Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

ADİOS HADİ GİDEMİYOS

EVET, başlıktan da anlaşıldığı üzre tatil 10 ağustosa ertelendi. Çünküüü kocam böbrek taşı düşürmekte. Doktorun dediğine göre her an düşmek üzereymiş.

İki yıl önce de düşürmüştü ama çok kötüydü, düşmeyen ateş ve çok kuvvetli bir sancısı vardı. Serumlar falan takılmıştı. Bu seferki biraz bel ağrısı ve idrarda sıkıntı yarattı sadece.

Ama ilginç olan, önceki gece rüya görüyorum, kocam hastaymış ya da başka bir sıkıntılı durumu var, ama o sırada ben adamın koluna çat çat öyle bir vuruyormuşum ki. O gece sabah beşte de sancısı başladı zaten. Ne kadınım görüyosunuz dimi, önceden sıkıntısı bana bastı.

Hemen dr ,ilaç falan gayet iyiyiz. İlginç olan gideceğimizden bir gün önce oluyor olay ve ben hala bavul hazırlamamıştım.

Şimdilik haberler bu kadar pzar gününe kadar buradayız. Sağlıkla kalın ...

1 Ağustos 2008 Cuma

SIRA BİZ DEEEEE ADİOS HADİ GİDİYOS


Tatil öncesi sanırım son yazım olacaktır bu. Bu sene farkındaysanız yaza, aheste takıldım. Geçen yıl Haziranda başlamıştım seyehatlerime Kasım ayında İlmiyemle yaptığımız denizi olmayan yere yolculukla bitirmiştim. Başlıktaki adios hadi gidios sözü Nazişe aittir. Küçükken Zuz'u bir yere göndermezdi , artık gizli kaçmak için neler yapardı O da. Bir gün yine Naziş'ten gizli kaçacak, aklınca bize sinyal veriyor, adios dedi bana, Naziş de hemen ayağa kalktı hadi gidiyos dedi, Zuzun elini tuttu. Ondan sonra her evden çıkan adios , hadi gidiyos dedi. Valla Naziş bunu dediğinde 3 yaşındaydı şimdi 26 yaşında ama bu söz hala güncel bizde.


Pazartesi kısmetse yolcuyuz. Daha önce de belirttiğim gibi istikamet Kaş. Fırsat bulursam dolaşırım buraları.



Biz Akdenize doğru yol alırken aynı anlarda Zuz da , İngiltere yolcusu. Bir arkadaşının doğum günü hediyesi bu gezi O'na. Biz deniz güneş kum muhabbetine takılırken. Onun programında beş çayları , müze gezileri ve müzikaller var. Hele de gideceği müzikalde aklım kaldı. Ben o müzikali daha ortaokul öğrencisiyken müzikholün merdivenlerine oturup izlemiştim. Çünkü yer yoktu ve merdivenler bile satılmıştı. O dur budur nerede Fındıkkıran duysam , o oturduğum basamaklar gelir gözümün önüne. NEŞELİ GÜNLER den bahsediyorum bu arada. Orjinal adı'' The Sound of Music '' dir. Türkçe versiyonunu da yapılmıştı daha sonra. Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun oynamıştı. Hatta Hülya abllla bir meleksin şarkısınıi bizim Metin(erkek kardeşim), Hülya abla bir meleksin, dağda gezen bir keleksin diye tornistan edip yıllarca kafamızı ütülemiştir. Eski Türk filmlerinin tadı da bir başkaydı.





Tüm zamanların en popüler müzikali olan "The Sound of Music" Von Trapp ailesinin gerçek hayat hikayelerine dayanmaktadır. Aileden Maria von Trapp'in kaleme aldığı otobiyografik kitap "The Story of the Trapp Family Singers" müzikale ve filme esin kaynağı olmuştur. Eğer izlemediyseniz mutlaka bir yerlerden bulup izleyin.


Sabah erken uyanınca , Güllü Geliyor Güllüyü izledim yatağımda. Film izleyince kahvaltı da gecikti tabii, Nazlının usulunde omlet yaptık Gamsegamse ile. Nazlının usulu olması , bunu Zuz dan öğrenmiş. Omleti çevirmiyor , sürekli yanından çekip üst malzemeyide aşağıya kaydırıp pişmesini sağlıyorlar. Bir kaç yumurta , kaşar , sucuk ve bilumum baharatı çırpıp, kızgın tavaya döktük, sonrada çekiştire kaydıra pişirdik valla iyi usul .


Dün görümcem telefon açıp çaya çağırdı koşa koşa gittik:)). Görümcem diye demiyorum valla, çok güzel yemek yapar. Niksar pidelerimi dersiniz, kuru biber dolmalarımı dersiniz, mozayik pasta mı dersiniz yoksa çeşit çeşit salatalar mı dersiniz. Ben onu bunu bilmem arkadaş , görümcelerle aynı muhallede oturmak süpper . Yedik içtik sonra okeye oturduk.


Bu akşam kızların ikisi de Zuz da kalacak. Teyze yeğen muhabbetleri. Zaten bu kızlar büyüyeli, Zuz bize geliyor, ben masayı hazırlıyorum onlar içerde takılıyor ben hadiiii diye bağırıyorum gelip yemek yeyip ortadan kayboluyorlar. Zaten Gamze okulu bitirsin biz üçünü başbaşa bırakıp karı koca Trenle Avrupa seyehati planlıyoruz. Nalannn duydun dimi tren dedim.



Hadi şimdilik eyvallah. Soranlara selamm
ha bi de şu videoye bir göz atın da İstanbul sevdalılarına hak verin









29 Temmuz 2008 Salı

Ne güzel bir yağmur yağdı dün gece, umarım bir ara kuvvetlenen sağnak , yine alt yapısı olmayan yerlere zarar verip, insanların canını yakmamıştır. Bu ara bol bol yanan şey canımız zaten. Bazen bir kabus olsa tüm bunlar ve uyansak diyorum. Ama yok kabus gittikçe derinleşmekte.
Cayır cayır yanan ormanlar, sürekli şehit haberleri, AKP davası, kon kon kelebek Ergenekon davası derken Güngören deki patlama tüy dikti. Evinin balkonunda bombayla ölüyor bu ülkede artık çocuklar.
Ben Atatürkün bir sözünü hatırlatıyorum,



Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır, bu satıh vatan topraklarıdır.

Herkesin Miraç Kandilini kutluyorum

******************************************************************

Sıra bizim ev de, ev de hayat tatil havasında ağır ağır seyrediyor. Geç kalkılıyor. Geç kahvaltı yapılıyor ve ne çabuk akşam oldu deniliyor. Bu ne kadar çabuk akşam oldu kısmına evin çalışan kısmını oluşturan kocam çok kızıyor. Kızların hemen her gün programları var, ama akşam sofralarında birlikteyiz. Bu genel şaşmaz kural. Sonra dileyen yine dilediğini yapsın. Cunta yok ayol. Haber verilirse akşam yemeğine dışarda kalınabilir. Hatta gelince anne sen ne yaptın diye mutfağı karıştırmak yine serbest.

Tatilimiz 4 Ağustos da başlıyor. İstikamet Kaş ve dolayları. Nalanın diktiği bayrağı teslim alacağım. Henüz bir tatil hazırlığım yok ama. Eskiden bavulu ortaya atar, gelip geçerken bir şeyler atar ya da çıkarırdım. Kitaplarımı az biraz hazırladım o kadar. Ülkede cereyen eden olaylar benim yaşam enerjimi alıyor.

Tatili şimdilik iki hafta olarak planladık. Naziş gelince iş başı yapacak. Şimdilik benden ve bizden bu kadar...

24 Temmuz 2008 Perşembe

evden mevden, fındıktan fıstıktan

Yazasım mı ?yok, aksiyon mu? yok, havadan mı?, sudan mı? bilmem. Kaç kez açtım sayfayı yazmak için sonra bön bön baktım kapattım. Coşamadım, akamadım. Daha da bi anladım ki ben kış insanıyım.

yazamadığım günler de ne yaptığımı hatırlamadığımı söylesem ayıp olur mu?. En yakın tarih dün. Sabah Meralin telefonu ile uyandım, -Meral ablamlar (biz ge gelin Meral, kızımız Meral muhabbeti var , karışmasın diye:))ve Şule ablam (kayınbiraderimin kızı) geliyo geliyo yenge siz de gelin dedi. Kızların da hayret ki hayret programları yoktu. Gittik .

Valla kalabalık ama çok eğlenceli bir ekip olduk. Kızlar bile akşam babalarına halamların bu kadar eğlenceli olduğunu bilmiyorduk dediler. Tabii kızlar iş ve okul dolayısıyla pek birlikte olamıyorlar ama halalar yani görümcelerim benim okey grubumdalar hehehee. Bir gün resimlerini koyayaım size . yedik içtik güldük eğlendik akşam oldu evlerimize dağıldık tabii. Çocukken akşama kadar oynar oynar akşam evlere dağılırken - evli evine , köylü köyüne , evi olmayan sıçan deliğine der evlerimize koşardık. Bilen var mı bu tekerlemeyi.



Bu gün günlerdir beklediğimiz aksiyon geldi. Hala kızı Meral ile Cevahire alış- verişe giden Gamsegamse kolunu çöp konteynerine çarpmış, çizilmiş. Hemen Cevahir de sabunlu suyla çok çok yıkamış, eczaneye gitmişer, eczacı steril etmiş, temizlemiş yarayı tetanos aşısı olsanız iyi olur demiş. Zataen Zuzun iş yeri yakınlarında , dönüşte birlikte eve döneceklerdi. O hemen tanidık yer ayarlamış aşı olmaya gideceklerdi. Ben de onları bekliyorum şimdi.



Zuzun Ordu seyehati bitti ve geldi. Resimdeki fındıkları o getirdi Ordudan. Kendi bahçemizden. Yılın ilk mahsulatı. Kocam bir tek bu haldeyken yer fındığı sonra ağzına koymaz. Biz fındığı genelde kavrulmuş tüketiriz. Gamze çok küçükken bahçeye gitmiştik. Demek ki ilk kez taze fındık yediriyordum. Kırdım ağzına verdim , aa pişmemiş daha demişti.




Bu yıl fındık rekoltesi çok yüksekmiş. Dayım- artık pırasa fiyatına satarız diyor. Dedemin vefatından sonra ihracat işini bıraktık çünkü artık biz de üretici olarak satıyoruz fındığı. Aganigi maganigi diyerek olmuyo bu işler. Dünya fındık ihracatının 4/3 ünü karşılayan Türkiyede sağlam bir fındık politikası gerekiyor. Çünkü ne kadar alternatif denenirse denensin çikolata yapımın da fındığın yerini hiç bir şey alamadı. Ay yeter bu kadar bu konu



Akşam yemeğinde Zuz var. Pancar çorbası ve Karnı yarık yaptim. Yanında halis muhlis ev yapımı erişte. Ordu'dan gelme. Bi de cacık. Verdiğim linkte pancar çorbası tarifi ve Ordu var . Eğer üşenmesseniz bakın Ordulular nasıl birileri, Ordu nasıl bir yer.. Video muhteşem bana göre.

http://www.cnnturk.com/VIDEO/index.asp?pn=1&prid=1688

19 Temmuz 2008 Cumartesi

akşam akşam

yani laf olsun , torba dolsun kabilinden bir yazı olacak bu. Aynı dar alanda kısa paslaşmalar gibi bir hayatım var bu günler de. Çok kısa mesafelerde geziniyorum. Mesala dün yine hala görümce muhabbeti yaptık kızlarla. Görümce ile aynı mahallede oturmak süper valla. Geçen sabah dışarı çıkmıştım henüz kahvaltı bile yapmamıştım üstelik , hatta ve hatta kızlarda kahvaltıya dışarı kaçmışlardı. Baktım uzaktan görümcem görünüyor. Beni görünce beklemiş. Dönüşte gel kahvaltı edelim dedi. Balıklama atladım. Kızı Meral de tam kafa dengimdir. Gittiğimde süper bir kahvaltı beni bekliyordu.

İstanbul, dilim taş altına, Allah nazarlardan saklasın, sıcak bile olsa akşamları çıkan hafif rüzgarla tadına doyulmaz bir halde. Hani öle boğucu sıcaklar, insanı daraltan nem falan yok. Yok dimi bana öyle gelmiyor yani. Dün akşam kocam bile geçen yıl bu zamanlar daha sıcaktı diye bir hatırlatma yaptı. Gerçi geçen yıl ben bu zamanlar kirişi kırmıştım İstanbuldan. Ayyy ne güzeldi Ordu ve Niksar gezilerim. Gelirgelmez de Bodruma gitmek kaymaklı ekmek kadayıfı gibi olmuştu. Geri döndüğüm de artık sonbahardı İstanbul.

Tamam hepiniz ağız birliği etmişcesine beni tiye aldınız, bir önceki yazımdaki yemek yapma modumla ilgili. Ama ayol ben size dememdim mi, buğday haşlanmış vardı, sarmaları Naziş sardı, içi de zaten yine dondurucu da vardı. Neyse gün olur devran döner sıra bana gelir.

Gamsegamse tatil için gün saymakta, Nazlı hanımefendiler ise tatilin ikinci yarısı katılacakmış bize:)). Gamsegamse ile biz lastik gibi uzatabileceğimiz kadar uzatma kararı aldık bakalım ne kadar ne yapabileceğiz.
resimler Gamsegamsenin bu günkü Oyuncak müzesi gezisinden. Kahramanımız masal ve çizgi film kahramanları ile



Geçen gün yine bir hoş olay yaşadım blog sayesinde. Kapı çaldı , posta diye bir ses, gerisi yok. Aşağıya indim koca bir zarf. Üstünde ismim yazılı gönderen mavianne yazıyor. İçini nasıl heyecanla açtım anlatamam. Taa Hollanda da beni hatırlamış, lale şeklinde bir yelpaze, şık bir anahtarlık ve esliğinde çok zarif bir kart göndermiş. Çok duygulandım. Ne güzel insanlar tanıyıp , ne güzel olaylar yaşıyorum burada hep daim olsun inşallah.







Şimdi ben kocamla dans yarışması izlemek üzere salona yol alıyorum. Tatsız çıkan kavunun üstüne dondurma koyup servis edicem hehehee. Benim anneannem siz seferberlik görmedinizmi derdi bize:)). Ay kız anneanne nerden görelim deyince de kızardı. Yani hiç bir şey ziyan edilmez , kavun tatsız mı çıktı üstüne dondurma koy, koca pazı yemiyomu, gözlemenin arasına koy ıspanaklı gözleme diye yuttur. Dünden kalan makarnanın üstüne sarımsaklı yoğurt koy , üstüne de azcık kıyma kavur, nane ve kırmızı biber ekle cos diye gezdir üstüne . Kapış kapış yensin. Anneannemin seferberlik tarifleriyle yine aranızda olucam söz:))

17 Temmuz 2008 Perşembe

Evden bi r de , bir hatta iki sivrisinek hikayesi



Biz İstanbulular olarak iyice bir serinledik dün. Yağan yağmur çok güzeldi, ammaa akşam haberlerinde bu yağmurun herkes için aynı anlamı taşımadığını bir kez daha anladık. Yine alt yapısı olmayan seçim semtleri için kabus oldu. Hava öyle bir karardı ki bir ara ev de ışık yakmak zorunda kaldık. Bu gün de dünün serinliği var biraz .
Bu gördüğünüz karikatür, bizim banyoyu tasvir etmekte. Nazlının arkadaşı tarafından çizildi. Baktım sürekli firar etmekte bizim kamlumbağagiller , nam-ı diger gamsegiller attım onları banyoya. Kendileri istedi bunu, geçen yıl bizimle Bodrum tatili bile yapmışlardı, ama bu sene hiç heveslenmesinler çünkü dana kadar oldular artık.
resimde ki bileklikler Gamzenin geceleri yaptığı takı üretiminden örnekler. Uçlarına gümüş objeler ve minik kurdeler bağlıyor ve çok şık oluyorlar. Resimde tam çıkmadı haliyle.


Ev de bir yaz rehaveti var. Mesela ben daha fazla evdeyim hehee. Kızlar da daha çok sokakta. Bu ara , yemek yapma modumdan da çıktım. Ama ev halkı daha memnun. Dün mesela patates köftesi yaptım yanına da domates biber ızgara. Yanına yoğurtlu soğuk buğday çorba ve zeytinyağlı yaprak sarma. Ama hemen açıklayayım. Dondurucuda haşlanmış buğday vardı. Hafif ısıtılıp üstüne yoğurt ve hafif bir sos gezdirildi. Yaprak sarmanın içi ise yine dondurucuda bir önceki sarmadan kalma içdi veeee vay anasını sayın seyirciler Naziş>le birlikte sarıldı. Kızımın ellerine sağlık olsunnn.. Ama patetes köftesi taze tazeydi bakın. Bir kaç haşlanmış patatesi(soğuk olsun). İyice ezin ya da rendeleyin, istediğiniz baharatları katın. Karabiber , kırmızı biber kimyon ve tuz koydum ben. Sonra bir yumurta kırın içine, biraz kaşar rendeleyin, iki kaşık nişasta koyun. Ele yapışırsa biraz daha nişasta ekleyebilirsiniz. Köfte şekilleri verin. Önce una sonra yumurtaya batırın kızartın. Affiyetler olsun. Bir nevi patates kroket gibi işte. Bizim yumurtalı ekmeğin Fransız tostu olması hikayesi. Ben size istesem köfte şekli verin pane edin de derdim hehehheeehe,



Dün geceden bir sivrisinek hikayem var bi de. Tam yatıyordum, kocam- lale galiba sivrisinek var dedi. Nassı yani dedim. Nerden girecek, hem her gün ilaçlanıyoruz alimallah, semtte bile yok o dediğinden. Hemi de pencerede tel var. Acaba rüyamı gördüm dedi. He he he öyledir dedim. Gece bir uyandım parmağım hem kaşınıyo hem de tepem de bir vızıltı. Işığı yaktım yok aradım taradım yok. Biliyorum o benim tepemden gitmez. Mal bulmuş mağribi gibi saldırır. Aklıma geçen yaz Orduya giderken aldığımız sinek - böcek kovucu geldi. Hemen ondan sürdüm koluma bacağıma, gizlice kocamın üstüne de sıktım yattım. Sabah bi baktım tv nin üstünde ama kaçtı elimden namussuz. . Şimdi onu geceye kadar bulup haklamam lazım. Bunu anlatırken aklıma geçen yaz ki sivrisinek olayım geldi. E akla geldi bi kez anlatıcaz.



Geçen yıl Orduya gittiğimde bir gecede köyde yatalım dedim. Herkesi kandırdım. Sülalece gittik . Harmanda oturduk. Sütlaçlar , 150 yıllık sahanlarda sahanda yumurtalar pişti, helvalar kavruldu. Cümbürcemaat okeyler oynandı. Sıra geldi yatmaya. Ben Mecbure Teyzemle aynı odada yatıyorum. Gece yatarken sinek kovucu sıktım, istermisin diye de sordum teyzeme, o da deodorant sıkıyorum sanmış- yok , dedi. Ben gece misler gibi uyudum. Teyzem mahvolmuş, sana baktım hiç gelmiyolar diyo, hepsi benim başıma çöktüler)). İşte böyle bir sivrisinek hikayesinden sonra da bilmem okurmusunuz bir de Ezop tan gelsin




Sivrisineğin Aslan Karşısındaki Galibiyeti



Sivrisinek vız vız uçarken, ,aslanı görmüş. Aslan da kurum kurum
kurumlanıyormuş. Kolay mı bunca hayvanın kralı olmak? Kurumlanır elbette.
Sivrisinek, aslanın bu kurumuna bozulmuş. Karşısına dikilmiş, elleri belinde
meydan okumuş: - Ne kurum kurum kurumlanıyorsun? demiş. Aslansan aslanlığını
bil. Önüne geleni pençelemek, ona buna homurdanıp kükremek de ne oluyormuş?
İşte; evlerde kanlar kocalarına da aynı şeyi yapıyorlar. Aslan mı onlar da
şimdi? Senin bu ettiklerin canımıza tak dedi artık. Erkeksen çık karşıma da
dövüşelim, bakalım kim kimden yavuzmuş? Kanatlarını germiş, iğnesini sivriltmiş,
vız vız diye saldırmış aslana. Aslanın en yumuşak yeri burnu ya, ordan sokmuş
iğnesini, şişirtmiş. Aslan, sivrisinekten kurtulayım derken pençeleriyle burnunu
paralamış, kan içinde komuş. Bakmış sivrisinek zorlu, bir şey yapamıyor ona.
-Tamam, sensin! demiş. Sivrisinek, aslanı yendim diye bir gönenmiş, bir
sevinmiş, sormayın. Başı dönmüş uçarken, örümceğin ağına düşmüş. Çabalayıp
durmuş, canını kurtaramamış. İnim inim inlerken: - Hey yüce Tanrım! demiş. Şu
işe bak, koskoca aslanı pes ettirdim de, şimdi şuracıkta pis bir örümceğin
ağında can veriyorum. Hak reva mı yani? Güçlülerin de mutlaka bir zayıf yanı
vardır. Onu bulup güçlüyü yenince insanın başı dönmemeli. Kendi gücünü bilmeli,
ona göre davranmalı.


Bu günlük yeter bu kadar.

15 Temmuz 2008 Salı

Sıccak çok sıccak

Evet sıcak bir gün. Ve ben klimayı dumura uğratmış durumdayım. Aç kapa aç kapa artema durumları.Yarın sıcaklık sekiz derece birden düşecekmiş. Yani düşe kalka gidecek bu yaz.
Bu sıcak günlerde tatile gideceğimiz güne kadar şöle bi rehavet içinde geçireyim diyorum. Ülke gündemi yeterince hararetli zaten; bi de ben hararet yapmayayım luzumsuz hareketlerle.

Ama bir depresif hailim de yok değil. Dün gece yok bunu izleyelim, olmadı şunu izleyelim, ben gazete okuyayım kaşur kuşur derken , kocam soluğu yatak odasında aldı. Üç dizi ve bir yarışmayı bir arada götürmeye kalktım, e performansları ancak bir araya gelince bi işe yarıyordu :)). O arada da gazetelere bakıyodum hehehe. En sonunda koca kaçtı işte.

Sonra Gamsegamse ile takı olayına girdik. Çok güzel bilezikler yaptı. Sabah kalktığımda ayağımın altına batan boncuklar da olmasa daha iyi olacak ama. . Bu kızın kışın kağıtlarında yüzeriz, yazın boncuklarında. Ona ayrı oda değil ayrı bir kat vereceğim bir evimiz olmalı bizim.

Nazlı kendi aleminde hafta sonları Zuza kaçıyor. Biz yatınca da salona kurulup yabancı kanallarını izliyor.

Bu arada tatile götüreceğim kitapları ayırıyorum. Biraz hafif kitapları tercih ederim tatilde. Kocam da tam tersi ağır ağır takılır. Nalan da Kaştan bildiriyor, onu okudukça sabırsızlanıyorum.

Bizde kayda değer bir şey yok anlayacağınız.Iscak ıscak takılıyoruz. Hadi kalın sağlıcakla ve serinlikle