Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

4 Temmuz 2008 Cuma

yaza yaz geldi çarşıya kiraz geldi

Biz evcek evdeyiz bu gün. Ama yarım saate kalmaz dağılırız. Kızların ayrı ayrı programları var. Kocam şimdi dışardan geldi çok sıcakmış hava.

Şimdi kızlar bi taraftan vız vız konuşarak hazırlanıyorlar. Konuları geçen yıl ,Gamsegamsenin bir ay bile kullanmadan çalınan telefonu. Tatile gitmeden bir gün önce Adaya gitmesinin sonucu. Sizin ev de bazı konular temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp ortaya gelir mi böle. Gamse seneye Sosyal Beceri dersine , hocasından izin alıp bizi de davet edecekmiş. Ne amaçla anlamadık. Bir de yanlış anlama notları varmış onları okumamızı tavsiye etti:)).

Yine bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete günlerini yaşıyoruz. Sabah ola hayrola. Kapıyı kim çalar bilinmez. İnşallah gelen sütçüdür)).Henry Jeanson olayı yaşadık blogca biliyosunuz. Yine aynısı olmasın temkinli oalyım. Ülen herkes ağzına geleni yazar burada, ben bişe yazarım hemen biri damlar niye , o demedi bu dedi, niye dedi. O kitabı niye beğenmedin bi daha oku ya da aa neresini beğendin. Artık karar verdim.Bi tek Ayşegülleri yazıcam burada. Mesela Ayşegül tatilde durumları yaşamak istiyorum bu ara. Gerçi bu ara Ayşegül Sirkte gibiyiz aynen.

Bu hafta farkındasınız umarım hep evden seslendim size, ama haftaya tutmayın beni. Şimdiden iki programım var , Nalan taa Dubaiden hazırladı. Ya da ortak hazırladık diyelim)). Her seferinde Nalanın gelmesine 10 gün kala falan biz başlıyoruz mail fırtınasına)

Benden bu günlük de bu kadar , hoş kalın hoşcakalın , nasıl isterseniz aynen öyle kalın...

1 Temmuz 2008 Salı

sabbah sabbah

aaa sabah olmuş dedim. Küp gibi uyumuşum demek. Naziş yürüyüşe çıkmış, Gamsegamse uyumaya devam. Kocam sabah erken gitti zaten. Ben de gözümü açmadan klavye başına oyurdum. Dün bütün gün ev de yoktum. Maillerime neyin baktım. Eve almadığımız bazı gazetelere göz attım. Teknolojik bir kadınım vesselam.

Ben yazın bir tek tatile gittiğimiz dönemlerini sevdiğime karar verdim. Yaz mevsimi doğumlu olduğum halde( uuuy ne dolaştı cümle, kurallara uygun yazılacak diye, şöyle diyebirdim, yazın doğdum), kışı seviyorum ben. Nasılda canlı oluyor insan. Daha yazın başında ben böyle konuştuğunma göre , bütün yaz bu sazı çalacağım anlayın işte.

Kızlar, okul dolayısıyla halalarına gidemiyorlardı. Dün msn de hala kzıyla yazışırken Nazlı,- biz hepimiz evdeyiz bu gün, size geliyoruz demiş. Gittik. Breh, breh , hala da yeğenlerine bir hazırlanmıştı anlatamam. Meral , o kadar merak etmiş ki, bahsettiğim kitabı, - yenge ille bana getir dedi. Götürdüm. Yani görüldüğü üzre , reklamın iyisi kötüsü olmuyor tezi doğrulandı.

Biz de ne piştiyi yazmıyorum ama, bu günlerde sıkça yaptığım bir şey var. Akşamları tv karşısında keşküllü dondurma keyfi. Hazır paketlerde satılan keşküllerden alıp pişiriyorum. Kaseler bölüyorum. Akşam dondurmaları bunun üzerine koyup servis ediyorum. Bolulu Hasan Usta' nın ki gibi olmasa , idare ediyor işte. Geçen yıl Bodrum - Turgut Reis de ki akşam yürüyüşlerinin çoğu O' na doğru olurdu))

Şimdi gidip çayımızın suyunu kaoyayım, Gamsegamse ile şöle güzel bir kahvaltı edelim. Naziş Corn-flakes yiyip işi bitirmiş...

29 Haziran 2008 Pazar

pazar pazar


Rüzgarlı bir hava var dışarda, perdeler uçuşuyor, kahvaltı masası hala toplanacak. Gamsegiller yine firar da balkonda geziyorlar. Gamze onları yaz tatilinde bir arkadaşına bırakacağını müjdeledi bana. Geçen yıl Bodrum da bir ay fink attılar bizimle.
Ev ahalisi de firar da bu gün, kocam da dahil. Ama o bir farkla, çalışıyor bu gün ))). Gamze arkadaşlarıyla buluştu, Nazlı taa perşembe gününden beri Zuz da. Zuz da havuza gitmiş. Beni de İlmiyem aradı ama yok dedim; bu gün yatıp yuvarlanıcam.Yani vaziyet kısaca böyle.

O bahsettiğim garip ötesi kitap bitti. Yine aynı şeyi söyledim kitabı bitirince ; niye yazmış ki bu kitabı, Hadi yazan yazmış da basan niye basmış. Hadi yazan parayı verdi bastırdı. Peki alan niye aldı . Ben niye okudum bi kitabı yaaaaaaaaaaaaaaaa. Peki sonun da ne oldu. O kadın niye öldüktaen sonra hortlak gibi gezdi durdu. O adam niye o kadar salaktı. Erotik desen erotik değildi kitap, e niye o kadar yatak olayı detayına girilmişti.Şimdi diyorum ki ; bir başlık açayım, ''BEN BU KİTABI NİYE OKUDUM''.. Varsa yazın üle, ben şimdi bu kitabı niye okudum, eee noldu lenn şimdi. Yoksa devamını yazacakta , kıtır mı atıyo. Yani ticari kurnazlık mı??. Yazın ki yalnız olamdığımı bileyim. Hatta facebook ta bu başlık altında grup kurayım)). Alemlere yayılayım, şan vereyim, ünüm dünya durdukça sölensin he!!


Bizde bu sıralarda ne piştiyi , uzun zamandır yazmıyorum. Hiç bişe pişmiyo aç bilaç geziyos dermişim, ortamı gerermişim. Hep bilindik şeyler pişiyo da ondan yav. Yeni denemeler modunda değilim. Aslına bakarsanız hiç bir şeyin modunda değilim. Üzerime serpilen bu miskinlik havası bir geçsin. Bakarız o zaman

Bu pazar pazar yazılan yazı burada bitsin artık, ben de gideyim, yatayım yuvarlanayım.

27 Haziran 2008 Cuma

OLSUN BE!!! ŞEKERİM

Avrupa maceramız sona erdi. O kadar bağırdık ki Avrupa Avrupa duy sesimiz diye, duymuştur herhalde.

Çarşamba akşamı finükülerden inip Taksim Meydanına çıktığımda, gözlerime inanamadım. Ayyy ya finale kalırsak demişimm, birden. Manzara şuydu. Akşamın yedisiydi ve iğne atsan yere düşmüyordu. Her yer forma satıcıları ve satın alıp bunları giyenlerle doluydu. Yaşlısı genci, çolu çocuğu tekmil Türk Halkı formalıydı. Kocamın oturduğun yerden kalkmak yok, meydana çıkmak yok sesi kulağımda yankılandı. Hatta ilk golü attığımızda yine aynı şeyi söyledi. Neyse zaten oturduğumuz yere çakıldık sonun da. Ama mazallah finale kalsaydık halimiz niceydi , söyliyeyim size.

Geceyi kuzende geçirdik. Akşam dönüşte, Taksim bu kez miliileri karşılamaya hazırlanıyordu. Demet Akalın eşliğinde. Biz Hemen Üsküdarın yolunu tuttuk. Balık pazarına uğrayıp, çupra aldık. Evimize geldik. Sonra ben o çupraları yeniden bir sudan geçirip kuruladım, karınlarına maydonoz demetleri koyup , yağsız tavada ızgara yapar gibi kızarttım. Pek bi enfes oldular.

Geceleri tam gaz okumaya başladım. Garip bi kitap okuyorum. Daha önce bir kitabını okuyup da , Alah Allah bu kitabı neden yazma gereğini duymuş dediğim bir yazarın kitabı. Neyse bu seferkinde biraz aksiyon var)). Zuza arkadaşı getirmiş, ilk sayfasında nefret ettim dedi)). Boşuna uğraşmayın sölemem. Sora bu yazarlar bana tebelleş oluyo. Anam şimdi google denen bi şey var, hiç bişe gizli kalmıyo. Bi keresinde bir dr. un metabolizma çayını yazdım , iki yıldır ondan gelen e-bültenlerle doluyo mail kutum. Sonra bi köşe yazarından alıntı yaptım sayfam da tam iki kez teşekkür maili ve başarılarımın devamı)) temennisi aldım.

Gamsegamsenin sınavları bu gün son işalah maşallah. Vtana millete bizim evin her köşesine geçmiş olsun. Yarın belediyeden ekip çağırıp evdeki kağıtları attırmayı düşünüyorum.

Bu arada Zuz tatilden döndü. Muhteşem geçmiş. Geldiği gün ona kahvaltıya gittik. Tabii adı kahvaltı akşam yemeğimizi de yiyip öyle döndük.

Hadi şimdi misafirim gelecek. Biraz hazırlık mazırlık yapayım. Arzu eden buyursun biliyosunuz adres ceviz ağacını bulun yeter.

24 Haziran 2008 Salı

Nostalji günü, Nalan öle buyurdu)))

Sıcak çok sıcak günlere doğru derce derece gidiyoruz:)). Naziş raporu verdi sabah, bu hafta beş derece daha ısınacakmış hava.
Beni tanıyanlar bilir, sıcakla başım hiç hoş değildir, tatilde şemsiye altından ve denizden hiç çıkmam. Hep sotelerdedir yerim.
Serde Karadenizli olmak var tabii. Ilık iklimlerin insanlarıyız. Bizim Ordu'da ayy bu gün hava ne kadar sıcak dediğimiz hava da siz denize girmezsiniz.
Bi de meeşhur alamuğumuz var. Hava tatamen bulutla kaplıdır. Hafiften rüzgar eser, güneş hiç ama hiç görünmez. Bulutların rasından bazen kafayı uzatır gibi olur o kadar. Ama siz buna aldanır da ohh hava bulutlu, ne gerek yağa korunmaya falan derseniz ; yandınız ki ne yandınız hem de Marmara çırası gibi. Hariçten gazel atmıyoruz burada , biliyoruz ki söylüyoruz. Yıllar önce Ordu^'da denize giriyoruz , hava da alamuk(muş). Ben işte artık yazları başka tatil yörelerinde geçirmekten, yazlıktı falan derken unutmuşum bu havayı. Bir yanayım cayır cayır. Gece titreme falan geliyo. Dayım da geçmiş karşıma - Gız, gızım sen alamuğu bilmiyon mu yav, acemi olsan neyse. İşte böyle . Google ye baktım alamuk için tam 40 sayfa açılıyor. Sözlük anlamı , güneşin bulutlar arasından tesirli bir şekilde vurmasıymış. Yani Karadenizde denize girerken alamuğa dikkat.

Bu gün nereden çıktı şimdi bunlar derseniz, Nalan bu gün nostalji yapmış. Nasıl hoşuma gitti, çocukluğumu Orduyu düşündüm. Evdeki annemin bizi yemek yedirmek için yaptığı yemek savaşlarını. Erkek kardeşimin(METİN), yemek yemeyi de kim icat etti, her gün yemek yenirmi diye dillere destan olup, tarihe kazınan sözünü.

Yazlığa taşınırken , babamın ve bizim tüm eşyaları indirip arabaya yerleştirip , sonrada yine annemi arabada abartısız bir saat daha beklememizi. Hala merak ederim ne yapardı o kadar süre evde . Biz in artık diye zile basardık , pencereye çıkıp kızar içeri girer yine yarım saat ortadan kaybolurdu.
Nalan yav , nelere götürdün bu sıcakta bu gün bizi. Ordu, Kumburgaz , Fındıkzade gittim geldim...

21 Haziran 2008 Cumartesi

Bu mudur? bu dur




Dün geceki milli maç heyecanını sanırım herkes yaşamıştır. Biliyorum Temel bana çok kızıyo ama; ne yapayım ki futbol sevdalısı bir aile içinde büyüyüp bi de öle bi kocaya sahip olunca yapacak başka bir şey yok. Benim son derece cool, usturuplu koca bile kendini tutamayıp balkondan Türkiye diye bağırdıktan kelli yapacak hiç bir şey yok.

Valla sabah kalkıp Gamsegamse ile golleri, penaltıları internetten bir daha izledik. Aşağıdaki anekdotu Temel senin için koydum.

Diktatör Franco'nun 3 F’Sİ! ni
Bilirsiniz, İspanyol diktatör General Francisco Franco’ya şöyle bir soru sormuşlar:
"Yahu ülkenin yapısı bozuk!.. Ekonomi kötü, halk perişan!.. Herkes adaletsizlikten yakınıyor... Ama, hiç isyan yok!.. Bunu nasıl sağlıyorsun?"
İspanyol diktatör şu cevabı vermiş:


"Bunu 3 F ile sağlıyorum... Yani Franko, Futbol ve Fiesta ile... Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum!"

Diktatör Franko’nun "yüz binlik beşik" olarak nitelendirdiği yerler, "stadyum"lardı.


Yani uyanık olarak da, neyin ne olduğunu bilerek de bu güzellikleri yaşamak çok mu zor. Şimdi kaynayıp gitmeden araya gündem mündem bu keyfin tadını da çıkaralım bi güzel.
Ben Almanya maçında Taksim deyim yine. Beyoğlu ekibimle sezonun son Beyoğlu buluşması olacak. Sonraki buluşma Orduda İnşallah. Ben Beyoğlu sezonunu Nalan(Desertwind) gelince kapatıcam. Sonra taaaa Ekime kadar vedalaşacağım Beyoğlu ile. Tatiller , Ramazan, bayram derken ekimi bulur artık.


Maç nedeniyle yazılan bu hafta sonu yazısı burada sona ermiştiiir. Herkese iyi pazarlar olsun ...

20 Haziran 2008 Cuma

bizden, sıcaktan , havadan sudan yani

Başım ağrıyor diyerek başlasam yazıma çok mu ayıp olur. Dün geceden beri ağrımakta, hatta mengeneker de sıkılmakta . E bu kadar sılılırken ne kadar can sıkıcı soru varsa , kafa içinde o da akıp gitse.

E kafam ağrıyodu ağrıyodu bi de üstüne ev de düşmek neydi yarabbi. Dün evcek evdeydik. Hava çok sıcak herkes evde olsun dedim. Evdeler ya güzel mönüler hazırlıyorum. Gamsecan ders çalışıyo, Naziş bilgisayar da, kocamda o da da yokluğumdan istifade garip bi belgesel izliyo. Geçen gün yeni bir sos tarifi almıştım kızarmış patates üstüne dökülen. Onu denedim. Patatesler kızardı, sos hazır. Karpuz buz gibi soğumuş. Köfteler kızarmış. Tam masa hazır diye bağıracakken , onun yerine ayyyyy diye bağırıp bir parende atıp düştüm. Düşerken de kolumun yan tarafını kapının metal kısmına sürtünerek aşağı indim. İl görüntü korkunçtu deri tamamen sıyrılmış, kolum omzum kıpkırmızı. Kırıldı sandık resmen. Neyse ucuz atlattım. Kaza geliyorum demiyor arkadaşlar , direk geliyo.

Tabii bu ufak kazanın ardından ben yemekten kalkıp gidip yatağıma uzandım. Çünkü yatak odası hariç her yer işgal altında. Tv izleyeyim bari dedim. Neler var diyerek gezinirken bir de baktım tanıdık bir yüz. Ama nereden. Arabesk bir şarkı söylüyor, güzel de söylüyor ha. Sonra anladım ki, eski iş yerim de ki ütücümüz. Modelleri hep ona veridim ütülemesi için. O yüzden çok iyi tanıyorum.Geceleri düğün salonlarında şarkı söylediğini anlatırdı bana. Şu izdivaç programlarından birine çıkmış. Evlenmek istiyor. Evlenmek istiyor.Kaldım orada. Esmer sarışın farketmez, çocuklu çocuksuz farketmez, yaş önemli değil diyor. Kulaklarıma inanamadım. Evliydi, ayrılmış, bir kızı varmış. Annesindeymiş. Bana karısının resmini göstermişti, - bak lale abla , benim manita demişti. Manita deyince sevgili sanmıştım hatta. Öyle üsüzüldüm ki , belki de ondan başım o kadar ağrıdı. Yani evlenmek istemesine , oraya çıkmasına değil, farketmez farketmez deyişine.


Libya sıcakları yaşıyormuşuz İstanbul da. Yav İstanbul dışında yaşayanlara soruyorum. Sizin sıcaklarında , yok Libya sıcağı, yok Mısır sıcağı gibi isimleri var mı. Yoksa bildiğin sıcak mı, kendine özgü yani . Sabah kalkınca bu gün hava çok sıcak dersiniz mesela onun gibi. Dün benim kuzen - lale yarın Libya sıcağı var , dışarı çıkmayalım dedi de. Anladık Libya üzeri gelen bir sıcak hava dalgasıdır da...Deyin ki , yarın Libya üzerinden gelen , bir sıcak hava dalgası var. İyiki Kaddafi sıcağı demedik.

Bu yazı burada bitsin, çünkü nerede başladı nerede bitecek artık ben de bilemiyorum çünkü.