bi de baktım ki tüm o anlı şanlı köşe yazarlarının hepiciği de bu olayı kayıkçı kavgasına benzetmiş ve bendenizin yazısı da aynı sayfa da çıkmış .
Ben gözümü gökyüzüne diktim yağmur bekliyorum, bu gün bi ara dışarı çıkmıştım feci sıcaktı. Bu akşam meteorolojiye göre sağnak yağmur var ama şu ana kadar tıs yok. Güya bu kış bol yağışlı geçecekmiş, hadi bakalım inşalah.
evvet bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz, darısı başka yazılara...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
16 Eylül 2008 Salı
12 Eylül 2008 Cuma
Ne demişti Yahya Kemal'' akşam akşam yine akşam;''
Bu akşam bizim ev de hiç adet olmadığı üzre sessizlik hakim. Kocam yeğenleri ile buluştu. Nazlı hanımlar önce arkadaş buluşması sonra da Zuz da konaklamak üzere çıktı.Artık okul açıldığı için hafta içi yorgun 0luyor. Neyseki öğrencilerinden çok memnun. Gamsegamse yi sorarsanız frekans tutturamadık bu akşam, o başka bir şeylerle uğraşmayı seçti . Ayrı takılıyoruz ev de.))
Ben de önce dizimi izledim sonrada buralara biraz bakınayım dedim. Baktım hemen her blogda bir ramazan muhabbetidir gidiyor. Benim de aklıma hep Ordu da ki ramazanlar geliyor. Tabi bu ancak ilkokula kadar olan bölüm. Duvarın üstüne tüm mahalle çocuklarının dizilp top patlamasını bekleyip , koşa koşa evlerimize gittiğimiz ramazanlar. Daha sonra benim hayatımın ikinci İstanbul baskısı başladı. O zaman da pencereden minare ışıklarının yanmasını beklerdik. Kalabalık iftar sofralarını hep sevmişimdir. Bu yıl kocamın işlerinin yoğunluğu nedeniyle , ancak iftardan bir kaç dk önce evde olabilmesi nedeniyle henüz daha ne iftar daveti verdik ne de katıldık. Ama bu gün Zuz'un kesinlikle itiraz kabul etmeyişi nedeniyle bu pazar değil daha sonraki pazara randevu verdik O'na.
Dün akşama doğru ben tüm yemek programımı yapmış oh bir iki saat kestireyim diye kanepeye uzanmıştım ki Gamsgamse aradı ; anne , hamsi aldım dedi. Haydiii iş başa döndü. Yemekler bu akşama ertelendi hamsiye yakışacak mönüye geçildi. Tam o sırada Zuz aradı ne yapıyosunuz, işten çıktım canım eve gitmek istemiyor dedi. Hadi koş hamsi sezonu açıyoruz dedim. Şekerpareleriyle geldi.
Bu gün , dün akşamdan yemekler hazır olunca tüm gün tembellik ettim. Ama gerçek tembellik. Hiç bir şey yapmadan serildim. Yalnız yapıcam deyip de yapamadığım vişneli armut tatlısı bu gün yapıldı ve de beğenildi. Ayva tatlısın çağrıştırıyor. Hatta gözünüz kapalı yeseniz ayva tatlısı dersiniz.
Hafta sonu için hiç bir planım yok, ama ramazandan sonra savulunnnn ben geliyorum.
Ben de önce dizimi izledim sonrada buralara biraz bakınayım dedim. Baktım hemen her blogda bir ramazan muhabbetidir gidiyor. Benim de aklıma hep Ordu da ki ramazanlar geliyor. Tabi bu ancak ilkokula kadar olan bölüm. Duvarın üstüne tüm mahalle çocuklarının dizilp top patlamasını bekleyip , koşa koşa evlerimize gittiğimiz ramazanlar. Daha sonra benim hayatımın ikinci İstanbul baskısı başladı. O zaman da pencereden minare ışıklarının yanmasını beklerdik. Kalabalık iftar sofralarını hep sevmişimdir. Bu yıl kocamın işlerinin yoğunluğu nedeniyle , ancak iftardan bir kaç dk önce evde olabilmesi nedeniyle henüz daha ne iftar daveti verdik ne de katıldık. Ama bu gün Zuz'un kesinlikle itiraz kabul etmeyişi nedeniyle bu pazar değil daha sonraki pazara randevu verdik O'na.
Dün akşama doğru ben tüm yemek programımı yapmış oh bir iki saat kestireyim diye kanepeye uzanmıştım ki Gamsgamse aradı ; anne , hamsi aldım dedi. Haydiii iş başa döndü. Yemekler bu akşama ertelendi hamsiye yakışacak mönüye geçildi. Tam o sırada Zuz aradı ne yapıyosunuz, işten çıktım canım eve gitmek istemiyor dedi. Hadi koş hamsi sezonu açıyoruz dedim. Şekerpareleriyle geldi.
Bu gün , dün akşamdan yemekler hazır olunca tüm gün tembellik ettim. Ama gerçek tembellik. Hiç bir şey yapmadan serildim. Yalnız yapıcam deyip de yapamadığım vişneli armut tatlısı bu gün yapıldı ve de beğenildi. Ayva tatlısın çağrıştırıyor. Hatta gözünüz kapalı yeseniz ayva tatlısı dersiniz.
Hafta sonu için hiç bir planım yok, ama ramazandan sonra savulunnnn ben geliyorum.
Etiketler:
akşam akşam,
Ordu da ramazan,
v,
Yahya kemal
11 Eylül 2008 Perşembe
yağmur ve dilekler
Dün sabah erkenden eve çıkıp gelince de teknik arıza ile karşılaşınca , dünkü yağan yağmurdan, ayağımda terliklerle şıpır şıpır , İlmiyemle birlikte durakta bile olmayan otobüse , üstelik hangi yöne gittiğini bilmeden atlamamızı anlatamadım tabi. Neyseki gideceğimiz yöne gidiyormuş.
Bir kaç gündür İlmiyemle dr lardayız. Şükür , bir sağlık problemi değil konu. Ama her kadının yaptırması gereken kontrollerini birlikte yaptırdık. Aynı gün ve saatlere randevu alıp , birlikte gittik geldik. Kemik yoğunluğu ölçtürdük, mamografi çektirdik , simir testi yaptırdık. E ne yapalım küresel ısınma kapıda:))Adım adım yaklaşıyoruz.
Dün tam dr dan çıkıyoruz şarrrr diye birden yağmur boşaldı; ama ne boşalma sanırsınız gök delindi. Hemen geri oturduk. Bekledik biraz diner gibi oldu, çıktık dışarıya.Yolun karşısına geçtik , taksiye binmek için, ama bilirsiniz İstanbulun taksi şoförlerini, yağmurlu havalarda pek alımlı çalımlı olurlar. Yağmurda yeniden hızlanmaya başlıyordu ki, önümüzden geçen otobüsü durdurdu İlmiyem, ben durmaz , durak değil bura derken baktım zınk diye durdu. Biner binmez yağmur sanki kovadan aktarılıyormuş gibi başladı. Beş dakika sonra durdu, bi baktık yerler bile kupkuru oldu. O kadar yağmur ziyan oldu , rögarlardan aktı gitti kanalizasyona dedim. Toprak çekemedi.
Çocukluğumda ki ,Ordu da yağan yağmurlar geldi aklıma. Yağmur yağıyor ,seller akıyor , arap kzı camdan bakıyor tekerlemesini gerçek sanır. Hiç pencerelere bakmadan eve koşardım. Şimdi her yağmurda aklıma gelir. Her yağmurdan sonra gök kuşağı çıkardı, koştururduk altından geçip dilek dilemek için. Nedir biz de ki bu dilek dileme merakı. Ayselin kulakları çınlasın, mektup arkadaşım hani, bir zamanlar anlatmıştım hikayemizi. Kızıltoprakta yürürken eğer tren geçerken rastlarsak koştururdu beni ,köprünün altına , tam tren köprüden geçerken biz altında dilek dilerdik. Ne dilerdik acaba o yıllarda. Bir de hiç sormazdık dileklerimizi, eğer söylersek dileğimiz yerine gelmezmiş. Sırası gelmişken Ayselle biz birbirimize uzak bile otursak, aylarca görüşemesek bile sık sık telefonlaşır , her sıkıntımızda birlikte oluruz. Annemi kaybettiğim an da bile yenımdaki insan Aysel di. Bir de Aysel ben nerede olursam olayım mutlaka beni bulur. Ben denizi olmayan yerde yaşarken bile ailesiyle birlikte bizi ziyarete gelmiş, bir bayram tatilini birlikte geçirmiştik. Geçen yıl Bodrum tatilimiz de baktım yine kapıda Aysel. Bir program listesi ile gelmişti. Bir dakikası bile boş olmayan. birlikte geçirdiğimiz o güzel günü tatil yazım da anlatmıştım. Ay özlemişim ben onu.
Bu yazı hep iyi dileklerle bitiyor burada çaktırmadan
Bir kaç gündür İlmiyemle dr lardayız. Şükür , bir sağlık problemi değil konu. Ama her kadının yaptırması gereken kontrollerini birlikte yaptırdık. Aynı gün ve saatlere randevu alıp , birlikte gittik geldik. Kemik yoğunluğu ölçtürdük, mamografi çektirdik , simir testi yaptırdık. E ne yapalım küresel ısınma kapıda:))Adım adım yaklaşıyoruz.
Dün tam dr dan çıkıyoruz şarrrr diye birden yağmur boşaldı; ama ne boşalma sanırsınız gök delindi. Hemen geri oturduk. Bekledik biraz diner gibi oldu, çıktık dışarıya.Yolun karşısına geçtik , taksiye binmek için, ama bilirsiniz İstanbulun taksi şoförlerini, yağmurlu havalarda pek alımlı çalımlı olurlar. Yağmurda yeniden hızlanmaya başlıyordu ki, önümüzden geçen otobüsü durdurdu İlmiyem, ben durmaz , durak değil bura derken baktım zınk diye durdu. Biner binmez yağmur sanki kovadan aktarılıyormuş gibi başladı. Beş dakika sonra durdu, bi baktık yerler bile kupkuru oldu. O kadar yağmur ziyan oldu , rögarlardan aktı gitti kanalizasyona dedim. Toprak çekemedi.
Çocukluğumda ki ,Ordu da yağan yağmurlar geldi aklıma. Yağmur yağıyor ,seller akıyor , arap kzı camdan bakıyor tekerlemesini gerçek sanır. Hiç pencerelere bakmadan eve koşardım. Şimdi her yağmurda aklıma gelir. Her yağmurdan sonra gök kuşağı çıkardı, koştururduk altından geçip dilek dilemek için. Nedir biz de ki bu dilek dileme merakı. Ayselin kulakları çınlasın, mektup arkadaşım hani, bir zamanlar anlatmıştım hikayemizi. Kızıltoprakta yürürken eğer tren geçerken rastlarsak koştururdu beni ,köprünün altına , tam tren köprüden geçerken biz altında dilek dilerdik. Ne dilerdik acaba o yıllarda. Bir de hiç sormazdık dileklerimizi, eğer söylersek dileğimiz yerine gelmezmiş. Sırası gelmişken Ayselle biz birbirimize uzak bile otursak, aylarca görüşemesek bile sık sık telefonlaşır , her sıkıntımızda birlikte oluruz. Annemi kaybettiğim an da bile yenımdaki insan Aysel di. Bir de Aysel ben nerede olursam olayım mutlaka beni bulur. Ben denizi olmayan yerde yaşarken bile ailesiyle birlikte bizi ziyarete gelmiş, bir bayram tatilini birlikte geçirmiştik. Geçen yıl Bodrum tatilimiz de baktım yine kapıda Aysel. Bir program listesi ile gelmişti. Bir dakikası bile boş olmayan. birlikte geçirdiğimiz o güzel günü tatil yazım da anlatmıştım. Ay özlemişim ben onu.
Bu yazı hep iyi dileklerle bitiyor burada çaktırmadan
10 Eylül 2008 Çarşamba
tek tek teknik arıza
Bu gün bir teknik arıza ile karşınızdaydım. Sayfamı her açmaya çalışanın hoop yallah başka bir adrese yönlendirildiğini beni ziyaret edenler görmüştür.
E her zaman kedi keşkek yemez derdi annem , dün pasta tarifi sunduk bu gün de teknik arıza. Neyse yine her zamanki gibi imdadıma zeya koştu. teknik ekip desteğiyle sorunumuz çözüldü. Yani kurtulamadı blog dünyası benden hehehhe.
Ama korktum valla, şu dünyada bi bloom vardı , onu da elimden aldılar diye pek hayıflandım kızlara. . Tabii ikisinin de ortak cevabı her şeyi sayfaya ekleme sen de.
Siz benin ilk bloğumu görmeliydiniz. Çok eskiler hatırlar. Pırıl pırıl şıngır şıngır. Cadılar uçar, balıklar yüzer , çiçekler açar. Açılır açılmaz bir hoşgeldiniz yazısı sizi karşılar breh breh. Ayni yeni zengin bloo gibiydi:)).Ay ne severmişim meğer ben burayı , Allah fakiri sevindirmek isteyince , önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuşa döndü ya hadi .
Her neyse arkadaşlar ayani birlikte olmaya devam edeceğiz.
Beni merak eden herkese teşekkürler sevgilerrr
E her zaman kedi keşkek yemez derdi annem , dün pasta tarifi sunduk bu gün de teknik arıza. Neyse yine her zamanki gibi imdadıma zeya koştu. teknik ekip desteğiyle sorunumuz çözüldü. Yani kurtulamadı blog dünyası benden hehehhe.
Ama korktum valla, şu dünyada bi bloom vardı , onu da elimden aldılar diye pek hayıflandım kızlara. . Tabii ikisinin de ortak cevabı her şeyi sayfaya ekleme sen de.
Siz benin ilk bloğumu görmeliydiniz. Çok eskiler hatırlar. Pırıl pırıl şıngır şıngır. Cadılar uçar, balıklar yüzer , çiçekler açar. Açılır açılmaz bir hoşgeldiniz yazısı sizi karşılar breh breh. Ayni yeni zengin bloo gibiydi:)).Ay ne severmişim meğer ben burayı , Allah fakiri sevindirmek isteyince , önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuşa döndü ya hadi .
Her neyse arkadaşlar ayani birlikte olmaya devam edeceğiz.
Beni merak eden herkese teşekkürler sevgilerrr
9 Eylül 2008 Salı
Richard Gere , Dansa Davet, elmalı pasta ve armutlar

Şimdi başlığa bakıp , hah yine bizi karman çorman bir yazı bekliyor beklentisine girdiyseniz ki çok haklısınız . Bela geliyorum demez , gelir.
Geçen gece tam tv yi kapatıp yatak odasına doğru yol almak üzereydim ki; ekran da Richard Gere yazdı . Zınk diye durdum. Amanın bir Richard Gere filmi başlıyordu, hemi de Jenifer Lopez ve Susan Sarandon ile. Üstelik de nasıl olduysa izlemediğim bir filmi ile. Tam gece yarısına yakışır naiflikte. Hiç bir aksiyon yok, ayile bağları var, aşk var, dans var dans. İnsanın filmi izlerken dans edesi geliyor.Fimden çıkan herkes dans kursuna yazılmak istemiş zaten. Şimdilerde sadece özel günler de , geceler de, düğünlerde falan dans eder olduk. Eskiden hafta sonları okulların danslı toplantıları olurdu.
Geçen gece tam tv yi kapatıp yatak odasına doğru yol almak üzereydim ki; ekran da Richard Gere yazdı . Zınk diye durdum. Amanın bir Richard Gere filmi başlıyordu, hemi de Jenifer Lopez ve Susan Sarandon ile. Üstelik de nasıl olduysa izlemediğim bir filmi ile. Tam gece yarısına yakışır naiflikte. Hiç bir aksiyon yok, ayile bağları var, aşk var, dans var dans. İnsanın filmi izlerken dans edesi geliyor.Fimden çıkan herkes dans kursuna yazılmak istemiş zaten. Şimdilerde sadece özel günler de , geceler de, düğünlerde falan dans eder olduk. Eskiden hafta sonları okulların danslı toplantıları olurdu.
Richard Gere Jennifer Lopez'le dans ededursun, karısı (Susan Sarandon) da kocasındaki anlamlandıramadığı mutluluk halini çözmek için bir dedektif takmıştı peşine. Dedektifle aralarında bir 'İnsan neden evlenir?' diyaloğu geçti ki, sanırım bu soruyu her evli insanoğlu soruyor günün birinde. İşte Susan Sarandon'dan insana iyi gelebilecek bir cevap: 'Çünkü hayata tanık gerek.' Galiba öyle... Hayatındaki başka kimsenin bilmediği, bilse de önemsemediği detayları senin için izleyip kaydedecek biri-leri-ne ihtiyacın var herhalde. Kahveyi şekerli mi sade mi içtiğini, seni kimlerin, nelerin kırdığını, nelerin güldürdüğünü, hangi rengi, hangi filmi sevdiğini, sana hangi kokunun, hangi şarkının neyi hatırlattığını bilecek biri... Bir tek 'Hatırladın mı?' ile anlaşabileceğin biri... İnsan uzun evliliklerden de, bugün tanısa belki sadece selam verip geçeceği eski arkadaşlardan da bu yüzden vazgeçemiyor olsa gerek. Hayatının tanıkları oldukları için. Tanıklar olmasa yaşanmış olanlar yaşanmamış da sayılabileceğinden..
********************************************************************************
Filmi izlerken bir taraftan da elmalı pasta yiyip çay içtim. Hem de sahura alt yapı oluştu hehe. Gündüz aklıma geldi, oruçken de canım bir istedi anlatamam. Filme de pek yakıştı. Bu pasta tarifi teyzeme aittir. O da bir yerlerden almıştır tabiki. Tam 30 yıllık bir tarif benim bildiğim. Ondan öncesinden teyzem mesul.
Tarif aslında çok bilindik . Tabanı bir paket istediğiniz tür yağ, tereyağ da olabilir. ben zeytinyağlı becel kullandım. Bir su bardağı şeker, biryumurta ve 10 çorba kaşığı süt. Hemen hemen bir çay bardağı gibi. Kabartma tozu ve vanilya. Yağı ertmeyin. Birlikte yoğurun. Ammaaaa bu yoğurma işlemine geçmeden içini pişirelimki o arada soğusun. Dört elmayı soyun rendeleyin. Yarım su bardağı şeker ile pişirin, altını kapatınca iki tatlı kaiığı kadar tarçın ilave edin. İsterseniz biraz fındık veya ceviz de koyabilirsiniz ama ben koymadım. Teyzem koyardı. Hamuru ikiye bölün , tepsiniz büyüklüğünde birinci parçayı merdane ile açıp, tepsiye yerleştirin. Ben hamuru direk yağlanmış tepsiye koyup elimle tepsiye yayıyorum:)). Üstüne hazırladığınız malzemeyi yayın. Şimdi asıl konuya geliyoruz. teyzem ikinci parçayı da merdane ile açıp üstüne yerleştirip fırında çok pembeleşmeden pişirip üstüne pudra şekerini eleyerek dökerdi. Bendeniz ise Linzer Turtadan esinlenerek bu ikinci parçayı merdane ile incelterek ama çok inceltmeden, kurabiye kalıpları ile kesiyorum. Çiçekler kalpler. Bunları malzemenin üstüne yerleştiriyorum. hafif aralıklar kalmasında bir sakınca yok , o pişerkende biraz kapanıyor zaten. Serviste aynen yine üstüne pudra şekeri serperek servis yapıyorum.
****************************************************************************
Sıra armutlar da. Dün bizim pazarımızdı. Kocam akşam pazarın içinden geçerken armut almış. Ama insanın canı armut isterse bir ya da bilemedin iki kilo alır dimi yok ama burada vişne reçeli yapıcam deyince eve bir kasa vişne gönderen birinden söz ediyoruz. Ay no'lcak bu kadar armut dedim. Komşulara ver dedi. Yani bizim sadece selamlaştığımız komşuların kapısını çalıp, alın size armut getirdim, bu şu anlama da geliyor anladım ev sinema sisiteminiz çok güzel ama siz film izlerken bizim duvardaki Afrikalı kzıların da dans etmesi gerekmiyor . Nalan en çok senin getirdiğin oynuyor:)). Neyse ben bu gün google teyzeye sordum, bence google dişi çünkü; en çok yemek tarifi için başvuruluyordur herhalde. Tamam güzel bir espri olmadı ama oruçum ondan yaw. Bir sürü armutlu tarifler açıldı. Ben vişneli armut tatlısını seçtim, en kolayı oydu çünkü. Armutları ikiye bölüp içlerini temizleyip, oyuk kısımlarına biraz şeker koyup, üstünü örtecek kadar vişne suyu ilave edip armutlar yumşayıncaya kadar pişiriyorsunuz.. Servis yaparkende krem şanti koyuyorsunuz üstüne . Ben muhallebi koyup tarçın ve cevizle süsleyeceğim.
***************************************************************************
Bu gün de bir film ve iki tarifle geldik, yarına Allah kerim. Ceviz ağacının resmini koyamadım, çünkü pencereden çekmeye kalktığımda sadece yapraklar çıkıyor. Daha dün İlmiyem ben ve Gamsegamsenin Kemik yoğunluğu ölçtürme ve İlmiyeme aldığımız Hollanda menşeyli hebe çiçeği ile pazarda dolaşmaya kalkmamız vardı ama yerim dardı oynayamadım. kemik yoğunluğu ölçüm sonucum yaşıtlarımdan kat kat iyi durumdaymışım:)).
**************************************************************************
Bu günlük de bu kadar daha şeftali reçeli yapacağım, haa sabahta çilek reçeli yaptım. Yayla çileğiymiş. Saplarını kabak oyacağı ile çıkardım . Ama kokusu evi tuttu. Gamze onun kokusuna uyandı. Tamam tamam bitti yazı.
Etiketler:
Aşka Davet,
elmalı pasta,
hebe çiçeği,
linzer turta,
Richard Gere,
Vişneli armut tatlısı
6 Eylül 2008 Cumartesi
TAVSİYE EDERİM))))
Dışardan gelen herkes havanın çok sıcak olduğunu söylüyor ama ev püfür püfür. Sağolasın ceviz ağacı. Bazen ona bakmak bile içimi ferahlatıyor. Emperyalist , yayılmacı bir politika ile her tarafı kaplıyor ama hiç olmazsa faydalı. Gerçi alt kat komşum gerekli izinleri aldığını ve biraz budanacağını söyledi geçen gün, çünkü ona gün güneş göstertmiyor:)). İçim cızladı. Bu kadar sözünü ettim ama bi resmini koymadım dimi size, bundan sonraki yazıya söz.
Dışardan gelenler dedim de evde benden başka kimse var sanmayın. Bizim ev , sürekli bir devinim halinde , girenler çıkanlar. Trafik lambası falan koymayı düşünüyorum bazen.
Dün akşam iftar satini beklerken Sunay Akın'ın programını izledim. Ihlamur Kasrından yayın yapılıyordu. Amanın benden kaçmış. Hiç gitmedim oraya. Muhteşem güzellikte bir yer. İçinde yazlık kışlık kafeteryalar bile mevcut. .Her çeşit ağaç var, çeşitli ülkelere ait. 20-25 Kasımda çok güzel oluyormuş, bahçedeki ağaçların görüntüsü.Benim en favori ağacım manolyadır. Ondan da orda çok varmış. Ben notumu aldım bile. Yalnız pazartesi perşembe günleri kapalıymış. Benim bula bula pazartesi Rumeli Hisarına gidip, Hisarın kapısı önünde dışarda kalmışlığım var )).Neyse konuyu karıştırmayalım, benim gibi sonbaharda ağaçların görüntüsüne bayılıyorsanız, o yaprakların sararmasını , kızıllaşmasını izlemek istiyorsanız Ihlamur Kasrına gidi gidiverin.
IHLAMUR KASRI
Biraz önce manolya dedim ya benim manolyalı bir anım var hehehehe. Biz Ordudayken , annemin bir terzisi vardı. Malum o zaman konfeksiyon bir çok gelişmemiş. Annem beni durmadan terziye gönderirdi, malzeme götürür ya da elbiseleri teslim alırdım. Terzinin bahçesinde de kocaman bir manolya ğacı vardı. Gerçi bizim mahallede hemen herkesin bahçesinde vardı. Bu manolya güzel çiçektir hoş çiçektir de karşıdan bakacan ona , koklayınca solar. Bir gün gittim, kadıncağız elbiseleri getirmek için içeri gitti, beni de salona aldı, oturdum bekliyorum. Anah sehpanın üstündeki vazo manolyalarla dolu. Ben şimdi illede koklamak istiyorum, ama solacak kadın kızacak diye de ödüm kopuyo. Kokladım tabii, biraz buruştular o kadar. Ama ödüm kopa kopa niye o işi yaptım anlamam.
Bu akşam maç var. Şahsen Fatih Terim'in yerinde olmak istemezdim. Bu konudaki tek yorumum budur.
Dün akşam yeni bir dizi başladı. Gece Sesleri. Ayşe Kulin'in bir kitabından senaryolaştırılmış. Ayşe Kulin hayatta olduğu için izin vermez kitaplarının lastik gibi oraya buraya çekiştirilmesine. Yaprak Dökümünü rahmetli Reşat Nuri ahiretten hala yaprak yaprak yazıp göndermiyo herhalde.
Dün gece bir kitaba başladım. “Kolera Günleri”nde Aşk adı. García Márquez' e ait. . Çok sevdiğim bir yazardır. Yüz Yıllık Yalnızlık la tanıdığım ve tüm kitaplarını okuduğum bir yazardır. Bu kitabı da yeni değil ama sıra gelmemişti. Bazı yazarları sondan başa doğru okuyorum bazen. Mesela tüm kitaplarını okuduğum Amin Maoluf'un ilk kitabı Afrikalı Leo'yu da daha yeni okuyorum. Kitaptan açılmışken, Orhan Pamuk'un son kitabı Masumiyet Müzesi ni çok merak ediyorum. Geçen gün okuduğum bir eleştri onun çürük maydonoz ve kokmuş yumurtayı bile pazarlayabileceğini, sözü okura bırakmasını yazıyordu. Vatan Gazetesinde Necati Doğru yazmıştı. . Yani artık dünyada her şey pazarlandığı için bir şey diyemiyorum tabi. Biz eskiden nasıl takip ederdik kitapları hatırlamıyorum. Ama galiba herkesin sürekli gittiği kitapçılar vardı. Oradan takip ederdik, ben Milliyet Sanat Dergisi alır oradan takip ederdim. Şimdi günlerdir okuyorum, Masumiyet Müzesinden alıntılanmış yazıları. Kitap biraz da erotik ya, en erotik bölümler seçilmiş. Bi kere sölim bu kitap çok satar. Zaten ilk 70 bin satılmış. Bir gazete roman kahramanına adfen hepimiz Sibeliz diye başlık atmış. Şimdi bu kitabı okumamak kabil mi?, ben kendi adıma pazartesi günü alıcam mesela.
Şimdi bu yazı nasıl verimli bir yazı oldu, Ihlamur Kasrına gidin dedik bi de tarih verdik , biraz kitap mitap dedik işin içine kültür de kattık. Dizi dedik güncellği yakaladık. E maçıda haber verdik . Saat yedide başlıyor umutmayın. Bi de magazin haberi vereyim İbraam Tatıses Flarmoni Orkestrasıyla konser verecekmiş, yağmur Atacan karısı aş erer diye motosiklet almış evin kapısında bekletiyomuş. He sorarım size sorarım nerde bulacaksınzı benim gibisini he
A durun bi de sahurluk bi tarif vereyim. İki- üç patatetsi rendeleyin, 100-150 ger da kaşar rendeleyin içine biraz dereotu ve maydonoz kıyın incecik içine tuz karabiber koyun bir kaç ta yumurta kırın çırpın kaşık kaşık dökerek yanmaz tavada altlı üstlü kızartın . Patetesler çiğden olacak , ve suyunu iyice sıkın .
He bi de bakın etiketlerime Orhan Pamukla ,patates mücveri yanyana gelmiş. Kim aynı yazıda buluşturabilirdi ikisini sorarım size)))
HADİ GİTTİM ŞİMDİ BEN.
Dışardan gelenler dedim de evde benden başka kimse var sanmayın. Bizim ev , sürekli bir devinim halinde , girenler çıkanlar. Trafik lambası falan koymayı düşünüyorum bazen.
Dün akşam iftar satini beklerken Sunay Akın'ın programını izledim. Ihlamur Kasrından yayın yapılıyordu. Amanın benden kaçmış. Hiç gitmedim oraya. Muhteşem güzellikte bir yer. İçinde yazlık kışlık kafeteryalar bile mevcut. .Her çeşit ağaç var, çeşitli ülkelere ait. 20-25 Kasımda çok güzel oluyormuş, bahçedeki ağaçların görüntüsü.Benim en favori ağacım manolyadır. Ondan da orda çok varmış. Ben notumu aldım bile. Yalnız pazartesi perşembe günleri kapalıymış. Benim bula bula pazartesi Rumeli Hisarına gidip, Hisarın kapısı önünde dışarda kalmışlığım var )).Neyse konuyu karıştırmayalım, benim gibi sonbaharda ağaçların görüntüsüne bayılıyorsanız, o yaprakların sararmasını , kızıllaşmasını izlemek istiyorsanız Ihlamur Kasrına gidi gidiverin.
IHLAMUR KASRIBiraz önce manolya dedim ya benim manolyalı bir anım var hehehehe. Biz Ordudayken , annemin bir terzisi vardı. Malum o zaman konfeksiyon bir çok gelişmemiş. Annem beni durmadan terziye gönderirdi, malzeme götürür ya da elbiseleri teslim alırdım. Terzinin bahçesinde de kocaman bir manolya ğacı vardı. Gerçi bizim mahallede hemen herkesin bahçesinde vardı. Bu manolya güzel çiçektir hoş çiçektir de karşıdan bakacan ona , koklayınca solar. Bir gün gittim, kadıncağız elbiseleri getirmek için içeri gitti, beni de salona aldı, oturdum bekliyorum. Anah sehpanın üstündeki vazo manolyalarla dolu. Ben şimdi illede koklamak istiyorum, ama solacak kadın kızacak diye de ödüm kopuyo. Kokladım tabii, biraz buruştular o kadar. Ama ödüm kopa kopa niye o işi yaptım anlamam.
Bu akşam maç var. Şahsen Fatih Terim'in yerinde olmak istemezdim. Bu konudaki tek yorumum budur.
Dün akşam yeni bir dizi başladı. Gece Sesleri. Ayşe Kulin'in bir kitabından senaryolaştırılmış. Ayşe Kulin hayatta olduğu için izin vermez kitaplarının lastik gibi oraya buraya çekiştirilmesine. Yaprak Dökümünü rahmetli Reşat Nuri ahiretten hala yaprak yaprak yazıp göndermiyo herhalde.
Dün gece bir kitaba başladım. “Kolera Günleri”nde Aşk adı. García Márquez' e ait. . Çok sevdiğim bir yazardır. Yüz Yıllık Yalnızlık la tanıdığım ve tüm kitaplarını okuduğum bir yazardır. Bu kitabı da yeni değil ama sıra gelmemişti. Bazı yazarları sondan başa doğru okuyorum bazen. Mesela tüm kitaplarını okuduğum Amin Maoluf'un ilk kitabı Afrikalı Leo'yu da daha yeni okuyorum. Kitaptan açılmışken, Orhan Pamuk'un son kitabı Masumiyet Müzesi ni çok merak ediyorum. Geçen gün okuduğum bir eleştri onun çürük maydonoz ve kokmuş yumurtayı bile pazarlayabileceğini, sözü okura bırakmasını yazıyordu. Vatan Gazetesinde Necati Doğru yazmıştı. . Yani artık dünyada her şey pazarlandığı için bir şey diyemiyorum tabi. Biz eskiden nasıl takip ederdik kitapları hatırlamıyorum. Ama galiba herkesin sürekli gittiği kitapçılar vardı. Oradan takip ederdik, ben Milliyet Sanat Dergisi alır oradan takip ederdim. Şimdi günlerdir okuyorum, Masumiyet Müzesinden alıntılanmış yazıları. Kitap biraz da erotik ya, en erotik bölümler seçilmiş. Bi kere sölim bu kitap çok satar. Zaten ilk 70 bin satılmış. Bir gazete roman kahramanına adfen hepimiz Sibeliz diye başlık atmış. Şimdi bu kitabı okumamak kabil mi?, ben kendi adıma pazartesi günü alıcam mesela.
Şimdi bu yazı nasıl verimli bir yazı oldu, Ihlamur Kasrına gidin dedik bi de tarih verdik , biraz kitap mitap dedik işin içine kültür de kattık. Dizi dedik güncellği yakaladık. E maçıda haber verdik . Saat yedide başlıyor umutmayın. Bi de magazin haberi vereyim İbraam Tatıses Flarmoni Orkestrasıyla konser verecekmiş, yağmur Atacan karısı aş erer diye motosiklet almış evin kapısında bekletiyomuş. He sorarım size sorarım nerde bulacaksınzı benim gibisini he
A durun bi de sahurluk bi tarif vereyim. İki- üç patatetsi rendeleyin, 100-150 ger da kaşar rendeleyin içine biraz dereotu ve maydonoz kıyın incecik içine tuz karabiber koyun bir kaç ta yumurta kırın çırpın kaşık kaşık dökerek yanmaz tavada altlı üstlü kızartın . Patetesler çiğden olacak , ve suyunu iyice sıkın .
He bi de bakın etiketlerime Orhan Pamukla ,patates mücveri yanyana gelmiş. Kim aynı yazıda buluşturabilirdi ikisini sorarım size)))
HADİ GİTTİM ŞİMDİ BEN.
Etiketler:
AFRİKALI LEO,
AYŞE KULİN,
GECE SESLER,
IHLAMUR KASRI,
MANOLYA,
MASUMİYET MÜZESİ,
ORHAN PAMUK,
PATATES MÜCVERİ
5 Eylül 2008 Cuma
Keçenin teri
Apartmanın bitmez tükenmez tak tuk sesleri ile uyandım. Komşularım nazik olup, gürültüden önce gürültü olacağını ve kusura bakmamızı rica etmeselerdi sanki bir arıza çıkarırdım gibime geliyo. Ama ne uzun süren bir tadilattı ayol, neredeyse bir ay oldu.
Gözlerimiz aydın, kulaklarımız Manisa, bu bayat espri tee çocukluk yıllarımdan kalma ama ne yapayım ki ne zaman birine gözünüz aydın desem içimden devamı gelir. Her neyse ekranlarda başlayan dizi fırtınasından söz edecektim. Ayy ben dizi izlemem , hep belgesel izlerim diyen ama magazinin göbeeene göbeene dalanlardam değilim evelallah. Her has Türk kadını gibi paşa paşa oturup izlediğim diziler var. Belgeseli bi tek İZ de izlerim. O National Geographic de ki her an orasından burasından o uzun hayvan çıkan belgeselleri yanımda biri olmadan izlemem ki, tamam tamam gitti aç gözünü desin:)).
Dönelim dizilere , tam bir dizi bombardımanı altındayız arkadaşlar.Baretlerinizi giyin. Benim geçen yıldan devam eden Elveda Rumelim ve Yol Arkadaşım var zati. Ah bi de yaz dizim var Düğün Şarkıcısı. Erkan Can'a bayılıyorum orada. Dün akşam da bizim kuşağın ilk dizilerinden Aşk-ı Memnu başladı. Müjde Ar' ı Allahın izniyle bize bağışlayan dizi. İlk bölümünü sahurda izledik, tabi tekrarını. Tekrar izlemenin şöle bir faydası oldu, hiç reklam girmedi hehehehe.Eskiden böyle dertlerimiz yoktu. Programdan önce bitmez tükenmez bir reklam kuşağı olurdu; tek kanal döneminde, hatta biz kardeşlerimle reklam bilmece falan oynardık. Sonra oturur tek parça her ne izleyeceksek izlerdik. Arada bir Necefli Maşrapa girerdi araya o kadar. Sonra yıllardan bir yıl günlerden bir gün ama yine siyah beyaz ve tek kanal döneminde birden filmin en heyecanlı yerinde film kesildi Aymar Yağlarının reklamı girdi araya. Ne oluyoruz, film bitti mi falan derken reklam bitti kaldığı yerden devam etti film. Meğer o akşam kabus başlamış da haberimiz yokmuş. O dur budur o marka yağ bizim evden içeri giremez)). Tek kanal döneminden aklımda kalan bir program da, keçenin teri. Hiç konuşma yok, . Üç yağız adam ellerin de keçeye çevrilcek bir şey. Üstlerinde de şu yağlı güreşcilerin giydiği kispete benzer bi don. Vura vura keçeye dönüştürüyorlar ellerindekini. . Ay şimdi bile gözümün önüne geldi 30 sene olmuştur valla. Şimdi size tuhaf gelecek ama , geçen yıl tatilde, tam Tavşan Adasına çıkacağız, bir adam elinde koca bir ahtapot taşlara vura vura yumşatmaya çalışıyor. Öyle yumşatılırmış ahtapot. Hemen benim aklıma keçenin teri geldi. Şimdi bana keçe deseniz ahtapot, ahtapot deseniz keçe derim.

Keçe, bilinen en eski yaygı biçimidir. Doğa koşullarına karşı korunma amaçlı da kullanılır. Yapımına gelince, dünyada sadece Şanlıurfa da, Türk hamamlarında, ustaları tarafından çıplak bedenlerle dövülüp, terle pişirilerek üretilmektedir.Keçenin Teri belgeseli üç keçe ustasının hayatlarından kesitler verirken, yörenin geleneklerine ilişkin örnekleri de belgeler.
Ertuğrul Karslıoğlunun 1988 yılında hazırladığı bir belgesel.1989 yılında .Urfa'da ata mesleği keçecilik olan ustaların hikayesinin anlatıldığı belgeselin müziği ve ustaların kan ter içinde,hamamda keçeye şekil vermek için göğüsleri ile vurma sahneleri unutulmaz.Bu belgesel ileriki yıllardada ,yurt içinde ve yurt dışında ödüller kazandı.
Sanırım son zamanlarda yazdığım en tırlak yazı olmuştur. Beynime su gitmiyor ya ondandır belki.Ama komiğime giden bir şeyi daha söyliyeyim gideyim. Google aramalarında Üsküdar Nüfus yazan biri soluğu benim sayfada almış, zavallı. Neye uğradığını şaşırmıştır. Bir yazımda Üsküdar Nüfus dairesine gittiğimden söz etmişdim de. Biri de şeftali ağacı nasıl diklir yazmış. Az kala googleye mektup yazacakmış , her neyse benim tırlak yazılarımdan birine gelmiş. Bahçeye diktiğim şeftali ağacını anlattığım. İnşalah benim tavsiyeme göre dikmemiştir. Merak eden tıklasın okusun
Hadi gittim ben, iyi bir hafta sonu olsun
Gözlerimiz aydın, kulaklarımız Manisa, bu bayat espri tee çocukluk yıllarımdan kalma ama ne yapayım ki ne zaman birine gözünüz aydın desem içimden devamı gelir. Her neyse ekranlarda başlayan dizi fırtınasından söz edecektim. Ayy ben dizi izlemem , hep belgesel izlerim diyen ama magazinin göbeeene göbeene dalanlardam değilim evelallah. Her has Türk kadını gibi paşa paşa oturup izlediğim diziler var. Belgeseli bi tek İZ de izlerim. O National Geographic de ki her an orasından burasından o uzun hayvan çıkan belgeselleri yanımda biri olmadan izlemem ki, tamam tamam gitti aç gözünü desin:)).
Dönelim dizilere , tam bir dizi bombardımanı altındayız arkadaşlar.Baretlerinizi giyin. Benim geçen yıldan devam eden Elveda Rumelim ve Yol Arkadaşım var zati. Ah bi de yaz dizim var Düğün Şarkıcısı. Erkan Can'a bayılıyorum orada. Dün akşam da bizim kuşağın ilk dizilerinden Aşk-ı Memnu başladı. Müjde Ar' ı Allahın izniyle bize bağışlayan dizi. İlk bölümünü sahurda izledik, tabi tekrarını. Tekrar izlemenin şöle bir faydası oldu, hiç reklam girmedi hehehehe.Eskiden böyle dertlerimiz yoktu. Programdan önce bitmez tükenmez bir reklam kuşağı olurdu; tek kanal döneminde, hatta biz kardeşlerimle reklam bilmece falan oynardık. Sonra oturur tek parça her ne izleyeceksek izlerdik. Arada bir Necefli Maşrapa girerdi araya o kadar. Sonra yıllardan bir yıl günlerden bir gün ama yine siyah beyaz ve tek kanal döneminde birden filmin en heyecanlı yerinde film kesildi Aymar Yağlarının reklamı girdi araya. Ne oluyoruz, film bitti mi falan derken reklam bitti kaldığı yerden devam etti film. Meğer o akşam kabus başlamış da haberimiz yokmuş. O dur budur o marka yağ bizim evden içeri giremez)). Tek kanal döneminden aklımda kalan bir program da, keçenin teri. Hiç konuşma yok, . Üç yağız adam ellerin de keçeye çevrilcek bir şey. Üstlerinde de şu yağlı güreşcilerin giydiği kispete benzer bi don. Vura vura keçeye dönüştürüyorlar ellerindekini. . Ay şimdi bile gözümün önüne geldi 30 sene olmuştur valla. Şimdi size tuhaf gelecek ama , geçen yıl tatilde, tam Tavşan Adasına çıkacağız, bir adam elinde koca bir ahtapot taşlara vura vura yumşatmaya çalışıyor. Öyle yumşatılırmış ahtapot. Hemen benim aklıma keçenin teri geldi. Şimdi bana keçe deseniz ahtapot, ahtapot deseniz keçe derim.

Keçe, bilinen en eski yaygı biçimidir. Doğa koşullarına karşı korunma amaçlı da kullanılır. Yapımına gelince, dünyada sadece Şanlıurfa da, Türk hamamlarında, ustaları tarafından çıplak bedenlerle dövülüp, terle pişirilerek üretilmektedir.Keçenin Teri belgeseli üç keçe ustasının hayatlarından kesitler verirken, yörenin geleneklerine ilişkin örnekleri de belgeler.
Ertuğrul Karslıoğlunun 1988 yılında hazırladığı bir belgesel.1989 yılında .Urfa'da ata mesleği keçecilik olan ustaların hikayesinin anlatıldığı belgeselin müziği ve ustaların kan ter içinde,hamamda keçeye şekil vermek için göğüsleri ile vurma sahneleri unutulmaz.Bu belgesel ileriki yıllardada ,yurt içinde ve yurt dışında ödüller kazandı.
Sanırım son zamanlarda yazdığım en tırlak yazı olmuştur. Beynime su gitmiyor ya ondandır belki.Ama komiğime giden bir şeyi daha söyliyeyim gideyim. Google aramalarında Üsküdar Nüfus yazan biri soluğu benim sayfada almış, zavallı. Neye uğradığını şaşırmıştır. Bir yazımda Üsküdar Nüfus dairesine gittiğimden söz etmişdim de. Biri de şeftali ağacı nasıl diklir yazmış. Az kala googleye mektup yazacakmış , her neyse benim tırlak yazılarımdan birine gelmiş. Bahçeye diktiğim şeftali ağacını anlattığım. İnşalah benim tavsiyeme göre dikmemiştir. Merak eden tıklasın okusun
Hadi gittim ben, iyi bir hafta sonu olsun
Etiketler:
Ahtopot,
Aşk-ı Memnu,
düğün şarkıcısı,
elveda rumeli,
Erkan Can,
keçenin teri,
necefli maşrapa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

